Otobüs 06.45’te kalktı. Ben bir koltukta, yanımda mavi poşetim, içimde Osman, üstümde "I’m not a morning person" tişörtü, sabah ayazı kadar ruhumda bir kırıklıkla oturuyordum. Osman tabii hemen başladı: > “Gelin olarak İstanbul’a dönüyorsun. Poşetle. Bu başarı mı, dram mı, hâlâ karar veremedim.” Ben içimden cevapladım: “Sen bana hiç destek olmuyorsun. Hiç. Bir kez ‘aferin’ de, ne kaybedersin?” > “Ben gerçekçiyim Doğa. Senin yaşadığın romantik komedi değil, lojistik kabus.” Otobüsün radyosundan türkü çalmaya başladı: “Gelin olmuş gidiyorsun ben daha bekâr…” Osman: > “Spotify bile seni terk etmiş. Algoritma bile ağlıyor.” Camdan dışarı baktım. Emine Teyze’nin el sallayan silueti hâlâ gözümdeydi. Sanki beni İstanbul’a değil, zorunlu staja gönderiyordu. Bir ara gözlerim ka

