Alex ve on koltukta oturan Lukas nerelerinden çıkardıklarını bilmediğim silahlarla bize ateş eden askerlere ateş etmeye başlarken biz oturduğumuz yerlerde öne eğilmiş, kurşunun bize gelmemesi için dua ediyorduk. En öndeki araba biz olduğumuz için doğrudan bize ateş ediyorlardı ve bu pek de güzel bir sahne değildi.
Göz ucuyla Diana'ya baktığımda sol omzunu tuttuğunu görünce sinirlerim gerildi.
Ne olur ne olmaz diye denemek amaçlı avuç içimi onlara göre doğrultup elimi öne ittiğimde elimin hizasındaki adamın geriye fırladığını görmüştüm. Adam geriye fırlamadan hemen önce de tüylerimi diken diken eden bir his geçmişti bedenimden.
Aklıma gelen fikirle hızla ayağa kalkıp üstteki camı açarken sol bacağımı sıyıran bir kurşunla duraklasam da acıyı unutmaya çalışıp üst camdan kendimi dışarıya çıkıp arabanın üstünde ayakta durarak iki elimi de onlara doğru uzattım. Kurşunlar elimi uzatmamla havada asılı kalırken kalbime, karnıma, ve başıma santimler kala duran kurşunlara tedirgince bakmıştım. Ellerimi aşağı indirmemle kurşunlar, yağan yağmur gibi yere dökülürken bu sefer de onların ellerindeki silahlara odaklanırken sağ elimi silahlara uzatarak havada bir şey kavrarcasına parmaklarımı bükmüş ve ellerimi yukarıya kaldırmıştım. Yerden yaklaşık 10 metre havaya yükselen silahlarla birlikte şaşkın askerler önce silahlara, sonra da bize bakarken içlerinden bir tanesi üzerindeki bıçak, kurşun, yedek silah gibi diğer silahları yere atıp diğerlerine bir şeyler söyleyerek bize yaklaşmaya başladı.
Havada asılı duran silahlardan birini kendime çekip iki elimle sıkı sıkı tutarak namluyu bize yaklaşmaya başlayan askere çevirdim. Adam benim bu hareketimi görünce ellerini teslim olurcasına havaya kaldırarak yavaş adımlarla buraya gelmeye devam etti. Uyarı amaçlı ayaklarının tam önüne bir el ateş etmemle olduğu yerde durmuş ve gözlerini bana dikmişti, ancak konuşmak istediği her halinden belliydi.
Arabanın üstünden yere atlayıp silahı adama tekrar doğrulturken göz ucuyla arabadakilerin iyi olup olmadığına baktım. Şaşkınlıkla bana bakarlarken pek de kötü göründüklerini söyleyemezdim, hatta Diana bile kolundaki yarayı unutmuş gibi görünüyordu. Alex'in arabadan çıkmak için hareketlendiğini görünce elimle ona arabadan çıkmaması için 'dur' işareti verdim.
"Merhaba, size zarar vermeyeceğim merak etmeyin." diyen adama odaklandım tekrar.
Ya ne demezsin, biraz önce beynime saplanmak üzere olan kurşunu da ben ateşlemiştim zaten(!)..
Aramızda 15 adımlık mesafeyi koruyarak durunca şüpheyle ona baktım. Elinde bir silah olmadığı sürece mesafeden bana müdahale edemezdi, ve tek derdi gerçekten benimle konuşmak gibi duruyordu. Yine de silahı indirmedim. En son hislerime güvendiğimde ölüme terk edilmiştim ne de olsa. Tecrübe tecrübedir...
"Bizden ne istiyorsunuz?" dedim izlediğim bir filmden alıntı yaparak. Şu an aşırı havalı olduğumu inkar edemem, genlerim güzeldi yahu benim.
"Bir şey istemiyoruz, sadece bölgemizi koruyorduk. Ama görünüşe göre sizde bizim gibisiniz." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Ne demek sizin gibi?" dediğimde elini yere doğrultup parmaklarını hareket ettirdi. Elinin tam altındaki toprağın bir kısmı küre şeklinde yukarıya doğru yükselip tekrar yere indi. Gözlerim yerden, onun gözlerine çıktı dikkatli bir ifadeyle. Onun gibilerin bu bölgelere gelebileceğini tahmin etmiştim ancak onlarla bu kadar çabuk karşılaşmayı beklemiyordum doğrusu. Güvenip güvenmeyeceğimden emin değildim ancak kendi başıma da hayatta kalamayacağım seçeneği seçmek istemiyordum. Kıyafetlerine bakacak olursam, giydikleri kurşun geçirmez yelekler ve kullandıkları silahlar öylesine herkesin eline alabileceği bir şey değildi. Ayrıca bu güçleri nasıl kullanabildiklerini de hesaba katarsam nereden baksan en az üç aydır buralarda olmalıydılar. Ayrıca temiz kıyafetleri ve saçlarına bakarsak kesinlikle kalacak iyi bir yere sahiplerdi.
"Merkezden kaçarak buraya sığınan deneklerle birlikte nereden baksan 70 kişinin üzerinde bir topluluğuz. Tek istediğimiz özgürlük ve bunun için buradayız. Burada bazı kurallarımız tabiki var ve yalnızca bunlara uyacaksanız bizimle kalabilirsiniz. Ama eğer uymayacaksanız zihninizi silmek zorundayız. Avcılara karşı bir çeşit önlemi asla elden bırakamayız."
Silahımı indirip elimi devam et dercesine salladım.
"Kurallar basit, biz sizi güvende tutacağız, siz de bizim için çalışacaksınız. Burayı yöneten 6 AKIM üyesi var, onlar sizi yeteneğinize göre alanlara yerleştirecek, aşçı, çiftçi veya asker gibi. Detayları, bize katılmayı kabul ederseniz anlatacağım." diyince kararsızca kısa bir an arabaya bakıp tekrar adama döndüm.
"Biraz bekle, diğerleriyle konuşmam lazım." dedikten sonra onun başını onaylar derecede sallamasıyla arkama dönüp arabaya yöneldim.
Ön koltukta oturan Alex dikkatlice gözlerini adamın üzerine dikmiş bakarken bende kollarımla arabanın kapısından destek alarak içeriyi görecek şekilde eğildim.
"Burada bizim gibilerin bulunduğu bir toplulukları olduğunu söyledi. Bizi de aralarına almak istiyorlar." diyerek kısaca tüm konuşmayı özetleyince arabanın içindeki herkes birbirine baktı.
"Durduk yere, öylece almak istiyorlar öyle mi?" diyen Lukas ile gözlerimi devirmek istesem de tepki vermedim. Mantıklı düşünseydi bunun cevabını hızlıca bulabilirdi aslında.
"Sizinki gibi bir yönetim biçimleri var, onlar bizi koruyacak, bizde onlar için çalışacakmışız. Herkesi yeteneğine göre yerleştirip bir işin ucundan tutmalarını sağlıyorlar. Avcılara karşı örgütlenen bir grup, başka şansımız olmayabilir." dedim biraz daha açıklayarak. Ama asıl aklıma takılan şey, adam AKIM üyesi diye bir şeyden bahsetmişti. AKIM bir şeyi mi temsil ediyordu, yoksa bir tür kısaltma mıydı merak ediyordum doğrusu.
"Bence mantıklı." diyen Diana'ya döndü tüm kafalar. "Bizim gibilerin olduğu bir yer sonuçta. Ne kadar kalabalık olursak Avcılara karşı o kadar çok şansımız olur." dediğinde Lukas yine bir şekilde şüpheci kişiliğiyle tartışma başlattı ve arabadakilerin hepsi tartışmaya katıldı. Bir süre daha konuşmaya devam ettikten sonra Alex hepsini susturup bana çevirdi gözlerini.
"Gidiyoruz."
"Nereye?!" diye çıkışan Lukas'la tekrar ona dönerken Alex tekrar konuştu.
"Bizim gibilerin yanına."