Tahir, Davut Ağa’yı gördükten sonra biraz olsun kendini toparlamıştı. İçinde hafif bir silkelenme olmuş, omuzlarındaki ağırlık bir anlığına da olsa gevşemişti. Yıllar sonra onu sanki hiç yaşlanmamış gibi dimdik yanında görmek, sanki Tahir'e sığınacak bir liman vermişti. Gözlerinde derin bir gülümseyle ona bakıyordu. Tam o sırada kapı yeniden açıldı; önce Ali, ardından iki hizmetkâr ellerinde tepsilerle içeri girdiler. Sanki bir ziyafete hazırlanılmış gibiydi. Davut Ağa onları görünce sesi daha da gürleşti. ''Getir getir oğlum, açın şu masanın üstünü,'' dedi ve eliyle masayı işaret etti. Tahir şaşkınlıkla olan biteni izliyordu. Bir anda masanın üzerine yemekler dizildi; ayranlar, sıcak tabaklar, çorbası, pilavı, kızarmış tavuğu, biraz karpuzla… Bir de Tahir'in çökmüş haline ''şifa olu

