Sabahın ilk ışıkları henüz doğmamıştı ama ben çoktan ayaktaydım. Babamın başucunda, yoğun bakım kapısının önünde beklerken zaman donmuş gibiydi. Gözlerimi ovuşturduğumda yanma hissiyle birlikte uykusuzluğun etkisi tüm vücuduma yayılmıştı. Elimdeki çay soğumuş, dudaklarım çatlamıştı ama en kötüsü, içimdeki belirsizlikti. Kapı nihayet açıldığında yüreğim ağzıma geldi. “Durumu stabil,” dedi hemşire yumuşak bir sesle. “Bugün bir gelişme olursa sizi ararız.” Sadece başımı sallayabildim. İçimde hafif bir rahatlama oldu, ama yine de yerime çakılmış gibi hissettim. Babama bir kez daha bakmak, elini tutmak istedim ama yoğun bakım izin vermezdi. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve ardından ağır adımlarla hastaneden ayrıldım. Kendimi nereye götürdüğümü tam olarak bilmiyordum, ama ayaklarım

