GEÇER Mİ SEVDA YÜREĞE DÜŞÜNCE

1436 Kelimeler
Sezen Aksu - Geçer 🎶🎶🎶 "Senin gönlün daima meshur ve musahhardır, Mazursun. Sen gamın ne olduğunu hiç bilmedin, Mazursun. Ben sensiz bin gece kan yuttum, sen bir gece sensiz kalmadın, Mazursun." Ahmed Gazali Sabah Faruk abinin telaşlı sesiyle "Serpil yengenin doğumu başladı, en kısa zamanda döner misin?" sorusuyla benim için tam yerinde bir bahane olmuştu. Bende apar topar çantamı toplayıp evden kaçar gibi çıktım, ardımdan annemin "E ben gelmez miyim o İstanbul'a" cümlesini duymamazlıktan geldim. Köy dolmuşuyla ilçeye ordan da otobüse atladığım gibi yola çıktım. Beni ne buraya bağlayacak bir sebep ne de gittiğim yerde beni orda mutlu edecek bir hayat vardı. Ama en azından uzaktan da olsa, yanına yamacına yaklaşamasam da yüzünü görüp sesini duyabileceğim biri vardı. Adını artık hatmetmiş gibi zikrettiğim Kürşad. O yine kendi sevdasına, yarasına yanacak, bende ona olan sevdama. Onun için yara demek gelmiyordu içimden ama iyileşmesi mümkün olmayan bir yara olduğunu kabullenmek düşüyordu bana da, tıpkı kendi yarasına çare yok dediği gibi. İkimizde onmaz bir derde düşmüştük, hayat sürükledikçe sürükleniyorduk. Bende derine, daha derine gömecektim görünmesin duyulmasın diye, sessizce, için için yanmaya razı olacaktım. İstanbul'a döndüğümde hiç beklemeden çantamı eve bırakıp kahvehanenin yolunu tuttum. Büyük ihtimalle ben yokum diye açan olmamıştı. Dükkana yaklaştıkça kaşlarım çatılı açık kapıya baktım. Faruk abi yengeyi asla yalnız bırakmazdı, yanındadır. O zaman kahvehaneyi kim açtı diye düşünürken kapıdan içeri girdim. "Selamünaleyküm." Ses gelmeyince çay ocağının olduğu kısma geçtim. Kürşad çay kazanına su dolduruyordu beş litrelik şişeyle. Demliği çıkarmış, yanında da çay paketi. "Aleyküm selam, hoşgeldin." dedi sakin sesiyle. Girişte öylece durmuş onu izliyordum. Nasıl da özlemişim, bir bilse. Koşup sarılamamak, başımı göğsüne yaslayıp hoş bulduk diyememek. Bunları yapamayınca kuru bir "Hoşbulduk" la tezgahta biriken bardaklara yöneldim. Kürşad demliğe çayı kafasına göre koyup kazanın üstündeki yerine yerleştirdi. "Çayı sen demlersin değil mi? Bende hastaneye geçeceğim şimdi." Yavaşça başımı salladım. "Sağ olasın abi, ben gerisini hallerim." Elini lavaboda yıkayıp duvardaki çivide asılı havluya silip "İyi o zaman, sağlıcakla kal, çıktım ben" diyerek çıktı mutfak kısmından. Bana da "Sende abi." demek düştü. Hiçte dün gece içmiş gibi görünmüyordu aslında. Üstünde yine takım gömleği altında kumaş pantolon, deri bir kemer. Mutfağı dolduran kendine has o kokusu. Özlemek çok ağırmış, tüm yüklere bedel. Ama özleyipte kavuşamamak o yüklerle yaşamakmış. Anca akşama geldiğim için yine mahallelinin kalabalığı vardı. Birde üstüne Faruk abinin oğlunun doğduğu duyulunca ya önce buraya uğrayıp bakınıyorlar ya da beş altı kişilik gruplar şeklinde hayırlı olsundan gelip oturuyorlardı. Tek başına yetişmek bu yüzden zordu işte. Yol yorgunluğu demeden hem çay dağıtıp hem ikinci demliğe çay demliyordum. Artık pes etmeme ramak kala Kürşad geldi. Gömleğinin kollarını sıvayıp "Sen bulaşıkları yıka ben çaylara bakarım" diyerek yardım etmeye başladı. Açıkçası bu yardımı asla beklemiyordum, gelince bir köşede ya da diğerleriyle oturur sanıyordum ama öyle yapmamıştı. Ben biriken bardakları yıkarken o çay ocağına bakıyor, isteyenlere çay dolduruyor, çıkan bardakları getiriyordu. Bir yandan bardakları yıkarken bir yandan da içeri girip çıkarken onu izliyordum. Raftan temiz üç bardak alıp ocaktaki kaynar suyla çalkalarken göz ucuyla bir bana bir de elimdeki bardağa baktı. "Yine kesme elini ufaklık, önüne bak." Hafif gülümseyerek söylediği şeye hızla başımı çevirip önümdeki köpüklü suya baktım. "Yok yok kesmem." Bardakları doldurup tepsiye koydu. "Benden uyarması." deyip tepsiyle çıktı. Mutfakla dış kısım arasında duvardan bölünen dikdörtgen şeklindeki bir boşluk vardı ve o her geçtiğinde boynunu eğmek zorunda kalıyordu boyu uzun olduğu için. O hali çok komik ve tatlı oluyordu. O hali aklıma geldikçe kendi kendime gülümserken geldiğinin farkına varamadım. "Neye gülümsüyorsun öyle?" diye sordu tek kaşını kaldırarak. Bardakları durulamaya geçerken "Hiç abi, aklıma bir şey geldi de." dedim. Hmlayarak tepsideki boş bardakları tezgaha koydu. "İyi bari, seni gülümsetecek bir şey var anlaşılan." O böyle söyleyince daha da gülesim geliyordu. "Var var, hem de çok güzel bir şey var." Derin bir nefes verdi sakince boş tepsiyi masaya koyup çıkmadan önce "Onu anladık zaten." diye mırıldandı. Ah bir bilsen, beni hem güldüren hem ağlatansın. Sonunda kalabalığın dağıldığı saatlere geldiğimizde Kürşad kalan üç dört kişiyi de hadi dayım amcam yorulduk kapattık dükkanı diye diye gönderdi. Bu tatlı halleri ona daha da aşık olmaktan başka bir işe yaramıyordu ki. Her hareketinde biraz daha ona doğru kayıyordu kalbim. Herkes gidince oflayarak en köşedeki masaya attı kendini. "Ufaklık bana demli bir çay getirsene. Bu nedir anam babam duyan buraya koşuyor." dedi televizyonu açarken. Bende gülerek onun için tüpte ayrı demlediğim çaydanlığı alıp temiz bir bardağa doldurdum. Çay altlığına koyup tepsi kullanmadan elimde götürdüm. Hâlâ yüzümde hafif bir gülümseme vardı. "Hiç mi yorulmadın sen?" diye sorarken bardağı önüne koydum. "Pek değil eğlenceliydi mahalledekilerin halleri." dedim dudaklarımı büzerek. Masadan uzaklaşırken "Ben yerlere paspas atayım en iyisi, gelene yerler ıslak deriz" dedim. Çayını yudumlarken eliyle gelmemi işaret etti. "Otur şuraya otur, acelesi yok. Az biraz dinlen sende. Yorulmadım diyorsun ama gözünden uyku akıyor çocuk." Doğru çocuk, ben onun gözünde o günkü çocuktum. Omuz silkerek kendime de bir çay doldurup oturduğu masada karşısına oturdum. "Bebeği görebildin mi abi?" Başını yavaşça sallayarak bir yudum daha aldı çayından. Ceketindeki kehribar tesbihini çıkarıp arkasına yaslandı. "Maşallah çok güzel bir çocuk, dayıma çekmemiş." dedi hafif gülerek. Kıvrılan dudaklarına gözlerim takıldı, uçuk pembeler yine bıyıklarının altında sağa doğru hafifçe kıvrılırken nereye baktığımı fark etmiş olmalı ki oturduğu sandalyede kıpırdandı dudakları düz bir çizgi haline dönerken. Bakışlarımı ondan çekip karanlık sokağa baktım, duvardaki saate döndüğümde on biri gösteriyordu. Sesimi çıkarmadan çayımı içmeye başladım. Garip bir sessizlik olmuştu aramızda. "Ee" dedi tesbihini çekerken "Taktınız mı yüzüğü kızla? Faruk abi söylüyordu, teyzenin kızıymış." diye devam etti. Bunu neden soruyordu ki, merak mı etmişti yoksa sormuş olmak için mi soruyordu? Kaşlarımı yukarı kaldırarak bardağı alıp dudaklarıma götürdüm, hmlayarak dudaklarını büzüp camdan dışarı bakmaya başladı. "Neden takmadınız bir şey mi oldu?" Hafifçe öksürerek bardağı çay tablasına koydum. Neden kendimi sorguda gibi hissediyordum. Dudaklarımı ıslatarak kahvehanenin içinde gözlerimi gezdirdim. Kalksam iyi olacaktı. "Bir şey olmadı aslında, anlaşamadık diyelim." dedim biten bardağı alıp ayağa kalkarken, onun önündeki boş bardağı da alıp "Geç olmadan şu paspası atayım ben abi, sabah sabah uğraşmayayım" dedim iç tarafa doğru geçtim. O da masadan kalkıp tesbihini çekerek arkamdan geldi. Bardakları hızlıca çay kazanında kalan kaynar suyla yıkayıp tezgaha serdiğim bezin üstüne koydum. Kapı eşiğinde beni izliyordu sessizce. Ellerimi duvarda asılı havluya silip yolumdan çekilmesi için kapının girişinde durdum. Kenara çekildiğinde yanından geçip mutfağın hemen karşısındaki lavaboya girdim. Kapıyı kapattığım anda tuttuğum nefesleri bıraktım. Yakınımda olması bana hiç iyi gelmiyordu. Ben gözümün önünde dursun baksam yeter sadece derken büyük konuşmuşum, etrafımda olması bile kalbimin dört nala koşmasına sebep oluyordu. Paspas kovasına su ve yüzey temizleyici koyup lavabodan çıktım. Televizyonda yine Faruk abinin sevdiği müzik kanalı açıktı, kısık sesli bir Sezen Aksu şarkısı çalıyordu. Kürşad yine aynı masada oturmuş bir ayağını bacağının üstüne atmış, durgun bir yüzle dışarıyı seyrediyordu. Belki de tesbih çektiğinin farkında bile değildi. Şarkıyı burada açınız 🎶 Ben yerlere paspas atarken hiç olmadığı kadar sessiz gelmişti mekan. Televizyonda çalan şarkının sesini bile duyamıyordum. Mekan kavramı yavaşça zihnimden siliniyor, bir köşede oturan Kürşad'ın yerine kafamın içindeki Kürşad konuşuyor gülümsüyordu bana. Ben o Kürşad'dan daha ilerisine gidememiştim. O sadece zihnimde ve kalbimdeydi. Varlığı net olan ve dönsem bakabileceğim adam ise benden çok uzaktaydı. Başımı televizyonun olduğu tarafa çevirince "Güzel şarkı." diye mırıldandım kendi kendime şarkı biterken. Duyacağını düşünmemiş ama tam televizyonun yanındaki masada oturan Kürşad bakışlarını camdan ayırıp bana baktı. Sanki gözlerimin içine bakmak ister gibi uzun uzun baktı. Ardından derin bir nefes vererek ellerini dizine koyup sandalyesinden kalktı. "Bitti heralde. Suyu dökte çıkalım artık, geç oldu." dedi kemerini hafifçe yukarı doğru çekerek. Hızlıca başımı sallayıp kovayı ve paspası alarak lavaboya götürdüm. Suyu gidere döküp bir iki kere yıkıyarak paspası da yıkayıp bir köşeye koydum. Lavaboyu sadece Faruk abi ve ben kullandığım için temiz olduğunu bilerek rahattım. Ellerimi de yıkayıp havluya silerek çıktım. Kürşad kapının önünde sigara içiyordu. Anahtarımı cebime koydum ve hırkamı giyerek ışıkları kapatarak bende dışarı çıktım. Kapıyı arkamdan kapatıp kilitledim. Kürşad bir kaç adım atmış beni bekliyordu. Yanına gittiğimde yürümeye başladı, onu takip edeceğimi biliyordu. Önce beni eve bırakacaktı. Sokakta yan yana yürüyorduk ama yan yana mıydık bilmiyordum, hiç yan yana gelmiş miydik? Adlarımız hiç yan yana anılmış mıydı. Cevap basitti. Hayır, hiçbir zaman. "Geçer mi?" Sorusuyla ellerim ceplerimde ona bakmak için başımı kaldırdım. Önüne bakıyordu sadece, tesbihini bileğine geçirip elini cebine koydu. "Geçer abi." dedim yere bakarak. "Belki de hissizleşmek en doğrusudur ufaklık, acıyı da hissetmezsin, yarayı da. O zaman geçer." Evimin önüne geldiğimizde merdivenin ilk basamadığını çıkıp arkamı döndüm. Cebinden sigara paketini çıkarmış birini dudaklarına götürüyordu. Çakmağını çıkarıp yakmadan önce binanın kapısını gösterdi başıyla. "Gir hadi içeri, üşüyeceksin." dedi sigarası dudaklarının arasındayken. Çakmağın sesi sokağın sessizliğini bölerken başımı salladım sadece. "İyi geceler Kürşad abi." Başını ağzında sigarasıyla yavaşça sallayıp "Sana da ufaklık." dedi. Hüzünlü bir gülümsemeyle arkamı dönüp kalan merdivenleri çıktım. Binaya girip kapısını kapatırken Kürşad'ı başını eğmiş gülümserken gördüm. Onunki de hüzünlü bir gülümsemeydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE