“Üşüyorum.”
Genç adam işittiği sayıklamayla omuzu üzerinden arkasına baktı. Kaşla göz arası geçen süreçte pikeyi açan Nilay mızmız ifadeyle açıkta kalan kollarına avuç içlerini bastırmıştı. Onun hâline gülmek ve kızmak arasında kalan Hakan ardına dönüp pikeyi örtmek için yatağa eğildi. Kızın masum yüzünü incelerken huysuzca homurdandı. "Ulan çocuktan farkın yok girmişsin kalbime yemin bozduruyorsun. O değil bunu nasıl başardın onu da anlamıyorum."
Nilay'ın kollarına sardığı ellerini usulca çekip pikeyi örttüğünde duraksadı. Geriye çekilmek istese de kızın alnına dudaklarını değdirme arzusuyla doldu. İkilemde kalmış kendisiyle çelişirken simaları arasındaki mesafenin kapanmak üzere olduğunun farkına vardı. Hangi ara eğildiğini sorgularken tek yanı üzerine dönen Nilay'ın yanağı neredeyse dudaklarına değiyordu. Masumane öpücük kondurma isteği katlanırken dudakları karıncalandı. Genç adam gözlerini sımsıkı yumup bir nefes öteden genzini saran tanıdık kokuyu yok saymaya çalışırken iç geçirdi. ‘Masum bir öpücük bile olsa bana yakışmaz! Uyuyor olmasını fırsat bilecek kadar şerefsiz değilim!’ Usulca nefesini bırakıp kirpiklerini aralayıp geriye çekilmesiyle kızın eline dokunmasıyla yutkundu. Derince ah çeken genç adam yavaşça elini çekerken Nilay elini daha çok sıkıp fısıldadı. "Yalvarırım beni Burak’la yalnız bırakma."
Hakan'ın kulaklarında fısıltılı yakarış çığlık misali yankılandı. Keskin bir nefesi sesli verip kenetli dişleri arasından hınçla soludu. "Döl israfı zibidi kızın bilinç altına işlemiş." koyu kahvelerini Nilay'ın simasında gezdirdi. Az evvelki mızmız ifade silinmiş yerini huzursuzluk ve tedirginliğe bırakmıştı. Boşlukta sallanan eli Nilay'ın saçlarına uzanırken dokunmaktan son anda vazgeçti. Bir damla göz pınarlarından süzülürken saf acısı fısıltılı sesine yansıdı. "Bırakamam ki"
Genç kızın kenetli kirpiklerinden yıldız misali birer damla kayarken Hakan'ın çektiği nefes ucu zehirli mızrak gibi ciğerlerine saplandı. İçinden geçenleri elemine bulanan fısıltıyla dillendirdi. "Hiç kapanmayacak yaraların seninle birlikte kanayacağım." fısıltılı sesine içli hıçkırığı karıştı. "Küçüğüme yıllarca yaşamayı haram edenler yetmez gibi şimdi başkaları da uykularına musallat olup rahat vermiyor." Aldığı her nefesle çaresizliği çığ misali büyürken havada asılı kalan eli yumruk yaptı.
Nilay elini sıkıca tutarken yalnız olmadığını hissettirmek için ayakkabılarını çıkartıp yanına uzandı. Yatağın ucundaki boşlukta yüzü kıza dönük tek yanı üstünde uzanırken aralarında mesafe bıraktı. Nilay'ın elini avuçları arasına alıp tek bir saniye gözünü kırpmadan nefes misali durmaksızın soludu. "Yanındayım rahat uyu meleğim"
Genç kızın bir kez daha kabus görüşüne şahit olurken tükenirken elemle mırıldandı. “Gözümden sakındığım her gece mi kabus görüyorsun?” Yanıtsız kalacak sorusu içine serpilen merak tohumlarının endişesiyle harmanlayıp filizlendirdi. Ne kadar geçtiğini bilmediği vakit sonra Nilay'ın yüzündeki rahatlamayla geriye çekilip yatağa sırt üstü uzandı. Kızın eline sakinleştirici dokunuşları bırakırken ağırlık binen göz kapaklarını artık açık tutmakta zorlandı. Onu yalnız bırakıp gitmek istemezken burada uyup kalmaktan delicesine korkuyordu. Şayet öyle bir şey olursa Nilay'ın uyandığında vereceği tepkiyi kestirmek zor değildi. İlk şoku atlatınca utancından köşe bucak kaçar mesafeli dururdu. En önemlisi kendisine duyduğu güveni zedelenirdi.
Bu sebepten hiç içine sinmese de uyumak için odasına geçmeye mecburdu. Başını geriye atıp derin bir nefes alınca Nilay'ın gevşeyen tutuşuyla. Elini dikkatlice avuçları arasından çekerken ağlamaklı mırıltıyla gözlerinde uyku namına bir şey kalmadı.
"Ne olur gitme beni yalnız bırakma lütfen ayrılma yanımdan."
Hakan bıçak gibi keskin nefesi ciğerlerine sığdırırken temasları kesilmeyen ellerini kenetledi. Sancılı uykunun kollarında sızlanan Nilay'ın dudaklarından dökülen her harf içinde yanan ateşi harladı. "Gitmem Nilay sen istemedikçe senden bir adım öteye gitmem.” Gözyaşları ardı ardına yuvarlanırken güçlükle fısıldadı. “Gidemem ki meleğim.” Çaresizlik içinde debelenirken lütfedip çözüm üreten mantığına şükretti. Sabah erkenden Nilay uyanmadan odasına geçerdi. Cılız ışık huzmesinin aydınlığında yüzleri birbirine dönükken solukları birbirine karışıp kısacık mesafeyi katlediyordu.
Genç adam kederiyle tutuşan içindeki ateşini gözyaşlarıyla korlaştırdı. Şakaklarından yuvarlanan elemin alazları kıvılcımlarıyla ürkütücü çehresi ıstırabını kuşandı. Nilay'ın anbean silinen huzursuz ve tedirginliği Hakan'ın derin kederini ince fırça darbesi kadar bile silikleştirmedi. Katran karası dakikalar huzursuz bir huzura evrilirken genç adamın puslu odağı şiddetin izlerinin saklandığı tende gezindi. İrisleri saklı izleri tavaf ederken içli içli yakardı. "Keşke izleri saklamak zorunda kalmadan teninden silebilsem. Sana acı veren her şeyi sinenden söküp atmayı mümkün kılacak bir çıkış yolu bulabilsem.”
Alkolün etkisi puslu görmesi için yeterli sebepken üzerine içli içli ağlaması odağını buğuyla kapladı. Uzun nemli kirpiklerini görüşünü netleştirmek için sıkça kırpıştırdı. Ne kadar geçtiğini bilmediği vakit boyunca Nilay'a bakmayı sürdürdü. Onun inatlaşırken bile masum olan siması uyurken öylesine mahzundu ki. Dokunmak için sızlayan parmak uçlarına iğneler battı. Kız mırıldanarak hareket ettiğinde uyanırsa kaygısıyla panikten yüreği ağzına geldi. Elini bırakmadan rahat pozisyon arayışına giren kız temaslarını kesmeden sırtını dönünce tuttuğu nefesi usulca bıraktı. Hakan’ın ağırlaşan göz kapakları koyu kahvelerini perdelerken bilinci kapanmak üzereydi. Rahat uyku pozisyonunu bir türlü bulamayan genç kızın homurtusunu duyuyor. Yanı başındaki kıpırtıları hissederken kirpiklerini aralayacak takati yoktu. Biraz sonra uyanırım düşüncesiyle kendisini çeken karanlığa itaat etti.
Bir gece daha sabaha kavuşmuştu. Yeni günün ne getireceği yahut ne götüreceği günün sonunda belli olurdu. Göğün şehri sisle kapladığı bilinmezliğini Hakan ve Nilay loş ışığın sönmediği odada aynı yatakta ömürlerine misafir ediyordu. İşler adamın istediği gibi gitmemiş yorgun bedeni hafiften çakır keyif oluşuna. Bir de Nilay'ın uykusunda medet uman yakarışları eklenmiş bitap düşen adamın uyuyakalmasına neden olmuştu.
Nilay uykunun kollarından sıyrılırken bilinci açılmadan içinin kavrulduğu hissi su içme arzusuyla doluydu. Kafa tasının içi matkapla deliniyormuşçasına zonklarken zihni tam manasıyla açılmış gözlerini ise bir türlü açamamıştı. Huzursuzca yerinde kıpırdanınca başının altındaki sert zeminden duyumsadığı baharatımsı kokuyla kaşları çatıldı. Sol avcuna çarpan dingin düzenli darbeler ve sıcaklığın sebebini anlamaya çalıştı.
Hakan göğsündeki hafif baskının hareketlenmesiyle hapsolduğu karanlıktan uzaklaşırken bilinci açılmaya başladı. Tüm bedeni buz tutmuş ancak sol göğsündeki varla yok arası baskının olduğu yer sıcacıktı. Yakından duyumsadığı Hindistan Cevizi kokusuyla gece olanları anımsasa bile artık çok geçti.
İkili aynı anda kirpiklerini araladı. Nilay'ın puslu odağı beyaz gömleğin sarmaladığı gövdeye Hakan'ın ise simsiyah saçlara değdi. Kalpleri endişe ve korkuyla acımasız darbeler indirirken gözler sıkıca yumuldu. İlk atağın kimden geleceği beklenirken gözlerini açmaktan çekiniyor kirpiklerinin her bir titriyordu.
Cesaret edip gözlerini açsalar her zerrelerini abluka altına alan hissedilir gerginliği çıplak gözle netlikle göreceklerdi.
Kız baharatımsı kokunun ait olduğu bedeni tanırken adam vaziyeti nasıl açıklayacağının telaşındaydı.
Hakan damarlarında dolanan alkole karşın iradesini yitirmemiş plan programlı uykuya yenilince korktuğu başına gelmişti. İçine düştüğü durumdan Nilay'ı en az hasarla kurtarmanın batağına saplandı. Belleğinden silinen ikna edici kelimeleri bir araya getirmeye çalıştı.
Sessizlik ve bilinmezlikle kapanan hareler açılmamaya yeminliydi...
Hakan’ın yüzeye çıkma çırpınışları sürerken aldığı derin nefesle göğsünü şişirip of'ladı. Nilay başını koyduğu göğüsün hareketlenmesi ile yoğun baharatımsı kokulu derin bir nefesi seslice içine çekti. Akrep ve yelkovanın kovalamacası birkaç dakikayı daha tamamlarken Hakan'ın mahcubiyetini belli eden sesi sükuneti yerle bir etti.
"Lütfen önce anlatacaklarımı sakin olmaya çalışarak sessizce dinle. Dün gece ben fark etmeden biraz içki içtin." göz kapaklarının üstüne çattığı kaşlarının gölgesi düşerken uyarıcı tonla vurguladı. "Bunu daha sonra ayrıca konuşacağız." Kısa bir an duraksayınca Nilay'ın geceki halleti kısa metrajlı film gibi göz kapakların da perdelendi. Boğazına çöreklenen acıyı yutkunarak savuşturup sıkıntılı bir nefes verdi. "Malum son birkaç gün çok yorucuydu sende otele dönerken uyuyakaldın. Hatırlarsan gece alkol almıştım otele gelince seni yerine yatırdım. Sonrası yok nasıl oldu burada uyuyakaldım bilmiyorum." Kendi odasına geçmesine engel olanları anlatıp onu utançtan kıvrandırmaktansa sorumluluğu kendi üzerine almayı seçmişti.
Nilay işittiklerini insanlık hâli olarak nitelendirirken kendisine kızmaktan geri durmadı. Her ne olursa olsun adamın göğsünde uyumakta neyin nesiydi Allah aşkına? İnsanlarla iletişim kurmakta zorlanıp yakın temas kurmaktan kaçınırken bu kadarı çok fazlaydı. Kaldı ki bir erkeğin göğsünde uyumak tüm bedeni benliğiyle öfke ve utancın ağırlığı altında resmen can çekişiyordu.
Genç adam gelecek tepkiyi tereddütle beklerken Nilay'ın her saniye bedeninin daha çok gerildiğini hissediyordu. Kuruyan dudaklarını nemlendirdi onun kendisini kötü hissetmesinin önüne geçmek istedi. "Uyku ölümün yarısı derler ve insanlar uyurken bilinçli hareket etmez. Senden rica ediyorum kendini suçlama ortada bir suçlu varsa o da benim." uyur gezen insanlar aklına geldiğinde şakacı bir edaya bürünerek alayla söylendi. "Sanırım ben uyur gezer olmuşum.”
Nilay'ın son işittiğiyle hafif dudakları kıvrılırken baş ağrısı kımıldayan yüz kaslarıyla şiddetlendi. Hakan'ın sol göğsüne yaslı elini usulca çekip alnına bastırırken mırıldandı. "Başım ağrıyor."
Hakan mırıltılı sesle önce rahatlamış hemen ardından sinirlenmişti. Bıkkınca nefesini verip sitem etti. "Ağrır tabi viski içtin. Çok pardon bilmediğin bir şeyi denedin. Ah Nilay ah ne diyeyim ki ben sana." Başını öne uzatıp onun yüzünü öfkeyle inceledi. İç çekerek kıyamadığını belli edercesine mırıldandı. “Çok mu ağrıyor?” dudaklarını büzen Nilay'a dokunmak için yanıp tutuştu. Olduğu yerde silkelenip kendisini toparladı. "Başını yavaşça yastığa bırak kalkıp sana resepsiyondan ağrı kesici isteyeyim."
Nilay'ın ılıman sesle varlığını hissettiren ağrısına utancı eklendi. Yok olmayı dilerken dudaklarını birbirine bastırınca bulduğu güç kırıntısıyla başını milim oynattı. Eş zamanlı katlanan ağrısıyla acı nidasını engelleyemedi.
Hakan hareketlerini kirpiğini kıpırdatmadan izlediği kızın iniltisiyle ah çekerek homurdandı. "Ben sana ne diyeyim ki Nilay?” hareketlerini kısıtlı tutup kızın boynunun altında kalan kolunu çekti. Nilay'ın başını sarsmamak için elleriyle sabitledi.
Genç kız nefesini tutmuş kalbi göğüs kafesine sığmazken adamın temkinli hareketleri sayesinde sırt üstü uzandı. Hakan'ın heybetli bedeni altında kalan gövdesi olağan üstü yakınlıklarıyla pozisyonları amaçlarının dışına çıkmış gibiydi. Kapanan gözleri sık nefesleri oluşan sessizliğe itaat etmeyen kalplerini güçlü vuruşları. Vakit durmuş iki beden bir bütünmüşçesine âna esir düşürdü. Bir beden tutkuya diğeriyse bilinmezliğe saplandı.
Hakan'ın telefonundan gelen kısa titreşim sesi imha edilen bomba gibi kulakları tahrip ederken bambaşka boyuta geçen ikiliyi kendisine getirdi.
Genç adam irkilerek gözlerini açtı Nilay’a bakmadan seri ve temkinli hareketlerle yataktan çıktı. Komodinin üstünden telefonu aldı. Genç adamın aldığı mesajla nevri dönünce ardına bile bakmadan odadan direkt çıktı.
Nilay heykel gibi yatakta sırt üstü yatarken yaşadıklarını sindirip hazmetmeye çalıştı. Gürültüyle kapanan kapıyla mühürlenen kirpiklerini usulca araladı. Göğüs kafesi körüklenmiş gibi inip kalkarken hayatının son dört ayına birçok olay ve gelişme sığdırmıştı. Ancak Ankara'ya geldiğinden beri yaşadıklarına çok başkaydı ve bir türlü hissettiklerine anlam veremiyordu. İşin içinden yine çıkamayacağını bildiğinden düşünmeyi bir kenara bıraktı. Alnına uyguladığı baskıyı artırıp oflayarak vücudunun yatakla bağını kesti. Temkinli adımlarla makyaj temizleme mendilini alıp banyoya girdi.
Sıcak duş bedenini gevşetmiş ağrısıysa yerli yerindeydi. Vakit kaybetmeden saçlarını tarayıp kuruttu. Pudra rengi boğazlı badisini giyip ayak bileğine uzanan siyah pileli eteği altına beyaz spor ayakkabılarını giydi. Küçük valizine kıyafet ve kişisel eşyalarını yerleştirirken telefonuna bildirim geldi. İşini yarım bırakıp Hakan'ın gönderdiği mesajı okudu.
'Hazırlan on beş dakika sonra odanın önünde buluşup kahvaltıya ineceğiz. Bir an önce yola çıkmamız gerekiyor.'
Okuduğu mesajı garipseyen genç kız mırıldanarak işine kaldığı yerden devam etti. "Ters giden bir şeyler olmalı," Kapattığı valizi kenara bırakıp son defa odayı kontrol etti. Deri ceketi üzerine geçirip saate göz attığı telefonunu ceketin cebine koydu. Küçük valizini alıp odadan dışarıya çıktı.
Hakan sabah vakti bilmem kaçıncı kez gelen tehdit mesajıyla olduğu yere sığamadı.
'Bugün bankalar kapanınca süre doluyor. O kocasından boşanan sürtük sen istediğimiz parayı vermezsen ya bulduğumuz adamla evlenecek. Sonuçta onu satmak işimize geliyor bir halta yaramayan kahpe sayesinde cebimiz doluyor. Yahut hiç işimize gelmese de ölecek soyumuzu kuruttuğu yetmedi. Namusumuzu iki paralık etti.'
Kendi odasına girdiğinde elini tek tük akların düştüğü saçlarından geçirdi. Odayı karış karış arşınlarken hiddetle soludu. "Yedi düvel zihniyetini siktiğim bok çukurları." Hızını alamayıp Fransız pencere önündeki cam sehpaya tekmesini attı. Parçalara ayrılan sehpayı ardında bırakıp duvarı tekmeleyip kendisini duşa attı. Tepesinden buz gibi akan su öfke ateşiyle yanan gövdesiyle buluşup tenine değdiği an lavlara dönüşerek süzüldü. Avuçlarını mermer desenli fayansa bastırdı. Kızgın boğa misali burnundan nefes alıp verirken alnını birkaç kez hafif ritimlerle fayansa vurdu. Gözlerini yumup açtığında kinle söylendi. "Bu iş çok uzadı!" yaralanmış vahşi hayvan misali hırıldadı. Yumruğunu peş peşe fayansa geçirip aceleci tavırla soğuk suyla duşunu tamamladı. Odaya beline sardığı havluyla dönünce Nilay'a hazırlanması için Vücudunun nemini saç havlusuyla gelişigüzel aldı. Koyu renk kot pantolonu bacaklarından geçirip beyaz polo yaka tişörtünü ve spor ayakkabılarını giydi.
Yatağın üzerine bıraktığı valizine kıyafetlerini tıkıştırıp laptop ve dosyaları eklediği valizi kapattı. Hardal rengi keten ceketini üzerine geçirip valiziyle odadan çıktı. Kan oturan koyu kahveleri kendisini bekleyen Nilay'ın kara gözleriyle buluştu. Tek kelime etmeden onun valizini aldı. Kendisini otelin restoranında beklemesini işlemleri halledip geleceğini iletti.
Genç kız bir sorun olduğuna Hakan'ı ilk gördüğü salise emin oldu. Haddinden fazla sinirli görünen adamı gözleriyle onaylayıp restorana indi. Şirkette problem çıktığını düşünen genç kız sessizce beklemeye koyuldu.
Hakan otoparka inip valizleri bagaja yerleştirince olaydan haberdar olan avukatını aradı. Erteledikleri şikayeti öne çektiğini bildirip detayları gün içinde yüz yüze konuşmak için sözleşti. Resepsiyonda çıkış işlemlerini vukuatını bildirerek tamamladı. Revirden gönderilen ağrı kesiciyi alıp Nilay'ın yanına geçti. Öfkesinin hiddetiyle kısa vakitte ulaştığı restorandın zemininde adımlarken masanın boş olmasıyla kaşlarını çattı. Yüzünü avuç içine almış dışarıyı izleyen Nilay'ın gürültüyle çektiği sandalyeyle dikkatini çekti. Hücrelerinde cirit atan sinir tanecikleri kızgınlığı arşa tırmanmış çatacak yer arıyordu. "Sen hâlâ sipariş vermedin mi?”
Nilay yanağıyla bütünleşen avcunu çekmeden kara gözlerini öfkeyi kuşanmış simada durgunca gezdirirken duruşunu dikleştirerek yanıtladı. "Seni bekledim."
Hakan homurdanarak garsona işaret verdi. "Başımın püsküllü belası." Siparişleri verince ağrı kesiciyi Nilay'ın önüne bıraktı. "Kahvaltını bitirince içersin."
Genç kız omuzlarını hafifçe silkerek mırıldandı. “Canının bir şey yemek istemiyor.”
Nilay’ın karşı çıkışıyla genç adam tehlike arz edercesine gülümsedi. "Küçük Hanım acaba canınız bir şey içmek istiyor olabilir mi? Mesela bir kadeh viskiye ne dersiniz?
Genç kız hesaplaşma vaktinin gelip çatmasıyla yanağındaki elini çekti. Yaramazlık yaparken suçüstü yakalanan çocuk gibi huzursuzca yerinde kıpırdanıp kedi misali miyavladı. “Ben,"
Hakan'ın öfkesi bukalemun gibi renk değiştirirken işaret parmağını tehditkârca salladı. "Sen inatçı keçinin tekisin, seni uyarmama rağmen nasıl içki içersin? Sana gerekmedikçe ben bile içmiyorum dedim.” Başını iki yana inanmaz tavırla sağladı. “Akşam bir de kulüpte başını omuzuma yaslayıp masum masum her şeyi öğrenmem gerektiğini söylüyorsun."
Genç kız işittikleriyle gözlerini kaçırırken başını öne eğdi.
Genç adamın şalterleri Nilay'ın başını eğmesiyle hepten attı. Dişlerine kuvvet uygulayıp hınçla soludu "O başını ne olursa olsun kimsenin önünde eğmeyeceksin!"
Hakan’ın emrivaki sesiyle genç kız usulca başını doğrulttu. Uzun kıvrımlı kirpikleri arasından çekingence baktı.
Genç adam Nilay’ın masum bakışı mahzun duruşuyla yerle bir olurken sert duruşundan ödün vermedi "İçkide içmeyeceksin."
Garsonun siparişleri getirmesiyle kahvaltı yapmak için kendilerini zorlayan ikili sessizliğe büründü. Tabaklarındakileri yemekten çok eşeler vaziyetteydiler genç kız adama kaçamak bakışlar attı. Pimi çekilmiş patlamaya hazır bomba gibi duran Hakan'ı bu denli öfkelendiren şeyi merak ediyordu. Sorunun sadece alkol almasından kaynaklı olduğuna pek ihtimal vermiyordu pek şirket meselesi gibi de durmuyordu. Çatal bıçağını tabağın kenarına bıraktı masaya dirseklerini dikip yüzünü avuçları arasına aldı. "Tamam hatalı olduğumu kabul ediyorum.” Koyu kahveler kendisini buldu. “Ama bu sinirinin sebebi sadece alkol almam mı?”
Hakan kızın incecik sesiyle öfkesinin oklarını kendisine çevirdi. Nilay'ın hiçbir şeyden haberi yokken ailesinin ettiği tehditlerin ceremesini resmen kıza çektiriyordu. Gözlerini sıkıca yumup kendisini payladı. 'Allah belanı versin aptal herif! Sen ne bok yiyorsun lan kızın ne suçu var oğlum!' gözlerini açıp çatal bıçağı elinden bıraktı. Derin bir nefes alıp kahvelerini iri kara gözlere değdirdi. İliklerine işleyen pişmanlığı mahcubiyetle dillendirdi. “Kusuruma bakma güzelim çok özür dilerim. Kısa zamanda eksiklikleri tamamlayıp buraya gelmemiz. Dün Burak puştunun yaptıkları hepsi bir araya gelince seni payladığımın farkına varamadı." Nilay’ın masum yüzüne yerleşen tapılası gülüşe yine yeniden hayran kalıp aşık oldu. Güneş gibi insanın içini ısıtan sıcacık bakışlara içi gitti.
Genç kız Hakan’ın özür dilemesiyle sevimlice gülümseyip masumca mırıldandı. "İnsanın nazı niyazı, kaprisi sitemi sevdiğine geçermiş"
Genç adamın Nilay’ın söylediğiyle nefesi kesildi. Kalp atışları maraton koşusundaymışçasına hızlanırken defalarca kez içinden tekrar etti. 'Sevdiğim,' olduğu yerde silkelenip sesli dillendirmesi mümkün olmayan sahiplik eki barındıran sözcüğü yuttu. Nilay art niyet gözetmeden söylediği cümlenin ardından gülümserken güçlükle ona eşlik edip çayından bir yudum aldı. Durgun bakışlarını çay bardağına sabitledi. "Haklısın" Vücudundaki öfkeyi kontrol altına almayı başarma gayreti gösterdi. Ona bu gücü verense gök cisimlerini masumiyet ve duruluğuyla gölgede bırakan Nilay'dı.
Kahvaltı bitince genç kız ağrı kesicisini içmiş ahenkli adımları ikiliyi yola çıkmak için jeepe ulaştırdı. Geç sayılmayan vakitte İstanbul'a dönmek için yola çıkıldı. Epey müddet sonra sis dağılsa da hava hâlâ kapalıydı. Yolculuk esnasında Nillay’ın asistan olmasıyla ilgili sohbet edildi. Yol üzerindeki benzin istasyonuna uğranıp yakıt ve kişisel ihtiyaçlarını giderildi.
Yolculuk yarıyı geçmiş İstanbul'a ulaşmalarına az bir zaman kalmıştı. Hakan'ın dikkati yoldayken zihni tıka basa Nilay'ın ailesi tarafından tekrardan zarar görme ihtimaliyle doluydu. Yoğun düşüncelerin okyanusunda dibi boylarken öylesine dalgındı ki, küçük çaplı bir kazanın eşiğinden dönmüşlerdi. İstanbul'a erkenden varmak için arada gaza fazla yüklenmesi bu duruma davetiye çıkaran diğer bir etkendi.
Öğlenden sonra saat üç civarı Boğaz köprüsünden İstanbul Avrupa yakasına geçiş yapıldı. İlk rotaları şirkete uğramak olduğundan sıkışan trafiğin ortasında kalmışlardı. Hakan aynaları kontrol ederken dikiz aynasına yansıyan arkalarındaki araç dikkatini çekti. Bu durumu önemsemeyip üzerinde durmadan yoluna devam etti. Sıkışan trafikten kaçmak için direksiyonu alternatif yollara çevirdi. Birkaç dakika sonra aynalarını kontrol edince az evvel dikkatini çeken aracın peşlerinde oluşuyla kendilerini takip ettiğini anladı.
Ters giden bir şey olduğu aşikârdı lâkin sebebi muallaktı takip edilişinin birçok nedeni olabilirdi. Direksiyonu daha sıkı kavrayıp göz ucuyla Nilay'a bakınca dosyalarla ilgilendiğini gördü. Ara tenha yollara sapıp sert manevralarla ilerledi.
Genç kız oluşan sarsıntıyla başını uzun süredir incelediği dosyalardan kaldırdı. Etrafa göz gezdirirken Hakan'ın direksiyonu sıkmaktan beyazlaşan parmak boğumlarıyla kaşlarını çattı. Onun gergin hâliyle merak ve bir miktar korkuyu misafir ederken tedirgince sordu. "Ne oluyor?"
Hakan hızını biraz daha artırıp aynaları kontrol ederken elini saçlarına daldırıp bıkkınca soludu. "Bilmiyorum."
Nilay korkudan kaskatı kesilirken kalbi endişeyle çarparken titreme nöbetine tutuldu.
Genç adam bilinmezliğe ilerlerken kahvelerini yoldan ayırıp sessiz kalan Nilay'a değdirdi. Onun tirtir titrediğini görünce sıkıntıyla soluğunu verip odağına güçlükle yolu aldı. Bilmediği durum hakkında fikir yürütme girişiminde bulunmadı.
Önceliği Nilay'dı asla zarar görmemeliydi...
Onu sakinleştirmeli tüm ihtimalleri göz önünde bulundurmalı oldukları ilerlemekte oldukları konum koordinatları hakkında bilgilendirmeliydi. Arkalarından gelmekte olan araca kısa bir bakış atarken Nilay'ın kucağındaki eline uzanıp parmaklarını kenetledi. Büyük elinin içinde kaybolan eli sağ dizinin üzerine koydu. Kısacık bir an kenetli ellerine bakıp iç çekerek gülümsedi. "Nilay sakın korkma güzelim ne olursa olsun yanındayım. Sana zarar gelmesine izin vermem öncelikle sakin olman gerek.” Aynaları kontrol ederken kızın parmaklarını usul usul okşadı. “Şimdi söyleyeceklerimi dikkatlice dinle." Gözlerini yoldan ayırmadan Nilay'ın titreyen elini dudaklarına yaklaştırıp bileğinin iç kısmına güçlü bir öpücük kondurdu. Bilinmezliğe sürdüğü araçta sevgisini kattığı nahif ses tonu şelale misali çağladı. "Güzelim bana güveniyorsun değil mi?"
Genç kız anında getirisi korkuyla alaka ve algılarını Hakan'a yöneltti. Tenine buse kondurduğunda kapanmaya meyleden gözlerine mâni oldu. Korkuyla burulan kalbi garipsediği hızla depar atarcasına çarparken işittiği soruyla zorlukla gülümsedi. "Biliyorsun, benim ilk ve en çok güvendiğim sensin."
Hakan aldığı cevapla yutkunmakta zorlanırken burukça tebessüm etti. “Biliyorum bilmez olur muyum.” Dikiz aynasına değen gözleri saliselik Nilay'a dokundu. Odağına tekrardan yolu alıp elinin üzerine yatıştırıcı dokunuşlar bıraktı. “Sende biliyorsun gerçi ama yine de hatırlatayım güzellik zarar görmene asla müsaade etmem. Şimdi söyleyeceklerimi dikkatlice dinlemelisin durumun ne olduğunu bilmiyorum."
Genç kız aldığı derin nefese karışan Hakan'ın baharatımsı kokusuna içine çekti. Korkusunu alt edip kendinden emin tonlamayla konuştu "Tamam ne yapmam gerektiğini söyle.”
Genç adam Nilay'ın kararlı ses tonuyla tatminkâr edayla kıvrılan dudaklarını kızın avuç içine bastırıp koklayarak öptü. “Benim söz dinleyince güzelliği katlananım Aferin sana.” Arkadaki aracın selektör yaptığını aynalardan gördüğünde kıza bulundukları konum ve istikametin bilgisini verdi. Titremekten yazmakta zorlanan Nilay koordinatları belleğine kazıdı.
Hakan ardından gelen araçla son sürat ilerlerken şehir magandası olabileceklerini varsayıp polisi meşgul etmek istemedi. Bileğinin için kısmına teskin edici dokunuşlar bıraktığı Nilay'ın suskunlaşmasıyla endişelendi. Hız ibresine verdiği yükü azaltıp başını ona çevirme gafletine düştü. Ardındaki aracın son sürat yanından geçmesiyle başını öne çevirip yolu odağına alması nafileydi.
Birkaç metre ilerisinde yolu kesen araçla Nilay'ın elini bırakıp çarpmamak için frene asıldı. Süratle ilerleyen jeepi kazasız biçimde durdurmayı başardı. Ani frenle ön panele savrulurken ellerini siper edip başlarına darbe almayı engellemişlerdi. Yüreği ağzında atan genç adam çabucak kendisini topladı. Emniyet kemerini çözdüğü gibi Nilay'a sıkıca sarılıp okşadığı saçlarında nefeslenerek fısıldadı. “Korkma Nilay sakin ol ve sana söylediğim adresi tekrarla ne olursa olsun sakın arabadan çıkma."
Nilay emniyet kemerinin el verdiğince Hakan'ın sarılmasına karşılık verdi. Sakinleşmeye çalışırken aylar boyu duymadığı hayatını mahveden ikilinin sesini duydu.
“Çık dışarı küçük orospu namusu ayaklar altına alan kahpe."
Hakan olasılıklar arasına katmayı akıl etmediği durumla burun buruna gelmesiyle afalladı. Öfkeyle gözlerini yumup açtığında sarmaladığı bedenden uzaklaşıp zifiri karaya çalan bakışlarını karşıya dikti.
Genç kız çaresizliği iliklerine varana dek hissederken cılızca fısıldadı. “Beni almaya gelmişler." Sis çöken kara gözlerinden kayan damlalar aniden gök delinmiş gibi bastıran sağanak yağmurla yarıştı.
Hakan odağına aldığı yaşlı adam hastanede denk geldiği tekinsiz tiple direksiyona sertçe vurup hiddetle soludu. "Zihniyetini cibilliyetini siktiklerim." İşittiği ağlamaklı fısıltıyla yutkunup Nilay'ın yüzünü avuçları arasına sığdırdı. Baş parmaklarıyla gözyaşlarını silerken alınlarını birleştirdi. "Sakın korkma ölürüm de seni onlara vermem.” Alınlarını hafifçe sürttü “Ben şimdi dışarı çıkacağım"
Nilay başını olumsuzca çevirip yalvarırcasına karşı çıktı. “Gitme"
Genç adam teminat verircesine gülümsedi. "Korkmana gerek yok hiçbir şey yapamazlar. Ben onları oyalarken sen polisi arayacak buranın adresini vereceksin."
Nilay kabullenmez tavırla süratle başını çevirdi. "Gitme!"
Boğazı düğümlenen genç adam yutkunarak başını geriye çekti. Dudaklarını kızın boncuk boncuk terle kaplı alnına bastırıp yüzlerini eşitledi. "Korkma Nilay hiçbir şey olmayacak sen sadece polisi ara." Göz açıp kapatma mesafesinde kızdan uzaklaşıp bir hışımla dışarı çıktı.
Genç kız Hakan’ın gidişini şiddetini artıran gözyaşları içinde çaresizce izledi. Telefona sarılıp polisi aradığında hıçkıra hıçkıra ağlayarak durumu bildirip adresi verdi.
Genç adam günlerce kendisini tehdit edip şantaj yapan canından kanından olan. Öz evladını bacısını para karşılığı satmak isteyen baba oğula tiksinerek bakarken karşılarında dimdik korkusuzca durdu. Tiksinen gözleri ikili arasında dolanırken tükürürcesine küfretti. "Sizin evveliyatınızı adamlığınızı sikeyim!”
Baba oğlun kahkahasıyla hayrete düşerken iç geçirdi 'Bu kadar arsızlığa da pes' Boşluğa uzanan işaret parmağını sözde babaya uzattı. "Senin parçan o kız pezevenk! Onu nasıl değersiz fazlalık bir eşya gibi satmaya kalkarsın?"
Murat meymenetsiz suratıyla fırçası yüzü görmeyen sapsarı dişlerini göstererek alayla güldü. "Doğunca ölmesi için günlerce aç bıraktık sürtük dirençli çıktı gebermedi. Soyuma çam ağacı diktiği yetmedi on sekiz yıl boş yere ekmeğimi yedi. Karşılığını alacağım tabi bu benim hakkım."
Hakan'ın sükûneti rafa kaldıran bedeni adamın önünde belirip direkt yakasına yapıştığı gibi kafasını suratına gömdü. "Senin hakkını bağırta bağırta sikerler."
Sözde abi babasının yere serilmesini hazmedemedi. Hızla belindeki silahı çıkartıp namluyu çaprazında duran gövdeye doğrultup hınçla soludu. "Sen içerdeki küçük orospuyu beleşe sikeceksin. Sonra karşımıza geçip ahkâm keseceksin yok öyle yağma." Bakışlarını arabanın içindeki Nilay'a çevirdi. "Çabuk çık lan dışarı namusumuzu beş paralık ettin."
Hakan hiddetle karşı çıktı. "Sakın çıkma Nilay sakın!"
Genç kız aylar sonra yeniden aşağılanmaları dinlerken gözlerini sımsıkı kapattı. Abisinin yüksek sesle namusuna dil uzatılmasıyla gözlerini açtı. Hakan'ın varlığından güç alarak göz yaşlarını elinin tersiyle silerken aradığını bulduğu gibi araçtan indi.
Hakan işittiği kapı çarpma sesiyle dişlerini var gücüyle sıkıp öfke topu kahvelerini Nilay'a çevirip bıkkınca soludu. "Bari şu durumda benimle inatlaşma."
Genç kız gözyaşları yanaklarından boca olurken isyan etti. "Yeter!" Hakan'ı hedef alan namlunun önüne geçti. “Ben orospu değilim! Dövmenizden sövmenizden bıktım yeter!”
Asfaltta iki seksen uzanan baba yerden destek alıp ayağa kalktı. Birkaç sarsak adımla mesafeyi kapatıp Nilay'ın çenesini kıstırdığı avcunda kıracak kudrette sıktı. "Bizim kıza bak sen dili uzamış."
Genç adam Nilay’a uzanan eli bileğinden kavradığı gibi ters çevirdi. Acıyla inleyen adama gaddar acımasız tonlamayla kükreyip adamın burnuna kafayı gömdüm. "Senin ona dokunan elini kökünden kopartır götüne sokarım!"
Babasını yeniden yere serilmesiyle gözü dönen abi adamın boşluğundan yararlanıp Nilay'ın koluna yapıştı.
Nilay kolundaki baskıdan anında sıyrılıp çıkıştı. "Dokunma bana!"
İlk defa karşı gelen kardeşine nefretle bakıp silahın emniyetini indirdi. "Nankör sürtük yıllarca bizim ekmeğimizi yedin!"
Sinirleri harap olan genç kız keyiften yoksun kahkahasını gergin ortama savurdu. Başını hızlı hızlı sallarken içinde biriken zehri akıttı. "Doğru yıllarca ekmeğinizi yedim karşılığında kan kusturdunuz! Yetmedi zorla babam yaşında adamla evlendirip başınızdan attınız. Sizin yüzünüzden yıllarca ölüden farksız yaşadım! Ölü beden ekmek yese ne olur. Yemese ne olur?" tiksinen bakışlarını babası ve abisinden çekti. Varlığından güç aldığı ihtişamlı bedenin kahvelerine çevirdi.
Hakan kızın kendisini savunuşuna ilk an donup kaldı. Öfkeyle kaplı vücuduna sirayet eden gurur alev toplarına sıçradı. Kirpiğini kırpmadan Nilay'ın tepkilerini gururla izledi.
Baba oğul Nilay'a iyice bilelenmiş fazla uzaya duruma son vermek için yanıp tutuştu. Murat aralarında oluşturdukları parolayı söyledi. 'Evlat'
Babasının emriyle ikiletmeden Nilay'ın koluna yapışıp arabaya sürükleyecekken lanet adam araya girip kızı arkasına aldı. Tükürürcesine konuştu. "Onu bu saatten sonra hiçbir yere götüremezsin!" üzerine doğrultulan silaha baktı. Zift karasına dönüşen bakışlarını alaycı ifadeyle abiye dikti. "Eline demir parçası alınca adam mı oluyorsun dalyarak?"
Olmayan adamlığına laf edilmesini hazmedemeyen genç havaya bir el ateş etti. Göğe kaldırdığı silahı her şeyden sorumlu tuttuğu Nilay'a doğrulttu.
Hakan hedef değiştiren namluyla geniş bedenini arkasına aldığı kıza siper etti. Eş zamanlı uğursuz bir el silah sesi yaklaşan polis sirenlerine karıştı.