Mahpeyker...
Evlendirme dairesinden elimde aile cüzdanıyla birlikte çıktım. İki dakika önce kocam olan Anıl yanımdaydı. “Sonunda hayallerimizi gerçekleştirdik.”
“Birlikte bir yuva kurmak hayalimizdi.” Yüzümü avuçların arasına alıp alnımdan öptü. Dudaklarının rotası dudaklarıma yöneldiğinde Seda'nın sesi engel oldu.
“Tebrik ederim çifte kumrular.” Anıl uzaklaşmak yerine dudağı kıvrıldı. Mavilerindeki hınzır bakışla ne yapmak istediğini anladım. Dudaklarıma yapışıp etkisi altına alan bir şekilde öpmeye başladı. Baştan çıkarıcı öpücüğüyle nerede olduğumuzu unutmuş karşılık vermiştim.
“Edep hayata kalmamış arkadaş. Gidin evinizde ne yapıyorsanız yapın. Olan var olmayan var.” Seda'nın ayıplayan sesi bizi ayırmazken babamın sert sesi aramıza bomba gibi düştü. Kolumdan tutulup çekilmek ve yüzüme canımı yakan tokatı yemem saniyeler içinde oldu. Ne kocam ne de Seda bir şey yapamamıştı.
Yediğim tokatla yere kapaklanmıştım. Babam saçlarımı kavrayıp çekiştirerek zehir zemberek sözlerini etti. “Seni oruspu güpegündüz elin adamıyla düşüp kalkıyorsun seni gebertmez miyim.” Yüzüme inecek yeni tokatı beklerken gözlerim kapalıydı.
“Mahi...”
“Sen kimsin bana engel oluyorsun?” Gözlerimi açtığımda Anıl babamın kolunu bileğinden kavramıştı.
“Karımın canını bir kez daha yakarsan acımam sana.” Babam evlendiğimi öğrenmenin korkusuyla saçlarımdaki eli gevşedi. Anıl babamı benden uzaklaştırıp ayağa kalkmama yardım etti.
“İyi misin Mahi'm.”
“İyiyim.” Elleri saçlarıma atıp canımın acısını almak için okşamaya başladı.
“Allah senin belanı versin. Ne biçim babasın sen. Öz kızına bir faydan dokunmadı bunca yıl bari zararın dokunmasın Allah'ın cezası adam.” Seda babamın üzerine öfkeyle gitmek isteyince engel oldum.
“Kes sesini kadın.”
“Kesmezsem ne yaparsın. Döver misin.”
“Evet.” diye bağıran babamla kahkaha attı Seda.
“Ben senin kızın değilim. O senden şikayetçi olmayabilir ama ben seni süründürmek için ne gerekiyorsa yaparım. Bir daha Mahpeyker'e elini kaldır bak senin için nasıl soruşturma açtırıyorum.”
“Mahpeyker bu adam ne diyor?”
“Anlaman kıt mı? Az önce Anıl ve Mahpeyker yıldırım nikahıyla evlendiler.”
“Yalan olduğunu söyle bana.” Üzerime bir adım atınca Anıl önüme geçti. Elimdeki aile cüzdanını alıp babama gösterdi.
“Karımın babasısın ama bu sana karımın canını yakma hakkını verdiğini düşündürtmesin. Çünkü artık hayatında uğrana can verecek ve can alacak kadar seven bir kocası var.” Anıl'ın beni koruyacağını biliyordum.
“Mahpeyker...” Adımı bağıran babamla kocamın arkasından çıktım.
“Doğru duydun baba istemediğim biriyle evlenmektense sevdiğim adamla evlenmeyi tercih ettim.”
“Benim iznimi almadan mı? Seni bu yaşına getiren benim. Seni istediğim adamla evlendirmek benim hakkım.”
“Hakkın değil. Bir babanın görevi kızını satmak mıdır.”
“Satmadım başlık parası istedim. Ne yanlış var bunda.”
“Sevdiğim olduğunu bilmene rağmen zorla evlendirmeye kalktın. Babam dahi olsan buna hakkın yok. Üstelik üzerimde babalık hakkın yok. Bir gün olsun saçlarımı okşamadın onun yerine hep canımı acıtmak için çekiştirip durdun. Ben senin yüzünden saçlarımı hiç uzatmadım. Hep kestirdim. Kız çocuklarının kahramanları babalarıdır. Benim için hayal kırıklığısın. Ben senden çok bir şey istemedim. Abime gösterdiğin sevginin birazını bana gösterseydin baba kız olabilirdik.
Ama sen bağırmayı, hakaret etmeyi, tokat atmayı tercih ettin. Bu noktada olmamızın sorumlusu sensin.”
“Mahpeyker yanıma gelirsen benden habersiz evlenmeni affederim. Boşanır benim istediğim kişiyle evlenirsin yoksa...” Onca sözüme rağmen direten adama hayal kırıklığıyla baktım.
“Allah kızlarına değer veren babaları alırken senin gibi zalimleri neden bırakır anlamıyorum. Asıl ölmeleri gereken senin gibi babalar.” diyen Seda'nın yaralı kalbiydi.
“Anıl'dan boşanmayacağım baba.” Kesin kararımla sinirle nefes verdi.
“İyi.” Başını sallayarak konuşmasına devam etti. “Bundan sonra senin bir ailen yok. Sakın annem var, babam var, abim var diyerek yanımıza gelme.”
“Karıma zarar veren aileye gerek yok. Ben tek başıma yeterim karıma.” Babam öfkeyle giderken benden daha değerli olan parayla içim acıdı. Anıl'ın yanağımı silmesiyle ağladığımı anladım.
“Ağlama canım ben hep yanında olacağım.”
“Babam için her zaman para benden daha önemliydi. Ağladığım babama değil. İçimde büyümeyen, babasının sevgisini umutla isteyen küçük çocuğa.” Kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Bugün benim en mutlu günüm olması gerekirken kocamın göğsünde ağlıyordum.
“Gelecek güzelim. Söz veriyorum sana onların varlığını unutturacağım.”
Anıl sözünü tutmuştu. Ne abimin ne de babamın varlığını hatırlamamıştım.
••••••••
Bir hafta sonra...
“Kızım mevlit için her şey hazır.”
“Tamam anne.”
Mezarlıktaki karşılaşmamızda babam yumuşamış gibi görünüyordu. Annem ölüm olduğu dünyada küs kalmak doğru değil diyerek bizi barıştırmaya çalıştı. Ben babama küs değildim ki barışayım. Kırgındım. Babam kırgınlığımı telafi etmek için bir hareket yapmadığı sürece geçecek gibi durmuyordu. Sadece bir hamle, o bile yeter kırgın yüreğimin iyileşmesi için...
“Misafirler gelmeye başladı kızım.” Belgin teyzenin sesiyle kapıya yöneldim. Gelenlere annemi tanıtıp içeriye uğurluyordum. Mahalleden tanıdığımız insanlar bizi yalnız bırakmamış gelmişlerdi. Kur-an'ı Kerim-i okuyacak hocanın gelmesiyle içeriye geçtik. Saçlarıma şal örttüğüm sırada Aysima geldi. Kahve saçlarına siyah şal örtmüştü. Anneannesinin kucağında yerini aldı. Yeni karşılaşmalarına rağmen şimdiden kaynaşmışlardı.
Aysima anneannesini daha önce görmediğinden mezarlıkta gördüğünde yadırgamıştı. Annem tez canlı bir insandı. Karşısındaki insana kanı çabuk kaynardı. Kızımı görünce gözyaşlarını tutamamış sarılmak istemişti. Aysima tanımadığında korkuyla arkama saklandı.
Kızımın boy hizasında eğildim. “Annecim hatırlıyor musun önceden sana anneannen olduğundan bahsetmiştim.” Başını salladı. Meraklı bakışları annemi bulmuş ardından da bana çevirmişti. Parmağımla annemi işaret ettim. “O benim annem senin de anneannen. Seninle tanışmak istiyor.”
“Geycekten mi?”
“Evet annecim.” Mavilerini anneme çevirdi. Başını sallayınca tekrar mavileri beni buldu. Mavilerine her baktığımda Anıl'ı görüyorum. Kocamı kaybetmiştim ama ona benzeyen, onun gözlerini taşıyan kızım vardı. “Annecim anneannene sarılmak ister misin?” Başını salladığında anneme doğru yürümeye başladım. İlk kez tanıştığı için yalnız bırakmak istemedim.
“Güzel torunum. Annene ne kadar çok benziyorsun.” Kaderi benzemesin inşallah dedim içimden. “Ben senin anneannenim. Canımın can parçası.” Yüzünü öpücüklerle boğdu. Yıllardır telefonda konuştuk. Kızımdan sonra annemle hasret giderdik.
“Başın sağ olsun kızım.”
“Dostlar sağ olsun anne.”
Babam bana göstermediği merhametini kızıma da göstermemişti. Ne benim elini öpmeye izin vermişti ne de kızımın. Yıllar geçmesine rağmen öfkesi azalmamıştı. Yapacak bir şeyim yok.
Kur-an’ı Kerim-in bitişiyle yemekleri dağıttık. Yemeğini yiyen baş sağlığını dileyip kendi evine gidiyordu. Acıyı sahibiyle baş başa bırakıyordu. O hengamede gözlerim kızımı arasa da bulamadım. En son abimin yanında görmüştüm. Evin her yerine baktım ama kızım yoktu. Dışarıya çıkacağım sıra babam engel oldu.
“Nereye gidiyorsun?”
“Kızıma bakacağım.”
“Dayısının yanında, misafirlerinle ilgilen sen.” Babamın hareketlerinden rahatsız olsam da üzerinde durmadım. Sonuçta öz torunu. Zarar vermezdi. Yanıldığımı çok yakında öğrenecektim. En son Belgin teyzeyi uğurladım.
“Annen yanında içim rahat. Yine de bir şeye ihtiyacın olursa aramaktan çekinme. Kızın için ayakta dur. İlk zamanlar anlamazsın ama bir bakmışsın kızın senin en büyük gücün.”
“Şimdiden öyle.” Birbirimize sarıldığımızda kulağıma fısıldadı. “Babana güvenmiyorum dikkatli ol.” Ayrıldığımızda başımı salladım. “Başın sağ olsun canım.”
Belgin teyzenin gidişiyle Aysima’ya seslendim. Cevap gelmedi. Annem mutfaktan seslendi. “Kızım ne oldu?”
“Aysima'yı gördün mü anne?”
“Bahçedeydi en son.”
Bahçeye çıkıp baktım, kızım yoktu. Telaşla içeriye girdim. Annem elini kuruyarak mutfaktan çıkıyordu. “Buldun mu
Aysima'yı.”
“Hayır anne bahçede yok. Aysima yok anne.”
“Sakin ol kızım, çocuktur saklanmıştır bir yere.”
“Yapma anne, Aysima endişeleneceğimi bilir yapmaz. Polise haber vereceğim.”
“Gerek yok.”
“Oğuz torun yok ortada, geç olmadan polise haber vermemiz lazım. Ara kızım polisi, Allah korusun başına bir şey gelmeden bulalım Aysima'mızı.” Telefonumu elime aldığımda babamın sözleri buz kesmemi sağladı.
“Ben Aysima'nın nerede olduğunu biliyorum.” Bakışları beni buldu. “Annesi kızını görmek istiyorsa benim istediğimi yapacak.”
“Oğuz ne diyorsun sen? Aysima'nın yerini biliyorsan söyle.”
“Baba ne demek istiyorsun.”
Babam ayağa kalktı. “İstediğimi yapmazsan Mahpeyker kızını bir daha göremezsin.”
“Baba yalan söylüyorsun. Ben polisi arıyorum.” Telefonunda bir şeyler yapıp bana gösterdi. Uyuyan kızımın videosuyla hızla telefonu elinden aldım. Video canlıydı. Babam telefonu elimden aldı. “Şimdi inandın mı bana.” Kolundan tutarak yalvardım.
“Yalvarırım baba kızımı bana geri ver.”
“İstediğimi yaparsan kızına kavuşursun.”
“Oğuz bu kadar acımaz olamazsın. O senin torunun.”
“Eee kesin be. Ben ne istiyorsan o olacak. Yıllar önce beni çiğnedin ciğeri beş para etmez adamla evlendin...”
“Kocama hakaret edemezsin.” Yüzüne yediğim tokatla geriye sendeledim. Annem omuzlarımdan tutarak yerimde sabitledi.
“Kocan öldü, kızının da ölmesini istemiyorsan yıllar önce evlenmen gereken adamla akşam evleneceksin.”
“Baba ne saçmalıyorsun sen. Kocam öleli bir hafta oldu. Ne evliliğinden bahsediyorsun sen.” diye bağırdım. Sesini yükseltmem sinirlendirmişti. Havaya elini kaldırdığında annem koluna atıldı.
“Allah aşkına dur bey. Allah'tan da mı korkmuyorsun.” Annemin tutuşundan iterek kurtuldu. Yere düşen annemin başında diz çöktüm.
“İyi misin anne.”
“Affet kızım anneni, yine seni koruyamadım.” Babam anneme yöneldiğinde isteğini kabul ettiğimi bildirdim. Kızım elindeydi başka çarem yoktu.
“Tamam kabul ediyorum evleneceğim.” Annem karşı çıksa da onu susturdum. “İddet süresi dolmadan evlenemem.”
“Sen merak etme ben onu da düşündüm. Dini nikahlı evleneceksin. İsterse sana resmi nikahı kıyar.”
“İnsan öz evladına bunu yapar mı?” Annemin gözleri büyüdü. “Sen... Sen kızımızı sattın mı?” Annem evlendiğim gün babamla konuşmamızı ona anlatmamıştım. Başlık parası adı altında beni sattığını söylememiştim. Yıllar önce kurtulduğunu sandığım geçmiş şimdi karşımdaydı.
“Evet sattım kızım değil mi ister satarım ister satmam.”
“Senin artık kızında karında yok.”
“Aptal kadın senin kızın yüzünden canımızdan olacağımızı ne çabuk unuttun.”
“Kızımı satmana izin vereceğime ölmeyi tercih ederim.”
“Öl o zaman.” Annemin boğazını kavrayıp sıkmaya başladı. Bileğinden tutup onu uzaklaştırmaya çalıştım. “Baba bırak annemi yoksa evlenmem. Baba...” Bağırmamla kendine geldi. İkimizi iterek uzaklaştı. “Çık odana hazırlan. Akşam nikahın var.”
“Hayır yok.” dedi güçlükle. Kısa süreliğine nefessiz kaldığından öksürüyordu.
“Gülten...” Kükreyen babamla öne doğru elimi uzattım.
“Hazırlanacağım.” Benim onaylamam onu rahatlatmıştı. Annemi yerden kaldırarak odama geçtik. Kocamla birlikte geçirdiğim evimde şimdi başkasıyla evlenecektim. Günlerdir sessiz kalmasının nedeni buymuş.
“Kızım evlenemezsin.”
“Başka ne yapabilirim anne kızım elinde. Uzun zamandır planladığı ortada. Kızımı tehlikeye atamam.”
“Şimdi ne yapacağız.”
“Bilmiyorum.”