"Ruya!" diye adımı garip bir şekilde seslenen kişinin Diana olduğunu fark edince hemen koridorda durup arkama baktım. Heyecanla koşarak bana doğru gelirken birden sarılmasıyla duraksasam da bende ellerimi ona sardım. Bu kızın samimi hareketlerine alışmam biraz zaman alacaktı.
Uzun bir eğitimden sonra akşam olmuştu ve odalarımıza gönderilmiştik. Yorgun bir şekilde odama gireceğim sırada Diana bana seslenince ona dönmüştüm ama bacaklarımı ciddi anlamda hissetmiyordum. Bahçe etrafında 20 tur koşudan sonra tamamen tükenmiştim çünkü.
"Geçsene içeriye." diyerek odamın kapısını açınca gülerek içeriye girdi ama yeni fark etmişçesine bana döndü.
"Odan ilk katta mı? Benim şansıma bak, her gün 4.kata inip çıkıyorum." diye çocuksu bir tavırla kollarını göğsünde bağlayınca güldüm.
"Askeriyeyi seçtiğim için ilk katı verdiler."
"Ah doğru." dedi tekrar gülümseyerek. "O kadın söylemişti ilk katın askeriyeyle ilgili olduğunu. Maria'ydı sanırım ismi. Tatlı kadın."
"Eee? Sen nereyi seçtin?"
"Aslında hangi alanı seçeceğime karar verememiştim ama gücüme bakarak beni yönlendirdiler. Güvenlik bölümünde sorgu odası öğrencilerindenim."
"Havalı." dedim. Vay kerataya bak sen, sorgu odası öğrencisi olmuş ha. Ne demek bilmiyorum ama ismi oldukça havalı duruyordu. Diyor ki ben sorgu odası öğrencisiyim. FBI bile sönük kalıyor yanında. Gerçi FBI zaten şu anda sönük, ama bu konuya fazla girmeyeceğim. "Diğerleri ne yapıyor bilgin var mı?" dediğimde başıyla onayladı beni.
"Harry Bilgisayar Mühendisliği bölümüne gitti, tabi oranın başkanı biraz egolu sanırım. Zor kabul etti çocuğu. Alex ve Lukas da önceden askeri eğitim gördükleri için onları eğitime sokmadan küçük bir sınavla askerlerin arasına aldılar."
"Oha." dedim istemsizce. "Onlar askeri eğitim mi aldılar?"
"Tabi. Onlar olmasaydı biz oradan nasıl kaçardık?"
"Mantıklı." dedim odamın banyo kapısına kısa bir bakış atarak. Eğitimden dönmüştüm ve terlemiştim. Üzerim zaten toz toprak olmuştu. Banyo yapmak istiyordum.
"Tabi sen git yap banyonu." dedi Diana rahat bir tavırla yatağıma yayılırken. "Ben burada takılacağım biraz. Dört kat çıkmak için fazla üşengeç hissediyorum."
"Tamam." diyerek hala dolabıma yerleştirmediğim kıyafetlerimi poşetinden çıkarıp bir eşofman, beyaz bir tişört ve iç çamaşırlarını alıp banyoya girdim. Hızlıca yıkandıktan sonra kurulanıp kıyafetlerimi giyerken odamdan gelen bazı takırtı sesleri duyunca küçük bir havluyu saçlarıma sarıp banyodan çıktım.
Diana yere oturup kafasını tavana bakacak şekilde yatağıma dayamış, ağzına benim çantamdan çıkardığı bir lolipop yerleştirmişti.
"Nereden buldun sen onları ya?" dedim yanında duran siyah çantaya bakarak. "Ne güzel saklamıştım ben onu."
"Yatağın altı pek güzel bir saklama yeri değil." deyince homurdanıp bende onun gibi oturdum ve çantamdan bir lolipop çıkarıp poşetini açtıktan sonra ağzıma attım. Portakal aromalı tadı dilime yayılırken boş boş Diana gibi tavanımı izledim.
"Şu Aras meselesi ne oldu?" dediğinde kısa bir an gözlerimi kapatsam da gözlerimi yeniden açıp elimi lambanın düğmesine doğru sallayınca düğme kendi kendine kapanıp bizi karanlığa boğdu. Odanın zaten bir penceresi yoktu. Işık da olmayınca zifiri karanlık olmuştu.
"Aynı." dedim çatlak bir sesle. Öksürüp sesimi yerine getirmeye çalıştım. "Bazen düşünüyorum, acaba bu yaptıklarının bir sebebi var mı diye? Belki ben bir şey yapmışımdır diyorum. Ama yok. Bulamıyorum. En son Kayra'yı getirmiştim. Bu yüzdendir belki."
Bir süre sessizce oturduk yerde. Oda zifiri karanlık. Diana'nın yüzünü göremiyorum, o benim yüzümü göremiyor.
"Ben daha 8 yaşındaydım." diye başladı söze. Başımı ne anlatacağını merak ederek onun yüzüne çevirdim. Kapının altından sızan minik bir ışık kümesi olsa da onun silueti dışında hiçbir şeyi belli etmiyordu. "Kardeşim yoktu ve ben her fırsatta anneme kardeş istediğimi söylüyordum. Bir gün akşam eve gelmedi. Babama sordum, cevap vermedi. Birkaç gün sonra bir cenaze törenine götürdü babam beni. Tabutun üzerinde annemin resmimi görünce anladım olayı. Meğerse annem hasta olduğu için başka çocuğu olmuyormuş. Tedavi olmaya giderken de bir araba..." sesinin titrediğini duyunca kolumu omzuna atıp kendime çektim onu. "Mezarı başında çok ağladım. Toprağını okşadım saçına dokunur gibi. Anne dedim. Kardeş istemiyorum, seni istiyorum ben..."
Sessizce saçlarını okşayıp sakinleşmesini bekledim Diana'nın. Bir süre sonra elleriyle gözlerini silip toparlanmaya çalıştı. "1 sene sonra babamı kaybettim savaşta. Ölene kadar annemin yokluğunu hissettirmemeye çalıştı ama ölünce ben bir kere daha kimsesiz kaldım." derince bir iç çekti. "Bana babamı hatırlatıyorsun. Babam gibi cesur, kocaman yürekli ve içindekileri dışa göstermiyorsun." ellerini elime sarıp kafasını omzuma dayadı. Omzuma düşen gözyaşlarını hissetmeme rağmen güçlü çıkarmaya çalıştığı sesiyle konuşmaya devam etmişti. "Güçlerini keşfettiğin gün, Alex sana kalp masajı yaparken çok kötü hissettim. Sonra öldü dedi. Ben bir kere daha kimsesiz kalmışım gibi hissettim. Sana bu kadar çabuk bağlanmam tuhaf gelebilir ama, beni koruman için babamın seni cennetten gönderdiğine inanıyorum." dedi hafif eğlenen bir tınıyla.
Güldüm.
"Kaç doğumlusun sen?" dediğimde anlamamış bir ifadeyle kafasını kaldırıp karanlıkta belli olmayan yüzüme baktı.
"3002." dediğinde güldüm.
"Ben 3001'liyim. Senden büyüğüm ve sen bundan sonra benim küçük kız kardeşimsin."