2.Melek Yüzlü Şeytan

1258 Kelimeler
Savaş... Soğuk suyu yüzüme çarptım. Kocaman bal gözler bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. Defalarca soğuk suyu yüzümle buluşturdum. Ama yok gitmiyordu. Şaşkın, heyecanlı, arzu, korku dolu irisleri... Bal gözlerindeki korku beni rahatsız etmedi. Zarar vermemden değil bana teslim olmaktan korkuyordu. Bu durum benim çok hoşuma gitti. Baştan çıkarıcı vücudunu süzmekten kendimi alamamıştım. Ne çok uzun ne çok kısaydı. Kıyafetinin kapatamadığı teni süt beyazıydı. Güneşi kıskandıran saçları çıplak omuzlarına dökülmüştü. Boncuğu andıran iri bal gözlerini siyah kalemle ortaya çıkarmıştı. Yüzüyle orantılı hokka burnu, sade makyajına iddia katan dudaklarına sürdüğü kırmızı ruj... Çok güzel kadındı. Çok!.. Teninin kokusunu ve tadını merak ederken buldum kendimi... Bir an bembeyaz tenine kendi izlerimi zevkle bırakışımı düşündüm... Kasıklarıma hızla kan pompalandı. Nefes nefese kaldım. Küçücük bir hayalle bu noktaya geldiğime inanamadım. Ellerimi sertçe lavaboya vurdum. Kenarlarını kavradım. Kalçamı geriye doğru atarken belimi eğdim. Yüzümden kopan damlalar lavabonun deliğiyle buluşuyordu. Deri takımın kapatamadığı süt beyazı bacakları kim bilir kaç adamın gözlerine bayram ettirmişti. Kanımın çağladığını hissettim. Çok güçlü bir duyguydu. Daha önce hissetmemiştim. Genellikle esmer kadınlardan hoşlanan ben ilk görüşte sarışın kadından etkilenmiştim. Taşa dönüşecek erkekliğim bunun en büyük kanıtıydı. Başımı kaldırdığımda aynada yansımamı gördüm. Alnıma düşen kıvırcık perçemlerim ıslanmıştı. Öte yandan gözlerim bal gözlü kadını aradı. Az önce kapının önünde duran kadın şimdi yoktu. Nereye gitti? Birkaç saniyede nereye kayboldu ve ben nasıl fark etmedim. Yüzümü kuruladıktan sonra gömleğimi pantolonun içine verdim. Ceketin önünü ilikledim, leke gözükmüyordu. Kapının kulpunu tutup aşağıya indirip kendime çektim. Açılmadı... Nasıl?.. Aklıma gelenle beynimden vurulmuşa döndüm. "Melek yüzlü şeytan beni tuvalete mi kilitledi?" Kendi kendime konuştuğum saçmalığa kahkaha attım. Oyuna getirilmeyi kabul etmeyerek başımı sağa sola sallarken bir taraftan kendime sövüyordum. Ben hak ettim. Melek yüzüne kanarsam olacağı bu. "Şuradan bir çıkayım, ben sana bunun hesabını sormaz mıyım melek yüzlü şeytan." Ceketimin cebinden telefonu çıkarıp Kerim'i aradım. "Nerdesin?" "Arabadan iniyorum, ne oldu?" Diye sordu merakla. "Tuvaletin oraya gel." "Neden?" "Kilitlendim." Kerim'in kahkahasına gözlerimi devirdim. "Oyalanmadan gel!" Diyerek telefonu sinirle yüzüne kapattım. Hepsi senin yüzünden Melek Yüzlü Şeytan. Kerim'in diline düşürdün beni ya seni kimse elimden alamayacak. Kork benden. 🌹🌹🌹 Kerim... Savaş'ı kimin, neden ve nasıl tuvalete kilitlediğini merak ettim doğrusu. İyi cesaret. İçeriye girip görevlilerden birine durumu anlattım. Yedek anahtarla kapıyı açtık. Bir adet alev almış adamla karşılaşmayı beklemiyordum doğrusu. "Bana hemen müdürü bul Kerim." "Sen iyi..." Savaş sözümü tahammülsüzce kesti. "Kerim dediğimi yap." Savaş nadiren sinirlenirdi ve sinirlendiğinde sözünü iki etmemek gerekiyordu. Savaş'la müdürün odasında kamera kayıtlarını izlemeye başladık. Müdür defalarca özür dilemiş, Savaş gibi saygıdeğer bir iş adamının başına gelenleri şaşkınlıkla dinlemişti. Savaş tuvalete girdiği saati söyledi, o dakikaları izledik. Masum kız rolüyle Savaşı taklaya getirmesine, tuvalete soğuk kanlılıkla kilitlemesine ve zafer nidaları atmasına gülmek istesemde Savaş faktörü engel oldu. Yoksa hışmından kurtulamazdım. Savaş'ın gözlerini kızın üzerinden ayırmamasına şaşırmadım değil.Kızın görevliyi oyuna getirip bileti alması da işin diğer tarafı. "Melek yüzlü şeytan..." Savaş'ın ne yapacağını merakla bekledim. Sinirle dönüp duran adama, "Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?" diye sordum. "Konsere girmiştir çoktan." Sinirle elini saçlarına attı. "Bir elime geçirirsem ben ona yapacağımı biliyorum. Kırmızı dudaklarıyla cezasını keseceğim." dedi sonlara doğru sesi kısıldı. Duymamı istemesede son kelimesine kadar duymuştum. İşin nereye varacağını merak ettim. Bileti elimde salladım. Savaş bileti görünce kaşlarını çattı. Mine'nin yokluğunu anca fark etti. Karımın neden gelmediğini merak etti. "Kardeşim nerede?" Bir saat önce... Hazırlanıp karımı beklerken öğürme sesleriyle odaya kendimi zor attım. Banyonun kapısı açıktı. İçeriye girdiğimde karım klozetin önünde dizlerinin üstündeydi. Karımın öğürmesiyle put gibi duran vücudum harekete geçti. "Karım!" Yanında diz çöktüm. Yüzüne gelen saçlarını tek elime topladım. Boştaki elimle sırtını sıvazladım. Midesinde ne var ne yoksa hepsini çıkarmıştı. Boş midesiyle öğürüyordu. Midesini üşütmüştü. Başka açıklama gelmiyordu aklıma. Biraz kendine gelsin hemen hastaneye götürecektim. Başını kaldırdı. Kahvelerinden kopan iri damlalar yanaklarını ıslattı. Belinden tutup ayağa kaldırdım. Sifona basıp klozetin temizlenmesini sağlarken karımı lavaboya doğru yönlendirdim. Ayaklarını sürükleyişinden belliydi mecali kalmadığı. Avucumun içine doldurduğum suyu ağzını yaklaştırdım. Titreyen dudaklarını araladı. Aralık dudaklarından sızan suyla temizledi. Birkaç seferden sonra yüzünü yıkadım. Daha iyiydi. Az da olsa kendine gelmişti. Asılı yüz havlusuyla yüzünü kurulayıp kucağıma aldım. Kollarını boynuma dolayıp başını boynuma gömdü. Kokumu içine çekerken nefesini tenime üflüyordu. Yatağa yatırdım. Alnından öperek biraz uzaklaştım. Elini ellerimin arasına alıp buseler kondurdum. "İyi misin yavrum?" Mine gözlerini kırparak karşılık verdi. Konuşamayacak kadar bitkindi. Onun bu hali canımı çok yakıyordu. Neşe dolu, her an hareket halinde olan karım şimdi... Yanından kalkıp giyinme odasına geçtim. Eşofman takımıyla geri döndüğümde karımın bakışları elimdeydi. Yatağa koyup karımı omuzlarından tutarak doğrulttum. Askılı geceliğinin etek uçlarını tuttuğumda beni durdurdu. "Kerim ne yapıyorsun?" Sesi öylesine cansız çıkmıştı ki. "Hastaneye gidiyoruz." Dudaklarını itiraza araladığında kaşlarımı çatıp sertçe konuştum. "İtiraz kabul etmiyorum. Bugün hastaneye kesinlikle gidiyoruz." "Ben iyiyim!" İnanmadığımı görünce devam etti. "Gerçekten iyiyim." Sinirle ayağa kalktım. Ne halde olduğumu görmüyor muydu. Ona bir şey olacak diye kafayı yiyorum burada, iyiyim diyerek kandırmaya çalışıyor. Hayır... "Senin için endişelendiğimi görmüyor musun? Kaç gündür farkında olmadığımı mı sanıyorsun? Sana bir şey olacak diye ödüm kopuyor sense hastane..." Fısıltısıyla kelimelerimi yuttum. Ne demişti o? Yanlış duymadım değil mi? Arkamı hızla döndüm. Kahveleri mutlulukla parlıyordu. Yanlış duymadığımı teyit etmek istedim. "Ne dedin sen!" "Hamileyim!" Hamileyim! Hamileyim! Beynimde yankılanan kelimeyle başta vermem gereken tepkiyi saniyeler sonra verdim. "Allahhhh!" Karımı kucakladığım gibi etrafımda dönderdim. İkimizin kahkahası odayı inletti. "Kerim dur!" Sevinçten gözüm öyle bir döndü ki karımın sesini duymadım. "Kerim!" Yüzünü buruşturan karımla tekrardan yatağa uzanmasını sağladım. Solgun yüzünü avuçlarımın arasına aldım. "İyi misin kadınım?" "İyiyim, biraz midem bulandı..." "Hastaneye gidelim!" Diye sözünü kestim. "İyiyim birazdan geçer." Yanına uzanıp kollarımın arasına aldım. Yumuşak saçlarının arasında parmaklarım gezindi. Göğsümün üzerindeki elini tuttum. Parmaklarımız birbirine geçti. Mine'ye aşık olduğum günden itibaren aklım, ruhum, kalbim ondan bir parçaya sahip olma düşüncesiyle yanıp tutuştu. Evliliğimizin ilk yılları okulu var diye çocuk mevzusunu açamamıştım. Hem okul hem ben hem de bebek arasında kalsın istemedim. Ülkeye geri döndüğümüzde bana kalmadan Mine "bebeğimiz olsun mu?" diye masumca sorunca nasıl hayır diyebilirdim ki. İstediğimde buyken. Korunmayı bırakıp direk çalışmalara başlamıştık. "Kerim!" "Efendim yavrum." "Abim..." Kaşlarımı çattım. Savaş ne alaka şimdi. "Abimle konsere gidecektik. Şimdi gitmezsek ayıp olacak." Doğru ya. Savaş ve konser... Savaş'ı hatırladığımda gitmekten vazgeçtim. Ama karım beni ikna etmeye çalıştı. Ona hayır demek imkansızdı. "Seni yalnız bırakıp gitmek istemiyorum. Savaş'ı arar konuşurum." Yataktan kalkmak için hareketlendiğimde engel oldu. Mine narin elini yanağıma koydu. Birkaç günlük sakalım tenini gıdıklamıştı. Dudağının kıvrılmasından anladım. “Sevgilim, abim aylar sonra ilk defa dışarıya çıkıyor. Onu yalnız bırakamayız.” “Savaş idare eder.” Bahanelerimin bir önemi yoktu. Çocuk gibi davrandığımın farkındayım ama yalnız kalmasını istemiyorum. Beni abisinin yanına göndermek için arkadaşını çağıracağını söyledi. Yanımda aradı. Evi yakındı, on beş dakika içinde gelirdi. Aşağıya indiğimizde kabıma sığamaz durumdaydım. Elim sürekli karımın karnındaydı. Bebeğimi hissetmek istiyordum, erken olduğunu düşünemeyecek kadar heyecanlıydım. Güzel haberi bir an önce kardeşlerimle paylaşmak istiyordum. İlk önce Savaş öğrenecekti. Ama güzel karım planımı bozdu. “Kocacığım!” Karımın billur sesiyle karnındaki bakışlarımı parlayan kahvelere kaldırdım. “Karıcığım!” “Hamileliği şimdilik kimseye söylemeyelim.” dedi. Anında kaşlarım çatıldı. Yoksa... “Sağlığınla ilgili... ” “Yok.” Dedi sözümü keserek. İki buçuk haftalık hamile ve ilk üç ayda düşük tehlikesi her gebelikte yaşanacak bir durummuş. Kimseyi üzmek istemediğini, tehlikeli ayları atlattıktan sonra söylemeyi düşündünü dile getirdi. Düşününce karımın ince düşüncesine hak verdim. Arkadaşı Sare gelince karımı ve bebeğimi istemeye istemeye bıraktım. “Evde, Sare yanında.” “Sen niye geldin?” “Kız kıza olmak istediler, yani anlayacağın kovuldum.” Savaş şimdilik bu konunun üzerinde durmadı. Biraz daha üzerime gelse heyecanıma yenik düşüp her şeyi yumurtlayabilirdim. Ve karımın isteğini yerine getirmemiş olacaktım. Sanırım Savaş'ı tongaya düşüren kadına bir teşekkür borcum var. Savaş elimden bileti alıp konsere girdi. Bende içimde tutmak zorunda kaldığım sevinçle takip ettim. Sevdiklerim dahil tüm dünyaya duyurmak istiyordum baba olacağımı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE