"Sen işine bak komutan kızı. Dinlen," demesiyle kaşları hafifçe çatıldı. Ağrısı olduğu belliydi. Kafasını tekrar arkaya yasladığında bende biraz uzak bir köşeye geçtim ve oturdum.
Uyuyamayacağımı biliyordum. Tüm bu olup bitenleri düşünmekten başım dönüyordu. Babam neredeydi? Beni bir askere emanet edecek durumda ise muhakkak kötü saldırılar oluyordu. Bana gelen tehdit mesajını düşündüm. Karşımda yaralı hâliyle bile beni koruyan bu yabancı adam kimdi? Sessiz ve sıkıntıyla bir nefes aldım.
Kafamı yastığa dayarken biraz kestirmeyi denedim. Küçük bir kuş uykusuna daldım. Ne de olsa güvenli bölgedeydik, her yerde askerler vardı. Duvarların kalınlığı, pencerelerdeki koruma demirleri ve dışarıdan gelen nöbet değişim sesleri beni biraz da olsa rahatlatmıştı. İçimdeki gerginlik bir nebze olsun azalmıştı.
Ancak bu sessizlik uzun sürmedi. Aniden peş peşe gelen silah sesleriyle yerimden sıçradım. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Kulağımın dibinde patlıyormuş gibi yankılanan çatışma sesleriyle birlikte çığlık atarak doğruldum.
"Aaaah! Ne oluyor!" diye bağırdım. Tüm vücudum titriyordu. O anda yabancı asker gözlerini açar açmaz hızla ayağa kalktı. Kenarda duran küçük dolaba yöneldi, kapağını açarak içinden lacivert bir kazak çıkardı. Yaralı tarafını dikkatlice sardıktan sonra kazağı hızlıca giydi. Ardından belindeki silahı aldı.
Korkuyla yerimde doğrulmaya çalışırken yanıma geldi, kolumdan tutarak beni hızla çekiştirdi. "Hemen buradan çıkıyoruz!" dedi keskin bir sesle. Beni sürüklercesine evin camsız olan iç odasına götürdü. İçeri girer girmez kapıyı kapattı. Sonra sessizce tekrar dışarı çıktı ve cam kenarına geçerek durumu gözlemlemeye başladı.
Silahını iki eliyle kavrayarak dizlerinin üzerine çöktü ve gözlerini dışarıya sabitledi.
"Saldırıyorlar. Seni alacaklar!" dediğinde sesi öfkeyle doluydu.
Gözlerim büyüdü. Nefes alışım düzensizleşti. Çığlığımı bastırmaya çalışırken yanıma geldi, kolumu tutarak tekrar çekiştirdi.
"Nereye götürüyorsun beni?" diye bağırdım ama o cevap vermedi, sadece daha da hızlandı.
Arkadaki kapıyı açtığı gibi dışarıya sarktı. Gözlerini kısarak hedef aldı ve silahını doğrulttu. Metreler ötedeki adamı tam alnının ortasından vurdu. Adam yere yığıldığında gözlerim büyüdü. İlk kez birinin gözümün önünde bu kadar soğukkanlılıkla vurulduğunu görüyordum. Nefesim kesilmiş gibiydi.
"Sana zarar gelmesine izin vermem!," dedi kısık ama kararlı sesiyle. Ardından bir başka hedefe yönelmeden önce tekrar içeriye girdi. Beni tekrar kolumdan yakalayıp odaya doğru çekti.
"Buradan çıkacağız. Hazırlıklı ol. Daha fazla burada barınamayız," dedi gözlerini doğrudan gözlerime dikerek. Şimdi daha fazla korkuyordum.
Yabancı asker hızla kapının arkasındaki çantayı aldı. İçinde yedek şarjörler, bir çift eldiven ve yedek susturucu vardı. Çantayı sırtına geçirirken diğer eliyle beni kapıya doğru yönlendirdi.
"Eğilerek ilerle, asla koşma. Sadece dediklerimi yap."
Başımı sallayarak onayladım. Dizlerimi kırarak alçaldım ve onun peşine takıldım. Sessizce arka çıkış kapısını açtı. Kapının dışında karanlık bir koridor vardı. Her adımda tabanlarımızdan çıkan çıtırtılar bile kulağıma silah sesi gibi geliyordu.
Bahçeye vardığımızda, gece görüş gözlüğünü takarak çevreyi taradı. Bahçenin arkasındaki tel örgünün bir bölümü dikkatlice kesilmişti.
"Hazırda tutmuştum," dedi alçak sesle. "Onları buraya çekeceğimi biliyordum."
Tel örgüden geçmemi sağladı. Ben geçtikten sonra kendisi de hızla arkamdan çıktı. Elini omzuma koyarak önümde ilerlememi istedi.
"Yaklaşık beş yüz metre ileride araç var. Oraya ulaşabilirsek, seni başka bir güvenli noktaya götüreceğim."
Arkamızdan gelen bir çatışma sesi daha duyuldu. O an ellerim titremeye başladı. Ama geri dönmedim, dönemezdim. Koşmasam bile kalbim çoktan koşmaya başlamıştı.
"Buradan çıkacağız. Hazırlıklı ol. Daha fazla burada barınamayız," dedi gözlerini doğrudan gözlerime dikerek. Şimdi daha fazla korkuyordum.