Kapının en başından beri açık olduğuna dair bilgi almıştı Adam, yani cinayet işlendiğinden beri kapı kapatılmamıştı. Ölü bedenin fark edilmesinin nedeni de buydu zaten, gecenin bu saatinde soğukta kapının açık olduğunu farkeden bir yerli Bab’ın cansız bedenini koridorun sonunda görmüştü.
“Kapıda zorlama yok?”
Adam şaşkınca eski kapının yeni eklenmiş altın rengi kilidini kontrol etmişti, kilidi kırılmamıştı ya da zorlanmamıştı. Eve her kim girdiyse Bab kapıyı isteyerek açmıştı, peki Bab’ın tanıdığı ve evine gelip öylece kendisini öldürecek kim vardı ki? Adam kendini olabildiğince zorlayarak düşünmeye başladı, Bab’ı sevmeyen çok az kişi vardı kasabada, onlar da cinayet işleyecek tiplerden çok gıcık yaşlı esnaflardı.
Aklına dikkate değer kimse gelmedi, her kim yaptıysa onu bulmak için daha fazla kanıta ihtiyacı vardı. Buz gibi soğuğa rağmen alnından akan teri silip içeriye girdi, içeride kendi dışında hiçbir memur yoktu, incelemeye daha başlanmadığını söylemişti Daniel, bu demektir ki kanıtlara daha dokunulmamıştı. Kimsenin yaşlı ve hasta Adam’a güveneceğini düşünmediği için ve her an bayılacakmış gibi hissettiği için incelemeyi olabildiğince hızlı halletmesi gerektiğini düşünüyordu.
Girişteki üç ayaklı ve üç başlı sarı eskimeye başlamış askılıkta kahverengi, kemerli bir palto ve siyah, koyu gri çizgili bir fötr şapka vardı. İkisinin de Bab’a ait olmadığını biliyordu, hatta herhangi birisinden çok kendinin genelde giydiği kıyafetlerin neredeyse birebir aynısıydı. Bab’ın giymesi için çok dar ve kesinlikle Bab’ın tarzına uymayan kıyafetler.
Paltonun sol cebinin içinde bir parmak boyunda yırtık vardı, içine baktığında göğüs kısmıda sonradan eklendiği belli olan sıradan bir elin baştan sonra sığabileceği deri bir kılıf gördü, tek sorun kılıfın el için değil de bir eşya taşımak için yapılmış gibi durmasıydı. Yargı yapmak çok erken olduğu için bu bilgiyi aklına yazıp devam etti, koridorun başından sonuna doğru baktığında kan izlerini görebiliyordu. Koca adamın savaşmadan pes etmediği belliydi, evin her yerinde darbe izleri vardı, yerde kırılmış odun izleri sahneyi daha da vahşi yapıyordu.
Adam kan izlerinin yoğunluğundan Bab’ın cesedinin yan odada olduğunu biliyordu, nefesini tutup yürüdü. Evin duvarları hiç estetik olmayan koyu bir yeşil rengindeydi, ona onlarca kez berbat bir renk olduğunu söylemesine rağmen Bab en sevdiği rengin bu olduğunu söyleyip evi garip bir fıstık yeşili renge boyamıştı. Evde kendi yaşayacağından çok müdahale etmemişlerdi ama eve muhtemelen son kez girişinde kendinde evi eleştirme hakkı bulmuştu.
Duvarı tutup kendini zorlayarak odaya doğru yürüdü, kan izleri keskinleştikçe kavga izleri de yoğunlaşıyordu. Kapının tam önüne geldiğinde ise kan izinden başka hiçbir şey yoktu, evin ikinci katına çıkan merdivenin tahtadan korkuluğu odanın girişinden bir kaç adım geride kırılmıştı ve kırıldığı kısmın zemininde çok büyük bir kan izi vardı. Bab’ın oradan düştüğünü tahmin ediyordu Adam, iz sürünerek odaya ilerliyordu.
Odaya girdiğinde Bab’ı gördü, cansız bedeni salonun solundaki son derece eski antenli telefona ulaşmaya çalışıyor gibi gözüküyordu. Telefonun olduğu sehpadan bir kaç adım uzakta yere yığılmıştı, masanın üzerinde çoktan soğumuş iki bardak kahve vardı. Kahvenin birisi yarısına kadar içilmiş diğeri ise bir kaç yudumda bırakılmış, Adam bir şeyden emin oldu; Suçu işleyen kişi Bab’ın tanıdığı ve sevdiği bir kişiydi, ya da bir şekilde Bab’ın tanıyamayacağı kadar iyi kamufle etmişti kendisini.
Eski dostunun çizgili yeşil pijamasının içinde kanlar içinde yatan cansız bedenine tekrardan baktı, gözü bile titrememişti. İçinden gelen durdurulamaz kusma isteği bile dinmişti cesedi gördüğünde, terinin soğumaya başladığını hissetti, kalp atışları normal hızına dönüyordu. Adam cesedi incelemek için eski dostunun soğumuş bedenine yaklaştı, dostunun arkasından yapabileceği tek şey onu öldüren kişiyi bulmaktı.