Bölüm -1

1850 Kelimeler
Yıllar yıllar sonra... Gözümün değdiği dağlar, topraklar gökkubbenin altında hüzünlü duruyordu... Özenle dokunuyordu gözbebeklerim bu memleketin her karış toprağına. Çünkü hasretiyle cayır cayır yandığım annemin doğup büyüdüğü...Ve gömüldüğü yerdi burası...Sanki rüzgar bile annem kokuyordu. Gecelerce hayal ettiğim bir anı yavaş yavaş tüketiyordum... Buraya gelmek en büyük hayalimdi. Ama babam her buraya gelmeye kalktığımda beni bir şekilde engellemişti. Sonunda annemin hayalini gerçekleştirip öğretmen olduğumdaysa artık engel olamayacağını anlamış ve hiç istemese de buraya gelmeme izin vermişti. B u topraklardaki töreler ve gelenekler zamanla sertleşmiş ve kalıp tutmuş, öyle derdi babam. 'Aşk orada ölüm demek...Sevdiysen üzerine kefenini giyip dolaşacaksın canına yandığımın Amed'inde...' Annemle babam da aşklarının destanını yazmışları Amed'e... Babamdan her gece masal gibi dinlerdim destansı aşklarını... Annem başka bir adamla sözlüymüş. Babamla birbirlerini çocukluktan beri seviyorlarmış ama annemin ailesi babam yoksul diye kızlarını ona vermemişler... Türlü zorluklarla birbirlerini uzaktan sevmişler ta ki dedem annemi düşman aşirete berdel olarak verene kadar. Dayımın sevdasının bedelini anneme ödetmeye kalkmışlar. O vakit yıllardır ona 'kaçalım' diyen babamı reddeden annem kaçmayı kabul etmiş... Annemin düğününe bir gece kala, gecenin koynuna sığınıp el ele terk etmişler bu diyarı... O günden sonra annem bir sene boyunca ailesiyle görüşememiş...Sürekli şehir değiştirerek kaçmışlar haklarında verilen hükümden. Zaman her şeyin ilacı ya affetmişler bir senenin sonunda annemle babamı. Bende doğunca yürekleri soğumuş. Annem kucağında benimle taşına toprağına hasret kaldığı memleketine dönmüş... Ailesi onu affetse de bağlı olduğu aşiret ve evlenmekten kaçtığı adam hala peşlerindeymiş. Taş kesilmiş kalpleriyle zehirli bir plan yapıp annemi kör bir kurşunla vurmuşlar... Gözlerimden süzülen yaşları parmak uçlarımla silip dişlerimi alt dudağıma geçirdim. Yüreğimdeki anne hasretini dindirecek hiçbir şey bulamamıştım... Resimleri vardı evet ama anne sıcaklığını hissedemiyordum...Koklasam burnuma anne kokusu gelmiyordu... Ölünceye kadar annemin hasretiyle yanıp tutuşacağımı biliyordum...Yüreğimdeki boşluk hiç dolmayacak... Babam yıllardır özenle saklıyordu beni...Dediğine göre ilk başta adım yalnızca Zilan'mış...Annem koymuş bu ismi bana...Annemin ölümünün ardından hem soyadımı değiştirmiş hem de annemden sonra yüreğindeki yaraya az da olsa deva olduğum için adıma 'Deva' yı eklemiş... Hayatım sayfaları yırtılmış bir roman gibiydi...Tamamlayabildiğimi tamamlıyor ama o eksiklik hissini yok edemiyordum... Okulum bitmiş ve okul hayatımdaki başarıların da etkisiyle sınavdan yüksek bir puan alıp atanabilmiştim. Diyarbakır...Annem kokan şehir... Sanki ait olduğum topraklardaymışım gibi hissediyordum...Kalbim heyecanla atıyordu...Yarın ilk öğretmenlik deneyimimi yaşayacak olmamın da etkisi vardı ama daha çok annem heyecanlandırıyordu beni... Babamdan yalvar yakar öğrendiğim annemin mezarına gidecektim... Toprak da olsa...Annem diye seslenebilecektim... Elimdeki ipek mendille göz yaşlarımı silip geçtiğimiz dağlara, taşlara merakla baktım. Gözlerimde parlayan yaşlara tezat dudaklarımda hüzünlü bir tebessüm vardı. Başımı soğuk cama yaslayıp annemi hayal ederek izledim Amed'in her karış toprağını. "Noluyo la?" " Baran ağa bu...Durdur...Durdur..!" Duyduğum seslerle başımı camdan ayırıp etrafıma bakındım. Neler oluyordu? Herkes merakla camlardan dışarı bakıyordu. Hafifçe kaşlarımı çatıp başımı cama doğru çevirdim. " Selamın aleyküm ağam.Bir durum mu vardır? Bilirsin emrin başımız gözümüz üstünedir." " Ve aleyküm selam Şehmus. Sağol. Şu torbalar için arabada yer varmıdır?" Bulunduğum yerden olanları göremiyordum. Yalnızca lacivert takım elbiseli, uzun boylu bir adamı arka profilinden görebiliyordum. Dudak büküp çantama uzandım. Daha yolumuz vardı. Biraz kitap okusam iyi olacaktı. " Var ağam olmaz mı? Hemen yüklerik şimdi." " EyvALLAH." Başımı cama yasladığım elime dayayıp kitabımı okumaya başlamıştım ki bir gürültü koptu. " Laan Mısto, lan Mısto! Ne yaptın oğlum sen!?" " Şehmus ağabeyim kusura kalma, ayağım takıldı." " Kimin la bu valiz!?" " Bilmiyem ki." " Ula ögretmenin olmasın?" duyduklarımla gözlerimi irice açıp hızla kitabı çantama attım ve koşar adımlarla minibüsten indim. Valizin benim valizim olmaması için dua ettiğim sırada gördüklerimle öylece kalakaldım. " Hayır ya!" " Ögretmen ğanım kusura kalma Mustafa yanlışlıklan devirdi valizini." Hızla yere çöküp valizimi kenara çektim. Ağzı açılmış ve eşyalarım etrafa saçılmıştı. Öfkeyle kaşlarımı çatıp dudaklarımı aralamıştımki gözüme annemin fotoğrafı çarptı. Çerçeve paramparça olmuştu. Dolan gözlerimle elimdekileri yere atıp hızla fotoğrafı elime aldım. Üzerindeki camları temizlediğim sırada üzerime bir gölge düştü. " Ne oluyor burada!?" " Ağam, ögretmen ğanımın valizi düştü." Öfkeyle ayağa kalkıp dolu gözlerimi tam karşımdaki adama çevirdim. " Ne mi oluyor!? Sizin neidübelirsiz eşyalarınız yüzünden benim valizim bu halde! " Ben öfkeyle konuşurken o gözlerini gözlerime dikmiş öylece bana bakıyordu. " Ne olmuş yani? Canınıza kastedilmiş gibi tepki vermenize gerek yok. Neyse zararınız karşılarız." Ne diyordu bu adam böyle!? Öfkeyle dişlerimi sıkıp elimdeki çerçeveyi gösterdim. " Bana verdiğiniz zararı. Canınızla bile karşılayamazsınız!" Dudaklarımdan dökülenlerle kaşlarını çatıp gözlerini fotoğrafa çevirdi... Gözlerimden süzülen yaşlarla elimdeki çerçeveyi sıkıca tutuyordum. Kaşları sanki mümkünmüş gibi daha da çatılırken ne olduğunu anlayamadan hızla uzanıp elimi tuttu. Ben ona şaşkınlıkla bakakalmıştım. " Ne yapıyorsunuz.!?" Kapkara gözlerindeki anlaşılmaz ifadeyle gözlerime bakıp " Eliniz..." dedi. Gözlerimi gözlerinden çekip çerçeveyi tuttuğum elime baktım. Kanıyordu... Yüzümü buruşturup gözlerimi elimden çektim. Anında başım dönmeye başlamıştı. Kan tutardı beni... " Ana..! Koş la Mısto...Arabadan mendil neyin getir...Ögretmenin eli ğani..." Derince yutkunup " B-ben...Ben hallederim..." dedim. Elimi ellerinden çekmeye çalıştım ancak bırakmadı. Hafifçe kaşlarımı çatarak gözlerine bakınca cebinden beyaz ipek bir mendil çıkarıp dikkatli bir şekilde elime sardı. Ben öylece durmuş ona bakıyordum o ise kanayan yaramı sarıyordu... Ne tuhaf bir adamdı... İçimde ona karşı garip duygular belirmişti... Ürpertici duygular...Babamın anlattığı o dışı asil içi mazluma zulüm eden adamlara benziyordu... Şoför de ona 'ağam' diye seslenmişti zaten... Kaşlarımı çatıp elimi hızla ellerinin arasından çektim. Girdap gibi ürkütücü ve karanlık gözleri soğuk bakışlarla gözlerime döndüğünde usulca başımı sallayıp yüzüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına taktım. Mesafeli bir ses tonuyla " Teşekkür ederim...Buna gerek yoktu..." diyip onun bir şey demesini beklemeden arkamı dönüp valizimi toplamaya başladım. Hızla yere eğilen şoför elini eşyalarıma uzatmıştı ki kaşlarımı çatıp elimi kaldırdım. " Gerek yok...Ben hallederim..." " Olur öyle şey heç ögretmen ğanım..? Ben şindi toparlarım..." diyip itirazlarıma aldırmadan eşyalarımı hızla toplayıp valizime mümkün olduğu kadar düzgünce yerleştirdi. Benim şaşkın bakışlarım altında valizimi sırtlayıp minibüsün üzerindeki adama uzattı. " Aman diyem dikkat et Maho..." " He bir sus Şiğo...Az daha yukarı it la..." Öylece durmuş valizimin vahim halini izliyordum. Tekerlekleri filan hep kırılmıştı. En azından otele kadar idare etseydi iyi olurdu... Ellerimi sıkıntıyla saçlarımdan geçirip etrafıma bakındığım sırada, siyah bir jeepin önünde durmuş telefonda konuşan adama takıldı gôzlerim. Baran ağa... Bu adamdan hiç iyi bir elektrik almamıştım... "Maganda kılıklı..." " Heh? Bir şey mi dedin ögretmen bacım..?" İrkilerek yan tarafıma döndüm. Mustafa dedikleri gençti. Gergin bir şekilde tebessüm edip hafifçe kafamı kaşıdım. " Yyyooo...Öyle kendi kendime konuşuyordum..." Usulca başını sallayıp " Baran ağamın malları arabaya yüklendi...Hayde binde gidelim bir an evvel..." dedi. O şoförün yanına oturunca bende minübüse binip yerime geçtim. Kulaklıklarımı çıkarıp telefonuma takıyordum ki izlenilme hissiyle başımı usulca cama doğru çevirdim. Gözleri karanlığı ve yağmuru hatırlatan adam, içimde tuhaf hisler uyandıran bakışlarıyla bakıyordu bana... Bir yandan telefonda konuşurken bir yandan da yanından geçen minibüsün içine bakıyordu. Gözlerimiz tuhaf bir köprü kurmuştu...Çekmek istesemde çekemiyordum gözlerimi...Ürpererek kendime gelip kaşlarımı çattım. Bu adam neyin nesiydi bilmiyorum ama bir daha görmek istemiyordum... Kesinlikle... * " Bak kızım, bu iş şakaya gelmez! Çok dikkatli ol...Başına bir şey gelirse dik kafalılık yapma...Orası Amed...Bildiğin hiçbir yere benzemez..." İçime derin bir soluk çekip valizlerimi otele taşıyan Şehmus ağabeye bir bakış attım. Telefonu kulağıma yaslı tutmaktan kolum uyuşmuştu... Diğer elimle hafifçe masaj yaparak telefonun ucundaki endişeli babamı sakinleştirmeye çalıştım. " Babam her şey yolunda...Biz zaten gereken tüm önlemleri almadık mı..? Allah'ın izniyle hiçbir şey olmayacak...Çok dikkatli olacağım merak etme...Ben başımın çaresine bakabilirim, gerçekten...Hem sen hep unutuyorsun ama ben de Amed'liyim...Ez ji vı darima bav...Dı ğo mesga bes...( Ben de buralıyım baba...Sen kendine bak yeter...)" Hafifçe gülüp ihtişamlı otelin döner kapısından içeri girdim. Resepsiyon da bekleyen Şehmus ağabeyin yanına varınca babama veda edip telefonu kapattım. Telefonu çantama koyarken " Seni de buraya kadar yordum...Kusura bakma lütfen Şehmus ağabey..." diyip kimliğimi çıkardım. Hafifçe tebessüm edip " O nasıl söz ögretmen bacım..? Sen bizim Amed'imize, Diyarbakır'ımıza çocuğlarımızı egitmeye gelmişsen...Ne yaparsağ azdır yav..." diyince tatlı şivesine gülümseyip " Çok teşekkür ederim...İyiliklerini hiç unutmiycam..." dedim. Daha kimliğimi uzatmadan resepsiyondaki adamın bana oda kartı uzatmasıyla şaşırarak adama baktım. Tebessüm edip "Otelimize hoş geldiniz Deva Hanım...Buyrun oda kartınız...Oda numaranız 1006..."dedi. Şaşkınlıkla elindeki kartı alıp yanımda duran Şehmus ağabeye baktım. " Ama ben...Ben henüz oda ayırtmadım ki..?" " Burası Baran ağamın otelidir...Sizin valiz düştü ya onun malları yüzünden...Mahçup hissetti herhal...Seni buraya getirmemi o istedi...Rahatına bag...Lojman bir iki güne ğazır olur zaten...Geçersin hemen...Hayde sağlıcakla kal...Ben gidiyem..." Bir şey dememi beklemeden hızlıca arkasını dönüp giden adamın arkasından şaşkınlıkla bakakalmıştım...Sıcak ama tuhaf bir şehirdi burası... Tıpkı insanları gibi... O adam... Baran ağa... Ne diye böyle bir emrivaki yapmıştı anlamıyorum... Başımı çevirip hala bana bakan adama " Ben sanırım Baran Bey' in bu jestini kabul edemeyeceğim...Acaba başka bir oda...-" " Üzgünüm efendim...Diğer tüm odalarımız rezerve...Valizlerinizi odanıza çıkartıcak şimdi arkadaşlar...Odanızdaki telefondan bize ve mutfağa ulaşabilirsiniz...İyi geceler..." Sıkıntılı bir şekilde soluğumu bırakıp el mecbur asansörlere yöneldim... " Hale bak..! Kütüğün birinin jestine kaldık...Daha dakka bir gol bir be Deva...Az insaflı ol kendine..." * Gözlerimin önünde toprakla susturulmuş sayısını bilmediğim kadar çok insan vardı...Ne tuhaf... Bir zamanlar ayak izleri toprakta iz bırakırken şimdi kendileri toprak olmuştu... Hafif hafif çiseleyen yağmur toprağın kokusuyla sızlatmıştı burnumu... Önümdeki adamı takip ederken bir yandan da dolu gözlerimle kucağımdaki beyaz güllere bakıyordum... Annemin en sevdiği çiçekmiş beyaz gül...Onun gibi kokarmış annem... Bu yüzden benimde en sevdiğim çiçekti...Kokusuyla mest olurken düşlediğim tek şey annemdi... Önümdeki adamın durup bana dönmesiyle olduğum yerde durup ne olduğunu anlamak için adama baktım. " İşte şurada Dila ŞANLI'nın mezarı..." Sözleri kulağımda çınlarken dolu dolu gözlerimi usulca gösterdiği tarafa çevirdim. " Te-teşekür ederim..." " Sen neyi olursun o hanımın..? Daha önce heç görmedim seni...Akrabalarından mısın?" Derince yutkunup gözlerimi adama çevirdim. " Bir...Bir arkadaşının kızıyım..." Adama hafifçe tebessüm etmeye çalışıp titrek adımlarla bir çınar ağacının altında bir başına yatan anneme doğru yürümeye başladım... Mezar taşında yazan isim gözlerime değdikçe içimde bir şeyler burkuluyordu... Annem... Bu dünyada sana doymak nasip olmadı...Öbür dünyada Yaradan beni sana kavuşturur mu..? Annesinin mezarına gidebilmek bir çocuğun en büyük hayali olmamalıydı...Şimdi burada o hayali gerçekleştirmek bana neden az da olsa huzur vermiyordu..? Titreyen bacaklarım beni daha fazla taşıyamadı... Annemin mezarının kösesine mezar taşına bakacak şekilde oturup gözlerimi üzerindeki küçük resimde gezdirdim. Yanağımdan yuvarlanan yaşlar bir bir toprağına karışıyordu annemin... Kucağımdaki gülleri daha önceden bırakılmış çiçeklerin yanına bırakıp titreyen elimi annemin toprağına bastırdım. " A-anne..." " Annem...Ben geldim...Sana geldim...Belki...Belki toprağından soluyabilirim kokunu umuduyla geldim..." Hıçkırıklarım boğazımda düğümlenmiş nefes alıp vermemi zorlaştırıyordu. " Anne ben...Ben seni çok özledim..." "Sen..!" Duyduğum sesle hızla başımı çevirip arkamda duran yaşlı kadına baktım. Baştan aşağı siyah giyinmiş çatık kaşlarıyla bana bakıyordu. Elimin tersiyle göz yaşlarımı silip usulca oturduğum yerden kalktım. " Sen kimsin.!?" Derince yutkunup gözlerimi annemin mezarına çevirdim... "B-ben...-" " Buralara canına susadığın için mi geldin.!?" Afallayarak gözlerimi ona çevirdim. " Kimsiniz siz..? Beni...Beni tanıyor musunuz..?" Yeşil kızarık gözleriyle bana öfkeyle bakıp hızla yanıma yaklaştı. Başını çevirip arkasına bakıp hemen ardından bana döndü ve kolumu sımsıkı kavradı. Şaşkınlıkla ona bakıp " Na...Napıyorsunuz.!?" diye sordum ancak bana cevap vermemekte ısrarcıydı. Beni geriye doğru itip " Çabuk..! Çabuk git buradan..! " diye sessizce bağırdı. Acıyan kolumu ovuşturup ona şaşkınlıkla bakakaldım. Kimdi bu kadın? Bana neden böyle davranıyordu..? Dudaklarımı aralamıştımki duyduğum seslerle başımı çevirip gelen bir gurup insana baktım. " Gitsene..!" Sanırım buradan gitmem gerekiyordu. Kadına son bir bakış atıp arkamı döndüm ve hızlı adımlarla mezarlığın çıkışına doğru yürümeye başladım. Hala ne yaşadığımı anlayamamıştım... Kimdi bu kadın..? Neden annemin mezarına gelmişti..? Beni tanıyor gibiydi... Aklımda binlerce soruyla yürürken bir an durup arkama doğru baktım. Annemin mezarına oturmuş mezar taşını okşuyordu... Aklıma gelen ihtimalle gôzlerim irice açıldı... Yoksa o...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE