Dışarıda öten yüksek sesli alarm sesiyle yatağımda irkilerek doğrularak bir süre ayılmak amacıyla karman çorman bir ifadeyle zemini izlemiştim. Yangın alarmını andıran ses, dışarıdaki koşuşturmaca seslerini bastırsa da dışarıdaki curcunayı çıkan seslerden az çok tahmin ediyordum. Bize hiç böyle bir şey söylenmemişti ve ne olduğunu bilmemek beni tedirgin ediyordu.
Elimi yüzümü hızlıca yıkayıp saçımı hızlıca bağladıktan sonra hızlıca üzerime yeşil asker pantolonunu geçirip üzerimdeki yeşil tişörtü çıkarmaya gerek duymadan bana verdikleri silahı alarak dışarıya koştum. Görevliler herkesi odasına kapatırken benim üzerimdekilere bakıp yolu açmıştı.
"Rüya!" diyen sese döndüm istemsizce. Etraftaki insanlar hızla yurt binasına girerken askerler ise tam tersi yöne, yani büyük duvarlara gidip tepelerine çıkarak dışarda bir şeylere ateş ediyorlardı ve susturucu takmış olmalarına rağmen alabildiğine gürültülü bir ortamdı.
"Ne işin var dışarıda?!" derken sesini duyurmak için bağıran Mete, elindeki silahı beline sıkıştırarak beni yurt binasına yürütmeye başladı.
"Neler oluyor?"
"Önemli bir şey yok, kanı bozuklar saldırdı yine."
"Kanı bozuklar?" derken kolumu tutan elini tuttum ve onu durdurdum.
"Bizim üzerimizde kullanılan ilaçlarla herkesin garip güçleri olduğunu düşünmüyorsun değil mi? Öyle olsaydı dünya üzerinde normal olan bir insan bile kalmazdı çünkü."
"Bu ilaçların başka etkileri de mi var?"
"Görmek istemezsin."
"Aslında isterim."
"Odana git Rüya." dedi telaşlı bakışları yüzümde dolaşırken.
"Önemli bir şey olmadığını söylemiştin."
"Önemli bir şey yok ama önlem almak zorundayım."
"Birazcık bakıp dönsem en azından?"
Oflayıp eliyle yüzünü sıvazladıktan sonra bana baktı.
"Sadece 10 saniye."
"Anlaştık." dediğimde arkasını dönerek duvara koşmaya başladı ve duvara çakılı olan demir basamaklara çıkarak duvarın üzerindeki yerini aldı. Bende hızla onu takip ettim. Uzun merdivenin sonuna gelince duvarın diğer tarafındaki insanlara baktım.
Bunlar?!
Güçlerimi kazandığım gün rüyamda gördüğüm zombi kılıklı yaratıklardı! Birebir aynısıydı hem de. Tırnaklanmış ve parçalanmış yüzler, kanlı ve yırtık kıyafetler, garip hırıltılar eşliğinde ağır ağır koşan bedenler...
"Tamam gördün, git artık!" diye bağıran Mete'ye aldıramadım. Gözlerim biraz uzaktaki ormanın girişine kaydı.
Kırmızı bir çift göz...
Kan kırmızısı bir çift göz...
Onları görür görmez tanıdım.
Ormanda iki kişiyi öldüren kırmızı gözlü kaplandı bu.
Garip bir çekim yüzünden gözlerimi ormandan ayıramıyordum.
Omuzlarından sarsıldığımı hissettim.
Beni sarsmasına aldırmadan elimi havaya kaldırıp ormanı işaret ettiğimde Mete ormana doğru baktı bir süre. Sonra da korkuyla irkilerek birilerine bir şey söyledi ama ben onun ne söylediğine aldıramıyordum.
Gözlerimi, o bir çift kırmızı gözden ayıramıyordum.
Ateş sesleri daha da arttı, ve kısa bir süre sonra duvarların etrafındaki tüm kanı bozuklar öldü.
Kırmızı gözlü kaplan ise, birden ortadan kayboldu.
Gözlerimi kırpıştırarak etrafıma bakarken Mete'nin ingilizce olarak komutanla konuştuğunu duydum ve onlara doğru ilerledim.
Sarhoş gibi hissediyordum. Biraz mayışmış bir hal vardı üzerimde. Doğru düzgün düşünemiyordum.
Öyle ki, o kaplanı görmek bile hayatımda yaptığım en sıradan şeymiş gibi geliyordu.
Garipti...
"Ormanın girişinde gördüm onu. Kocamandı ve kırmızı renkliydi." diyen Mete'nin yanına ulaşınca komutanın yüzündeki afallamış ifadeyi daha net görebildim.
"Kırmızı mı?" diye kendi kendine konuşurken olaylara anlam vermeye çalıştım ama yeni uyanmış bir insanın mahmurluğu üzerimdeydi sanki.
"Bize ormanda saldıran kaplanın aynısıydı." deyince Mete önce irkilerek bana dönmüş, sonra da dediklerimi yeni idrak etmiş gibi iri gözlerle bana bakmıştı.
"Size ormanda bir Avan mı saldırdı?!"
"Avan mı?" dedim kaşlarımı çatarak. Kırmızı gözlü kaplanlara Avan mı diyorlardı? Yeni çağda çok geri kalmışım yahu.
Yine de başımı sallayarak onu onayladım.
"Siz gidin. Ben herhangi bir şey olursa seni çağıracağım Jack."
"Emredersiniz efendim!" diyen Mete'yle birlikte merdivenlerden inip yurda yürümeye başladık ağır ağır.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Tabi."
"Niye kırmızı gözlü kaplana Avan diyorsunuz?" dediğimde derin bir nefes verdikten sonra birkaç kez öksürüp boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.
"Bize verilen ilacı kaldıramayanlar oldu biliyorsun. İlk 10 denekten sonra ilaçlar fazlasıyla hafifletilip bize sunuldu. Bundan da öncesinde, yani ilaçlar bize verilmeden önce de hayvanlar üzerinde deniyorlardı bu ilaçları. İlk laboratuvar fareleri denenmiş ama hiçbiri kaldıramamış. Ondan sonra da kaldırabilecek olan daha vahşî ve yırtıcı hayvanlar üzerinde denenmiş. Bunların başında tahmin edersin ki kaplan geliyor. Normal bir kaplandan çok daha fazla büyük olduğu için ve herkesten çok daha güçlü olduğu için ona Avan diyoruz. Eski bir dilde yenilmez anlamına geliyor."
"Vay be." diyerek tüm hayretimi dışa yansıtırken yurt binalarına daha da yaklaşmıştık. O erkekler yurduna yönelmeden önce kolunu tuttum. "Şu deneyi ilk 10 kişinin üzerinde denedikten sonra hafifletildi demiştin ya." dedim Mete'ye hızlıca. "O 10 kişiye ne oldu?"
"Yaşayan 2 veya 3 kişi varmış sanırım ama kimse onları görmemiş. Muhtemelen merkezde, yüksek bir güvenlikle tutuluyorlardır." dedikten hemen sonra ilerideki bir adamın Mete'ye seslendiğini duyunca Mete bana iyi geceler dileyip yanımdan ayrıldı. Bende sessizce düşüncelerim arasında yurt binasına girerek girişe yakın olan odama girdim.
Üzerimdekileri çıkarmadan kendimi yatağıma atıp karanlık odamdaki tavanı izlerken o anda aklıma bir düşünce düştü.
Merkezde ilk 10 kişi demişti, ve merkezdeyken bizim üzerimizdeki kıyafetlerde belli başlı rakamlar vardı.
Ve benimki 04'tü...