Hüküm giymiş sevda...
Geçmiş...
"Dilaaa..!"
Dağlara çarpıp mağaralarda yankılanan sesle korkuyla gümbürdeyen kalbime elimi koyup olduğum yerde durdum ve arkama baktım. Gözlerimden süzülen yaşlar bilinmezliğe duyduğum korkudandı...Sahi...Ne olacaktı bana..? Sevdanın dilsiz bırakıldığı, aşıkların aşkını kefen diye boynuna doladığı bu topraklarda ayak izlerim benim gibilerin ayak izlerine karışıyordu...Önümde öldürücü güzelliğiyle bana kollarını açmış bir uçurum vardı...Arkamdaysa celladım...Ağabeyim...
Ayaklarıma dolanıp beni yolumdan eden eteklerimi toplayıp sabah ayazının kemiğe işlenen acısıyla titreyetek kayalıklardan hızla çıkmaya devam ettim. Bu yolun sonu benim için artık belliydi. Ölümüm sevdiğime asla pişman olmayacağım, biricik yavrumun, Zilan'ımın kurtuluşuydu...Yüreğimdeki korku canımı titretsede sahip olduğum tek şeyi ellerimle ona vereceğim...
"Dur..!Kaçacak yerin kalmadı..!"
Nefes nefese önümdeki uçuruma bakıyordum...Bir adım...Tek bir adım beni ölümün kucağına bırakabilirdi. Titreyen dudaklarıma dişlerimi sertçe bastırıp yaşların oluk oluk aktığı gözlerimi üzerine güneşin kızıllığı bulaşmış Amed'de gezdirdim. Doğup büyüdüğüm bu toprakların kokusunu bile öyle özlemiştim ki...Mahir'e hep derdim ki 'Nerede ölürsem öleyim beni memleketime göm...'
Kaçıp gitmek verilen hükmü yıkamamış, geciktirmişti yalnızca...Ve kader o ki bana özlemiyle yanıp tutuştuğum topraklarımda can vermek nasip olmuştu...
Ellerim usulca kavradığı eteklerimi bırakmıştı...Olacağı kabullenmekti bu...Titreyen soluğumu bırakıp yavaşça arkamı döndüm. O an ayağımın çarptığı bir taş uçuruma doğru yuvarlanmıştı...Yüreğimde hissettiğim korku bu görüntüyle artsada öne doğru adım atmadım. Gözlerimin değdiği gözler ucu keskinleştirilmiş kör bir bıçak gibiydi...Fırsat kolluyordu göğsümü yarıp kalbimi yerinden sökmek için...Oysa çok değil, daha bir sene önce gözlerime sevgiyle bakardı...Hızlı alıp verdiği soluklarla şişip iniyordu göğsü...Elinde sımsıkı tuttuğu bir silah...Sanki zehirli bir sarmaşık gibi dolanmıştı ağabeyimin saçlarımı seven eline...Ne tuhaf...Ne acı...Sevginin izlerini nefret kirli bir beyaz gibi siliyordu...Silmişti...
Kıpkırmızı kesilmiş gözleriyle dişlerini sıkarak bakıyordu bana. Düşmanına bakar gibi...Anam hep derdi ki 'Kardeşler düşman olursa kıyamet kopar...'
Kopacak mıydı..?
Doğru ya...Her canın ruhu küçük bir kıyametle çıkar...Bu benim küçük kıyametim...
"Namusumuzu, şerefimizi iki paralık ettin..! Değdi mi lan ha.!? Değdi mi ananı atanı boynu bükük bırakmaya.!? "
Canım yerinden sökülüyordu sanki...Azrail kanadını üzerime mi tuttu..? Soluğum etrafı çivilerle kaplı bir sopanın etimi lime lime etmesi gibi canhıraş çıkıyordu...Ölüm...Sayılı nefeslerime dikmişti gözlerini...Bir bir sayıyordu...
"Niye konuşmuyorsun.!? Susma karşımda.!!"
Derince yutkunup yaşlı gözlerimle baktım ağabeyimin gözlerine...İçimde zerre bir nefret, kin yoktu...Bana yaptıkları çok canımı yakmıştı ama yine de hepsini çok özlemiştim...Bu yüzden arayıp da 'Dön gel...Affettik biz seni...' dediklerinde hiç sorgulamadan çıkıp gelmiştim. İçimden bir ses bağıra bağıra 'Gitme...' dese de bebeğimi kucağıma alıp Mahir'le çıkıp gelmiştim...Belki bebeğimi görürlerse affederler diye...Ama öyle olmamıştı... Önce bizi sevgiye boğmuş, sarıp sarmalamışlardı...Sonraysa ölümümüz planlanmıştı...Bunu anladığımda Mahir ile Zilan'ımı konaktan uzaklaştırmıştım...Ne olacaksa bana olmalıydı...
Soluğum beyaz bir dumanla çıkmıştı kuruyup çatlayan dudaklarımın arasından... Dudaklarımı ruhsuz bir tebessümle kıvırdım.
" Söyleyeceklerim olacakları değiştirebilecek mi Devran ağam..?"
Kaşları sanki mümkünmüş gibi daha da çatıldı. Elindeki silahı daha sıkı tutup yüzüme doğru tuttu.
"Hayır..! Anamın atamın başını yerden kaldırmak boynumun borcudur..! Ettiğin namusuzluğu tek bir kurşunla temizleyeceğim..!"
Hafifçe kaşlarımı kaldırdım. Dudaklarımdaki tebessüm ruhunu tamamen yitirmişti.
"Namusuzluk..?"
Sol gözümden süzülen yaş dudaklarımın üzerinde durmuştu. Tuzlu tadını alabiliyordum...O an aklıma tuzu ne kadar sevdiğim geldi. Dudaklarım gerçek bir tebessümle kıvrılmıştı bu anıyla.
"Seni tuz kadar seviyorum ağabey..."
Gözlerindeki öfke titredi. Dişlerini sıkıp silahı kavrayan elinin sarsılmasıyla diğer eliyle destekledi.
Hatırlamıştı...
" Yemeklerimi bol tuzlu yerim her zaman... Tuzsuz asla yemem... Tuzsuz yemeklerin tadı çok kötü ağabey...Tuz şahidim olsun...Ben seni çok sevdim...Sensiz geçen bir sene tuzsuz tatsızdı...Sırtımı dayadığım dev çınar ağacım yoktu...Ne güneşten korunabildim ne de rüzgardan...Çok ıslandım...Hasta oldum...Ağladım...Seni aradım...Ama boşuna...Yoktun...Ben gözlerindeki nefreti hak ettim de...Yüreğindekini hak etmedim be ağabey...Sevdanın adı namusuzluk olur mu hiç..? Ben namusumu kendim için ya da sizden korktuğum için korumadım ki hiç...Ben Rabb'imin huzuruna bir gün çıkacağımı bildiğim için korudum kendimi...Namusum Rabb'im şahit ki ak pak..."
Dilimi kuruyan dudaklarımın üzerinde gezdirip elimi boğucu bir hissin yayıldığı göğsüme bastırdım.
" Siz beni kesip atılması gereken bir kangren gibi evli bir adamın ikinci kadını olmaya zorladınız...Berat ağabeyim sevip kaçırdı 'seviyor ne yapalım...' deyip düğün dernek kurdunuz...Beni ise işlemediğim bir günahın bedeliyle damgaladınız..."
Titreyen dudaklarım yıkıyordu göz yaşlarım. Yere sağlam basmayan adımlarımı ona doğru atıp karşısında durdum.
" Benim sevdam niye kavuşmaya layık görülmedi..? Bana gözbebeğim deyip düşen kirpiğin kadar kıymet vermedin ağabey..! Beni niye göğsüne saklamadın.!? "
Gözlerini sımsıkı yumup burnundan sertçe soludu. Vicdanıyla çeliştiğini görebiliyordum. Ama titreyen ellerine rağmen hala bana doğru tutuyordu silahı.
" Ağabey...Yalandan da olsa 'Affettim...' dedin ya...Yüreğimi öyle bir sevinç kapladı ki...O an her şeyi göze alıp döndüm...Şimdi...Buradayız...Belkibu uçurum mezarım olacak...Belki titreyen elinde tuttuğun kör kurşun bedenimi parçalayıp ruhumu göğe savuracak...İnan...Ben buna çoktan hazırladım kendimi...Bakma can korkusuyla titrediğime...Ben aslında senin elinden can vermekten korkuyorum... Biliyorum çünkü...O silahta sana da bir ecel var...Bana kıyınca kendine de kıyacaksın..."
Gözlerini usulca aralayıp yavaş yavaş şeffaflaşan öfkenin altındaki özlem ve acıyla baktı gözlerime...
"Dila..."
Titreyen elindeki silah hızla yeri boylamıştı. Gözlerinden süzülen yaşlar titreyen çenesine ulaşmıştı.
"Dila'm...Bacım..."
"A...Ağabeyim..."
Üzerinde durduğum kayadan yere atlayıp kollarına doğru atılmıştım ki havayı şiddetle yırtan bir kurşun sesi duyuldu...
Göğsüme kuş gibi çarpan mermi soluğumu bir anda kesmiş sabırsız adımlarım öylece durmuştu...
"Dilaaaaa.!!"
İrice açılan gözlerimi dişlerimi sertçe birbirine bastırarak yavaşça göğsüme çevirdim. Üzerimdeki mavi elbise hızla yayılan uğursuz bir kırmızılığa bulanmıştı. Soluğumu bir anda bırakıp dizlerimin üzerine düşmüştüm ki boğazı yırtılırcasına bağıran ağabeyim kollarına aldı beni.
Soluklarım kısık bedenim buza batırılıp çıkarılıyormuş gibi soğuktu. Hissettiğim acı dilimi bağlamıştı. Çığlık çığlığa bağırmam istiyor ama yalnızca acı acı inleyebiliyordum. Üzerimde uçan bir güvercin vardı...Gözlerim tüm bu hissettiklerimi rağmen ona dikilmişti...
" Hayır..! Hayır bacım hayır..! Dila'm...Kapama sakın gözlerini gülüm...Laaaan..! Şerefsizler..! Kardeşime kıydınız laaan...!"
Ağabeyimin yürek burkan haykırışları kulağımdaydı. Hafifçe yutkunup uyuşmaya başlayan dudaklarımı zorlukla araladım. Gözlerim yaşların inci gibi parladığı gözlerindeydi...
"A-ağabey..."
"Ağabeyin kurban olsun..! Yalvarıyom sana Dila'm...Nolursun kapama gözlerini ağabeyim..! Kurtaracam seni...Bırakma kendini..!"
Elimi zorlukla kaldırıp göğsüme baskı yapan elini tuttum. Hafifçe yutkunup fısıldadım.
"Beni...Beni affettin mi ağabey..?"
Sözlerimle gözlerini acıyla yumup başımı göğsüne yasladı.
"Ben sana hiç küsmedim ki ağabeyim...Ben seni kaybettim, senden uzak kaldım diye öfkelendim...Ben sana kıyabilir miydim sanıyorsun.!? Dila..! Dila'm nolur beni böyle bir acıya mahkum etme...Uzakta ol ama nefes al gülüm...Yaşadığını bileyim..."
Gözlerimden süzülen yaşlar artık sıcak gelmeye başlamıştı. Ayaklarımdan başlayan ürpertici soğuk yavaş yavaş bedenime tırmanıyordu...
Ağabeyimin elini tutabildiğim kadar sıkı tutup yaşlı gözlerimle baktım yaşlı gözlerine.
" Sevmek bedel ödemekmiş ağabey...B-ben...B-ben...Bu kadar ağır olacağını bilemedim...Hıhğ-"
Yüzümü elleri arasına alıp " Şşş...Tamam...Tamam...Yorma kendini..." dedi. Ama konuşmam gerekiyordu...Son sözlerimdi çünkü bunlar...Hissedebiliyordum...
" Ağabey... Ağabey..."
Hıçkırıklarım nefes almamı zorlaştıyordu. Ama ruhumu teslim etmeden kalbimi dağlayan yavrumun hasretini dindiremesem de ondan bir söz almalıydım.
" Söyle Dila'm..."
" Yavrum...Zi-Zilan'ım..."
Elimi zorlukla kaldırıp boynuma götürdüm. Boynumdan hiç çıkarmadığım kolyemi çekip çıkardım. Kana bulanmıştı...
Zorlukla elimi ona doğru uzattım.
" B-bunu...Bunu kızıma...Ver...Hıhğğ...Onu...Onu çok sevdiğimi söyle ona...O...Okusun...Öğretmen olup...Kara kaşlı kara gözlü köy...Köy çocuklarına ışık götürsün...Onu...Onu önce Allah'a ...Sonra...Sana...Sana emanet ediyorum...Ağabey...O...On-u..."
Gözlerime bir perde çekiliyordu...Dünya seması üzerimden çekilen örtü gibi usulca kaybolurken üzerimde uçan beyaz güvercinin yavaşça şekil değiştirdiğini gördüm...Ömrümün her anı gözlerimin önünde süzülüyor bense öylece ölümü yaşıyordum...
"Elveda kızım...Seni seviyorum..."