2. BÖLÜM: Güven Bana!

1489 Kelimeler
Nazlı, bilmediği bir yerde, tanımadığı bir adamın onu Urfa'ya götürdüğü konakta bulunuyordu. Kimsesizlik duygusu hâlâ içini sarıyor ve içinde biriken korku, bu yabancı ortamda daha da büyüyordu. İçinde bulunduğu durum, onun hüzün dolu bir yalnızlığa gömülmesine sebep oluyordu. Konaktaki oda, tarihin izlerini taşıyan kalın taş duvarlarla çevriliydi. Odaya girdiğinde, ağır bir sessizlikle karşılaştı. Eski bir yatak, üzerine serilen yıpranmış bir örtü, az kullanılmış bir sehpa ve duvarda asılı duran solgun bir tablo... Her şey, geçmişin anılarını taşıyan bir sessizlikle doluydu. Oda, loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Kocaman pencerelerden sızan ışık, odanın içine sadece hafif bir yansıma sağlıyordu. Işık, duvarlarındaki taşların yüzeyini nazikçe okşuyor, onların derin çatlaklarını ve yıpranmışlıklarını vurguluyordu. Bu çatlaklar, sanki duvarlar da Nazlı gibi bir yalnızlığın izlerini taşıyordu. Odada hâlâ birkaç eşya duruyordu. Eski bir ahşap sandık, içinde saklı belki de hayat hikâyeleriyle dolu olan birçok hatıra saklıyordu. Pencerenin yanında küçük bir masa, üzerinde boş bir kâğıt ve kalemler duruyordu. Bu kalem ve kâğıt, belki de Nazlı'nın içindeki hüzünleri dökebileceği bir sığınak olabilirdi. Nazlı, odanın ortasına geçti ve etrafı dikkatlice gözlemledi. Duvarlardaki taşların soğukluğunu hissetti, sanki onlar da içindeki boşluğun dondurucu etkisini yansıtıyordu. Gözleri odanın köşelerinde gezindi. Görünen bir avizeye, parıldayan bir mumun ışığında hayat bulmuş gibiydi. Birden, gözleri karşı duvardaki aynaya takıldı. Kendi yansıması, hüzünlü gözlerinde bir anlık titreme yarattı. Ayna, ona gerçeklikle yüzleşme fırsatı sunuyordu. Orada duran genç kız, kimlik arayışında kaybolmuş, kırılgan bir ruhun yansımasıydı. Odanın içindeki sessizliği kendi hüznüyle doldurdu. Odanın her köşesindeki derinlik, onun içindeki umutsuzluğu yansıtıyordu. Duvarlar, hüzün dolu bir tarih anlatıyordu. Nazlı, bu odada kendini kaybetmiş gibi hissetti, ama aynı zamanda bu duvarlar arasında kendi içsel yolculuğuna başlamıştı. Odada hüznünü yansıtan anlamlı bir sessizlikle beklerken kapı yavaşça açıldı. İçeriye Kenan girdi. “Merhaba.” Tek kelime etmeden genç adamı çekinerek izlemeye başladı. Kenan, fiziksel görünümüyle etkileyici bir izlenim bırakıyordu insanların üzerinde. Yaklaşık olarak bir doksan beş boyunda bir adamdı. Uzun boylu ve kıvrak bir yapısı vardı. Kaslı kolları ve güçlü omuzları, onun gücünü ve kararlılığını yansıtıyordu. Buğday teni, odanın loş ışığı altında hafifçe parlıyordu. Kahverengi saçları düzgünce taranmıştı ve hafif bir dalgalanma ile omuzlarına kadar uzanıyordu. Gözleri, derin kahverengi bir göl gibi parlıyordu. İçinde neşe taşıyan bu gözler, aynı zamanda hüzün izlerini de taşıyordu. Gözlerindeki bu karışık duygu, Nazlı'nın ona olan ilk izlenimini derinleştiriyordu. “Alışabildin mi odaya? Annemin odasıydı, bundan sonra senin.” Ona doğru bir adım atan genç adamdan uzaklaşmak adına geriye çekildi. hâlâ sessizce yüzünü izleyip onu anlamaya çalışıyordu. Kenan'ın yüzünde, yaşanmışlıkları ve deneyimleri yansıtan çizgiler belirmişti. Bu çizgiler, onun hayatının getirdiği zorlukları ve acıları anlatıyordu. Yüzünde bariz bir güçlülük vardı, ancak aynı zamanda içinde gizlenen hassasiyet de sezilebiliyordu. “Oturalım mı Nazlı, konuşacaklarımız var.” Oturmak istemese de mecbur kabul edip yatağa oturdu. Sandığın yanında duran sandalyeyi alan genç adam karşısına koyup oturdu. “Benden korktuğunu görebiliyorum. Korkmakta haklısın da, beni tanımıyorsun, nasıl bir adam olduğumu bilmiyorsun, kuşkuların var-” “Neden buradayım?” Çenesini hafifçe kaldırdı genç adam. “Yetimhaneye yardım yapmak için geldiğimde seni sürekli görüyordum. Bundan önce müdire hanım senin gidecek bir yerinin bana olmadığını söylediğinde isterse onun için kalacak ve çalışacak bir yer ayarlayabilirim demiştim. O zaman on sekiz yaşındaydın ve biraz ürkektin. Yirmi yaşına kadar orada kalmanı istediğini söylediğinde benim için sorun olmadığını söyledim. Bir ara ailevi sıkıntılarım oldu, bu sürede yetimhaneye gelemedim. Müdire hanım değişmiş bu yüzden benim sana yardım etmeyeceğimi düşündüğü için yeni müdire hanıma benden bahsetmemiş.” Bahsetse bile o kadın söylemiştir. Onun ne kadar kötü olduğunu Nazlı çok iyi biliyordu. “Sana iş ve kalacak yer bulduğumu yeni müdire hanıma söylediğimde anladığım kadarıyla sana söylememiş. Niyetim seninle bunları en başında konuşmaktı ama şartlar istediğimiz gibi gitmedi Nazlı. İstanbul’un sokakları senin için tehlikeli. Burada rahat edeceksin, huzurla yaşayacaksın inan bana. Bize ait bir sürü restoranlar var istersen bu restoranlarda çalışabilirsin de.” Derin nefes aldı Nazlı. “Sadece iş konusunda bana yardımcı olabilirdiniz, beni neden evinize getirdiniz?” “Başka yerde bırakmak istemedim seni.” “Neden?” “İstemedim Nazlı, burada güvendesin. Lütfen korkma, benden ya da başka birinden zarar görmeyeceksin. Yeni hayatına burada devam edeceksin.” “Öylece kabul etmemi beklemeniz doğru değil.” “Evet değil ama senin de bir anda kestirip atman doğru değil. Seni yalnız başına bıraktığımda neler yaşayacağın hakkında tahminin var mı? Dışarıda çok kötü insanlar var, erkekleri yalnız gördüklerinde zarar veriyorlar, kadınlara neler yapıyorlardır tahmin etmelisin. Korkma, burada çalışıp yeni bir hayatın olacak. Bana güven.” Gidecek bir yeri yoktu, çalışacak bir yeri yoktu, kalacak evi yoktu. Kenan’ın dediği gibi dışarıda kötü insanlar vardı. Peki, o burada yapabilir miydi? “Teklifinizi düşüneceğim.” Varla yok arası dudakları iki yana kıvrılan genç adam, “Umarım doğru karar verirsin,” dedi. “Şimdi seni yalnız bırakacağım, uyu dinlen.” Kenan, Nazlı'ya zarar vermeyeceğini söyledikten sonra Nazlı'nın odada yalnız kalmasıyla birlikte sessizlik tekrar odanın içine yerleşti. Nazlı, odanın ortasında durdu ve düşüncelere daldı. Kafasında binlerce soru dönüp duruyordu. Kenan'ın söyledikleri, hayatının bundan sonra nasıl şekilleneceği konusunda umut ışığı olabilir miydi? Dışarıdan gelen rüzgârın hafif bir esintisi yüzüne değdiğinde, Nazlı aniden bir hareketlilik hissetti. Eski duvarlar, sanki ona bir yol göstermek istiyormuş gibi bir his uyandırdı. O anda, Nazlı içindeki gücü hissetti. Belki de bu odadan çıkıp yeni bir hayata adım atmanın zamanı gelmişti. Bir işi olursa düzenli para kazanır, kendi evi olurdu. Yetimhaneden ayrıldığında kendine iş ve ev bulacaktı. Bu şimdi olmuş gibiydi. Hem müdire Hanım ondan birkaç kez ona bahsetmişti. Fazlasıyla yardım sever, kızların kişisel ihtiyaçlarına kadar her şeyi karşılıyor demişti zamanında. Kötü bir insan olsaydı müdire hanım onu yetimhaneye sokmazdı. Odadaki eşyalara baktı. Belki de geçmişini geride bırakmanın ve yeni bir başlangıca adım atmanın tam zamanıydı. Kenan'ın sözleri, onun içinde yeni bir umut alevi yakmıştı. Hayatının bundan sonra daha iyi olabileceğini düşünmek, ona cesaret veriyordu. Odanın penceresine doğru yürüdü ve dışarıyı gözlemeye başladı. Urfa'nın sokakları, bir bilinmezlikle dolu olsa da, ona aynı zamanda keşfetmek için bir fırsat sunuyordu. Belki de bu şehir, ona yeni insanlar, yeni deneyimler ve en önemlisi bir aile sunabilirdi. Nazlı içinden bir karar aldı. Artık korkularına boyun eğmeyecekti. Yeni bir sayfa açma vakti gelmişti. Gözleri, odanın içindeki yalnızlık izlerini geride bırakarak geleceğe doğru bakıyordu. Kenan'ın söyledikleri onun için bir umut ışığı olmuştu ve şimdi bu umudu büyütmek ve hayatını yeniden inşa etmek için harekete geçme vakti gelmişti. Odadan çıkıp kendi kaderini şekillendireceği bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Belki de hayatı bundan sonra gerçekten daha iyi olabilirdi. Cesareti ve içindeki umutla odanın kapısına doğru adımlarını attı. Odadan çıkma kararı aldığında, alt kattan bir tartışma sesi duyuldu. Merakla eğildi ve seslerin geldiği yöne doğru dinlemeye başladı. Gidecek o kız bu konaktan, yakında evleneceksin sen hiç mi sözlünü düşünmüyorsun? Ben kimseyle sözlü değilim, kimseye de evleneceğim diye söz verdim! Töreyi bilmez gibi konuşma Kenan! Töreniz zerre umurumda değil benim. O kıza biriniz kötü söz söylerseniz bu konağı başınıza yıkarım bilin. Kenan'ın babaannesinin nazik olmayan sözlerinin ona yönelik olduğunu biliyordu. Yavaş adımlarla merdivenlerin başına doğru ilerlerken, tartışmanın yükselen tonları kulaklarında yankılanıyordu. Kalbi hızla atmaya başladı, çünkü bu evde istemediğini açıkça duyuyordu. Yabancı bir yerde olduğunu ve istenmediği bir yerde durmak istemediğini elbette ki biliyordu. Az önce umutla yeşeren içi tekrar karanlığa dönüştüğünde gözleri doldu. Herkes haddini bilecek! “Tıpkı baban gibisin. Başkasıyla evliyken gitti başka kadından seni yaptı. Asi, başına buyrukluğunuz başıma bela benim.” “Babamın ne yaptığı umurumda değil, anneme sakın laf söyleme neler olacağını biliyorsun.” Avluda tartışma sürerken, Nazlı sessizce pencereden sıyrılıp aşağıya doğru inmeye başladı. Tepelerdeki ağaçları ve uzakta parlayan ışıkları gözlemledi. Kalbindeki umut, ona cesaret veriyordu. Kimseye gözükmeden gizlice özgürlüğünü yakalamak için konaktan kaçmayı başarmak istiyordu. Dikkatli adımlarla avluya indi ve hızla gözden kaybolmak için uygun bir anı kolladı. Tartışmanın yüksek sesleri arasında bir an yakaladığında, sessizce avludan uzaklaşmaya başladı. Gecenin karanlığında, kaçışının izlerini geride bırakarak özgürlüğünü aramaya adım attı. Kimseye gözükmeden ve kimsenin dikkatini çekmeden, kendi kaderini belirlemek için bilinmeyen bir geleceğe doğru adımlarını attı. Saatler sonra Kenan, odaya girdiğinde Nazlı'yı odada görmeyince banyonun önüne gitti. “Nazlı, banyoda mısın?” içeriden cevap gelmeyince kapıya vurdu ama yine ses gelmeyince kaşlarını çatıp kapıyı açtı. Bomboştu içerisi. Gözleri öfke ve endişeyle parladı, yüzündeki kaslar gerildi ve sinirli bir şekilde çıldırdı. Hızla odanın etrafında döndü, gözleriyle her köşeyi taradı, ancak Nazlı'nın izine rastlayamadı. Ayakta uyuyan adamlarına sert bir şekilde bağırdı. Sesindeki öfke ve korku, odanın içinde yankılandı. "Onu hemen bulun! Hemen!" diye emretti. Kenan'ın sesi, konaktaki insanların kalbinde bir ürperti yarattı. Konakta bulunan insanlar şaşkın ve korku dolu gözlerle Kenan'a baktılar. Kenan, onlara doğru yaklaştı ve titreyen sesiyle bağırdı, "Dua edin bir şey olmasın! Ayakta uyuduğunuz için hepinizi bu topraklara gömeceğim onu hemen bulun! Kenan'ın öfkesi ve korkusu derinden hissediliyordu. Yüzündeki çizgiler daha da derinleşti, gözleri kızgın bir ateş gibi parladı. Bu adamın içinde yanan bir öfke ve korku fırtınası vardı. Nazlı'nın başına bir şey gelmesini istemediğini açıkça hissettiriyordu. Odada bulunanlar, Kenan'ın bu öfkesini ve korkusunu sessizce hissediyorlardı. Onun içindeki çılgın bir gücü ve koruma içgüdüsünü gözlemlemek onları tedirgin etti. Kenan, hızla konaktan ayrıldı, geride bıraktığı insanlar korku içinde kalmış bir şekilde kendi başlarına kalırken. Hayatında ilk kez bir kadına yüreği ısınmıştı. Ne olursa olsun onu kaybetmek istemiyordu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE