Sabahın erken saatlerinde şirkete girdiğimde içimde tuhaf bir sıkışma vardı. Sanki her adımda kalbim göğsüme değil de boğazıma tırmanıyordu.
Asansör kapısı açıldığında, Aras’ı uzaktan gördüm. Siyah takım elbisesi, her zamanki gibi kusursuzdu. Ama bakışları… Soğuktu. Dünkü hastane anılarını hatırlayınca kalbim burkuldu. O geceyi unutmak mümkün değildi ama bugün başka bir gündü.
Beni fark etti ama selam vermedi. Göz göze geldik. Sadece bir saniye. Sonra kafasını çevirip uzaklaştı.
Kendimi olduğumdan daha küçük hissettim.
Yeni masama oturdum. Etrafıma göz gezdirirken bir adam yaklaştı. Uzun boylu, saçları özenle geriye taranmış, gülümsediğinde dişleri bembeyaz parlayan biriydi.
“Merhaba. Elif değil mi? Ben Mert. Operasyon biriminden.”
Elini uzattı. Kararsızca sıktım. Samimi ama bir o kadar da ölçüsüz bir enerjisi vardı.
“Hoş geldin. Aras Bey’in seni bu kadar hızlı ekibe alması ilginç. Şanslısın sanırım,” dedi.
Gülümsedim. Ne diyeceğimi bilemedim. Ardından ekledi:
“Bu kadar tatlı bir kadın olunca, tabii herkesin dikkatini çekmen normal.”
Şaşırdım. Bir an donup kaldım. Bu bir iltifat mıydı yoksa ince örtülü bir imâ mı? Anlayamamıştım.
Toplantı odasındaydık. Mert, sık sık bana göz ucuyla bakıyor, gereksiz yorumlar yapıyordu. Diğerleri fark ediyor muydu bilmiyorum ama Aras’ın bakışlarını hissetmemek imkânsızdı.
Sertti. Sessizdi. Gözleri sürekli Mert’e kayıyor, sonra bana dönüyordu. Ama tek kelime etmiyordu.
Toplantı bitiminde herkes dağılırken Aras kapıyı sertçe kapattı.
“Elif, bir dakika.”
Yerimde kaldım. Kalbim hızlı atmaya başladı.
“Evet?” dedim sessizce.
“Yaklaş,” dedi.
Yanına gittiğimde gözleri gözlerime kilitlendi.
“O adamdan uzak dur.”
Şaşırdım.
“Mert’ten mi? Neden?”
“Yüzeyde gülümseyen biri olabilir. Ama içi… başkadır.”
Kelimeleri dikkatle seçmişti. Ama altında kıskançlık gizliydi. Eminim.
“Beni korumaya mı çalışıyorsun, yoksa kendini mi?”
Cevap vermedi. Sadece sustu. Gözlerini kaçırmadı ama konuşmadı da.
Tam çıkmak üzereyken, sesi tekrar yankılandı:
“Elif. Bu iş yerinde herkesin dostça yaklaştığını sanma. Gözlerin yettiği yerin ötesine de bakman gerekir.”
Gün bittiğinde başım dönüyordu. İlk günün stresi, Mert’in yaklaşımı, Aras’ın bakışları… Hepsi üst üste binmişti.
Asansöre binmeden önce telefonumu kontrol ettim. Babamdan bir mesaj:
“İyiyim kızım, Aras Bey’in gönderdiği doktor çok ilgili. Gönlüm rahat olsun.”
İçim bir nebze rahatladı. Ama kafam daha da karışıktı. Aras… Babamla neden bu kadar ilgileniyordu? Sadece iş teklifine sıkışamayacak kadar derin bir ilgi vardı bu adamda. Ama o ilgiyi, sanki bir zırhın arkasına gizliyordu.
Ve ben, her gün o zırhı biraz daha kırmak istiyordum.