Bölüm-4

1691 Kelimeler
Sabah ezanının huzur verici sesi kulağıma dolduğu an, sanki hiç uyumuyormuşum gibi birdenbire araladım gözlerimi. Etraf loş bir aydınlıkla kaplıydı. Üzerimdeki yorganı kaldırıp doğruldum. Hemen yan tarafımda uyumakta olan Zehra'yı rahatsız etmemek için parmak uçlarımda yürüyüp odadan çıktım. Ilık suyla aldığım abdest hem bedenime hem ruhuma ilaç gibi gelmiş ve bana yaşadığımı hissettirmişti. Sonrasındaki hislerimi istesemde tarif edemem zaten...Secde ettiğim Zatın beni benden iyi bilip dinlemesi...Üzerimdeki tüm yükü her secdeye eğilişimde rüzgarın tozları önüne katıp götürmesi gibi benden uzaklaştırması beni oldukça hafifletmişti. Rabb'im ile kısa ama tüm uzun anlarıma bedel bir an geçirmiş ve O'nda bulmuştum huzuru...Her zamanki gibi...Son olarak merhum anneciğime dua edip tamamlamıştım bu huzurlu anı... Ellerim pratik bir şekilde kahvaltılıkları hazırlıyordu ama aklım bambaşka yerlerdeydi...İki gün önce başıma gelen talihsiz olayda mesela... Daha önce o kadar korktuğumu hatırlamıyordum. Çocuklarımdan birine bir şey olacak diye aklım çıkmıştı resmen. Onlara bir şey olmaması en büyük tesellimken o adamın yaptığı...Of! Bilmiyorum işte..! Neden böyle bir şey yapmıştı anlamıyorum... Bir yanım hala ondan hoşlanmazken diğer yanım... Diğer yanım düşüncelere itiyordu beni...Resmen bedenime saplanacak olan kurşunun önüne atlamıştı...Omzundan akan kanlar aklıma geldikçe vicdanım sızlıyor kalbimde hiç hoşuma gitmeyen sızılar meydana geliyordu... " He he uğraş anam belki doğrarsın o kaşıkla domatesleri..." Daldığım düşüncelerden irkilerek sıyrılıp şaşkın bakışlarımı mutfağa giren Zehra'ya çevirdim. "Ha!? Ne...Ne dedin..?" Gözlerini devirip direkt ocağa yöneldi. "Diyorum ki az daha uyanmasam gözlerimi ahirette açacaktım..." " Nasıl yani..?" Yanmayan ocağı gösterip " E kuzum taşmış çay söndürmüş ocağı...Gazın kokusunu da mı fark etmedin..? Gerçi domatesi doğramaya çalıştığın kaşığa bakılırsa sen dünyada değilsin de..." Korkulu ve şaşkın gözlerimi bir ocağa bir elimde tuttuğum kaşığa çevirdim. " Hiğ..! Off ya..! Aklım gitmiş ya..." Çektiği sandalyeye oturup kuş yuvasına dönen saçlarını açarken alaylı bir şekilde konuştu. " Orası belli zaten..." Hemen ardından ciddileşip " Kuzum cidden iyi görünmüyorsun...Sorun ne..? Bak benimle her şeyi paylaşabileceğini biliyorsun değil mi..? " Elimdekileri bırakıp tezgahta duran bezle ellerimi kuruladım. Karşısına oturup içime derin bir nefes çektim. " Bilmiyorum...Belki de...Of..! Her şey çok karmaşık gelmeye başladı Zehra...Ne bileyim ailemdeki bir türlü anlayamadığım sırlar...Sonra üzerine bu olay...O adam...Neden böyle bir şey yaptı hala anlayamıyorum...O an gitmiyor gözlerimin önünden...Delirecek gibi hissediyorum..." Anlayışlı bir ifadeyle gözlerime bakıp uzanıp masada duran elimi tuttu destek olmak istercesine. " Sakin ol Deva...Ailen konusunda haklısın ancak bazı şeyler bizim dışımızda gelişir...Engel olamayız anladın mı? Bu yüzden buna kafa yorup da kendini üzme...Her şey elbet açıklığa kavuşacaktır..." Hüzünlü bir ifadeyle iç çekip kalbimi kıran gerçeği dile döktüm. " Kimsenin kapatamayacağı bir boşluk var içimde Zehra...Annem...Onun yerini kimse dolduramıyor...Ve ben çaresizce dolsun istiyorum o boşluk...Annemin kokusuna, anılarına belki de ona ait bir şeye ihtiyacım var anlıyor musun..? Anneannemle, dayılarım, teyzelerimle olmak istiyorum...Onlar annemin ailesi benim de öyle...Annemi onlardan daha iyi kim tanıyabilir...Bitsin bu anlamsız mesafeler ve neidübelirsiz sırlar..." Dudaklarını üzüntüyle birbirine bastırıp gözlerini masaya dikti. " Yalnızca biraz zamana ihtiyacınız var güzelim... Eminim istediğine kavuşacaksın...Ama olayları çözmeden onlara daha fazla yakın olma lütfen...Bu çok tehlikeli...Bak burası biraz farklı bir yer... Yanlış anlama çok seviyorum burayı, insanları çok merhametli, yardım sever ama...Delicesine bağlı oldukları kuralları var...Bunun için kan dökülüyor...Bu yüzden dikkatli olmalısın...Bir daha gitme mesela o konağa...Bu yaptığın çok tehlikeli..." Bıkkın bir şekilde soluğumu bırakıp hiç istemesem de usulca başımı salladım. " Bir süre her şeyi kendi haline bıraksam iyi olacak sanırım..." " Aynen öyle...Hem bu sırada..." diyip daha lafını tamamlamadan kıkır kıkır gülmeye başladı. Ben ona şaşkınlıkla bakarken elinin tersini dudaklarına yaslayıp " Bizim süper ağanın ne ayak olduğunu çözersin..!" dedi ve benim hızla çatılan kaşlarıma bakıp daha çok gülmeye başladı. " Zehra..!" " Ne!? Yalan mı? Adam göğsünü senin için kurşunlara siper etmiş kız..! Ne gamsızsın! Tüm köy bunu konuşuyor...Ya da Amed diyeyim sen olayın vahimiyetini anla..." Bıkkın bir şekilde oflayıp hızla oturduğum yerden kalkıp domateslerin başına geçtim. Bu defa elime bıçak alıp boş boğazın birinin ağzına laf vermedim. " Senin anladığın gibi bir şey değil o...Benim yerimde kim olsaydı adam aynısını yapardı..." Masadaki zeytinlerden birini ağzına atıp hızlı hızlı çiğnerken imalı imalı güldü. " Ya ya adam pek bir yardım sever...Amed'in yağız delikanlısı...Baran ağa..! Bizim hastanede günde en az on kere adı geçiyor herifin...Adam da ne hikmetse Amed'in en ücra köşelerinde dolaşıyor...Bir de sizin okulda...A birde minnak tek sınıflı ek binada...Neyse tesadüf herhalde canım...Bu arada bahçedeki BEYAZ güller ne oldu..? Açtılar mı Baran ağanın BEYAZ gülleri..?" İmasıyla sinirle soluyup elimdeki bıçağı tehditkar bir şekilde ona doğru salladım. " Senin dilin sabah sabah pek bir uzun bakıyorum da..! Kalk da iki yumurta kır Zehra Hanım! Açız aç..!" " Tamam be! Amman...Yok ki bizim peşimizde de dolanan bir kara kaşlı kara gözlü ağa...Böyle hastane bahçesini boydan boya papatyalarla döşeseydi fena mı olurdu..? Ah ah...Kıymet bilmeyenler utansın..." Tek kaşımı kaldırıp sinirle bağırdım. "Zehra..!" " Tamam be! Sende adımı mı ezberliyorsun..? Anladık Baran ağa çok yakışıklı aman yani yardım sever..!" Gözlerimi devirip önüme döndüm. Bu kız harbiden çatlaktı ya hu... Nereden çıkardıysa o gıcık Baran ağanın benden hoşlandığını sanıyordu... Adamın beni her gördüğünde kaşları otomatikmen aşağı iniyor yüzü öfkeyle kasılıyordu. Hoşlanmak söyle dursun nefret bile ediyor olabilirdi. Benim yüzümden vuruldu ya şimdi bir kurşun da ben yiyeyim diye dualar ediyordur kesin. " Beyaz gül kırmızı gül güller arasından gelir...Tey tey..!" " Zehra..!" " Yav ney ney!? Türkü de mi yasak!?" * Somurtuk yüz ifademle hastanenin girişinde beklediğim sırada nihayet beklediğim kişi göründü. "Hah, geldin mi..." Elimdeki çiçek buketini gerginlikle kucağımda sıkıştırıp kaşlarımı çattım. " Senin aklına uyup bunu yaptığıma inanamıyorum Zehra ya..!" " Kız ne var? Adam senin için kurşun yedi kurşun! Geçmiş olsuna gitmezsek ayıp olur...Hem bir dakika..." Uzanıp kucağımdaki bukete baktı. Kaşlarını hafifçe çatıp gözlerime baktı. " E bunlar papatya..!" Ters ters ona bakıp " Eee!?" diye sorunca kıs kıs gülüp " Beyaz gül alırsın sanıyordum..." dedi. Gözlerimi tehditkar bir şekilde kısıp " Zehra..! Yeter ama artık..." diyince hızla koluma girip " Tamam tamam...Kızma hemen...Hadi gidelim öğretmenim..." dedi oyunbaz bir şekilde. Kucağımdaki papatyalara bir bakış atıp " Kaktüs almadığıma dua etsin o ağa olacak..." dedim. Bıyık altından gülüp " Çok işi var...Çok..!" diyince göz ucuyla ona baktım. " Kimin çok işi var..?" " Hiç canım...Kim olucak...Bizim hastanenin bahçıvanının..." " Sen yine beni sinir edecek bir şey dedin ama...Neyse..." * Üç katlı konağın merdivenlerinden inen genç adam omzuna saplanan ağrı ile hafifçe yüzünü buruşturup yavaş hareketlerle kol manşetlerini düzeltti. Üzerindeki siyah takım elbise ile oldukça dikkat çekici görünüyordu. Öyleki şirketin yanı sıra sokakta ve dahi konakta bile iç çekişlere sebep oluyordu. Mutfaktan elinde tepsi ile çıkan yaşlı kadın oğlunu ayakta görünce endişeyle bağırdı. " Hiğ! Oğlim Baran..! Sen ayağta ne gezersin.!? " Bezgin ve öfkeli bir şekilde gözlerini annesine çeviren genç adam boriton sesiyle " Ana..! Bas!(Yeter)" dedi. Sesi normaldi ancak altındaki anlam tek kelimeye çok şey sığdırmıştı. Kaşlarını çatan yaşlı kadın öfkeli bir şekilde gözlerine bakıp " Sen herhal omzundan degil beyninden vurulmuşsan..! Oğlim sen yüregime indireceksin.!? Bu ğalde nereye.!?" diye bağırdı. Genç adam artık sabrının son demlerindeydi. Ancak karşısındakinin annesi olduğunu sürekli kendine hatırlatarak sakin kalmayı başarıyordu. Sıkıntıyla anlını ovup " Ana bağ canım burnumda böyle şeylere zamanım yoğtur...Beni bir sal! İşe gitmem gerek..!" " Oğlim sen hakkat delirmişsin...Daha kurşunu nasıl yedin, ne oldu ne bitti onu demedin...Bir de ğasta halinle işe gidecem diyorsun... Gardaşların senin yerine idare ediyorlar...Ğayde...Üzmeyesin ananı...Bağ sana ellerimle paça çorbası yapmışam...Çoğ gözel olmuştur ha..!" "Ana..!-" "Ağam misafiriniz vardır..." Kaşları çatık bir şekilde kahyaya dönen Baran iyice pekişen öfkesiyle karşısındakini titreten bir ses tonuyla sordu. " Kimdir.!?" " İki ğadındır ağam...Biri ögretmenmiş... Geçmiş olsuna gelmişler...Buyur edem mi ağam..?" Aklına gelen ihtimalle iyice kaşları çatılan adam şaşkınlığını ustalıkla gizleyip usulca başını salladı. " Gelsinler..!" " Allah Allah...Seni nerden taniler ki..? " diyip cevap beklercesine kendisine bakan annesine sessiz kaldı. Gözlerini kapıya dikmiş öylece duruyordu. Bu beklenmedikti onun için. Tıpkı onu ilk gördüğündeki gibi beklenmedik hisler kaplamıştı sol yanını. Ve Baran ağa bundan ciddi manada huzursuz oluyordu. Çünkü o hükmetmeyi severdi...Hükmedilmek asla ona göre değildi... * Şaşkınlıkla devasa konağı inceleyerek bizi içeri alan yaşlıca adamın peşinden yürüyorduk. Duyduğum ıslık sesiyle irkilip hızla başımı yanımda şaşkınlıkla konağı izleyen Zehra'ya çevirdim. " Vay anasını..! Dedikleri kadar varmış...Adamda ne ego var ya! Resmen konağı bile insana hükmediyor sanki..." Sert bir şekilde boğazını temizleyen önümüzdeki çatık kaşlı adama endişeli bir bakış atıp dirseğimle onu hafifçe dürttüm. " Kızım bir sussana..!" " Ne be!? Affalladık herhalde bir an..." " Mümkünse içine içine afalla kızım...Süzgeç mi olmak istiyorsun..?" Fısıltılı tartışmamızı bölen adamın durup bize doğru dönmesiydi. Eliyle ilerideki sedirleri gösterip " Siz şurada bekleyin...Ağam birazdan teşrif edecek..." diyince usulca başımı sallayıp teşekkür ettim. Sedire oturup elimdeki çiçeği ve son anda yine Zehra'nın zorlamasıyla aldığım bir kutu tatlıyı yan tarafıma koyup bakışlarımı etrafta gezdirdim. Gerçekten de konak baya büyük ve ihtişamlıydı. Temizliğini yapan kişilere üzülmeden yapamamıştım. " Ayyy...Kız Deva şu kadınlara bak...Hepsi çalışan galiba..." Gösterdiği kadınlara bakıp usulca başımı salladım. " Galiba..." " Kız bir değişik oldum...Kendimi töre dizisi setinde gibi hissediyorum...Birazdan biri çıkıp 'dılılılılııı!' diye bağıracak diye korkuyorum..." Dudaklarım ona cevap vermek üzere aralanmıştı ki merdivenlerden inen adamı görmemle dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırıp derince yutkundum. " Geliyor..." " Görüyorum..." " Ayyy..! Bu kadar yakından ilk kez görüyorum..! " " Aktrist falan olmadığının farkındasın değil mi..?" "Evet...Aktristlere taş çıkaracak kadar yakışıklı olduğunun farkındayım..." Gözlerimi devirip içime küçük bir soluk çektim hızlıca. Kendinden emin bir şekilde dimdik yürüyüp tam karşımızda durunca oturduğum yerden kalktım. Doğrudan gözlerimin içine bakıp " Hoşgeldiniz..." dedi. Dudaklarım aralanmıştı ki Zehra hızla ayaklanıp önüme geçti. " Ay..! Hoş bulduk Baran Bey' ciğim...Valla ne desek bilemiyoruz...Vurulmanız bir yana bir de bizim kız yüzünden vurulmanız bizi oldukça üzdü...Yani inanır mısınız? Deva'm, ah canım arkadaşım..! Öyle sizi düşünüyordu...Dayanamadı...Kaptık çiçeğimizi çukulatamızı sizin için geldik...Ayh, böyle söyleyince de sanki sizi istemeye geldik gibi oldu..." diyip kendi kendine gülen arkadaşıma dehşetle bakıyordum. Allah aşkına..! Bu kızın bir ayarı yok muydu..? İrileşen gözlerimi ondan çekerken dirseğimle bir tane vurmayı da ihmal etmeyip karşımdaki adama döndüm. " Arkadaşımın demek istediği-" " Baran..!" Arkadan gelen sesle bakışlarımızı bize öfkeyle bakan kadına çevirdik. Gözlerimin içine düşmanına bakar gibi bakan tülbentli yaşlı kadın beni baştan aşağı titretmişti. Derince yutkunduğum sırada bastonuna tutunarak bize doğru gözlerini benden ayırmadan yürümeye başladı. Tam karşımda durup öfkeyle gözlerime bakarken " Sen bu kız için mi vuruldun.!?" diye sordu sertçe. Benim gibi derince yutkunan Zehra ile bir an göz göze gelip bakışlarımızı tekrar karşımızda dikilen kadına çevirdik... Her an bastonuyla üzerimize atılacak gibi duruyordu... İstemsizce bir adım geri çekilmiştim. Göz bebeklerinde ki nefret beni geri itmişti...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE