Ronya daha bahçe kapısının önünde duran arabadan iner inmez yanına koşarak küçük kız kardeşi Gamze, yengesi Sevil ve iki afacan yeğeni olan Senan ve Senar geldiler. Önce Gamze kollarını açarak her konuda örnek aldığı, hayran olduğu ablasına sımsıkı sarıldı. Sonra yengesi ve yeğenleri sarıldılar en son ise yanlarına koşarak gelen en küçük kardeşi Onur ablasına sarıldı. Ortada tek kişi yoktu, büyük kız kardeşi Didem. Evde olmadığını sanan Ronya ailesiyle, dışarıdan oldukça güzel görünen koyu gri tonlarındaki dubleks evinden içeri girdi.
En son üç yıl önce yine kısa bir süreliğine gelmişti evine, gözleri salonu tararken bir an aklına annesi geldi. O kör sancı yine kalbinin orta yerine saplandı, kanattı... Dışarıdan görünüşü güçlü olan Ronya, içindeki boynu bükük öksüz küçük kızı yine büyük bir ustalıkla sakladı. O küçük Ronya hiç büyümemiş yine bir hüzün seline kapılmış, hayatının eksikliğiyle yangın yerine dönen kalbini gizliyordu...
Üvey annesi olan Nurten, "Evine hoş geldin sefa getirdin, gönlüm şen yerine döndü sayende kurban olduğum." deyip, Ronya'nın elinden tutup yanına oturdu.
"Hoş buldum Daye(anne) Nurten, sizleri ne çok özlemişim...bir daha böyle uzun süreli ayrılmayacağım sizden." Diyen Ronya, ailesini de kendini de bu hasrete sürüklediği için üzgündü ama yapacak bir şey de yoktu. Evde huzursuzluk çıkmasındansa uzak kalmak daha mantıklıydı.
"Tabi ya böyle çok özlettirme kendini kuzum. Hiç düşünmez misin benim Dayem hasretime nasıl dayanır, ne kadar gözyaşı döker? Sen benim ilk göz ağrım, güzel gözlü ışığımsın. İsmin gibi hem yüreğimi hem etrafımı aydınlattın keçamın (kızım)."
Daye Nurten'in sözleri üzerine Ronya, "Ben senin o gül yüzündeki gülümsemen olmak isterim Daye. Ağlatmayı hiç mi hiç istemem bilirsin. Söz veriyorum bir daha böyle olmayacak gula dılemın."(kalbimin çiçeği) dediğinde, Daye Nurten'in yüzünde içten bir tebessüm oluştu. Ronya onun için öz evlattan farksızdı, daha dört yaşındayken annesiz kalan bu kıza elinden geldiğince annelik yapmış, yapıyordu da... kendi öz çocuklarından bile daha üstün tutardı Ronya'yı, onun içindeki o yangın yerini ne yaparsa yapsın söndüremezse de en azından daha da yanmaması için tüm katıksız sevgisini veriyordu ona.
Ronya'nın yanına oturan kardeşleri ona sorular soruyorlar, yeğenleri ise halamın kucağında ben oturacağım kavgası yapıyordular. Karşısında oturan babasına kaydı bakışları, yüzündeki samimi tebessümle kızıyla yanındakilere bakıyordu. Ronya'yla göz göze geldiklerinde ise, babasının gözlerine buram buram acı kokan o nem oturdu. Babasının onun gözlerine her baktığında, neden içinden sessiz bir keder fırtınası koptuğunu biliyordu. Çünkü, rahmetli annesine çok benziyordu Ronya. Abilerine karşın o, göz renginden saç rengine kadar tıpkı annesiydi. Babasının kalbindeki kabristanda yatan annesi...
Aram abisi ve yengesi Sevil de salona geçince öncelikle halalarına yaptıkları işkenceye son verdirip, çocuklarını aldılar. "Eee xuşkamın (kız kardeş) , ne var ne yok İstanbul'da?"
"Ne olsun abi, kalabalık... O kalabalığın içinde kendimizi bulmaya çalışıyoruz işte. Bu arada Selim abimin de Emel yengemin de hepinize çok selamları var."
Ortamda herkesin ağzından "Aleykümselam" çıkarken, Aram ağa "Ronyam yengenle valizini odana koyduk, her ne kadar dolaba yerleştirmek istese de izin vermedim yengene. Sen bildiğin gibi yaparsın delalamın."diyen ağabeyine, "Sağ olun ağabey, ben elbiselerimi yemekten sonra yerleştiririm. Burada durumlar nasıl herkesin sağlığı sıhhati yerinde mi?" diye sordu.
"Bildiğin gibi işte... şimdilik herkes iyi çok şükür." Ağabeyinin neyi kastettiğini anlamıştı elbette Ronya. Aşiret büyüklerinin muhatap oldukları olayları da insanları da az çok biliyordu.
"Allah cümlemizin iyiliğini, sağlığını daim etsin inşallah."diyen Ronya'ya herkes katılarak "Amin" dedi.
Gamze ablasına hayranlıkla bakarken, "Abla seneye eğitimin bitiyor, artık burada mı kalacaksın?" diye sorduğunda, Ronya gözlerini kısarak önce babasına sonra da abisine bakarak düşüncelerini dile getirdi.
"Burada doktorluk yapmayı her şeyden çok isterim ama şartlar buna uygun değil Gamzeciğim. Ne babamlar zor duruma düşsün ne de ben zor duruma düşeyim istemiyorum. Kim bilir belki ilerde şartlar değişir ve temelli burada yaşarım."
Ronya'nın düşünceleri çok açık olmasa da salondaki herkes anlamıştı anlayacağını. İlerde evlenirsem belki o zaman buraya gelirim demek istemişti. Bu duruma en çok üzülen şüphesiz Gamze olmuştu, bu kadar güzel ve başarılı olan ablasından kimseye bahsedemiyor, üstüne bir de abla hasreti çekiyordu. Oysa ne çok isterdi ki göğsünü gere gere herkese 'Benim doktor ablam var.' Demeyi ama diyemiyordu işte, ablasının arkasından atıp tutan salak arkadaşlarına bile söyleyemiyordu!
Salonda üç yılın acısını çıkarmak istercesine dönen koyu sohbet, evin çalışanı Filiz tarafından kesildi.
"Kemal ağabey sofra hazır."
Kemal ağa anladım dercesine başını salladı sonra güzeller güzeli kızına bakıp, "Hadi bakalım herkes sofraya, Ronyam özlemiştir memleketinin yemeklerini."deyip, ayağa kalktı ardından tüm ev halkı da ayaklanıp sofraya gittiler.
Sofraya bakan Ronya, babasının az önce söylediklerine hak verdi. Burnuna gelen nefis kokular ve gözlerinden hayali kalpler fışkırırcasına baktığı yemekler midesindeki açlık zillerini çaldırtmıştı. Sandalyeyi çekip oturduğu an, Daye Nurten hemen yanında bitti ve tabağına her yemekten doldurmaya başladı.
"Daye Nurten ne yaptın? Ben bu kadar yemeği nasıl yiyeceğim?"
"Yersin keçamın yersin. Baksana çok zayıflamışsın. Biraz ye de canın kanın yerine gelsin . Hem bak en sevdiğin yemeği de ayrı bir tabakta bıraktım , çok seversin Keledoşu sen. Sırf senin için sabah kalkıp tandırı yaktım, sana yaptım. " dediğinde, Ronya boğazına kadar sevgiyle dolduğunu hissetti. Bu kadını gerçekten çok seviyordu. Katıksız, karşılıklı bir sevgiydi onlardaki...
Gülümseyerek kaşığını alan Ronya, öncelikle Keledoştan yemeğe başladı. Tadı o kadar güzeldi ki... bazı yemekler vardır onu sadece birinin elinden yemek istersiniz , kaç kişi yaparsa yapsın kimsenin yaptığından o tadı alamazsınız. İşte Ronya için de keledoş Daye Nurten'in elinden yiyince bu kadar eşsiz, güzel bir yemek oluyordu. Tabağını yarılamıştı ki birden merdivenlerden salına salına inen kız kardeşini gördü.
"Herkese afiyet olsun. Ronya sen de hoş geldin." Lakayt bir şekilde sarf ettiği sözlerden sonra yine ortada hiç anormal bir durum yokmuş gibi sofradaki yerine oturan Didem'e, herkes ters ters bakarken babası, " Ablan iki saat oldu geleli Didem!" dedi. Ardından Daye Nurten, "Dua et sofradayız! Seninle konuşacağız Didem." İmalı aynı zamanda da sinirlilik kokan sözlere daha fazla dayanamayan Ronya,"Hoş buldum Didem."deyip, Didem'in gözlerinden akan nefret iliklerine kadar işlese de sözlerine devam etti.
"Ben buraya huzurunuzu bozmaya gelmedim. Lütfen kimse bir şey söylemesin ." gözlerini herkesin üzerinde gezdirerek onay bekledi. Özellikle Aram abisii, yumruk yaptığı eliyle zar zor kendini zapt ediyor gibiydi. Gözlerindeki ricayı kabul edercesine başıyla onayladı, aynı şekilde geriye kalanlarda onaylayınca rahatladı Ronya. Didem her zaman böyleydi, Ronya'yı sevmiyordu bunu bilmemek zaten aptallık olurdu. Her zaman ablasını kıskanır ve bunu da ayrımcılık olarak adlandırırdı. Babası onun da okumasını, meslek sahibi olmasını istemişti ama Didem liseyi bile zar zor bitirmişti. Sürekli eve getirdiği zayıf notlar, üstüne bir de diline doladığı evlilikle Ronya'ya her yönden zıttı. Tabi soran olursa babasının Ronya'yı kayırdığını, sadece onu okuttuğunu, kendisini üniversiteye göndermek istemediğini söylerdi. Maalesef ablasına beslediği nefret zamanla kine dönüşmüş hatta yalanlar, iftiralara kadar varmıştı.
Sessiz geçen yemek faslından sonra Ronya, dinleneceğini söyleyerek odasına çıktı. Kapısını açtığı odasına girer girmez öncelikle etrafa göz gezdirdi. Her şey üç yıl önce bıraktığı gibiydi, krem tonlarındaki yatağı, dolabı, hatta yarısı kullanılmış tuval kağıtları bile masasının üstündeki yerindeydi. Gözüne valizi çarpınca aşırı yorgun olmasına rağmen önce içindekileri boşaltıp, yerleştirdi. Sonra aklına buradaki en yakın arkadaşı Elif geldi, her gelişinde illa gizli de olsa görüşürlerdi. Telefonunu eline alarak arkadaşını aradı, az sonra çalmaya başladı. Nefes nefese telefonu açan Elif, "Ronya? Nasılsın canım?" dediğinde, Ronya gülerek "iyiyim canım sen nasılsın? Fizanda mıydı telefonun Elif, nefes nefese kalmışsın ?" diye sordu kıkırdayarak.
"Geç sen dalganı geç Ronya! İki çocukla tuvalete bile gidemiyorum haberin var mı senin hanım efendi? Ah, tabii ki yok. Nerden olsun değil mi? Her neyse iyiyim bende ya da iyi olmaya bile fırsatım yok. Hep koşuşturmaca hep bir şeyleri yetiştirme çabası işte."dediğinde, Ronya hem gülümsüyor hem de yine kendisinin evlenmemesine laf atan arkadaşına söylenmeye başladı.
"Senin için üzüldüm tatlım ama yeğenlerim de çok tatlılar ya onlar için değer tüm yorgunluklara. Bir de bana attığın taşı da görmedim zannetme canım. Kaç kere diyeceğim daha Elif, benim aklımda şu an evlilik falan yok. Neyse, sana bir şey diyecektim de, şimdi desem mi demesem mi bilemedim bak." Muzipçe söylediklerine karşılık Elif cırlayarak "Ronya dua et uzaksın yoksa küçükken beni sinirlendirdiğinde yaptığım gibi senin o saçlarını yolar, sonra da diyeceğin şeyi zorla öğrenirdim ." kahkaha atan Ronya, "O zaman söyle bakalım Elifciğim, ne zaman saçlarımı yolmak istersin ? Yarın müsait olur musun mesela?" dediğinde, Elif şaşkınlıkla "Kız sen yoksa Van'da mısın?" diye sordu. Kahkahalarına ara veren Ronya, "Evet canım sırf saçlarımı yol diye bak taa İstanbullardan buralara kadar geldim. Şaka bir yana üç saat oldu geleli, bir hafta kadar buradayım ve seni, yeğenlerimi görmeden de gitmek istemiyorum.
"Vay vay vay, Ronya Hanım'a da bakın hele! Nihayet memleketinin yolunu bulmuş da gelmiş. Gerçi ben bu sitemlerimi hep yapıyorum değil mi? O zaman hoş geldin canım yarın annemlere gideceğim oraya gelsen olur mu? Yine sizinkilerden gizli mi geleceksin?
"Ah, evet canım öncelikle şu sitemlerinden tıkandım artık ve evet gizli geleceğim. Bizimkilerin sizinkilere karşı tutumu belli biliyorsun."
"Bilmem mi canım bilmem mi!" diyen Elif, "Yarın iki de bizimkilerde görüşürüz o zaman Ronya, Ela'yı emzireceğim ağlıyor." Dediğinde, telefondan gelen ağlama seslerini duymamak zaten imkansızdı.
"Tamam canım emzir sen Ela'mı. Görüşürüz yarın."dedikten sonra telefonu kapattı.
***
Elif, Ronya'nın çocukluktan beri arkadaşıydı. Aileleri birbirlerini sevmeseler de bu iki ağa kızı herkese rağmen gizli saklı dostluklarını hep devam ettirdiler. Ronya liseyi İstanbul'da okuduğunda da, üniversiteye gittiğinde de bu aralarındaki bağı mesafeler bile koparamamıştı. Ronya ne zaman memlekete gelse, arkadaşını görmeden gitmiyordu. Elif, zaten liseyi bitirir bitirmez evlenmiş, eşinin ona aldığı telefon sayesinde Ronya'yla sık sık konuşur olmuştu. Şimdi Elif'in bir oğlu bir de kızı vardı ve mutlu evliliğine dayanarak arkadaşının da evlenmesini, mutlu bir yuva kurmasını her seferinde dile getiriyordu. Tabi bu söylediklerini ciddiye alan bir Ronya yoktu karşısında ...
Arkadaşıyla konuştuktan sonra pijamalarını giyen Ronya, bedenini saatlerdir özlem duyduğu uykuya teslim etmişti .
*
Yavuz'dan;
Hava alanından doğruca şirkete giden Yavuz, elindeki projeleri kardeşi Ali'ye teslim etmiş ve sonra da biraz iş güç sohbeti etmişlerdi. Ali, abisinin sıkıntılı olduğunu görünce, "Abi, şimdi işi bir kenara bırakalım da senin canın mı sıkkın? Yoksa bana mı öyle geldi?" diye sordu.
Derin bir nefes alan Yavuz, "Biraz sinirlerim bozuk be Ali, biliyorsun annemle babam takmışlar başımı bağlamaya! Sırf bu yüzden beni buraya çağırıp duruyorlar! Anlamıyorlar! Evlenmek istemiyorum, istemiyorum işte! " dedi sinirle.
Abisinin bu tavrı karşısında ne diyeceğini bilemeyen Ali, şimdi gerçeği söylerse ortalığın anası ağlayacaktı. Bu yüzden de annesinin, teyzelerinin kızı olan Berfin'i istemeye gideceklerinden bahsetmedi.
"Evlilik kötü bir şey değil ki abi, neden bu kadar katısın bu konuda anlamış değilim doğrusu." Ali'nin sözleri üzerine Yavuz, "Kötü bir şeydir demiyorum ki bıremın (kardeşim). Ben sadece sevdiğim biriyle evlenip mutlu olmak istiyorum, annemin seçtiği biri ya da babamın onay verdiği biriyle değil!" dedi yine aynı sinirlilikle.
"Bu konuda haklısın abi, sevince evlilik çok güzel. Bunu yaşayan biri olarak söylüyorum."dedikten sonra odaya çöken sükunet, iş konuşmaya başlamalarıyla son buldu.
Aradan geçen zamanda şirketin genel durumu, yeni yapılacak sitelerin projeleri derken akşam olmuş iki kardeş eve doğru yola çıkmışlardı.
Eve geldiklerinde Yavuz anne ve babasının elini öpmüş, kız kardeşleri ve erkek kardeşleriyle hal hatır aşamasına geçmiş az sonra da sofrada oturmuş yemeğe başlamışlardı.
"Eee Yavuz, İstanbul'da işler nasıl?" diye soran Ahmet Ağa aslında oğlunu konuşturmaya çalışıyordu.
"İyi baba."
Oğlunun konuşmak istemediğini bilse de yine de üstelemek isteyen Ahmet ağa, "Oğlum biz buraya seni hayırlı bir iş için çağırdık." Deyip, karısının gözlerine bakarak devam etti konuşmasına ," Sana teyzenin kızı Berfin'i isteyeceğiz." Dediğinde, ayağa fırlayan Yavuz, sesine yansıyan öfkesiyle konuşmaya başladı.
"Berfin mi? Annemin gözdesi o mu? Keşke bana zahmet edip bilgi de vermeseydin baba zaten kararı vermişsiniz siz! Ama bilmediğin bir şey var, ben onunla asla ev-len-mem! Daha doğrusu sizin bulduğunuz, istemediğim, sevmediğim hiç kimseyle evlenmem! "sinirden eli ayağı titreyen Yavuz daha ağır konuşmamak için kapıya doğru yürüdü.
"Sen bize karşı gelemezsin oğlum! Berfin benim gelinim olacak o kadar!" diyen Daye Fadime'ye, gözlerinden ateş çıkararak bakan Yavuz, "İstemiyorum! Senin yeğenini sevmiyorum! İstemiyorum. Bu konu burada kapandı! Bir daha da beni evlendirmek için sakın ama sakın buraya çağırmayın! Kalbinizi zorla kırdırtmayın bana !" dedikten sonra, babasının kızgın bakışlarına aldırmadan dışarı çıktı.
Genç kız dün en son ikindi de uyumuş, şimdi de sabahın yedisinde uyanmıştı. Uykuya hasret, yorgun bedeni iyice dinlenmişti. Dolabının kapağını açan Ronya, mavi kot pantolonunu ve beyaz kısa kollu tişörtünü üstüne de uzun mavi hırkasını çıkarak üstünü değiştirdi. Burada çoğu özellikle ileri yaşlardaki kadınlar tesettürlü olsa da lise, üniversite çağındaki kızların çoğu kendisi gibi açık saçlı ve istedikleri gibi giyiniyorlardı. Yani göze batacak değil tam aksine gayet normal bir giyimi vardı şu an.. Dalgalı uzun kumral saçlarını açık bırakan Ronya, zümrüt yeşili gözlerini ön plana çıkaran hafif bir göz makyajı yaptıktan sonra dudaklarına vişneli dudak balmını sürüp aşağıya indi.
Salona geldiğinde herkes oradaydı ve tuhaf bir hayranlıkla genç kızı süzüyorlardı. Utanan Ronya, başını eğip "Günaydınlar" dedi.
"Günaydın ışığım."diyen babası bir yandan hayranlıkla kızına bakarken bir yandan da biri görüp aşık olacak diye içi içini yiyordu.
"Günaydın xuşkamın (kız kardeş). Sakın bu halinle dışarı çıkayım deme valla seninle evlenmek isteyenler kapımızda kuyruk olur." Diyen abisine diyecek bir şey bulamayan Ronya, susmayı tercih etse de ev halkı onu utandırma konusunda anlaşmış gibiydi. Daye Nurten,"Günaydın aydınlığımız, içeri bir girdin ışığın hemen yayıldı her yerde. Pek güzelsin be kuzum, maşallah." Dediğinde Ronya artık son raddeye geldi ve " Allah aşkına beni utandırmayın artık . Sağ olun ama sabah sabah domates gibi kızardım." Dediğinde , sırada övgüler yağdıracak Sevil yengesi, Gamze ve Onur sustular. Aslında iltifatlar giyimi için değildi ki zaten öyle bir kıyafet giymemişti de.. herkes onun duru güzelliğine ithafen kurmuştu o cümleleri..
Kahvaltıdan sonra işe giden babası ve abisinden sonra Ronya, Daye Nurten'in yanına gidip Elif'le görüşeceğini anlattı ama tek bir ayrıntıyı atlayarak, o da babasının evinde değil de kendi evinde görüşeceklerini söyledi. Büyük ısrarlar sonucu izni kapan Ronya, Daye Nurten'e sımsıkı sarıldı. Koşarak merdivenleri çıkınca, yanından geçen Didem'e yanlışlıkla çarptı.
"Yavaş be yavaş! Kör müsün ne çarpıyorsun bana!" diyen Didem'e, "Doğru konuş! Seni görmedim, çarptım. Fırsat versen özür dileyecektim." Dedi.
"Özür mözür istemez! Önüne bak yeter! Bir de başımıza doktor kesiliyor ya! daha yolda yürümeyi bilmiyor!" yakalamışken laf sokup duran Didem'e yaklaşıp,"Bana bak Didem! Ben senin ablanım, ablan olarak görmesen bile öyleyim. Benimle konuşurken ses tonuna da kelimelerine de dikkat et. Sırf huzursuzluk çıkmasın diye bir şey demiyorum ama beni zorlama anladın mı zor-la-ma!" kız kardeşinin kulağına tıslayarak sarf ettiği sözlerden sonra odasına geçen Ronya, çantasını ve telefonunu alıp çıktı evden.
Dışarı çıkınca az da olsa siniri yatışan Ronya, hemen birkaç sokak ötedeki Elif'in babasının evine doğru gidince telefonunu çıkararak arkadaşını aradı.
"Alo, geldin mi Ronya?"
"Geldim Elif, kapıdayım." Dediğinde açılan bahçe kapısıyla karşısında Elif'i buldu. Ellerinde açık duran telefonlarını unutup, birbirlerine sarıldılar. Hal hatır faslı eşliğinde bahçe kapısından içeri geçtiklerinde, ellerindeki telefonlara bakıp kahkaha attılar.
"Aslında o kadar talihsiz bir gün ki Ronya ama merak etme ben her şeyi ayarladım."
"Hayırdır Elif? Ne oldu?"
"Annemin işleri işte! Bir ara anlatırım ama şuan ev misafir dolu. Bu yüzden de hem seninle rahat rahat sohbet edeceğimiz bir yer buldum hem de o insanları görmeyeceğiz."
Karşısındaki eve bakan Ronya, bu küçük saray yavrusuna hayranlıkla baktı. iki katlı, bej rengindeki bu ev özel bir projeyle yapılmış gibiydi. Bu güzel dubleksin az ilerisinde ise iki daireden oluşan iki katlı bir ev daha vardı.
"Sizin şu ev bizimkine benziyor Elif yani bizimki de iki kat dubleks yine, ama bahçedeki ev tek katlı yani Aram abimin evi .. sizinki daha farklı daha gösterişli." Diyen Ronya'ya gülümseyen Elif,"Eee, özel yapıldı bu ev, o kadar da olsun."dedi.
Konuşa konuşa gelmişlerdi iki katlı evin önüne, Elif üst kattaki dairenin kapısını açıp arkadaşını içeri buyur etti. Tekrar sarılıp, hal hatır sorduktan sonra ikisi de birbirlerini ne kadar çok özlediklerini dile getirdiler. Az sonra Elif, kızını ve oğlunu aşağıdan getirmişti. Oğlu Cem yedi yaşında, kızı Ela ise henüz dokuz aylıktı. Ronya yeğenlerini öpüp, özlem gidermeye başladı.
Cem ortalığı kurcalamaya başlayınca Elif, "Ronya, burası abimin dairesi. O, İstanbul'da diye buraya geçelim dedim. Şimdi Cem burayı mahvetmeden çıkarayım da sonra abim kızmasın .Hem bize de çay falan getiririm. Ela sana emanet , ben gelinceye kadar bakarsın değil mi?." Diye sordu.
"Bakmaz mıyım ya bakmaz mıyım bu cimcimeye Elif. Sen işine bak biz teyze -yeğen oynarız." Dediğinde, Elif gülümseyerek oğlunun elinden tutup çıktı dışarı.
Genç adam sabah İstanbul'a dönmeyi düşünse de babasının yoğun ısrarından dolayı bir gün daha Van'da kalmayı kabul etti. Öğlene kadar kardeşi Ali'yle işlerle uğraşan Yavuz, öğlen yemeğinde arkadaşlarıyla görüşmüştü. Saat iki buçuk gibi eve gidip biraz dinlenmeyi düşünerek yola koyuldu.
Az sonra bahçe kapısından içeri giren Yavuz, bahçedeki kahyadan evlerinde bir çok kadın olduğunu duymuş buna anlam veremese de kimselere görünmeden doğruca kendi ve kardeşi Ali'nin dairelerinin olduğu iki katlı eve doğru yürüdü.
Üst kata çıkan Yavuz, tam dairesinin kapısını açacakken kapının zaten açık olduğunu hatta içeriden de bir kadın sesi geldiğini duydu. Çatık kaşları eşliğinde kapıyı açan Yavuz, salonundaki koltuğa arkası kapıya dönük oturmuş bir kız ve elinde de yeğeni Ela'yı görünce şaşkınlıkla öylece durdu. Kimdi bu kız? Salonunda ne işi vardı? Üstelik kızın nedense buralı da olmadığını düşündü. Merakla uzun kumral saçlı kıza bakmaya devam etti, az sonra naif ses tonu salona yayıldı.
"Anne bize mama mı getirecekmiş teyzeciğim? Ama hiçbir şey senin kadar tatlı olamaz ya. Seni mi ham yapsam ? ham, ham yapayım mı seni?" her ham dediğinde, Ela'nın karnını gıdıklayan bu kız, hem yeğenini hem de kendini eğlendiriyordu. Daha fazla dayanamayan Yavuz, yalandan öksürdü, işte tam da o an kız arkasını yavaş yavaş dönerek söylenmeye başladı.
"Demek anne de g-ge-gel...."
Ronya ve Yavuz birbirlerine şaşkınlıkla bakakaldılar.