Savaş...
Kerim'i yanımda hissetsemde bakmadım. Çünkü aklımda gözlerimde tek bir kişiyi arıyordu. Melek yüzlü şeytanı. Kalabalığın arasında onu bulmak çok zordu.
Gözlerim sonunda aradığımı buldu. Müziğin ritmine kendini kaptırmış dans ediyordu. Bedeni, özellikle kalçası yılan gibi kıvrılıyordu müzikle. Kalçasına kadar uzanan başak tanelerine ellerini daldırıp havaya fırlatıyordu.
Kasıklarıma pompalanan kan canını acıtacak noktaya geldi. Kucak dansı yapsa bu kadar taş kesilmezdim. Nasıl bir bakmadan bu kadar etkilenebilirim?
Kadının çevresindeki erkeklerin sanatçıyı değil de bedenini kıvıran kadını izlemelerine anlam veremediğim bir şekilde sinirlendirdi beni. Tenim karıncalanıyor, avuç içim kaşınıyordu. Bedenim adeta her an patlayacak bir volkan gibiydi.
Ateş saçan harelerim adamlardaydı. Akıllarından ne geçtiğini tahmin etmek hiç zor değildi. Vücudunu yılan gibi kıvıran kadının yataklarını süslemesini, sıcacık bedeniyle ısıtmasını istiyorlardı. Süt beyzası teninde başka erkeklerin izini düşünmek ölümden beterdi.
Aklımdan geçenlerle dumura uğradım.
İlk defa gördüğüm kadını kıskanıyor olamam. Evet onunla yatmak, sabaha kadar sevişmek istiyorum ama kıskanmak... İnsan sevdiğini kıskanır. Onunla yattıktan sonra arzumun yok olacağına eminim. Ben kendimi tanıyorum. Sadece arzu...
Canımın acısıyla bakışlarım elimi buldu. Ellerimi sertçe yumruk yapmıştım. Eklem kemiklerim beyazlamış, kol kaslarım gerilmişti. Damar yolları şişip belirgin hale gelmişti.
“Sonunda aradığını bulmuşsun!” Sesini biraz yükseltti. Sesindeki ima dikkatimden kaçmadı. Herşeyi gördüğüne eminim. Açıkcası o anda umurumda olmadı. Tek umurumda olan Melek yüzlü şeytandı.
Kerim'e değen harelerim piç sırıtışına tanık oldu. Yüzüne yumruğumu çakmamak için kendimi zor tutuyordum. Yatsın kalksın kardeşime dua etsin.
Melek yüzlü şeytana çevirdim bakışlarımı. Erkeklerin aç bakışlarının farkında değil miydi? Yoksa farkında ve hoşuna mı gidiyor. Bu tür kadınlar benim her zaman tek gecelik yatağımı ısıttı. Fazlası olmadı ve olamazda.
“Ben aradığımı her zaman bulurum.” Sesim kararlı çıktı.
Hani derler ya arayan mevlasını da bulur belasınıda. Ben tam olarak belamı bulmuştum. Hemde sarı bir bela.
“Ne yapmayı planlıyorsun?” Diye merakla sordu.
“Görürsün.”
🌹🌹🌹
Gülüm...
Kaç şarkıya eşlik ettim bilmiyorum. Bedenim hiç dinlenmeden dans etmenin yorgunluğunu yaşıyordu. Bu umurumda mıydı. Hayır...
Saatler sonra biten konserle Cem Adrian'ı kulise geçmeden yakalayı başardım. Vakit kaybetmeden boynuna sarıldım.Çünkü korumaların beni yanından uzaklaştırması an meselesiydi.
"Hanımefendi!"
Sanırım korumalardan biriydi. Ve onu durduran da Cem'di.
Bakıyorum adama adıyla hitap etmeye başladın.
"Hanımefendi!" Aynı hitabı duydum. Ama duyduğum ses korumaya değil Cem'e aitti. Kollarımı kavrayan ellerle adamdan uzaklaştım. Yüzü kızarmıştı. Çok sıkı sarılmışım nefes alamamış.
"İyi misin? Ben çok özür dilerim. Bilerek yapmadım. Gerçekten çok özür dilerim." Hızlı hızlı konuştuğumdan nefes almaya ihtiyacım vardı.
"Önemli değil. Sakin olun. Rahat bir nefes al." Omzumu kavradı.
"Şimdi daha iyi misin?"
"Evet.
"Boğulma tehlikesi atlatan ben miyim yoksa nefes almadan konuşan siz miydiniz anlamadım." Diye işi şakaya vurdu.
"Ben gerçek..."
"Hayranımsın sanırım." Diye sözümü kesti.
"Evet."
"Fotoğraf çektirmek ister misin?" Diye sorduğunda basiretim bağlanmıştı. Başımı sallayarak onayladım. Buraya fotoğraf çektirmeye ben gelmiştim. Şimdi o öneriyor. Telefonumu çıkartarak ona verdim alık alık bakarak. Sonradan düşündüğümde utanacağıma eminim. Elimden alıp korumasına verdi.
Cem kolunu omzuma attı. Benimde kolum belini buldu. Arkadaşca, masum bir yakınlaşmaydı. Benim için anlamı çok büyüktü. Onun için ilk olmadığını tahmin ediyordum. Milyonlarca hayranı vardı. Ben yalnızca onlardan biriydim. Art arda birkaç poz verdikten sonra koruma telefonumu bana uzattı.
"Teşekkür ederim."
Cem referansla elimi tutup öptü.
“Asıl ben teşekkür ederim sevginize."
"Siz sevilmeyecek adam mısınız?" Küçük bir kahkaha patlattı. Kalbimde fırtınalar estirdiğini biliyor mu acaba.
"Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum güzel bayan!"
“Asıl ben sizinle tanıştığıma memnunum!” Cem'in elini sıkarak sözlerime devam ettim. “Şarkılarınıza, sesinize hayranım. Tabi size de!”
“Sevginize teşekkür ederim, bir sonraki konserinde görüşmek üzere.”
“Görüşürüz.” Adamın arkasından hayran hayran el salladım. Başıma az sonra gelecekleri bilmiyordum.
Birlikte çekildiğimiz fotoğraflara bakarak dışarıya çıktım. Fotoğrafın üzerinde Cem'i öptüm. Kırmızı rujum ekranda belirdi. Gerçeğini öpmek dururken ben fotoğrafını öpüyordum.Tamda bana göre bir hareketti. Adamı görünce tüm dünyayla bağlantımı kestim.
Taksi bakındığım sırada kolumdan sertçe tutulup çekildim. Anı dönüşümle saçlarım yüzüne vurdu. Görüşümü açık hale getirdiğimde kolumdan tutan adama baktım. Üzerine kazara -bilerek- meyve suyu döküp tuvalete kapattığım adamdı. Bana kırmızı pelerin görmüş boğanın ateşli gözleriyle bakıyordu.
Yoksa benim kilitlediğimi mi öğrendi? Hesap sormaya mı geldi? Ne yapacak bana?
Başka ne için gelecek, hesap sormaya geldi. Şimdi yandın kızım. En iyisi işi bilmemezliğe vurmak Gülüm. Sinirden koyulaşmış grilerden kurtulmam gerek.
“Buyurun, ne istediniz?”
“Seni.”
Kaşlarımı çattım. Bu adam neden bahsediyordu.
“Beni tuvalete kilitlemenin cezasını kestim.”
Ceza diyemeden dudaklarıma yapışan sıcak dudaklarla vücudum taş kesildi. Bal gözlerim irileşti. Gözlerim yaşardı. İlk öpücüğümü çalmıştı. Dudaklarımdaki sıcak temas yok olduğunda afallamış bir durumdaydım.
Az önce ben ne yaşadım? Beni öpmüştü. Neden? Dudaklarına yapışmadan önce söyledikleri kulaklarımda çınladı. “Beni tuvalete kilitlemenin cezasını kestim.”
Doğru, bana ceza vermek için ilk öpücüğümü elimden aldı. Gerçekler öfkemi an an katladı. Hırsla gözyaşlarımı silip hadsiz adama tokatı geçirdim. Başı sağa düştü. Son sözümü söyleyip adama cevap hakkı vermeden taksiye bindim.
Arkasında yaptığına bir yandan pişman olan diğer yandan bugün yaşadıklarına iyi ki diyen bir adam bıraktığımı bilmeden.
“Pis sapık!”