27

793 Kelimeler
"Kulaklıkları açın!" diyen Aras'ın sesini duyar duymaz elim, kulağıma gitmiş ve kulaklığın düğmesini bulmuştu. Herkesi esir alan endişe duygusu, kalplerimizin hızla atmasına neden oluyordu. "Topluca bir yere gidersek Avan bizi fark edecek." diye kendi kendine söylenen Aras'ın sesi kulaklıktan kulağıma ulaşınca kısa bir an ona baksam da, hemen önüme dönüp buraya yaklaşan birkaç zombinin kafasına sıktıktan sonra hızlıca yanımdaki kalın gövdeli ağacın arkasına saklandım. "Kimse koşmasın!" dedi kulaklığımdan gelen Aras'ın sesi. "Avan'ın sizi görmeyeceği bir şekilde ağaçların arkasına saklanarak geri çekileceksiniz. Ben kanı bozuklardan sizi korurum, ama yine de dikkatli olun." "Öleceksin!" dedim kendimi tutamayarak. Neden birden atıldım bilmiyorum, ama sanırım daha fazla ölüm görmek istemiyordum, her ne kadar o beni öldürmek istese de.. "Dediğimi yap!" diye ürkütücü bir sesle konuştuğunda dişlerimi sıktım sinirle. O burada kalıp bizi zombilerden korursa, Avan onu akşam yemeği yapardı. Belki de öldürdükten sonra yüzüne bile bakmazdı, çünkü daha önce böyle bir görüntüyle karşılaşmıştım ne de olsa. Herkes bir ağacın arkasından diğerine sessiz adımlarla geri geri giderken ben bir süre kararsızca bekledim ağacın arkasında. Pekala onların beni ölüme terkettiğini biliyordum ancak içimdeki aptal bir his yüzünden onun ölmesini istemiyordum. Her ne kadar intikamcı bir yapım olsa da, ona yardım etmek için elimde tek bir neden bile olmasa da onu burada bırakamıyordum. Hay lanet... Elimdeki silahı kemerime koyup arkasında durduğum ağacın dallarına baktım ve hızla üzerimde duran dalı yakalamak için zıpladım. İki elimle daldan destek alarak kendimi yukarıya çekerken sağ ayağımı da dalın üzerine atıp kendimi hızlı hareketlerle dalın üzerine çekmiştim. Ondan sonra da birkaç dala daha tırmanıp iyice yükselirken zombileri ve uzakta durup buraya bakan Avan'ı görebileceğim bir yüksekliğe gelince durdum. Göz ucuyla sarjör değiştiren Aras'ı kontrol edip belimdeki silahı tekrar elime aldım ve zombilere tek tek ateş etmeye başladım. Ağacın dallarındaki sivri ve gür yapraklar benim görülmemi engellese de arada belime ve bacağıma batıyordu ve bu çok rahatsız ediciydi. Tamam, soğuk iklim özelliklerinin bulunduğu bölgelerdeki bitki örtüsü genellikle bu şekilde olabilirdi ama yine de bu oldukça sinir bozucuydu. "Durumunuz nedir?" diye kulaklıktan gelen Aras'ın sesini duyunca aldırmadan zombileri vurmaya devam ediyordum. Avan, şu an bize 100 metre kadar uzakta, yere oturmuş bir şekilde bizi izliyordu ve bir tane olsun zombi ona yaklaşmıyordu. Ayrıca kırmızı gözleriyle direk olarak buraya bakıyor olması da içimde tüyleri diken diken eden bir his uyandırıyordu. "Ben AKIM sınırına yaklaştım." diyen Elly isimli kızın sesi geldi ilk önce kulaklığımdan. "Ben şu büyük duvara ulaştım. Komutana haber vermeye gidiyorum." diyen Martin'in sesini duyunca istemsizce rahatlamıştım. Sağa sağlim AKIM'a ulaşmış olması beni mutlu etmişti. En azından görevlerde fazlasıyla ciddi olabildiği anlar vardı. "Elly'yle beraber AKIM sınır duvarına koşuyoruz. Güvendeyiz." diyen Matt ile birlikte tamamen rahatlayıp keyifle zombileri öldürmeye devam ettim. "Rüya Denizci?" dedi Aras. "Durumunu bildir." Hiç konuşmadım. Eğer burada olduğumu bilirse beni AKIM'a göndermek için elinden geleni yapacaktı ve muhtemelen ölecekti. İki kafa, her zaman birden iyidir diye boşuna dememişler. Her ne kadar o varlığımı bilmese de ben ona buradan çok iyi yardım edebilirdim, ve ayrıca test etmem gereken bazı şeyler vardı. Mesela bu zombilere güçlerimizin işlemediğini söylemişlerdi, ki bunun gerçek olup olmadığını öğrenmek için bundan daha iyi bir zaman dilimi olduğunu da sanmıyordum. "Rüya Denizci, beni duyuyor musun?" Aldırmadan yakın çevredeki bütün zombilere ateş ettim ve uzakta gördüğüm bir zombiye doğru elimi uzattım. Elimde hissettiğim gücün baskısı olsa bile uzaktaki zombide hiçbir değişiklik olmayınca pes edip silahla kafasına ateş ettim. "Rüya?" diyen Martin'in sesini duydum bu sefer. "Bir dakika, Rüya iyi değil mi? Niye cevap vermiyor?" "Sakin ol, eminim biraz sonra o da gelir." diyen Matt'in sesi eko yapmıştı. Tahminimce birliktelerdi ve bu yüzden kulaklıkları açık olduğu için sesleri yankı yapmıştı. "Rüya cevap ver." dedi yine Martin pes etmeyerek. Hayır yani niye bu kadar endişe ediyordu ki? Şu zombiler biraz daha hafifleyince gelecektim elbet. Aras'a bir kez daha bakınca, onun sağ tarafından gelen bir zombi olduğunu görünce hiç düşünmeden ateş ettim ve zombinin gözünden giren kurşunla birlikte yer yığıldı. O sırada da Aras yere düşen zombiyi fark etmiş ve zombiye birkaç saniye baktıkan sonra gözleri etrafta gezinmiş olmasına rağmen beni bulamamıştı. Birkaç dakika boyunca ateş ettikten sonra zombiler azalmıştı, ki bunun sonucunda 3 şarjör değiştirmem gerekmişti. Gözlerim tekrar Avan'ı arasa da o dev hayvan eski yerinde değildi. Aras'ın nasıl olduğunu kontrol etmek için tekrar ona baktığımda, elinde olması gereken silah metrelerce ötede yerde duruyordu ve o ise tedirgin bir yüz ifadesiyle karşısındaki Avan'a bakıyor, ters bir hareket yapmamak için büyük çaba harcıyordu. Avan, birden gerilip sol patisini havaya kaldırarak metalik pençelerini Aras'a doğru hamle yapmak için hazırlarken hızla bulunduğum daldan doğruca yere atlayıp Aras'a doğru koşmaya başladım. "Eğil!" diyerek Aras'a bağırınca, o reflex olarak eğilmişti ve ben de iki elimi kaldırıp Avan'a doğrulttum, tabi o an unuttuğum iki şey aklıma geldi. Birincisi, kulaklıklar hala açıktı ve Martin ile Matt beni duymuştu. İkincisi ise, bir zombinin üzerinde güç kullanamıyorsan, bir Avan'da şansını hiç deneme bile.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE