Aklım beş karış havadaydı. Arabada oturmuş, cama vuran güneş ışıklarını izliyordum. Dışarıda her şey bulanıktı; tıpkı kafamın içi gibi. Osman bir şeyler söylüyordu sanki ama… Duymazlıktan gelmek mi, gerçekten duymamak mı… bilemedim. Sanırım ikisi de. Görele merkezin cıvıltısı geride kalıp köy yoluna saptığımızda birden içimde bir hareket oldu. Başımı çevirip Yağız’a baktım. “Yurda gitmiyor muyuz?” diye sordum, hafif bir telaşla. Direksiyondaki elleri gevşekti, sesi rahat: “Annemlere uğrarız dedim.” Bir şey oldu. İçim bir garip oldu. O telaşlı kalp çırpınışıyla birlikte tatlı bir sevinç yayıldı içime. Ama… o da ne? Osman: > “Bak hâlâ hoşuna gidiyor annesine gidiyoruz deyince. Yok ‘ben bir şey hissetmiyorum’, yok ‘platonikmiş’… Hayret!” Yutkundum. Sonra biraz tedirgin ama cesur gö

