Bahçede yalnız kalmıştım. Bir sandalye kadar yalnız… Rüzgâr bir anda şiddetlendi sanki. Masadaki boş bardak devrildi, ama ben kımıldamadım. Sanki içimde de bir şey devrilmişti ve onu doğrultacak gücü bulamıyordum. Sesler uzaktan gelmeye başladı. Uğultulu, bulanık... Her şey bulanıktı artık. Yağız Hoca'nın arkasına bile bakmadan gitmesi, içimdeki çocuğun elinden oyuncağını alır gibi olmuştu. Küçük bir utanç, büyük bir hayal kırıklığıydı bu. Ve sonra… Sanki karanlığın içinden biri yürüyerek geldi. Görmedim, ama hissettim. İçimde bir kapı gıcırdayarak aralandı. “Bitirdin mi?” dedi Osman. O ses... O alaycı, zeki, ama bir o kadar da keskin ses. Geri gelmişti. “Bitirdin mi bu gözyaşı tiyatrosunu?” diye yineledi, hafif bir tıslamayla. Başımı kaldırmadım. “Gittin,” dedim sadece. “Beni yaln

