Gölgelerin ArdındaGüncellenme zamanı Aug 23, 2025, 12:29
Birce’nin Son Sabahı
Bugüne her şey o kadar normaldi ki…
İstanbul sabahın ilk ışıklarıyla uyanırken, mutlu bir günde uyanmanın huzurunu içimde hissediyordum. Alpay’la birlikte, hayatımızın en güzel sabahlarından birine uyanmıştık. Evimizde İlkay ve Sonay’ın neşeli kahkahaları yankılanıyordu. Küçük kızlarımız… Yaşları bir buçuk olmuştu ve her geçen gün büyüyorlardı. Onların her anı, hayatımıza anlam katıyor, günümüzü güzelleştiriyordu.
Alpay, sabah kahvaltısını hazırlarken ben, çocuklarımıza gözyaşları içinde gülümseyerek bakıyordum. İlkay ve Sonay, birbirlerinden ayıramadığımız, birbirlerine o kadar benzer ki, ikisini bir arada görmek bile bir mucize gibiydi. Yüzleri, her bakışları, gülüşleri, hepsi aynıydı. İki farklı ruh, bir bedende gibiydiler.
Bugün de normal bir gündü. Alpay’la birlikte, üniformalarımızı giyip kendimizi dışarıya attık. Küçük kızlarımızı bakıcıya bırakıp, Taksim’e gitmek üzere yola çıktık. İkimizin de günü yoğundu, ama yine de birlikte nöbet tutacağımız mutlu bir gündü. Birbirimize bakıp, “Bugün de başka bir gün,” dedik. Huzur doluydu her şey. Henüz bilmiyorduk, hayatımızın en değerli anını yaşıyoruz. Birbirimize dokunmak, son bir öpücük, her şeyin ardında kalan bu sevgiyi ne kadar hissediyorduk… Ama bir an sonrasını bilmeden geçiyorduk.
Taksim’e doğru yol alırken, İstanbul’un gürültüsü içinde, Alpay ile her şeyin yolunda olduğunu düşünüyordum. Kızlarımız büyüyordu, geleceğe dair umutlarımız vardı. Alpay, hayatı ne kadar sevdiğini her an bana hissettiriyordu. Hayatımızda hiçbir şey eksik değildi.
Ama sonra o an geldi. O an, tüm hayatımızın değiştiği an.
Patlama… Her şeyin bir anda çöktüğü, dünyanın başımıza yıkıldığı o an…
Birce olarak, her şeyin ne kadar hızlı olduğunu anlatmak zor. İlk patlamada, Alpay'ın elini sıkıca tuttum. O an, bir şeylerin yanlış olduğunu anlamıştım. Ama nasıl olduğunu, nedenini, geleceğimizi anlamadım. O sırada gözlerimi kapattım, her şey kararmıştı ama içimde, kafamın içinde tek bir şey vardı: İlkay ve Sonay... Ne olursa olsun, onları düşündüm. Onlar için yaşadım, hep bir arada olmalıyız diye düşündüm.
İkiz kızlarım, bu hayatın bana verdiği en güzel hediye… Ama onlara yetememek… O düşünce yüreğimi sarmıştı. Kızlarım, belki farkında değillerdi, ama o an, onlara elveda ediyordum. O kadar çok şey birikti ki içimde, bir anda hepsi yıkıldı. Hala onların gülüşünü, küçük ellerini hatırlıyorum. Ve son bir kez, onları düşündüm.
O an, her şey kaybolmuşken bile, gözlerimdeki sevgi ve bağlılık onları çağırıyordu. Düşüncelerim, onlara dair her şeydeydi.
Ve sonra karanlık…
Ama bir yandan da içimde bir umut vardı. İlkay ve Sonay’ın geleceği, hayatları… Belki de bizden bir şeyler alacaklardı. Birbirlerini, birbirimizin izlerini, gözlerini bulacaklardı. Çünkü onlar çok yakındılar. Birlikte büyüyeceklerdi.
İstanbul’un karmaşasında bir başka sonla başlamıştı hayatım. Benim öyküm burada bitmişti, ama kızlarımın yolculuğu henüz yeni başlıyordu.