"Vurulmuşsun," dedim titreyen dudaklarımın arasında. Kalkıp biraz su içmek için mutfağa yöneldiğim mutfaktan geri döndüm. Yabancı asker siyah kazağını yavaşça yukarı doğru sıyırdı. Ela gözlerini yarasının üzerine dikti. Yüzü hiçbir şey olmamış gibi tepkisizdi.
"Kurşun sıyırdı, önemli bir şey değil," dedi kısık sesle.
"Önemli bir şey değil mi? Kanıyor. Neden sesini çıkartmadın?"
O ise gözlerini hafifçe kısıp bana baktı.
"Çünkü panik yapmanı istemedim. Şimdi sakin ol, bana yardım edeceksin."
"Yapamam," dedim başımı korkuyla iki yana sallayarak.
“Bu yarayı temizleyebilecek tek kişi sensin.. Dışarıda nöbet tutan birimler çatışmadan sonra görev değişimine geçti, içeridekiler ise başka güvenlik noktasında,” dedi.
Adımlarımı yanına taşıyarak oturdum. Dikkatlice baktım, ciddi görünüyordu. Hemen lavaboya koştum, temiz havlu ve kolonya alarak geri döndüm. O sessizce bana alan açtı. Elim titreyerek havluyu yaraya bastırırken, nefes alışverişim hızlanıyordu.
“Dur biraz, nefes alamıyorum,” dedim panikle yarasına bastırırken. "Bu kadar kan normal değil," dediğimde korkuyordum.
Kendi kendine doğrulmak isterken kolunu geriye atarak kalkmaya çalıştı. Tam o anda refleksle kolundan tuttum.
"Dur, ben halledeceğim," dedim net bir ses tonuyla.
Beni dikkatlice süzdü. Başta bir şey demedi ama sonra geri çekildi. Ayağa kalkmamla birlikte banyoya yöneldim. Temiz su, pamuk ve antiseptik ararken içimdeki panik büyüyordu. Bu kadar kanla baş edebilir miydim? Ya adamın sakinliği? Bunların hepsi birer şaka olmalıydı.
Kesinlikle normal bir asker olamazdı. Özel kuvvetlerde falan olmalıydı. Adını da söylemiyordu. Ne kadar çabalasam da ona dair neredeyse hiçbir bilgiye sahip değildim.
İlaçları alıp banyodan çıktığımda gözüm onun olduğu tarafa kaydı. Sessizce salonun köşesindeki ikili koltuğa oturmuş bekliyordu. Yüzü solgundu, ama yine de dimdik oturuyordu. Yanına giderek usulca oturdum. Kucağındaki havluyu yavaşça aldım.
"Yarasına tekrar bakmam lazım," dedim ve kazağını dikkatlice araladım. Yaradan gelen sıcaklık elime vurunca içim ürperdi. Kan kokusundan midem bulanıyordu. Bası uygulamamla kan durmaya başlamıştı ama hâlâ hafifçe sızıyordu.
Elimdeki pamukla yavaşça silmeye başladım. Derin nefesler alıp verirken bende derince bir iç çektim. O başını hafifçe yana çevirdi ve gözlerini kaçırdı.
"Normal bir asker değilsin, bunu biliyorum," dedim usulca.
"Adını bile söylemiyorsun. Bordo bereli misin yoksa?"
Hiçbir şey demedi. Sadece gözlerini yavaşça kapattı ve başını arkasına yasladı. Üzerini tamamen çıkardığında derin bir nefes aldım. Yarayı daha net görebiliyordum artık. Genişçe bir sıyrıktı ama kenarları kızarmıştı. Derin değildi fakat kanama yoğundu. Titreyen ellerimle antiseptiği açtım, ardından pamukları ıslatarak yaraya yavaşça bastırdım. Bir an gözleri irkildi, canı acıdığında yüzünü diğer tarafa doğru eğdi. Dişlerini sıktığını fark ettim. Yine de gıkı çıkmıyordu.
"Bana kimin yardım ettiğini bilmem gerekmez mi?" dedim, yoğun duygular içinde ona bakarken.
"Yabancı asker demen yeterli. Bilmen gereken tek şey, şu anda tehlikede olduğun," dedi gözlerini bile kırpmadı.
Yarasıyla daha fazla uğraşmadan, hazırladığım bandı dikkatlice açtım ve temizlediğim bölgeyi kapattım. Kanın durduğuna emin olduktan sonra bandı sıkıca bastırarak yapıştırdım. İşim bittiğinde elimle dizime yaslanarak yavaşça doğruldum ve bulunduğum yerden kalktım.
Yavaşça banyoya gidip ellerimi yıkadım. Aynaya bakarken yüzümdeki solgunlukla göz göze geldim. Kalbim hâlâ hızlı atıyor, bedenim bu kadar yakın ölümle ilk defa tanışıyordu. Komutan kızı olmak her zaman zor olmuştu ama bu seferki başkaydı. Sanki beni öldürmek için peşime tonlarca insana emir verilmiş gibiydi.
Birkaç derin nefes aldım ve banyodan çıkarak odaya geri döndüm. O ise başını kanepenin arkalığına yaslamış gözlerini kapatmıştı. Uyuyup uyumadığından emin olamadım ama nefes alışverişi düzenliydi.
Elimde olmadan birkaç adım yaklaştım. Üzeri çıplaktı, giyinmemişti. Battığı için giyinemiyordu daha doğrusu... Kenarda duran battaniyeye gözümün takılmasıyla elime aldım ve askerin üzerine usulca örttüm. Bir yandanda gözlerim onun kaslı, yapılı bedenini süzüyordu. Göğsündeki turşun yaralarını görmemle dudaklarımı tedirginlikle birbirine bastırdım. Bu adam kesinlikle sıradan bir asker değildi. İşinde çok iyi olduğu belliydi.
"Turgay Komutanı nereden tanıyorsun asker?" dediğimde gözlerini açtı. Sert bakışlarını yüzüme dikti.
"Sen işine bak komutan kızı. Dinlen," demesiyle kaşları hafifçe çatıldı. Ağrısı olduğu belliydi. Kafasını tekrar arkaya yasladığında bende biraz uzak bir köşeye geçtim ve oturdum.