bc

Mahkum Kevok (Töre)

book_age18+
1.8K
TAKİP ET
19.6K
OKU
revenge
contract marriage
family
HE
love after marriage
fated
forced
opposites attract
friends to lovers
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
serious
kicking
bold
campus
small town
secrets
addiction
seductive
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Benim adım Kevok. Kevok Seyhanlı. Ama bana Kevok demezler. Kevi derler. Daha narin diye. İsmimi babaannem koymuş. Kendisi bir güvercine benzediği için. Yani kaderi. Nasıl ki güvercinler, yuvasından uçurup, ip bağlamış gibi geriye dönüyorlarsa babaannem de öyleymiş. Çok zulüm çektiği bu yerde evden çıksa da her seferinde geri dönmüş. Kaçtığı bile belli olmamış. Tabii bunları çocukluğumda sadece bana anlatırdı. Benim ismimi Kevok koyarak kendi kaderini hatırlıyordu. Ama bilemezdi ki koyduğu bu isimle, ben de aynı kadere teslim olacaktım.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Kevok
“Benim adım Kevok, ama herkes bana Kevi der. Orta boylu, ince yapılı biriyim. Yüzümde en çok elmacık kemiklerim ve hafif kalkık burnum dikkat çeker; babaannem hep ‘senin yüz hatların, dağ rüzgarlarında şekillenmiş gibi’ der. Tenim buğday rengidir, güneş vurduğunda altın gibi parlar. Saçlarım uzun, siyah ve dalgalıdır; genelde serbest bırakırım, ama bazen babaannemin işlediği renkli bir bantla toplarım. Gözlerim koyu kahverengidir, derinliği olduğunu söylerler. Kaşlarım kalın ama doğal, dudaklarım ise hafif pembe. Gülümsediğimde insanlara sıcak bir his verdiğimi hissederim. Giydiğim kıyafetlerde genelde canlı renkler seçerim. Kırmızı, yeşil ya da altın sarısı… Üzerinde babaannemin elleriyle işlediği desenler olur. Renklerin ve desenlerin benim hikayemi anlattığını düşünüyorum. Ellerim ince ama çalışkan; toprakla, hayatla çok barışığım. Bana bakanlar dış görünüşümü fark eder belki, ama asıl önemli olan gözlerimdeki içtenlik ve yürüyüşümdeki kararlılıktır. Çünkü ben Kevok’um, yani bir güvercin. Özgür, güçlü ve her zaman yuvasını taşıyan bir ruhum.” Babaanne Ben Asiye, Seyhanlı Aşireti’nin görmüş geçirmiş kadını, Mirza’nın annesi.. Kaç yıl geçti bu topraklarda, kim bilir. Ömrüm uzun, acılarım büyük.. Ama şu yaşımda söyleyebilirim ki, torunum Kevok, Rabbim’in bize bir hediyesi. Bir yandan onu yetiştirirken bir yandan Zarife kızımın yokluğunu unutmamaya çalıştım. Zarife, Mirza’nın gözbebeğiydi. Gelinim değil, öz evladım gibi severdim. Ama işte.. Kevok’u doğururken onu toprağa verdik. O gitti, geriye bu narin, ceylan gözlü yavru kaldı. Kevok’a “kevi” deriz biz; beyaz bir güvercin gibi diye. Güzelliği dillere destan. Annesinden yadigar yüz hatlarıyla, o uzun siyah saçları, parlak gözleriyle görenin dönüp bir daha baktığı bir kız oldu. Ama güzellikten öte, Kevok’un bir de bambaşka bir yanı var: Akıl küpü o. Çalışkan, azimli, söz dinleyen bir çocuktu hep. Daha küçücükken sorular sorardı bana, “Babam niye hep üzgün? Annem beni duyuyor mudur?” diye. O zaman anladım ki, bu çocuk sıradan bir çocuk değil. Kevok’u büyütmek kolay olmadı elbet. Mirza, Zarife’yi kaybettikten sonra uzun süre toparlanamadı. O yüzden Kevok’a ben sahip çıktım. “Bu kız benim elimden su içecek, benim yanımda büyüyecek,” dedim. Mirza’nın gözleri doldu ama bir şey demedi. Sağ olsun, bana hiç karışmadı Kevok konusunda. Ne dediysem yaptı. “Kızlar okumaz,” diyenlere aldırmadım. “Benim Kevok’um okuyacak. Onun aklı bir eve değil, bir dünyaya yetecek!” dedim hep. Kevok’un bir de abisi var, Rêvan. İkisi kardeş olarak birbirine düşkündür, ama Rêvan biraz farklıdır. Sorumluluk omuzlarına çok erken yüklendi onun. Babası hastalanınca aşiretin işlerini devraldı, genç yaşta adam oldu. Serttir, ama kardeşi için yüreği pamuk gibidir. Kevok’un keman çalmasına bile gizlice sevinir, odanın bir köşesinden dinler. Kevok’u korumak için elinden geleni yapar. Ama işkolik oldu çocuk, kendine bir hayat kurmayı da unuttu. Kevok ise her yönüyle bambaşka. Keman çalmayı nasıl öğrendi biliyor musunuz? Televizyonda bir kadın gördü, keman çalıyordu. “Babaanne, ben de bunu öğrenmek istiyorum,” dedi. Kalbim eridi tabii. “Kevi’m ister de ben yapmaz mıyım?” dedim. Mirza’ya söyledim, kemanını aldık, ders aldırdık. Şimdi bir çalıyor, dinleyen büyüleniyor. Bir de güzel sesi var, şarkı da söylüyor. Ama o yine de psikoloji okumak istedi. İnsanların ruhunu anlamak istiyor benim kızım. Üniversite için uzağa gitmedi, Mardin’de okuyor. Ben de “Yanımda kal,” dedim. Hem babası da kıyamadı uzaklara göndermeye. Bir de bu eve yeni gelen Firuze var, Mirza’nın ikinci karısı. Kevok’un güzelliğini kıskanır, lafını esirgemez. Kevok’un anasına benzemesi de rahatsız eder onu. Ben bunu bilirim ama Kevok’a çaktırmam. “Sen güvercinim, kanatlarını kırdırma,” derim. Kevok da sessizce sabreder, o ağırbaşlılığıyla gözlerimi yaşartır. Kevok hem annesi Zarife’den hem de babası Mirza’dan gelen güçlü bir iradeye sahip. Ama unutmayın, onu bu hale getiren biraz da benim. Ben olmasam, bu kızın aklına duvar örerlerdi. Şimdi herkes ona hayran, kimse benim sözlerimi unutmuyor. Bir gün Kevi’m daha büyük işlere imza atacak, biliyorum. O hem bu konağın güvercini hem de Seyhanlı’nın gururu. Ah benim Rêvan’ım.. Kevok’un abisi, Mirza’nın oğlu. Güçlü, yakışıklı, ağırbaşlı.. Seyhanlı Aşireti’nin kanından, canından biri. Rêvan, babasına çekmiş derler. Haklılar. O kara kaş, kara göz, keskin bakışlar, uzun boy, geniş omuzlar.. Babasına ne kadar benzese de onun bir gölgesi değil, kendi yolunu çizebilecek kadar da karakterlidir. Ben torunlarımı severim ama Rêvan’ın yeri başka. Çünkü o bu konağın direği, Kevok’un koruyucu meleği. Rêvan, küçük yaşlardan beri hep ağırbaşlıydı. Diğer çocuklar oyun oynarken o hep bir kenarda durur, düşünürdü. Babasına hayrandı. Mirza’nın ağalığını, duruşunu, sözünün ağırlığını örnek alırdı. Onunla birlikte tarlalara gider, işçileri izler, insan yönetmeyi öğrenirdi. “Baba, nasıl bu kadar sabırlı olabiliyorsun?” diye sormuştu bir gün. Mirza da ona, “Sabır insanın içindeki en büyük güçtür, oğlum. Ama unutma, sabır da zamanında kullanılmalı. Gerektiğinde kükremesini bileceksin,” demişti. İşte o gün Rêvan, sabrı ve gücü öğrenmeye başladı. Babasına benzediği gibi fiziksel olarak da adeta Mirza’nın gençlik hali gibi. Uzun boylu, kara yağız, sert bakışlı. O bakışlar var ya, insanın yüreğini titretiyor. Ama bu sert görüntüsünün altında ince bir yürek var. Özellikle Kevok’a karşı. Kevok’un bir isteği olsun, Rêvan onu yapana kadar rahat etmez. Ama göstermez, sessizce halleder. Bir keresinde Kevok’un kemanı kırılmıştı, söylemeye korkmuştu. Rêvan sabahın köründe kalkıp yenisini alıp geldi, “Bir şey mi olmuş, anlamadım,” dedi. İşte böyle bir abidir o. Ama çalışkanlıkta Rêvan gibisi yok. Mirza hastalanıp kanserle boğuşmaya başladığında, Rêvan daha lisedeydi. Üniversite hayali vardı, okumak istiyordu. Ama babasının sağlığı bozulunca tüm hayallerini bir kenara koyup aşiretin işlerinin başına geçti. Genç yaşında koca bir aşireti omuzladı. Şirketlerin yönetimi, köylerin işleri, araziler… Hepsini idare etti. Çocuk denecek yaşta adam oldu. Mirza, oğlunun bu duruşuyla gurur duyardı. “Rêvan benim yerime geçer,” derdi. Ama ne yazık ki, bu sorumluluk Rêvan’ı yalnızlaştırdı. İşkolik oldu, kendine bir hayat kurmayı unuttu. Rêvan’ın bu yalnızlığı, bazen içimi yakar. Ona, “Oğlum, senin de bir yuvan olsun, çocukların olsun,” derim. Ama başını kaldırıp da işten kendine bakmaya vakit bulamaz. “Babaanne, benim yuvam burası. Bu aileyi ayakta tutmam lazım,” der. İşte, bu ağır yükü taşırken bile dimdik durması, onun babasına ne kadar benzediğini gösterir. Mirza gibi ağırdır, sessizdir, ama bir sözüyle taşları yerinden oynatır. Mirza demişken.. Ah Mirza, benim oğlum.. Bu konağın ağası. Ben o adama canımı verdim ama babasına katlanamazdım. Allah var, kocamdan çekmediğim kalmadı. Soğuk, ilgisiz, dik kafalı bir adamdı. Bana ne sevgisini gösterdi ne de saygısını. Neyse ki Mirza’yı büyüttüm de onun gölgesinden kurtuldum. Kocam öldüğünde içimden bir oh çektim, Allah günah yazmasın. Mirza, onun tam tersiydi. Ailesine bağlı, adil, merhametli bir adam oldu. Zarife’ye nasıl âşıktı bir bilseniz.. Onun ölümünden sonra uzun süre toparlanamadı, içine kapandı. Kevok’u gördükçe Zarife’yi hatırlardı, gözleri dolar ama Kevok’a hiç kıyamazdı. Mirza’nın ağırbaşlılığı, sözünün eri olması, bu konağın temellerini sağlamlaştırdı. Şimdi tüm aşiret ona saygı duyar. Benim oğlumdur, Allah’ı var, gurur duyarım onunla. Ama kadın kısmını anlamakta hep zorlandı. Zarife’den sonra bir daha evlenmedi uzun süre. Ta ki kanser atlattıktan sonra Firuze’yle evlenene kadar. Firuze’yi de zar zor ikna ettim. Mirza’nın yalnızlığı beni kahrediyordu. Firuze güçlü bir kadın, evet, ama serttir. Kevok’la araları hiçbir zaman iyi olmadı. Mirza, Kevok’a düşkün olduğu için, Firuze hep içten içe kıskanır. Şimdi bu konağın direği hem Mirza hem de Rêvan. Kevok ise bizim güvercinimiz. Firuze’nin sertliği bir yana, biz bu aileyi bir arada tutmak için ne gerekiyorsa yaparız. Çünkü Seyhanlı, sadece bir aşiret değil, bir ailedir. Bu aileyi kimseye ezdirmemek benim görevim. Mirza’nın da, Rêvan’ın da, Kevok’un da arkasında dağ gibi dururum. Allah’tan başka kimseden korkum yok!

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
68.7K
bc

HÜKÜM

read
226.7K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
533.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.8K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
48.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
27.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook