Peri
Önce kapı aralığından baktım, Suzan da tepemden uzanırken. Geçenki müşterilerden ikisiyle gelmişti. Koyu bir sohbet vardı aralarında, sakalını kaşıyarak dinliyordu karşısındakini. O zamanlar sakalı var mıydı hatırlayamadım. Fakat yüzünü hiç unutmamış olduğumu fark ettim. Hafızama kazınmıştı belki de, yaptığı iyilikle birlikte unutulmamak üzere.
"Siparişlerini sen götür, beni tanımadı belki seni tanır. Tanımasa da tanıt, bu kadar zaman sonra teşekkür için fırsat doğdu."
Telaşla çıktım mutfaktan ama bulaşık yıkarken ıslanan önlüğümü çıkarmak üzere geri döndüm. Suzan gülüyordu, "İçkileri dökme sakın."
İçkileri dökmedim, açtığım servislerin yanına yerleştirip sabahın köründe yapmaya başladığımız mezeleri tepeleme doldurup taşımaya başladım. Kebaplar hazır olana kadar sıcak pideleri de yerleştirdikten sonra bilhassa Affan'ı hedef alarak; "Rakınızı servis etmemi ister misiniz?"dedim. Ona sormamışım gibi karşısındakinden cevap geldi, "Et bakalım!" Soğuk su dolu sürahiye uzandım, o sırada yanındaki arkadaşına "Ellerimi bir yıkasaydım," dedi.
Sesinin tınısı bile tanıdık geldi. Oysa çok zaman geçmişti, o altı senede çok şey değişirdi. Bu değişime insanların sesi dahil değildi demekki.
Ayaklanınca sürahiyi bıraktığım gibi, "Ben size lavaboyu göstereyim," dedim. Metrekarelerce alana sahipmişiz gibi önünden gösterdim, teşekkür edip ellerini yıkamaya geçti. Kapının önünde bekledim. Ellerinde kağıt havlularla çıktı karşıma. Beklemiş olmamı garipsemiş bir halde, çöp kutusu aramaya başladı.
"Burada," dedim. Elindekileri atıp bana baktı.
"Evet?" Bir şey söylemek istediğimi anlamış halde sorguladı.
"Beni tanımadınız mı?"
Durakladığında tanıdığına neredeyse emindim. "Hayır!"
"Perihan ben!"
"Perihan?"
"Sahi hatırlamadınız mı?"
"Bilmem, belki hatırlayacağım ama nerede tanışmıştık?"
"Sakarya'da, hani siz... Nasıl anlatsam, Eşref Abi, onun evinde oturuyorum ben. Bir arkadaşım daha vardı hani..."
Gülümsedi, kibar bir ifade yayıldı yüzüne. "Hatırladım," dedi aynı anda başını da sallayarak.
"Burada mı çalışıyorsun?"
"Evet. Yani aslında burası benim. Bizim Suzan'la. Yeni açtık! Sizin sayenizde, siz bize o kadar büyük bir iyilik..."
Elini kaldırdı, durakladım ister istemez. "Hayırlı olsun. Şimdiden kebaplarınızı beğenenler bile çıkmış. Arkadaşlarım kaç gündür ısrar ediyor gelip yemem için."
"Sahi mi?"
"Sahi ya... adın Perihan'dı değil mi?"
"Evet ama Peri derler bana daha kolay diye."
"Peri öyle mi? Yakışmış!"
"Sağolun!"
"Hadi bakalım kebaplarını görelim bir de," omzuma dokunup gerisingeri içeri döndü. Arkamı döndüğümde ise Suzan oracıkta bizi izliyordu.
"Çok sırıtma adam sana çocukmuşsun gibi davrandı!"
"Salak, zaten benden çok büyük farkındaysan." Suratımı asıp ocakta pişen etleri taşımaya başladım bu seferde. Fakat bir daha beni tanımış gibi davranmadı. Epeyce bir süre oturdular, yediler, içtiler, lafladılar. Ama o kadar zaman bir kez bile benden tarafa bakıp da beni tanıdığını belirten bir tavır göstermedi. Arkadaşları nereden tanıyorsun diye sorarsa zor duruma düşebilirdi, belki evli barklı... Muhtemelen öyleydi, zamanında yapılan bekarlığa veda partisinin kahramanı olduğuna göre evde bekleyen karısını düşünmek zorundaydı. Çevresindekiler ne idüğü belirsiz kızları tanıyor olmasını başka türlü yormamalılardı. Yine de bir dokundu bu tavrı bana. İtilmiş hissettirdi. Herhangi biri tarafından yapılmış da olsa böyle hissettirirdi.
Onun yüzünden iki gün üst üste bulaşık yıkayacak olmam da cabasıydı.
Dükkanda başka müşteri olmadığı için onların kalkmalarını takiben Rıza Usta kendisine verilen yerde yatmak üzere arka tarafa geçti, biz de ortalığı toplamaya giriştik. Çok sürmedi kapı açıldı, elinde deri eldivenleri etrafa bakınarak sakin tavırlarla içeri girdi. Suzan ile anlam veremediğimiz için göz göze geldik.
"Telefonumu burada düşürmüşüm galiba!"
Zaten masalarını toplamak üzere olduğum için kendimden emin, "Telefon yok ama," dedim.
Oturduğu sandalyeyi çekti Suzan, "Buradaymış abi," dedi. Hemen de abi demesi tuhafıma gitti. Ben öylesine saygı duyuyordum ki sürekli siz demekten başka türlü hitap edileceğini düşünmemiştim bile.
"Hah, çok yaşa!"
Uzanıp telefonunu Suzan'ın elinden aldı, cebine geri koydu.
"Kolay gelsin size de, iyi geceler!"
"İyi geceler," diye mırıldandım ağzımın içinde. Suzan'ın sesi daha gür çıktı. Kapıya yaklaşmıştı ki geri döndü.
"Közünüz var mı?"
"Ocağı söndürmedik daha abi."
"Peki kahveniz var mı?"
"Olmaz mı? Peri hemencecik yapar, şöyle geç sen temiz masaya otur!"
Kahveyi neden ben yapıyordum?
Suzan kirlileri mutfağa taşırken usulca "Hadi," diyerek teşvik etti beni. Tek kişilik kahve ve bakır cezve ile ocağın başına döndüm. Söndü sönecekti... belki de o yüzden biraz geç pişirdi. Sakince bekledi oturduğu masadan dışarı bakarak. Kahvesi hazır olduğunda masasına bırakıp mutfağa dönmekti niyetim ama "Gel otur bakalım, biraz laflayalım," dedi.
Az önce tanışmıyorduk hani?
Sessizce oturdum, Suzan da koştur koştur lokum getirip bıraktı masaya.
"Görür görmez tanıdım ben seni abi," dedi.
Başını kaldırdı ondan tarafa Affan, "Ben seni hiç görmemiş gibiyim!"
"Normal çünkü o gün hiç yüzüme bakmamıştın. Ama dünya küçük, işte bir yerde tekrar karşılaştık. Geldin yemeğimizi yedin değil mi? Aslında hesap da almayacaktım ben de işte yanlış anlarsın diye... Kusura bakma olur mu?"
"Olur!"
"Yine gel eşinle, çocuğunla bu defa bizden olsun olur mu?"
"Olur!"
"Hadi afiyet olsun ben mutfağı toplayayım."
Suzan uzaklaşırken yeniden bana döndü. "Birlikte mi yaşıyorsunuz halen?"
"Evet. Eşref Abi'nin evindeyiz halen. Ama yakında çıkacağız."
"Öyle mi neden?"
"Çünkü altı senedir kiraya hiç zam yapmadı."
"Bak şu Eşref'in yaptığına. Sen onun kusuruna bakma, söyleyelim hemen üç katı zam yapsın."
"O kadar da demedim."
Neşeli bir şekilde gülerek kahvesine uzandı. Gülünce mesafesi dağıldı, kibri kayboldu sanki.
"Eşref'in paraya ihtiyacı yok. O evde öyle yıllardır boş duran bir evdi, biliyorum ben. Evine iyi bakılsın yeter!"
Suzan olsa ben de böyle söylüyorum derdi mutlaka.
"Ha ama muhiti sevmezsiniz, durumunuz iyidir daha geniş bir eve çıkarsınız bilemem. O sizin tercihiniz, arkadaşınla senin yani."
"Yok, o ev bize çok büyük bile. Alıştıkta... altı yıl oldu."
"Oldu mu o kadar?"
"Zaman çok hızlı. Ben sizi bir daha göreceğimi hiç düşünmemiştim. Hep bir eksik kaldı, iyiliğinize teşekkür edemedim diye üzüldüm durdum."
"Geçti mi üzüntün?"
Başımı salladım. "Kaç çocuğunuz var?"
"Bir tane."
"Kız mı erkek mi?"
"Kız. Elif. Annemin ismi."
"Sizin isminiz de dedenizin ismiydi. Hatırlıyorum..."
"Evet. Bahsetmiş miydim bundan? Hangi ara?"
"Bahçede yürümüştük. Bana çok iyi davranmıştınız. O zaman anlamıştım bu hayatta gerçekten iyi insanlar var, mutluluk da var. Yoksa başıma neler gelirdi bilmiyorum. Sizin için ne kadar önemli bilmiyorum ama o güne kadar kimsenin bana yardım edeceğini düşünmezdim."
Bakışlarını kaçırdı; besbelli bu bahislerden hoşlanmıyordu. Alçak gönüllü olduğundan diye düşündüm.
"Kahve nasıl olmuş?"
"Eline sağlık. İçkiyi biraz kaçırmışım, eve gitmeden kahve iyi geldi."
"Afiyet olsun."
"Nasıl gidiyorsunuz buradan eve?"
"Biraz uzak. Metroya biniyoruz oradan da otobüse. O taraflarda dükkan kiraları çok fazlaydı. İster istemez böyle kenar bir yer oldu."
"Hayret bizimkiler nasıl bulmuş burayı?"
"El ilanları dağıttık her yere. Bizim Rıza Usta'ya da meşhur kebap ustası yazdırdık. Dikkatlerini çekmiş olmalı."
"Nerede meşhur olmuş Rıza Usta?"
"Olamadan alkolik olmuş garibim. İnşallah burada meşhur olacak."
Şen bir kahkaha atınca tutamadım kendimi ben de güldüm. Koşturarak geldi Suzan mutfaktan. "Peri'nin kahvesi de muhabbeti de tatlıdır," dedi bir yandan da mantosunu giyerken. Aptal kız kalk git der gibi davrandığının farkında mıydı acaba?
Affan ayaklandı, "Gelin hadi," dedi. "Sizi de evinize bırakayım."