Karşımda oturan 10 kişiden gözlerimi gezdirdim. Çoğunun gözleri, tuhaf saç rengimden kaynaklı olsa gerek, benim üzerimdeydi ve bu durum da istemsizce benim gergin bir şekilde ayağımı sallamama neden oluyordu.
Biz koltuklara yerleşince bizi sırayla yanlarına çağırıp sorular sormuşlardı. Kısaca merkezden nasıl kaçtığımızı ve bu güne kadarki yaşadıklarımızı anlatmamız istenmişti. Bende anlatmıştım tabiki. Bu karşımdaki 10 kişiden birinin hisleri sezebildiğini anlamıştım ve yalan söylediğim an beni yakalarlardı. Her şeyi anlatmak zorundaydım kısaca.
Tabi bunun içinde, Arasların beni ölüne terk ettikleri kısmı hızlıca geçerek anlatmıştım.
Sanırım bu kadar salak duruma düşmeyi kendime yediremiyordum.
Şimdi ise yeteneğime göre bir alan seçmem gerekiyordu. Bilgisayarda iyi sayılırdım, tabiki bildiğim şeyler birkaç kodla sınırlıydı, matematiğim de iyiydi ama askerliği seçmeyi düşünüyordum. Böylece merkezle ilgili şeyleri araştırmamda daha rahat hareket edebilirdim.
"Askeriye." dedim kısa bir sessizlikten sonra. Genellikle konuşan Tina'ya baktım beklentiyle. Tabiki kim ne isterse onu oraya yerleştirecek değillerdi. Her bölümün kendine göre bir derecesi olmalıydı. Büyük ihtimalle bir sınava girecektim.
"Pekala.." dedi diğerlerine kısa bir bakış atıp bana dönerek. "Asker olman için bir sınavımız olacak. Sınavı geçemezsen başka bir bölüme yönlendirileceksin. İkinci seçenek olarak hangi bölümü seçiyorsun?"
"Bilgisayarda iyi sayılırım." dediğimde Tina'nın yanında oturan gözlüklü bir çocuğun gözlerini devirdiğini gördüm.
"Tamam o zaman. Emma seninle ilgilendikten sonra sen de binanın önünde bekle. Askeriyeyi seçen beş kişi daha olması lazım." dediğinde ayağa kalkan sarışın düz saçlı kız yanıma geldi ve elini sol bacağımın üzerine koydu. O yaraya dokunana kadar bacağımdaki yarayı tamamen unutmuştum bile.
Elinden bacağıma gelen elektrik gibi garip bir his yaranın etrafında dönerken, kısa bir süre sonra bacağımdaki yarayı hissetmedim.
Ve aklıma kısa bir not geçtim.
Emma, yaraları iyileştirebiliyor
Sonrasında da odadan çıkıp binanın çıkışına doğru seri adımlarla ilerledim.
Açık konuşmak gerekirse, teknoloji ve yönetim bakımından iyi bir yerdeydiler. Avcılara karşı bir şansımızı olduğunu gösteriyordu bu.
Ve şimdiye kadar umutlarımın en büyüğü burasıydı.
Kapının önünde bekleyen beş kişinin yanına gidip bende beklemeye başladım. Beşi de erkekti ve hepsi de iri yapılıydı. Merkezdeyken boş boş oturmadıkları her hallerinden belliydi.
Biz böyle dikilmeye devam ederken bir süre sonra biri kız, diğeri erkek olan iki kişi daha gelip yanımızda beklemeye başlayınca bıkkınca gözlerim etrafta gezindi. Etraftaki insanlar işlerini yapmaya devam etseler de bize bakmadan geçmiyorlardı. Yeni yüzler görmek, onların arasına oldukça ses getirmiş gibiydi.
Ana binadan kırklı yaşlarda olan fakat iri bir yapıya sahip olan adam çıkıp eliyle onu takip etmemizi işaret edince hepimiz birbirimize kısaca baktıktan sonra onu takip etmeye başladık. Kısa saçları, sert yüzü, ve ifadesiz bakışlarıyla eğitimli bir askere benziyordu. Sınavı onun yapacağına şüphem yoktu ve görünüşe göre bu sınav hiç de kolay olmayacaktı. Yine de benim pes etmeye pek niyetim yoktu.
Binaların arka tarafındaki kocaman bahçeye geldiğimizde asker olduğunu düşündüğüm adamın karsısında sıraya geçtik. Gözleri hepimizin üzerinde tek tek dolaştı.
"Neden buradasınız!" dedi gür sesiyle. "Orada basit bir görevi alıp rahat rahat yaşamak varken neden buradasınız!"
Kimseden ses çıkmadı. Yüzlerine baktım yanımdakilerin. Yüzlerinde ifadesizlik, ardında sakladıkları duyguların habercisiydi. Yüzleri ifadesizdi ama gözleri ağır duyguların altında eziliyordu.
"Cevap yok." dedi ve ellerini arkasında birleştirip tekrar baktı hepimize. "Ölseniz kim hatırlayacak sizi? 2 dakika bir bilgilendirme, sonrası kim hatırlayacak sizi. Diyecekler ki bugün şurada 2 adamımız öldü. Siz onlar için canınızı ortaya atarken onlar sizi hatırlamayacak bile. Ne diye geldiniz buraya!"
"Korumak için!" dedim istemsizce bağırarak.
"Korumak için?" dedi alayla. "Kimi korumak için? Daha bugün geldin buraya, kimi korutacaksın?! Ölen anneni mi, babanı mı? Yoksa ağlaya ağlaya gözlerin önünde öldürülen kardeşini mi? Kimi koruyacaksın?"
Sarsıldım. Boğazıma bir düğüm oturdu. Yutkunamadım.
İçi acıdı.
"Bütün anne ve babaları." dedim gözlerimi karşımdaki adamın kahverengi gözlerine dikerek.
"Öleceksiniz!"
"Biz zaten ölüyüz." dedim.
Daha iki saniye önce sinirli olan adam birden güldü. Neşeli ifadesine anlam veremedim.
"Adın ne senin?"
"Rüya." dedim anlam veremediğim bir ifadeyle. Ne yani? Rol mü yapıyordu bu adam?
Ne yalan söyleyeyim gerçekten iyi rol yapıyordu.
"20 şınav." dedi sırıtarak. "Şimdi."
Bedenim verilen komuta hızla uyarken yere paralel bir şekilde yüz üstü uzanıp şınav pozisyonu aldım ve yavaşça şınav çekmeye başladım. Merkezde şınav veya mekik çektiğim zamanlar oluyordu ama genelde sıkıntıdan patladığım zamanlar yapardım bunu. Yani nereden baksan haftada 2-3 kere ancaktı.
İlk 10 şınavdan sonra kollarım titremeye başlarken diğerleri bahçede koşmaya başlamıştı.
17...
18...
19...
ve
Son!
Kendimi yüzüstü yere atıp birkaç saniye derin nefesler aldıktan sonra ayağa kalkıp hazır ola geçtim. Karşımdaki iri yapılı asker adam ise bahçenin diğer köşesinde duran hedef tahtalarına yönlendirdi beni.
"Cesursun." dedi önümden yürüyen asker. "Bugüne kadar yaptıkların, mantıklı kararların, ölülere bakarken bile düşüncelerinin sakin kalabilmesi... Potansiyel bir askersin. Ama bazen gözünün önündekini anlamazdan gelip kendini kandırıyorsun. Bir asker hissiz değil, soğuk kanlı olmalı. Hızlı karar verebilmeli ama her şeyden önce, doğru karar verebilmeli." dedi ve belinden bir silah çıkarıp bana uzattı. Hedef tahtalarına nereden baksak 100-150 metre uzaklıktaydık. Buna rağmen, bu adamın bunca ayrıntıyı nasil bildiğini düşünmeden edemiyordum. Sorgu sırasında bu kadar ayrıntı vermemiştim. ne de olsa.
"Ayaklar omur hizasında açık, kollar düz, bakışlar keskin olacak." demesiyle birlikte harekete geçtim. Sanki hayatım boyunca bunu yapmak istemiştim.
Babamın kızıydım ne de olsa..
"Silahın senin bir parçan olmalı. Amacın hedefi vurmak değil, yolundan çekmek. Ama önemli olan tek kural, karda yürü..."
"İzini belli etme." diye tamamladım iki elimle tutarak hedef tahtasına doğrulttuğum silahtan gözlerimi ayırmadan.
Nefesimi tuttum.
Nişan al.
Ateş!
Beynimde babamın sesinin yankılanmasıyla tetiği ne zaman çektim, kurşun ne zaman on ikinin hemen yanından vurdu bilmiyorum. Beynimde babamın sesini duymanın şokunu kalbim yaşadı. Hızlı hızlı atan kalbimle birlikte iri gözlerimi askere çevirdim.
"Sen?"