Hikayesi Sese
author-avatar

Sese

HAKKINDAquote
Amatörce yazıyorum
bc
Bir Adanalı Hikayesi
Güncellenme zamanı Apr 11, 2025, 09:13
Kolunda kocaman çantayla girdi içeri. Karanlık bar onun girişiyle aydınlanmıştı sanki. Yüzüne dünyanın en güzel gülümsemesini oturtmuş, bulunduğum masaya doğru yaklaşıyordu. Beklediğimiz arkadaşlardan biri olsun diye içimden bildiğim bütün duaları okudum. Diyeceksiniz ki şimdi o içkili ağızla bir barda dua edersen hem çarpılırsın hem de o dua tersine tutar. Yok yok efendim, emin olun ki şuan önümde bir meyve suyu var ve söylenen tüm şarkılar benim duama eşlik eden ilahiler gibi geliyor kulağıma. Bu bilmediğim şehirde, bu bilmediğim barda ve yarısını tanımadığım insanlar arasında onun ruhunu kalu beladan beri tanıyorum. O güzelim dalgalı saçlarını savurarak o inci gülümsemesiyle yaklaşıp masaya tanıdığı bir iki kişiye selam verip oturuyor yanıma. O zaman hissediyorum, kalu beladan beri yanımda ve ayrılmadı. Beni bu şehre bu bara getiren şey aslında onun ruhu. Ben bunları ışık hızında mı düşündüm yoksa saatlerce aynı düşünceye mi hapsoldum bilmem. Yanımda o koca çantasından makinesini çıkarmasıyla kendime geldim. Çektiklerini inceliyordu. Gözleri gözlerim olsaydı da keşke bende onun gözlerinden bakabilseydim çektiklerine. Bunca zaman benden uzakta, benden habersiz yaşadıklarını görebilseydim.Beni ne zaman fark edip gözlerini gözlerimde eritecekti bilmiyorum. Ama ruhum sesini duymak, sesinde eriyip yeniden doğmak istiyordu.Barda bir ses duymak ne kadar zordur bilir misiniz? Ama bu seslerin hepsi bana gürültü onun sesiyse dünyanın en güzel şarkısı gibi gelecekti eminim. Kulaklarım onun sesini su gibi içebilmek için can atıyordu. O güzelliğin beni göreceği yoktu. Beni görsün benimle ilgilensin hatta bundan sonraki hayatında sadece beni görsün istiyordum. Eğer bugün cesaretimi toplayıp bu afeti devrana bir şey sormazsam onunla konuşmak isteyen herkesle konuşacak, konuşmayıp bir tarafta beklersem de beni görmeyecekti. Benim de makinelere ilgim vardı. Buradan başlayabilirdim işte.- İnceleyebilir miyim? Bu kadar sade bir cümle beklemediğinizi biliyorum. Affedersiniz ama şurada âşık oldum, bir bardayız ve ben bir abaza gibi gözükmek istemiyorum.- Tabi ki de deyip uzattı fotoğraf makinesini. İlgilenir misiniz diye ekledi sonuna.Bu zamanda az kalmak istiyorum izninizle. O sesi dünyanın en güzel müziğiydi benim için. Sezen Aksu, Sıla, Gülşen falan halt etmiş yanında. Hayır ses yarışmasına katılsa onu seçmeyen jüriyi kurşunlarım. O derece güzel işte sesi.- Evet benim de bir makinem var ben de çekiyorum elimden geldiğince. Makro çalışıyorum daha çok dedim.İşte burada aşk var bence. Dışarıdaki insanlar ne konuştuğumuzu anlamazken bizim ikimizin anladığı bize özgü bir dil oluşturdum aramızda. Terimlerden ve hoşlandığımız şeylerden oluşan bir duvarla ayrılıyoruz diğerlerinden.Allahım yine gülümsüyor. Hayır hiç bir şey canımı almadı bu güne kadar bu gülüş canımı alacak. Daha kavuşamamış, daha içimdekileri ona aktarmamışken, daha ilişkimiz bile oluşmamışken. Oysa onun için yaşamalıyım.- Ben daha çok uzun pozlama çekiyorum diyor.Çektiklerini inceliyorum. Aynı ırmakta yıkandığımız o kadar belli ki. İkinci fotoğrafta bir semazen çıkıyor karşıma. İşte diyorum biliyordum. Biz bir elmanın iki yarısıyız. Ruh eşiyiz. Ve evet ruhlarımız tanışıyor evvelden. Kalu beladan beri diye tekrar ediyorum. Tabi siz şimdi diyeceksiniz ki Nazım bile demiş; Sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı?Hemen gelin güvey oldun. Kızı da sana âşık yaptın kalu bela diye diye. Bir bekleyin efendim. Bir izin verin bu aşk tek taraflı olamaz. Zira bende eli yüzü düzgün, yakışıklı bir beyim. Ve bu hikâye devam ederse –ki kalbim edeceğini söylüyor- sonunun iyi bittiğini göreceksiniz. - Sever misin semazenleri?- Çok severim.- Bende seviyorum diyorum.Senin sevdiğin bir şeyi sevmeme ihtimalim var mı sanki. Korkuyorum ağzımdan seni seviyorum cümlesi çıkacak diye.- Şimdi bu saatlerde burada gösterileri var diyerek bana bir broşür uzatıyor. İstersen izlemeye gidebiliriz.Seninle cehenneme bile gelirim, bırak cenneti. Ama bu bilmediğim şehirde bilmediğim barda bilmediğim bir yere gidecek olmak beni biraz ürkütüyor.Arkadaşlarıma beni bırakıp eve dönmemelerini, mutlaka beni beklemelerini birazdan geleceğimi, bir semazen gösterisine gideceğimi söylüyorum. Şaşırıyorlar. Çünkü bara eğlenmeye, canlı müzik dinlemeye geldik. Ve ben bu eğlenceyi bırakıp uhrevi bir ibadete sürüklüyorum kendimi.Çıkıyoruz. Yan yana o kalabalıkta birbirimizi kaybetmemek için aynı tempoda yürüyoruz. Gösteri başladı, gideceğimiz yeri bilmiyoruz. Kaybolabilir, gösteriyi izleyemeyebiliriz ama o güzellik benimle. Yıllardır yanımda yürüyor. Tamam tamam size göre abartmış olabilirim. Ama siz onu görseniz benim gözlerimden, hatta kendi gözlerinizden ne demek istediğimi anlarsınız. Biraz ilerleyince caddede gösteri merkezinin yerini soruyor. Bu delikanlılıkla ona adres sordurttuğum için bana kızmayın efendim. Bilmediğim şehirde yol bulamam ben. Bu yaşıma kadar âşık olduğum kızı bile yeni bulduysam lütfen bir adresi bulamadım diye gülme.
like
bc
Demirpençe
Güncellenme zamanı Sep 19, 2025, 13:59
Ben Elif Soykan. 27 yaşındayım. İnsanlar bana baktığında beyaz önlüğüm, boynumda sallanan stetoskop ve kendinden emin yürüyüşümle güçlü bir doktor görüyorlar. Ama kimse o gücün, yıllar önce yerle bir olmuş bir evin enkazından çıktığım gün başladığını bilmez. 23 Ekim 2011 ’di. Henüz 13 yaşındaydım. O gün, Van’ı yıkan o korkunç depremde ailemle birlikte evdeydim. Hatırladığım çok şey yok ama her defasında enkazın altından nasıl çıkarıldığımı anlatırlardı bana. Annem, babam, kim varsa hepsi o gün taşların altında kaldı. Geriye ben kaldım. Yetim, yapayalnız, sessiz bir çocuk… Hiçbir akrabam yoktu. Bir ninemin sesiyle uyanmak, bir dedemin dizine oturmak, ablamla kavga edip barışmak… Benim için hiçbiri olmadı. O gün sadece ailemi değil, tüm geçmişimi ve geleceğimi kaybetmiştim. Beni yetimhaneye verdiler. Orada büyüdüm. Kimseye bağlanmamayı, kimseyi beklememeyi, kimseyi kaybetmekten korkmamayı öğrendim. Ama kalbimde, hep annemin hayalini kurduğum bir çift kollar eksikti. O yüzden hep kendime söz verdim: Bir gün başka çocukların, başka insanların canını kurtaracak ve yalnız bırakmayacaktım. Okul benim sığınağım oldu. Sayfalar arasında kaybolmak, ders kitaplarının kokusunda huzur bulmak… Çünkü kimse o kitapların arasında ölmezdi, kimseyi kaybetmezdim. Lisede birincilikle mezun oldum. Üniversiteye burslu girdim. Gündüz derslere, akşamları part-time işlere koştum. Kimseye muhtaç olmadan ayakta kalmak zorundaydım. Sonra gönüllü doktorluk yaptığım kamplar geldi. Orada gördüğüm her yara, her kayıp, içimdeki eski acıyı hatırlattı ama aynı zamanda beni daha da kararlı yaptı. Çünkü kimse benim yaşadığım o korkunç yalnızlığı tatmamalıydı.
like
bc
Gölgelerin Ardında
Güncellenme zamanı Aug 23, 2025, 12:29
Birce’nin Son Sabahı Bugüne her şey o kadar normaldi ki… İstanbul sabahın ilk ışıklarıyla uyanırken, mutlu bir günde uyanmanın huzurunu içimde hissediyordum. Alpay’la birlikte, hayatımızın en güzel sabahlarından birine uyanmıştık. Evimizde İlkay ve Sonay’ın neşeli kahkahaları yankılanıyordu. Küçük kızlarımız… Yaşları bir buçuk olmuştu ve her geçen gün büyüyorlardı. Onların her anı, hayatımıza anlam katıyor, günümüzü güzelleştiriyordu. Alpay, sabah kahvaltısını hazırlarken ben, çocuklarımıza gözyaşları içinde gülümseyerek bakıyordum. İlkay ve Sonay, birbirlerinden ayıramadığımız, birbirlerine o kadar benzer ki, ikisini bir arada görmek bile bir mucize gibiydi. Yüzleri, her bakışları, gülüşleri, hepsi aynıydı. İki farklı ruh, bir bedende gibiydiler. Bugün de normal bir gündü. Alpay’la birlikte, üniformalarımızı giyip kendimizi dışarıya attık. Küçük kızlarımızı bakıcıya bırakıp, Taksim’e gitmek üzere yola çıktık. İkimizin de günü yoğundu, ama yine de birlikte nöbet tutacağımız mutlu bir gündü. Birbirimize bakıp, “Bugün de başka bir gün,” dedik. Huzur doluydu her şey. Henüz bilmiyorduk, hayatımızın en değerli anını yaşıyoruz. Birbirimize dokunmak, son bir öpücük, her şeyin ardında kalan bu sevgiyi ne kadar hissediyorduk… Ama bir an sonrasını bilmeden geçiyorduk. Taksim’e doğru yol alırken, İstanbul’un gürültüsü içinde, Alpay ile her şeyin yolunda olduğunu düşünüyordum. Kızlarımız büyüyordu, geleceğe dair umutlarımız vardı. Alpay, hayatı ne kadar sevdiğini her an bana hissettiriyordu. Hayatımızda hiçbir şey eksik değildi. Ama sonra o an geldi. O an, tüm hayatımızın değiştiği an. Patlama… Her şeyin bir anda çöktüğü, dünyanın başımıza yıkıldığı o an… Birce olarak, her şeyin ne kadar hızlı olduğunu anlatmak zor. İlk patlamada, Alpay'ın elini sıkıca tuttum. O an, bir şeylerin yanlış olduğunu anlamıştım. Ama nasıl olduğunu, nedenini, geleceğimizi anlamadım. O sırada gözlerimi kapattım, her şey kararmıştı ama içimde, kafamın içinde tek bir şey vardı: İlkay ve Sonay... Ne olursa olsun, onları düşündüm. Onlar için yaşadım, hep bir arada olmalıyız diye düşündüm. İkiz kızlarım, bu hayatın bana verdiği en güzel hediye… Ama onlara yetememek… O düşünce yüreğimi sarmıştı. Kızlarım, belki farkında değillerdi, ama o an, onlara elveda ediyordum. O kadar çok şey birikti ki içimde, bir anda hepsi yıkıldı. Hala onların gülüşünü, küçük ellerini hatırlıyorum. Ve son bir kez, onları düşündüm. O an, her şey kaybolmuşken bile, gözlerimdeki sevgi ve bağlılık onları çağırıyordu. Düşüncelerim, onlara dair her şeydeydi. Ve sonra karanlık… Ama bir yandan da içimde bir umut vardı. İlkay ve Sonay’ın geleceği, hayatları… Belki de bizden bir şeyler alacaklardı. Birbirlerini, birbirimizin izlerini, gözlerini bulacaklardı. Çünkü onlar çok yakındılar. Birlikte büyüyeceklerdi. İstanbul’un karmaşasında bir başka sonla başlamıştı hayatım. Benim öyküm burada bitmişti, ama kızlarımın yolculuğu henüz yeni başlıyordu.
like
bc
Mahkum Kevok (Töre)
Güncellenme zamanı May 31, 2025, 13:35
Benim adım Kevok. Kevok Seyhanlı. Ama bana Kevok demezler. Kevi derler. Daha narin diye. İsmimi babaannem koymuş. Kendisi bir güvercine benzediği için. Yani kaderi. Nasıl ki güvercinler, yuvasından uçurup, ip bağlamış gibi geriye dönüyorlarsa babaannem de öyleymiş. Çok zulüm çektiği bu yerde evden çıksa da her seferinde geri dönmüş. Kaçtığı bile belli olmamış. Tabii bunları çocukluğumda sadece bana anlatırdı. Benim ismimi Kevok koyarak kendi kaderini hatırlıyordu. Ama bilemezdi ki koyduğu bu isimle, ben de aynı kadere teslim olacaktım.
like
bc
Dağların Kurdu
Güncellenme zamanı Feb 26, 2025, 06:45
Dağların kurduydu o. Yüzü sert, yüreği yumuşak kurdu. Dağlar sertleştirmişti onu. Herkes ona dağların kurdu diyordu. Çok zor iniyordu dağlardan. Toprağa bağlı değildi. Bağlı olsa belki dağlara bu kadar çok çıkmazdı. Annesi ve babasıyla küçükken trafik kazası geçirmiş tek kurtulan o olmuştu. Asker amcası onu yurda göndermemiş yanına almıştı. Ama amcası çok sert askerdi. Yanında çıt çıkaramazdı. Lise zamanı gelince amcası onu askeri liseye yollamıştı. Sormamıştı bile ne olmak istersin diye. Sorsa belki avukat olmak isterim amca diyecekti.
like