1-Konser
Gülüm...
Aylardır sabırsızlıkla beklediğim, sesini, şarkılarını ezbere bildiği CEM ADRİAN'IN konserine saatler kalmıştı.
Dün geceden karar verdiğim kolları düşük, askılı siyah deri şortlu büstiyer takımı giydim. Sırma sarı saçlarımı dalgalı yapıp salık bıraktım. Dikkat çekici bal renkli gözlerimi ortaya çıkaran siyah sürmemi ve dudaklarıma her zaman sürmekten zevk aldığım kırmızı rujumu sürdüm.
Aynada sade makyajıma tam not verip kırmızı topuklu ayakkabılarını giydim. Çantamı alarak evden çıktığımda beni bekleyen taksiye bindim.
Konser alanına vardığımda ilk işim ayırttığım bileti almaya görevlinin odasına gitmek oldu. Kapıyı tıklatarak içeriye girdim.
"Merhaba ben biletimi almaya gelmiştim!"
Adam başını bilgisayardan çevirmeden konuştu.
"İsminiz?"
"Gülüm Akyıldız"
Adam sesimi duymasıyla başını kaldırdı. Yavşak yavşak beni süzdü. Aklından geçeni tahmin etmek zor değildi. Bakışları beni rahatsız etti. Boğazımı temizleyip tekrardan bileti sordum. Bilgisayarda kontrol edip başını kaldırdı. Kaşlarını kaldırıp iğrenç gülümsemesini takındı.
"Üzgünüm, bir tane kalmış. Onu hatırı sayılır bir iş adamı aldı."
Duyduklarımla kan beynime sıçradı.
"Siz ne dediğinizin farkında mısınız. Ben günler öncesinden biletin parasını verdim. Bana biletimi vermek zorundasınız, yoksa sizi şikayet ederim..."
"Hanımefendi nefes alın!"
"Size ne nefes alıp almamamdan, siz bana biletimi verin."
"Hanımefendi, beyefendi vaktinde gelmezse bilet sizindir."
Lanet olsun! Dil döksem de bileti alamayacağım ortada. Sinirle saçlarımı arkaya attım.
Yenilgiyi kabul etmeyen bir yapıya sahiptim. "O bilet ne pahasına olursa olsun benim olacak."
Adam birazdan gelecek, onu yolundan çekecek bir plan düşünmelisin.
İleri geri yürürken temizlikçi kadın gözüme ilişti. Tuvaleti temizliyordu. Zihnimde bir ışık yandı. Tabii ya... Dudağım kıvrıldı.
İşini bitiren kadına yaklaştım sessiz adımlarla. Etrafa göz gezdirip kimsenin görmediğine emin olduğumda tuvaletin anahtarını aldım ve hiçbir şey olmamış gibi kapıya yöneldim. Elimde planımın püf noktasını oluşturan meyve suyuyla.
🌹🌹🌹
Adamı nasıl tanımayı düşünüyorsun Gülüm? Gökten ilahi vahiy mi inmesini bekleyeceksin. diyen iç sesim unuttuğum detayı hatırlattı.
Doğru, adamı tanımıyorum.
Sonunda jeton düştü.
Alaycı iç sesime gözlerimi devirdim.
Adam yanından geçse tanımayacaksın. Cem Adrian konserine veda...
İç sesimi duymazlıktan geldim. Moralimi bozmayacağım.
Haklıydı. Adam yanımdan geçse tanıyamazdım.
Biletimin parasını ödememe rağmen bana vermediğine göre kodoman bir adam olmalı. Kesin kel, göbekli adamın tekidir.
Nereden biliyorsun kel ve göbekli olduğunu? Belki yakışıklıdır...
Ne yakışıklısı be!
Parasıyla herşeyi yapabileceğini zanneden zengin züppenin tekidir.
Ön yargılısın!
Belki de öyleyim! Beni bugünlere getiren karşımdaki insanlara karşı ön yargılı davranmamdır. Yalnızsan, başında bir baban yoksa hele ki güzelsen potansiyel avsın. Karşındaki insanın yüzünü sana hangi amaçla yaklaştığını bilemezsin.
Herkesin savunma mekanizması farklıdır. Benimki ön yargı.
İşte geldi!
Nereden biliyorsun o olduğunu?
Siyah jeeple beklediğim adam sonunda gelmişti. Elim ayağım birbirine dolandı. Birkaç saniye öncesine kadar iyiyken neden heyecanlandığımı bilmiyorum.
Oha... O ne lan. Gökten Zeus mu düştü?
Hayran iç sesime hak vermemek elde değildi.
Gri gözleri mi, kirli sakalları mı, alnına düşen kıvırcık saçları mı? Allah'ım sana geliyorum, bir insana kıvırcık saç bu kadar mı yakışır. Salaş giyinmişti. Siyah kot ve kaslarına cuk diye oturan beyaz gömlek. Siyah çeketiyle kombinini tamamlamıştı.
Kendine gel Gülüm, resmen ağzının suları aktı.
Nasıl akmasın şuna bak taş gibi...
Cem Adrian...
Zeus...
Bu adam Cem Adrian'dan daha mı önemli?
Hayır...
Adama yükselen iç sesimi susturup planımı devreye soktum. Başak sarısı saçlarımı parmaklarımın arasından geçirip önüme aldım. Gözlerim adamdaydı. Yaklaşan adamla adımlarımı harekete geçirdim.
Ben basit bir kaza olacağını düşünmüştüm. Yanıldığımı belimdeki sıcaklık ve gözlerimi alamadığım grilerle anladım.
Grileri yüzümü ezberlemek ister gibi tenimi arşınladı. Dudaklarımda durduğunda yutkundum. Grileri kurşuni renge dönüşmeye başlamıştı. Bal gözlerimi kurşunilerinden alamıyordum. Bakışlarımı hissetmiş olacak ki dudaklarımdan çekip gözlerime dikti.
Yoğun, sıcak, tutku ve şehvet doluydu bakışları. Bu bakışları tanıyordum. Genellikle erkeklerde tanık olduğum bir bakıştı. Ve beni rahatsız eden, dikenlerimi ortaya çıkartan bakıştı aynı zamanda. Ama nedense Zeus'un bakışları beni rahatsız etmemişti. İlk kez başıma geliyordu.
Vücuduma uyarılar veren sıcak temasından, kollarından kendimi söküp aldım. Ben ne o bakışlara yenilecektim ne de kendime verdiğim sözden dönecektim.
Tepkimle kendine gelen adam bir adım geriledi. Grileri birkaç saniye gözlerim ve dudaklarımın arasında mekik dokudu. Ardından vücuduna yapışan gömleğine çevirdi. Harelerim onu takip ettiğinde vişne suyunun ıslaattığı gömlek vücuduna yapışmıştı.
Adonisleri var adamın Gülüm!
İç sesimin iştahlı sesi beynimde yankılanıyordu. Gözlerimi adonislerinden alamıyordum. Farkında olmadan alt dudağımı dişlerimin arasına yuvarladım.
Başımı hızla iki yana salladım. Utanmasam yanaklarımı tokatlayacak haldeyim.
İlk defa başıma geliyordu. Daha önce hiçbir erkek libidolarımı şahlandırmayı başaramamıştı. Adam resmen aklımı başımdan aldı.
Nasıl almasın kızım. Adam insanda akıl mı bırakır.
Her zaman haklı olmak zorunda mıydı iç sesim.
Evet. Ben senin kendine itiraf edemediğin sesinim. Alışsan iyi edersin.
Adamın gömleğini eliyle silkelediğini gördüğümde çantamdan peçete çıkartıp uzattım.
"Ö-özür dilerim!" Karşısında kekelediğim için kendime lanetler ettim.
"Önemli değil."
Adamın hareket etmesiyle planımı hatırladım. Kolundan tutup gitmesine engel oldum. Kaşlarını çattı. Başını hafif çevirip kolundaki elime baktı.
"Böyle gitmenize izin veremem!" Tek kaşı havalandı.
"Tuvalette temizleyin."
Tuvalet kapısının önünde adamın üzerini temizlemesini izledim. Vişne lekesi kolay çıkan bir leke değil. Üzülüyor muyum? Hayır.
Gömleğinin iki ucunu pantolonunun üzerine vermişti. Siyah pantolonunun içine verirse ve çeketinin önünü iliklerse geceyi tamamlar.
Adam lavaboya yüzünü yıkamak için eğildiğinde aradığım fırsat ayağıma geldi.
Yavaşça kapıyı üzerine kapatıp ses çıkarmamaya dikkat ederek kilitledim. Bir yandan da gören var mı diye etrafıma bakıyordum. Ellerimi birbirine sürttüm.
"İşte bu kadar."
Kolumdaki saate baktığımda vakit gelmişti. Kendime telkin vererek kapıyı çalıp içeriye girdim.
"Affedersiniz bileti almaya kimse gelmediğine göre, acaba bileti ben alabilir miyim?" dedim şirinlikle.
Adam saatine baktı. "Haklısınız vakit geçmiş," deyip bileti bana uzattı. Dışarıya yansıtmadığım sevinçle bilete uzandım. Parmaklarımın arasındaki bilet heyecanımı artırdı. Kendime çekmek istediğimde adam bırakmadı. Kaşlarımı çatarak adama baktım.
"Bir kahve içmeye ne dersin?"
İğrenç gülümsemesi ve kendince çapkın bakışlarıyla beni tavlayacağını mı zannediyor. Sinirlensemde bilet için sessiz kaldım. Dünyayı başına yıkmak vardı ya, sen dua et Cem Adrian'a.
"Konserden sonra neden olmasın!" Çok beklersin dedim içimden. Gülümsemeyi de ihmal etmedim.
"Anlaştık."
Bileti aldığım gibi odayı terk ettim. Görevini suistimal eden adamla aynı havayı solumak istemiyordum. Arkamdan bekleyeceğim diyen adama, "daha çok beklersin" diye mırıldandım.
"Aferin sana kızım tuttuğunu koparıyorsun. Senin elinden kim kurtulabilir. Yürü be..."
Kendimi pohpohlayıp zafer sevinçleri atarken duyduğum bariton sesle yerimde sıçradım. Tuvalete kapattığım adam böğürüyordu.
"Açın kapıyı!"
"Senin yüzünden yandık!"