Bölüm-3

2341 Kelimeler
Kimsenin bilmediği bir yorgunluk tünemişti ruhuma...Kendimi savunmasız hissettiğim anlardan birindeydim. Her zamanki gibi babama sığınmak istemiştim ama o da çok yakın bir arkadaşına hastanede refakat ediyordu. İçimdeki hissi serin ve hoş bir kokuyla yağan yağmur bile dindirememiş ve sonunda kendimi dışarı atmıştım. Nereye mi gidiyordum..? Bu dünya üzrinde anne kokusunun sinmiş olabileceği tek yere... Elimdeki kağıdı avucumda buruşturup gözlerimi karşımdaki heybetli konakta gezdirdim. Annemin gözleri, elleri değmişti buraya...Belki şu merdivenlerden koşarken düşüp dizlerini yaralamıştı... Gözlerime dolan yaşlar yanaklarımdan süzülürken gözlerimin önünde bir bir canlanıyordu bu anlar... 'Annem...' Titreyen dizlerimin üzerine çökmemek için büyük bir çaba sarf ediyordum. Titreyen elimi büyük kahverengi kapıya yaslayıp içeriye doğru adımladım. Koca avlu sessizce selamlıyordu sanki beni. Adımlarım durduğunda dudaklarımda hüzünlü bir tebessümün hayaleti dolaşıyordu. Kimsenin olmayışı bir yana birileri olsaydı bile ne diyebilirdim bilmiyordum. "Ah..! Ana bırağ..!Oy! Dişeeee ovvv..!!!(Acıyor ha)" Duyduğum çığlık sesleriyle başımı çevirip iki katlı konağa baktım. Daha ne olduğunu anlayamadan merdivenlerden koşarak aşağı inen bir çocuk göründü. Şaşkınlıkla kalakalmıştım. Çocuk sırılsıklamdı ve üzerinde sadece beyaz bir iç çamaşırı vardı. saçları ve yüzündeki köpüklerde cabasıydı. Bu haliyle arkasından çığlık çığlığa bağıran kadından kaçıyordu. "Arif kaçma dur..! Ağzına tükürdüğümün çocuğu..! Seni bir elime geçirirsem o kepçe kulaklarını yerinden sökecem..! Vara vırooo..!(buraya gel)" Ben hala şaşkınlıkla durmuş onlara bakarken çocuk can havliyle bana doğru koşup hızla arkama saklandı. Yüzümden epeyce belli olan şaşkınlığımla dönüp çocuğa baktım ve şaşkınlığımı resmen level atladı. "Arif.!?" "Ögretmenim!! Kurtar beni..!" "N-ne...Ne oluyor.!?" Tutulmuş dilimle zorlukla konuşabilmiştim ki merdivenlerin başında görünen kadının çığlığıyla irkilip ona doğru döndüm. "Ulan seni-" Kadın beni fark edince şaşkınlık ve utançla kalakaldı. O an bir şey söylemem gerektiğini anladım. "Aaa...B-ben...Şey..." "Ögretmenim anam beni dövecek kurtar beni..!" Derince yutkunup bulunduğum tuhaf durumun çaresizliğiyle hafifçe gülümsedim. Kadın elinde sıkıca tuttuğu terliği yere atıp utangaç bir tebessümle ayağına geçirip yanımıza doğru yürümeye başladı. " Hoşgelmişseniz ögretmen ğanım..! Kusura kalmayın Arif'e banyo yaptırıyordum da..." diyip gözlerini belerterek arkama saklanmış Arif'i yanına çağırdı. " Oğlim gelsene...Ögretmeninin karşısında cıbıl cıbıl duruyon öyle...Ayıptır..." Hafifçe tebessüm edip Arif'in saçlarını okşadım. " Kusura bakmayın ben...Gelmeden haber vermem gerekiyordu..." " Yok yok estağfurullah ögretmenim...Heç olur öyle şey...Anam ben şaşkınlıktan seni ayakta dikip duruyom...Gel hele gel de otur bir soluklan...Esma..! Ğız..! Çay koy..!" Gösterdiği sedir benzeri yere çekinerek otururken dışımdan gülümsesem de içimden endişeleniyordum. Karşımda oturan kadın neyim oluyordu bilmiyorum ancak akrabaydık. Onlar beni yalnızca Arif'in öğretmeni olarak biliyordu. Bunu düşünerek rahatlamaya çalıştığım sırada üst kattan inen iki kızla gözlerimiz çakıştı. Zeytin gibi kapkara gözleri olan beyaz tenli kız samimi bir şekilde gülümseyip "Hoşgeldiniz ..." dedi. " Hoşbulduk..." Sarışın kahverengi gözlü olan utangaç bir şekilde tebessüm etmekle yetinince aynı şekilde karşılık verip gözlerimi Arif'in annesine çevirdim. " A...Şey...Bu arada tanışamadık...Ben Deva...Arif'in öğretmeniyim..." Arif'in bu konakta yaşıyor olması benim için büyük şanstı...Buna şükrederken bir yandan da neyim olabileceğini düşünüyordum... " Anam...Kusura bakma Arif akıl mı bıraktı...Ben de Gonca...Bu kız kardeşim...Gül...Bu zeytin gözlü olan da kızım...Avşin..." Gözlerim şaşkınlıkla irice açılmış bir Gonca'ya bir Avşin'e bakıyordum. Neden şaşırdığımı anlamış olmalılar ki tebessüm edip birbirlerine baktılar. " On beşimde gelin oldum...Ayım dolmadan da gebe kalınca... Birlikte büyüdük vesselam..." Hernekadar kızına sevgiyle baksada şu an benim yüreğime düşen acının on katı gözlerindeydi...İp atlayıp koşup oynaması gereken bir yaşta evlendirilip çocuk sahibi olmuştu... Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bunun üzerine ne söylenilebilirdi bilmiyordum çünki. " Ben bir çaya bakayım...Bu Esma getirene kadar akşam olacak..." Gonca kalkıp mutfak olduğunu tahmin ettiğim yere doğru gidince Avşin onun yerine oturup heyecanlı bir tebessümle konuştu. " Demek ögretmensiniz...Valla o kadar gençsiniz ki hayran kaldım doğrusu..." Hafifçe tebessüm edip " Teşekkür ederim...22 yaşına giriyorum iki ay sonra... Ayrıca resmiyete gerek yok...Bana Deva diyebilirsin...Sen ne yapıyorsun, okuyor musun?" diye sordum. Ancak anında yüzündeki tebessüm solmuştu. " Yanlış bir şey mi sordum..?" Usulca başını iki yana doğru sallayıp " Yoğ...Senin bir yanlışın yoğ... Yanlış babamın...Nenemin...Bu toprakların..." Hemen hemen onunla yaşıt görünen Gül yanına oturup destek olurcasına elini tuttu. Gözlerini gözlerime çevirip " O...O...O-Oku-okummmuyoo..." dedi zorlukla. Gözlerimin içine içine bakarken yüz ifademi sabit tutmak o kadar zordu ki...Ama kendimi oldukça zorlayıp buna engel olabilmiştim. O kekemeydi sanırım...Hüzünle dalgalanan gözlerimi onu incitmeden gözlerinden çekip Avşin'e baktım. " Neden diye sormamda bir sakınca var mı?" Dolan gözlerini kırpıştırıp parmaklarıyla gözlerini kurularken başını iki yana doğru salladı. " Seni henüz beş dakikadır tanıyor olsam da sanki canımdan kanımdanmışsın gibi içim ısındı sana..." İçimde oluşan ürpertiyle ellerimle kollarımı ovalayıp öylece ona bakakaldım. Bu kader miydi..? Ya da kan mı çekiyordu..? Yüzümdeki buruk tebessüm yıllar sonra ailemi bulmamın sevincindendi. Neyseki onlar bunu anlayacak halde değildi... "Belki henüz yenisin burada ama illaki bir şeyleri anlamışsındır... Artık çok yok ama kızları okula göndermeyen aileler var burada...Babamla nenem de onlardan biri işte...Liseyi bitirdikten sonra göndermediler...Ama ben pes etmiyom...Ders çalışmaya devam ediyom...Bu sene ne yapıp edip o sınava girecem..." İçime dolan sıcaklığa daha fazla direnemeyip ona doğru yaklaştım biraz. Elini tutup desteklercesine tebessüm ettim. "Su gibisin Avşin...Çok güzelsin ama kırılgan değilsin...Su gibi sabırlısın...Damlaya damlaya taşları deler su...Eminim sende babanla neneni ikna edeceksin bir şekilde...Hep böyle güçlü ve kararlı ol..." Elini tutan elimin üzerine elini koyup hafifçe sıktı ve minnettar bir şekilde tebessüm etti. " Çok teşekkür ederim ya...Sen...Sen ne güzel bir öğretmensin öyle..? Benim zamanımda hepsi bir tek dayak atmayı bilirdi...Sen melek gibisin...Bizim Arif zibidisindeki şansa bak ya kıskandım valla..!" Söyledikleriyle güldüğümüz sırada Gonca elinde çay tepsisiyle çıka geldi. " Ay vALLAHi verem edecek beni bu kız...Çayı koyup yine ortadan kaybolmuş..." Söylenerek önüme çay bırakıp yanıma oturdu nefes nefese. " Belki kara sevdaya düşmüştür aney...Hiç anlamıyorsunuz Z kuşağını..." " O nedir be! Kuşağın a sı b si mi vardır ki z si olsun.!? Yeni yeni icatlar çıkarıyonuz da bari bir iş görse...Gidin ampul yapın ne bileyim hiç değilse çeyiz düzün... Anam bunlar hepten işe yaramaz...Milletin çocuğunun kafasına armut düşer bilim adamı olur bizimkiler ağaca çıkıyor daha bir halt olduğunu görmedik..!" diye söylenen Gonca çayını höpürdetmişti ki Avşin sinirle atıldı. " Elma o ana..! Ayrıca siz sankim okula gönderdiniz de ben bir halt olmadım..! O dediğin millete bir sor hele çocukları kaç okul bitirmiş..!" Gonca onu umursamayıp gözlerini bana çevirdi. " Ay anam senide bunalttık iyicene...Bizim aile meseleleri bitmez...Sen de hele bakayım ögretmenim sevdin Amed'imizi..?" Hafifçe tebessüm edip başımı salladım. " Evet...Çok beğendim. Büyüleyici bir şehir Diyarbakır...Havası suyu başka..." Beni onaylarcasına tebessüm ederek başını sallayıp " Öyledir Amed'imiz...Her şeyi bambaşkadır...Başka bir yerde yaşamak ölüm gibi gelir buranın adamına... Dünyanın öbür ucuna gitse yine döner dolaşır buraya gelir..." " Ana öyle bir konuştun sankim dünyanın öbür ucuna gitmişsin de gelmişsin..." diyip kıkırdayan Avşin'e ters bir bakış atan Gonca " Terliğimi kaba etlerine aşkla vurursam kızım meşkin çıkar...Anaylan dalga geçilir heç? Edepsiz! Hem ben Urfa'ya neyin çoğ gittiydim..." diyince Avşin daha beter gülmeye başladı. " Urfa'nın Amed'ten tek farkı isodu deyim sen anla ana...Az cilve yapsan belkim babam seni de götürür gittiği yerlere Dilber anamı götürdüğü gibi..." Gözlerini devirmekle yetinen Gonca yüzünü buruşturup " Aman! Kalsın..." diyerek bana döndü tekrar. " Arada kaynadı amma...Bizim velet bir kusur mu işledi öğretmenim? Hiğ! Ay anam yoğsam bir şeyi mi kırdi.!?" Gülümseyerek başımı iki yana sallayıp " Yok yok... Arif bir şey yapmadı...Bu rutin bir veli ziyareti...Tanışma babında...Bu arada bana Deva deyin lütfen...Bende sakıncası yoksa abla diyeyim size..." Beklediğim gibi sımsıcak gülümseyip " Olur...Ay valla sana içim çok kaynadı kızz!" deyip neşeyle kıkırdadı. Zaman sohbet ederken su gibi akıp gitmişti. Kararan havayla tadına doyum olmayan sohbeti istemeyerek bölüp müsade istedim. " Ben artık kalkayım..." Çantamı alıp doğrulunca Gonca abla hemen itiraz etti. "Ama olmaz ki böyle gülüm yemek hazır olmak üzere...Yoğ bırakmam birlikte yemek yiyelim...Sonra biri bırakır seni...Hem anamla kocamda yoldadır...Onlarla da tanışırsın..." Sırf bu yüzden gitmem gerek ya... Mahçup bir şekilde gülümseyip " Borcum olsun...Halletmem gereken işlerim var...Daha buradayım nasıl olsa...Gelirim yine...Siz de gelirsiniz... Lojmanı biliyorsunuz zaten gelin mutlaka..." dedim. " Ama olmadı böyle..!" diye sitem eden Avşin'e sarılıp " Merak etme...İstediğin zaman yeriz yemek...Hemde çatlayana kadar..." diyip teselli ettim. Umarım daha fazla ısrar etmezlerdi. Gelecek olan nene eğer mezarlıkta karşıma çıkan kadınsa durum benim için zorlaşabilirdi... Şimdilik gitmem en iyisi olacaktı. Zaten hangi akılla buraya gelebilmiştim onu bile anlayamıyordum daha... Hafifçe tebessüm eden Gül'e de sarılınca eliyle sırtımı sıvazlayıp " Y-yine...Y-yine g-gel..." dedi. Usulca başımı sallayıp tebessüm ettim. " Mutlaka geleceğim..." Onlara el sallayıp konağın kapısından çıkmıştım ki sokağın başında siyah bir jeep belirdi. Aklıma gelen ihtimalle hızla arkamı dönüp yürümeye başladım. Sonunda sokağı dönünce rahat bir nefes alabilmiştim... * " Dur bir dakika dur! Sen... Yıllardır süren düşmanlığın baş kurbanlarının kızısın...Ve ve isim soy isim değişikliği yapıp buraya, annenle babanın kaçtığı memleketine geri döndün...Ve birde üstüne seni mezarlıkta görüp tanıyan, ha bir de 'anne annen' olma ihtimali olan o kadına rağmen bugün konağa gittin ve ailenle kısmen de olsa tanışıp hasret giderdin...Doğru mu anlamışım..?" Usulca başımı sallayıp dudaklarımı büzdüm. " Evet... Kısmen de olsa... Doğru..." Bana İnanamayarak bakıp " Sen kesinlikle kafayı yemişsin..." diye fısıldadı yeni ev arkadaşım Zehra. Kollarımı göğsümde bağlayıp sıkıntıyla bıraktım soluğumu. " Anlamıyorsun Zehra...Onlar yıllar önce affetmişler annemle babamı...Eğer manyağın biri çıkıp da annemi öldürmeseydi ben şimdi ailemle birlikte olacaktım...Onlar benim ailem..!" " Deva...İçimden bir ses her şeyin bu kadar basit olmadığını söylüyor...Bana sorarsan babanı dinle ve kendini açık etme...Bu insanlar annenin ailesi olsa bile biraz zamana bırak..." Hernekadar kabul etmek istemesemde haklıydı sanırım. Bir süre daha burayı ve insanlarını gözlemlesem iyi olacaktı... * Elimdeki market poşetlerine tebessüm ederek bakıp adımlarımı hızlandırdım. Çocuklarıma çok güzel şeker, çikolata ve meyveler almıştım. Oyunlar oynayıp eğlenerek öğrenirken içimizden geldiği gibi bunlardan yiyecektik. Bu ağız sulandırıcı yiyecekleri emindim ki onlar da benim gibi çok seviyordu. O anların hayaliyle iki günlük tatilin ardından geldiğim okulun bahçesine girdim. Gökyüzü bugün pasparlaktı. Güneşin ışıkları hafif bir esintiye karışarak yeryüzünü az da olsa ısıtıyordu. Bahçenin ortasına gelmiştim ki geçen gün kazılan yerlerin fidelerle donatıldığını fark ettim. Kaşlarımı çatıp fidelere baktım ve o an küçük çaplı bir şok yaşadım. Fidelerin hepsi beyaz gül fideleriydi... Yani henüz gül açmamıştı tabiki de ama gül fidelerini birbirinden ayırt edebiliyordum. "Ne yapmaya çalışıyor bu herif.!?" " Deva Hocam..?" Kendi kendime sesli düşündüğüm sırada duyduğum sesle irkilip arkamı döndüm. " Buyrun müdür bey..?" Çatık kaşlarıyla etrafı inceleyen müdür bey elinde çantasıyla karşımda durup " Ben ana binaya geçiyorum... Bugün burada yalnız olacaksınız...Yarın da gelemeyeceğim. Siz idare edersiniz değil mi..?" diye sordu. Usulca başımı sallayıp tebessüm ettim. " Tabi müdür bey...İdare edebilirim..." " Pekala...Ana binada olacağım... Herhangi bir sorun olursa haberleşiriz...İyi günler..." " İyi günler..." Onun arkasını dönüp gitmesiyle bende çamurlu ayakkabılarımı yere sürterek okul binasına doğru yürümeye başladım. Benim çalıştığım okul ana binaydı normalde ancak bu ek binaya öğretmen gelmediği için geçici olarak bir öğretmenin geçmesi istenmişti. Köylere yakın olduğu için kimse yanaşmamıştı. Bu da benim için büyük bir fırsat olmuştu. Hemen gönüllü olup buraya gelmiştim. Çünkü bu okul benim annemin ailesine çok yakındı... Onlara yakın olmak istiyordum. * "Evet çocuklar...Söyleyin bakalım nedir bu hayvanın adı..?" " Ögretmenim ben ilk defa görüyom...Ne ki bu..?" " Eeee! Bıyığları var bunun..!" " Akıllım ona bağarsan kedinin de bıyığları var...Öyle değil ögretmenim..?" " Evet, aferin Başak...Bu canlının adı 'fok' çocuklar. Hem karada hem de suda yaşayabilir..." " Aaa! Ögretmenim hatırladım...Bu fok balığı..." Hafifçe tebessüm edip heyecanla konuşan Sedat'a baktım. " İsmine fok balığı dense de o bir balık değil Sedat'çım...O memeli bir kara ve deniz canlısı...Balıklar gibi yüzgeçleri var. Bu sayede denizde çok rahat bir şekilde yüzebiliyor..." Anlattıklarımı ilgiyle dinleyen çocuklara işin içine heyecan da katarak konuyu anlatıp bununla ilgili bulduğum bir oyunu oynattım. Her gün olduğu gibi şen kahkahalarla derse son vermiştik. Çocuklar yavaş yavaş toparlandığı sırada Fırat sırtında çantasıyla fırlayıp pencereye koştu. " Aaa! Ögretmenim asker ağabeyler geldi..!" Hafifçe kaşlarımı çatıp pencereye yöneldim. "İki dakika daha sıralarınızda oturun çocuklar..." Okulun bahçesinde duran askeri yeşil araçtan inen askerler hızla okulun etrafını sarmıştı. Ne olduğunu anlayamasamda içimi bir korku kaplamıştı. Burada tek başıma olsam endişe etmezdim ancak çocuklarım da vardı. Hızla dönüp çocuklara baktım. Merakla pencereye bakmaya çalışıyorlardı. " Çocuklar uğultuyu keselim...Pencerelerden uzak durun...Hadi herkes çiçek olsun bakayım..." Söylediklerimi ikiletmeden yaptıklarında hafifçe tebessüm edip kapıya doğru yöneldim. Sınıfın kapısından çıkmıştım ki okula üç asker girdi. En önde olan kaşları çatık bir şekilde etrafını inceleyip beni fark edince olduğu yerde durdu. " Siz aramaya devam edin..!" " Emredersiniz komutanım!" Bastığı yeri adeta döverek gelip tam karşımda durdu. " İyi günler öğretmen hanım..." Hafifçe başımı sallayıp ciddi bir ifadeyle sordum. " İyi günler...Bir sorun mu var? Okulun aranacağına dair bir bilgi almadım da ben..." Gözlerini etrafta gezdirip tekrar gözlerime baktı. " Ani gelişti...Birini arıyoruz...Örgütten olduğuna dair ihbar aldık...En son bu civarda görülmüş...Siz şüpheli bir şey fark ettiniz mi..?" Kaşlarımı çatıp başımı iki yana salladım. " Hayır...Dikkatimi çeken bir şey olmadı. Ama okulda olduğunu sanmıyorum...Burada bekçi Hasan bey var. Bir şey olsa mutlaka fark ederdi..." Söylediklerimle usulca başını salladı. " Onunla da konuşacağım...Çocuklar ne olur ne olmaz arama yaparken siz de öğrencileri evlerine gönderin. Burada olmaları güvenli değil..." Başımı sallayıp arkamı döndüm ve sınıfa girdim. " Hadi bakalım çocuklar tek sıra halinde dışarı çıkıyoruz..!" Hızla çantamı ve eşyalarımı alıp çocukları dikkatli bir şekilde dışarı çıkarmaya başladım. Endişeden ellerim titriyordu. Bu çocukların her biri bana emanetti. Onları sağ salim evlerine göndermeden asla evime gidemezdim. Nihayet düzenli bir şekilde okulun bahçesine çıkmıştık ki Fırat bahçeye giren siyah jeepe bakıp heyecanla atıldı. " Dayım! Dayım gelmiş..!" " Fırat, dur..!" Öne atılıp onu tutmaya çalıştım ancak ben yetişemeden koşup arabadan inen adama sarıldı. Endişeli bir şekilde gözlerimi kucağına atladığı adama çevirmiştim ki göz göze geldiğim adamla olduğum yere çakıldım. Bu adam.!? Bu adam Fırat'ın dayısı mıydı yani..? "Aslanım benim..! " " Dayı, bağ bu benim ögretmenim! Çoğ güzel değil..?" Kaşlarımı çatıp ona baktığım sırada ifadesiz bir şekilde gözlerime bakıp Fırat'ı yanağından öpüp yere bıraktı. " Hadi...Arabaya bin..." " İyi günler ögretmenim..." " İyi günler canım..." Fırat'a el sallayıp arkamı dönmüştüm ki kopan gürültüyle korkulu gözlerimi okulun odunluğuna çevirdim. " Komutanım! Bulduk adamı!!" Hızla atılıp kalan birkaç öğrencimi arkama aldım. Silah sesleri duyulmaya başlayınca korkuyla çığlık atıp ağlamaya başladılar. Herbirini kollarımla sarıp sakinleştirmeye çalıştım. Yanımıza gelen askerler hızla çocukları uzaklaştırırken peşlerinden gittim acele ederek. Ancak çok fazla uzaklaşamamıştım ki kolumdan tutulup geriye doğru çekildim. Çarptığım sert beden beni bedeninin ablukasına almıştı. Sımsıkı yumduğum gözlerimi usulca araladım. Burnuma çarpan değişik ama güzel koku beni farklı diyarlara götürürken gözlerimin çarptığı koyu hareler bana dünyada olduğumu hatırlatmıştı. Derince yutkunup kıstığı gözlerine baktım. Ne yaptığını zannediyordu bu Baran ağa..? Sırtımı yasladığı arabadan çekip onun kolundan ittim ancak dişlerini sıkıp acıyla inleyince hızla elimi geri çektim. Şaşkın gözlerim usulca kolunu buldu...Vurulmuştu..!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE