Genç kız kısa bornozuyla tuvalet aynasının karşısına geçip makyaj malzemelerine göz attı. Derin bir nefes alıp Hatice'nin anlattığı gibi makyajını yapmaya başladı. Ardından giyeceği elbisenin açıkta bırakacağı izlere kapatıcı uyguladı. Ense ve sırtındaki izleri saplı fondöten süngeri sayesinde biraz zorlansa da gizlemeyi başardı.
Tenindeki şiddetin izleri geçici olarak kapansa da ruhunu kaplayan yaralar kolay kapanmayacaktı...
Kalıcı izlerin geçici saklanmasının ardından elbiseyi giyip boy aynasının karşısına geçti. Sade tuttuğu makyaj kara gözlerini ortaya çıkartmış. İncecik dudaklarına sürdüğü bordo ruj masum çocuksu yüzüne kadınsı bir hava katmıştı. Son zamanlarda günlük rutinde giydiği kıyafetleri yadırgamıyordu. Ankara'ya geldiğinden beri aynadaki aksi kendisini şaşırtıyordu. Şimdi üzerindeki elbise kendi bedenine yabancılık duymasını sağlamıştı..
Giymesi kolaydı zor olan şuan ki görüntüsüyle başka insanların arasına karışmaktı.
Düşünmeyi kenara iteleyip saçlarını el yordamıyla farklı şekillere soktu. Nihayetinde tepeden at kuyruğu yapmaya karar verdi. Uygularken hazırlanmak için harcadığı vaktin bilincinde değildi. Gökyüzünün geceyi misafir ettiğini fark edince alelacele telefonun saatine baktı. Hakan'ın kapısını çalmak üzere olduğunu fark edince tek bant topuklu ayakkabılarını giydi. Son kez boy aynasına ilerlerken kapısı tıklatıldı. Zaman kaybetmeden adımlarının yönünü değiştirdi. Aldığı sıkıntılı solukla kapıyı açtığında karşısındaki siyah smokin içindeki heybetli bedenle duraksadı. Kısa kesim dalgalı saçlarını özenle şekillendirmiş yüzünden eksik etmediği kısa kirli sakallarıyla gözlerine çok farklı göründü.
Hakan cephesinde durum çetrefilli içinden çıkılmaz bir hâldeydi. Nilay her geçen gün kendisini yenilerken soluna saplandığı yetmez gibi soluğunu kesiyordu. Koyu kahveleri hayran bir o kadarda şaşkınlıkla onun üzerinde gezinirken zeminin ayakları altından kayıyordu. Nilay'ı ilk kez makyajlı görüyor olması onun doğallığı ve masumluğunu sevip benimseyen kalbi için hiçbir anlam ifade etmiyordu.
Güzelliğinin ortaya çıkması için ne kara gözlerini çevreleyen uzun kirpiklerinin daha kıvrımlı belirgin olmasına. Ne de ince dudaklarının doğal kırmızımsı rengini gizleyen bordo ruju sürmeye ihtiyacı vardı. O zaten su kadar duru berrak bir güzelliğe sahipti. Düşünceleri yine de Nilay'ın şuan ki görüntüsüne mest olmasına engelleyemedi.
Enfes görüntünün acı veren yanı şiddetin bedenini sahiplenen izlerini kamufle etmesiydi. Kalbine sanki hançer saplanmış derin bir oyuk oluşturmuştu. Keşke dedi ah çeker gibi içinden ‘keşke kamufle ettiğin görünen görünmeyen tüm izlerini sevgimle silebilsem. Geçmişini silmek adına elimden geleni yapsam da gücüm yetmiyor yetinemiyorum. '
İnkâr edecek değildi Nilay'a giydiği elbise yakışmış çocuksu görünüşüne kadınsı bir hava katmıştı. Lâkin elbiseyi güzel kılan içindeki bedendi bordo elbisenin kalın omuz askıları kollarını açıkta bırakmıştı. V şeklindeki yakası göğüs çatalına kadar uzanmış İnce beline dek üst gövdesini ikinci bir deri gibi sarmıştı. Etek kısmı bel hizasından bollaşarak bacaklarını gizlemiş ayakları dibinde bitmişti. İnceleyen bakışları milim milim gezdikçe dili damağı kurudu. Ne zamandır almayı unuttuğu nefes ciğerlerini sızı içinde bıraktı. Hakan'ın sesli yutkunuşu sessizliği yararken boğazında hareket eden erkeksi çıkıntı göze çarpıyordu. Koyu kahvelerini Nilay'ın gözlerine değdirdiğinde "Sen," devamını getiremeyip bir kez daha yutkundu.
Genç kız kirpiğini kırpmadan Hakan’a bakarken devam etmesi için mırıldandı. "Ben?"
Genç adamın mantığı susması gerektiğinin sinyalini verirken içine titrek bir nefes içine çekti. Sükûnete bürünmeyi yeğelerken yüreğinden geçenler dudaklarından çaresiz bir tonla döküldü. "Öyle güzelsin ki ben sensiz ne yapacağım Nilay?"
Genç kız işittiğiyle saç diplerinden tırnak uçlarına kadar titredi. Çaylak kalbi birkaç şiddetli vuruşla göğsünde devinirken kara gözleri büyülenmişçesine sanki evrende en eşsiz yegâne varlıkmışçasına bakan koyu kahvelerde asılı kaldı. Kalbinin vuruşları şiddetini artırırken sağ avucunu sol göğsüne bastırdı. İliklerine kadar titrerken diğer yandan tüm vücudu, milyonlarca karınca tarafından istila ediliyor soğuk terler döküyordu. Bedenin verdiği tepkileri yadırgarken anlam veremiyordu.
İkisi de dünyadan soyutlaşmış bambaşka bir boyuta geçmişlerdi. Akrep ve yelkovan görevini layıkıyla yerine getiriyor Hakan ve Nilay'a etki etmiyordu. Onlar zamanı kendi içlerinde durdurmuş ortamdaki atmosferin efsunundaydı.
Genç adam dile getirdiklerini sonradan idrak edince olduğu yere kör bir bıçak gibi saplandı. Kendisine içinden okkalı küfürlerini sıralarken çekinerek Nilay'a baktı. Onun sol göğsüne bastırdığı eliyle panikleyip dişleri arasından soludu. "Hakimiyetini kaybettiğim dilimi siksinler" aralarındaki mesafeyi kapatıp avuçlarını çıplak kollarına bastırıp peşi sıra soludu. "Nilay güzelim neyin var ufaklığım? Yalvarırım bir şey söyle korkutma beni küçüğüm.”
Genç kız hissettiği temasla yutkunarak kirpiklerini kırpıştırdı. Hakan'ın ifadesi gevşerken koyu kahvelerindeki hayranlık seli yerli yerindeydi. Kollarında kuş tüyü gibi hafif gezintiyle kalbi telaşlı vuruşlarını yitirmiş. Garip anlam veremediği tepkiler durulunca üzerine nahoş bir yorgunluk çökerken mırıldandı. "İyiyim bir an sen öyle söyleyince." Kısa bir es verip gözlerini kaçırdı. "Kalbim öyle hızlı attı ki." Sustu devamını getiremedi.
Hakan'ın kendine olan kızgınlığı kızın itirafıyla yerle yeksan oldu. Nilay'ın kalbi sözlerine tepki mi vermişti? Kulakları doğru işitmişti değil mi? İçi içine sığmazken çocuksu bir sevinçle dolarken onu kollarının arasına alıp kahkahalar atmak istiyordu. Gözlerini Nilay'dan alamazken kalbi coşkuyla dolu dizgin çarpıyordu. Anı dondurmak isterken mantığı devreye girip sevinci kursağında bıraktı. 'Kendine pay çıkarma aptal herif! Kız seni ürkütücü buluyor nasıl sevsin? Benden ilk defa iltifat aldığı için tuhafına gitti.' Ellerini Nilay'ın kollarından ateşe dokunmuş gibi çekince geriye adımladı. Buz kütlesiyle kaplı tonlamayla konuştu. "Daha iyiysen gidelim geç kalacağız.”
Genç kız az evvel olanların kalıntısıyla cebelleşirken kendisini daha iyi hissediyordu. Odasının kapısını çekip kartı Hakan'a uzattı. "Ben çanta almadım oda kartım sen de kalsın." Adam ifadesiz bakışlarla kartı alıp ceketinin iç cebine attı.
Davetin yapılacağı mekana uzanan yolculukta ikisi de kabuğuna çekilmiş nefes sesleri dışında araçta çıt çıkmadı. Nilay başını cama yaslayıp akıp giden yolu izlerken. Zihnini kemiren sorular silsilesine verecek hiçbir cevabı yoktu. Hakan ise koyu kahvelerini yoldan ayırmazken konu Nilay olunca bağımsızlığını ilan eden uzuvlarına lanet ediyordu. Mekâna ulaştığında uygun alana aracı park ettiğinde bakışlarını karşıdan ayırmadı. "Bekle inmene yardımcı olacağım."
Genç kız göz ucuyla adama baktığında sözleri gibi gözlerinin muhatabı olmayışını garipsedi.
Hakan sessizliği onay kabul edip çıktığı aracın ön kısmında dolaştı. Nilay'ın kapısını açıp elini uzattı. "Elimi tutarsan dengeni daha kolay sağlarsın."
Nilay mesafeli tonlamayla buz keserken titreyen elini adamın sıcak avucuna bıraktı. Eş zamanlı tüm vücudunun karınca istilasına uğradığını hissetmiş. Bedeninde beliren yeni tepkilere bir anlam veremiyordu. Takılmamak ve yırtmacının açılmaması için önlemini alıp tek ayağını dışarıya attı. Topuklu ayakkabılarla sorunsuz dengesini sağladığında rahat bir nefes aldı.
Hakan gözlerini kaçırmak istese de başarılı olamadı. Yenilmeye dünden razı kahveleri tüm güzelliği ve zarafetiyle yanı başındaki Nilay’a değdi. Tüm gece hatta bir ömür bu kıza bakmaya doyamayacağını kabullenip belli etmeden iç çekti. Esen yel at kuyruğu yaptığı saçlarını hoyratça gerdanına savurduğunda saçlarına değen rüzgarı kıskandı. Onun tenine savrulan saçları olmak istedi. Nilay'a ait bir parça ömrünce onunla bir bütün.!
Genç kız Ankara ayazı çıplak tenine ısırıklar bırakırken tüm bedeni ürperdi. Çekingence Hakan'a baktığında koyu kahveleri büyülenmiş gibi üzerindeydi. Bugün tıpkı vücudunun tuhaf refleksleri gibi göz bebekleri dahi titremeyen Hakan’da bir garipti. Adlandıramadığı his ve hallerin altından kalkmayı başaramayınca keskin ayazla üşüyüp ürkekçe sordu." İçeriye girelim mi? "
Hakan hayâl kadar uzak bir o kadar da gerçek olan Nilay'ın sorusuyla silkeledi. Avucundaki elini büktüğü kolunun içine aldı. Şaşkınlıkla bakan gözlerine baktığında ah etmemek için kendisini zor tuttu. Kızdan uzak kalmaya razı olmayan yanın ürettiği bahaneyi ileri sürdü. "Bu tür davetlere kol kola giriliyor. "
Nilay okuyup izlediği sahneler hatırına düşünce uysalca başını salladı. Buz kesen parmaklarını Hakan'ın sert koluna dolayınca senkronize adımları girişe yöneldi. Ayazın açıkta kalan tenine temasıyla her adımda daha da üşüdü. Elbisesinin etekleri uçuşurken dizine denk gelen yırtmacın küçük azizliğine uğraması da çabasıydı.
Genç adam içeriye girdikleri gibi süratle etrafı tarayıp başını yanındaki güzelliğe çevirdi. "Yanımdan ayrılma olur mu? Burak şerefsizine de dikkat et."
Nilay cevap vermek için başını çevirince aralı dudaklarından süzülen nefesleri yakınlıkları nedeniyle birbirine karıştı. Kalbi yine delicesi çarparken güçlükle gülümsedi. "İstesem bile ayrılamam ki hem kimseyi tanımıyorum hem de senden başkasına güvenmiyorum."
Genç adamın işittiği duru sesten dökülen son kelimeler ateş olup yüreğini yaktı. Hissettiği soyut elemle uzun düz kirpikleri kenetlenirken iç geçirdi. 'Güvendiğin adamın duygularına yenik düştüğünü bilsen yine bu kadar güvenir misin?' Güçlükle kirpiklerini araladığında ışıl ışıl parlayan gözlerle bakan kızdan gözlerini kaçırdı. Ahenkli adımları kırmızı halıyı arşınlarken omuzlarını dikleştirdi. İleriye mıhladığı kahveleri keskinleşip kartal yırtıcılığıyla etrafı kolaçan etti.
Nilay parmaklarını doladığı sert bedenden yayılan sıcaklıkla sarmalandı. Klasik müziğin notaları kulaklarını doldururken çekingence etrafı inceledi. İki basamaklı merdivenden inince büyük gösterişli avizelerin aydınlığı altında ilerledi. Oldukça geniş şatafatlı alanı bezeyen bistro masaların çevresinde, sohbet eden kalabalığa güvenli sığınağıyla karıştı. Boş masalardan birinin önüne durunca yutkunma gereksinimi duyarak Hakan'ın koluna sardığı elini usulca çekti. Kara gözlerini etrafta gezdirirken giyim tarzından duyduğu memnuniyetle dudakları iki yana kıvrıldı.
Hakan kesilen temaslarının boşluğunda savrulurken bakışlarını bir saniye olsun ondan ayırmadı. Yan profilinden Nilay'ın güldüğünü fark edince meraklandı. "Nilay Hanım acaba neye güldüğünüzü öğrenebilir miyim?"
Genç kız panikleyip refleksle başını Hakan'a çevirdi. Üst üste kirpiklerini kırpıştırıp geçiştirdi hemen ardından gözlerini kaçırdı. "Şey öylesine."
Genç adam gürültülü ortamın sağladığı kolaylıkla iç çekerek mırıldandı. 'Gülüşünü kendime saklamak istesem de sen yeter ki nedenli nedensiz gül.’
Dakikalar birbirini kovalarken Hakan içecek servisi yapan garsondan bir kadeh kırmızı şarap aldı. Durgun vaziyette etrafına bakındı.
Nilay ne içmek istediğini soran garsona ne yanıt vereceğini bilemedi. Restoran menüleri yabancı kelimeler içerirken muhtemelen aynı durum bulunduğu yer içinde geçerli olmalıydı. Ne anlama geldiğini bilmediği şeyleri telaffuz etmekte başlı başına sorundu. Ne diyeceğini bilmezken göz ucuyla Hakan'ın ne içtiğine baktı. Tepside aynı renkte olan tek kalmış kadehe uzandı.
Genç adam Nilay'ı kontrol etmek amaçlı başını çevirdiğinde bozguna uğradı. Kaşları süratle çatılırken parmaklarını kadehi almak üzere olan kızın bileğine sarıp almasına mâni oldu. Afallamış ifadesiyle şaşkınca bakan gözlerine onaylamaz bir bakış attı. "Nilay ben bile mecbur kalmadıkça alkol tüketmiyorum.” Havada asılı kalan kollarını aralarındaki boşluğa sığdırdı. “Üstelik ilk defa içeceksin bünyen nasıl tepki verir kestiremeyiz.” Nefesini usulca bırakınca meyve suyu tercihini sordu. Mırıltıyla verilen yanıtı garsona iletti. “Lütfen hanımefendi için vişne suyu getirin. "
Garsonun uzaklaşmasıyla sarmaladığı ince bileği serbest bıraktı. “Lütfen bana kızıp kırılma olur mu? Biliyorum seçim ve tercihlerine karışmaya hakkım yok. Tek istediğim senin hiçbir şekilde zarar görmemen." Gülüşüyle onay veren Nilay'a aynı biçimde karşılık verecekken Burak'ın itici sesiyle burnundan öfkeyle soludu. "Hoş geldiniz Hakan Bey, Nilay Hanım güzelliğiniz gözlerimi kamaştırdı. Gerçi sizi sadece güzel olarak nitelendirmek epey hafif kalıyor."
Genç kız rahatsızlık duyduğu şahsın yanlarına gelmesiyle kendi nezdinde güven hissinin beden bulmuş haline sığındı.
Hakan'ın hissettiği yoğun öfkeyle tüm sinir uçları seğirirken bir çift alev topuna dönüşen kahveleri Burak'ın üzerindeydi. Kendisine yaklaşan Nilay'ın bel boşluğuna avcunu bastırınca bedeninin kas katı kesildiğini hissetti. Boşta olan eliyle Burak'a tokalaşmak için uzattığı elini var gücüyle sıktı. Tehditkâr bakışlar attığı şahısa kenetli dişleri arasından hırsla soludu. "Hoş bulduk ve bu size ilk uyarım asistanımdan uzak durun!"
Burak duymazdan gelip elini çekerken arsızca gülümsedi. "Bu güzellikten uzak kalmak mümkün değil. Bunu istemeniz büyük bencillik."
Genç adamın göğsü öfkeli nefesleriyle kımıldarken işaret parmağını Burak'a uzattı. Konuşmak için aralanan dudakları yanlarına gelip selam veren orta yaşlı kumral müdürle birbirine bastırdı. Havada asılı kalan elini pantolonunun cebine koyup yumruk yaptı.
Proje hakkında başlayan sohbet dahil olan kişilerle biraz daha uzadı. Bu süreçte Nilay ve Hakan hâlâ dip dibe fazlasıyla gergindi. Burak konuşma yapmak için yanlarından ayrılınca rahatlayan ikili beden temasını kesse de aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Genç adam kadehinden büyük yudumlar aldı. Genç kızsa gerginlikten kuruyan boğazını meyve suyundan aldığı minik yudumlarla rahatlattı.
Davet salonunda dakikalar saatle yarışırken müziğin notalarını kendi aralarında sohbet eden kişilerin konuşmaları bastırdı. Vakit gece yarısını gösterirken Nilay alışkın olmadığı topuklu ayakkabılarla ayakta durmakta zorlandı. Davetin sona ermek üzere oluşuna sevinirken Burak'ın mikrofondan yükselen sesini duydu. "Biraz eğlenmek hepimizin hakkı asıl kutlamayı yapmak için şirketimiz için kapatılan mekana geçiyoruz." gitmek istemediğini belli ederek Hakan'a baktı. Gece boyu olduğu gibi Burak'ın tedirgin eden bakışlarını üzerinde hissetti. Huzursuz olmasına neden ses yeniden mikrofondan daha baskın vurgulu tonla yükseldi. "Eksiksiz herkes"
Hakan iş ve özel yaşamı baskın duyguları etkisiyle ilk kez birbirine karıştırdı. İçine düştüğü duruma lanet ederken Nilay'a mahcubiyetle baktı. "Biliyorum yorgunsun ve hiç gitmek istemiyorsun" soluğunu sıkıntıyla bıraktı. "Seni mecbur bırakmak istemesem de en azından benim için buna katlanamaz mısın?"
Nilay kendisi için birçok şey yapan adamı geri çevirmek aklının ucundan geçmediği için gözleriyle onay verip tebessüm etti. "Uzun süre kalmasak hem yarın.."
Hakan onun Burak'ın hâl ve hareketlerinden rahatsız olduğunu bildiğinden lafını kesti. "Söz veriyorum en fazla bir saat." büktüğü kolunu minnet dolu hafif bir tebessümle Nilay'a uzattı. Yorgun gülüşüyle karşılık veren kızın zarif eli oluşturdu boşluktan sızdı. Birlikte çıkışa ulaştıklarında getirilen çalışır vaziyetteki araçta yerini almasını sağlayıp şoför mahalline yerleşti. Birbirine koordineli ilerleyen araçlarla anayola çıktıklarında bulduğu ilk fırsatta papyonu çıkarıp arka koltuğa fırlattı. Beyaz gömleğinin ilk üç düğmesini açıp rahat bir nefes aldığında kendi kendine söylendi. "Dünya varmış"
Nilay yorgun gözlerle dışarıyı izlerken hayıflanır gibi söylenen adamla gülümsedi. Başını olduğu yöne çevirip karanlık araca vuran seyrek elektrik direklerinin el verdiğince onun yan profilini inceledi. Kara gözleri milimetrik keşfine direkt başladığında bunu neden yaptığını bilmiyor irislerini zapt edemiyordu. Kısa kesim dalgalı saçları geniş alnı kalın uçları hafif kavisli kaşları, koyu kahvelerini çevreleyen uzun gür kirpikleri çehresini yumuşatan tek detaydı. Belirgin elmacık kemikleri düz burnu çehresinden eksik olmayan kirli sakallarına üçgen çenesi eşlik ediyordu.
Tüm detaylar bir araya toplandığında sert kelimesinin hafif kaldığını düşünmesi ürkütücü diye nitelendirmesi bu yüzdendi. Bu kanıya varmasına en büyük nedeni ilk tanıştıkları zamanlar Hakan'ın tutumundan kaynaklıydı. Birlikte geçirdikleri çokta uzun sayılmayan anlara yolculuğu daha yakın anlara kaydı. Hakan'ın ilk kez kahkahalarla güldüğüne tanık olunca hayranlıkla bakıp haddinden fazla şaşırmıştı. Son günlerde sergilediği tavır ve kısa süreli gülüşleri görünüşünü bambaşka boyutu taşımıştı. Gözünde beliren çarpık tebessümlerle iç geçirdi. 'Görünüşü ürkücü olsa bile o çok özel bir adam ve benim için güvenin beden bulmuş hâli. Her durumda sığınabileceğim korunaklı limanım.' Hakan'ı incelemeyi sürdürürken koyu kahveleri saliselik kendisini bulmuş tekrar takip ettiği araçları yönelmişti. Yakalanmış olmanın utancını yaşarken nedensizce gözleri odağından kopmadı.
Genç adam dalgınca araçları takip ederken elini kısa kesim dalgalı saçlarından geçirdi. Kısacık an bakışları Nilay'a değdiğinde kara gözlerin simasında gezişine şaşırmış hiçbir anlam yüklemek istememişti. Yarım saate yakın süren yolculuk diğer araçların park alanlarına dağılmasıyla sonlandı. Jeepe uygun bir yere park edince indiği aracın ön kısmından dolaşıp kızın kapısını açtı.
Nilay kapının açılmasıyla çıplak koluna çarpan kuru soğuk tenine iğne gibi battı. Dışarıya adım atmak için bir ayağını dışarı uzattı. Beklemesini işaret eden adama sorgular gibi bakınca ceketi çıkartmasıyla kaşlarını çatıp sitem etti. "Allah aşkına sen delirdin mi Bu soğukta ceket mi çıkarılır?” kendisini duymazdan gelen Hakan üzerine eğilince nefesini tuttu. Biraz önce içeriye soğuk hava dalgası vuruyor diye sitem ederken şimdi omuzlarına ceketi bırakmak için yaklaşan Hakan'la birden ateşler içinde kaldı.
Bulundukları yer epey tepedeydi ayazıyla nam salan şehri oldukları konum soğuğu daha hoyrat hissettiriyordu. Nilay'ın elbisesi mekana girene dek onun iki kat üşümesine sebep olurdu. Araçtan çıkmasına engel olduğu kızın omzuna ceketi bırakırken yakın olmasına karşın uzak durmaya mecbur oluşuna bir kez daha lanet etti. Ceketi omuzlarına yerleştirip hafif geriye çekildiğinde Nilay'ın gözlerine bakarak mırıldandı. "Eğer yanında zarar görmesini istemediğin asla kıyamadığın biri varsa çıkarılır Hanımefendi."
Genç kızın işittikleriyle içi sıcacık olurken gülümseyerek teşekkür etti. Başıyla onay veren Hakan'ın geriye çekilip elini uzatmasıyla araçtan indi. İçinde kaybolduğu ceketten yayılan baharatımsı kokuyu solurken elini avucuna bırakıp topuklu ayakkabılarıyla dengesini sağladı. Minik taşlarla kaplı zeminde zorlukla adımlarken cekete can simidi gibi sarıldı.
Hakan kapıyı kapatıp aracı kilitleyince Nilay'ın zorlandığını fark etti. Birkaç adım sonra dayanamayıp beline ceketin üstünden kolunu sardı. Verdiği destekle daha rahat yürürken müzik sesi kulakları doldurdu.
Mekan girişinde iri cüsseli birkaç adam kendilerine baş selamı verdi. Genç kız adamlara çekingence bakıp adımlarını Hakan'a uydurdu. Siyah renkle bezeli dar koridor arşınlanırken baskın müzik sesi ikiliyi rahatsız etti. Birbirlerine bakmadan aynı anda memnuniyetsizce yüzünü ekşiten ikili dar koridordan geniş alana çıktı. Yanıp sönen renkli ışıkların aydınlattığı alanda bazıları pistte yerlerini alıp kendilerini hareketli müziğin ritmine bırakmıştı. Kapatılan mekân fazla kalabalık değildi lakin dans edenlere çarpmamak için üstün çaba sarf edildi. İlerledikleri yönde Burak farklı giyimli bir adamla konuşuyordu.
Genç kız Burak'a yaklaştıkları için yay gibi gerilirken adımlarını durdurdu. Koyu kahveler sorgular edayla anında kendisini bulunca omuzundaki ceketi çıkartıp ikiye katladı. Koluna atıp isteksiz adımlarla yürümeye devam etti.
Hakan kızın duraksamasıyla hemen ona döndü sorgularcasına bakarken sessiz kalışına anlam veremedi. Çıkarttığı ceketi kolunun üzerine aşınca içerisinin sıcak oluşuyla ses etmeden Nilay'ın adımlarına eşlik etti. Burak'ın farklı biriyle konuştuğunu görünce dişlerini sıktı. Yanlarından geçecekken omuzuna dokunan elle duraksadı. Sıkıntıyla soluğunu verip delik deşik eden bakışlarını elin sahibine dikti. Burak arsız bir gülüşle baş selamı vermiş hemen ardından gözlerini Nilay'a çevirmişti.
Mekânın sahibi iki adamın gerginliği sezmiş kirpiklerini kısıp bakışlarını ikili arasında gezdirdi. Diğer adamın yanındaki kadını görünce gece kulübü işletmecisi olduğundan durumu kendi içinde çözümlemişti. Mütemadiyen mekanında çıkan kavgalardan usanan işletmeci. Özel ricayı kırmayıp kapattığı mekanında bu gece bari olay çıkmasını istemiyordu. Hareketli müzik yerini slov bir müziğe bırakınca kendisini karşı tarafa tanıttı. Gözleri Burak'tan güçlükle kendisine değen adam karşılık verdi. İsminin Hakan olduğunu öğrendiği adam yeniden bakışlarını Burak'a çevirdi. Mekân sahibi ikaz etmek için bir elini Burak'ın diğer elini Hakan'ın omuzuna koyup hafifçe sıktı. İki adamda kendisine dönünce gözlerini sırayla adamların yüzünde gezdirip uyarısını yaptı. "Beyler mekanımda olay istemiyorum." Hemen ardından adamların arasından geçip yanlarından ayrıldı.
Burak yakın arkadaşının ikazını kulak ardı edip Nilay'a tedirgin edecek bir bakış attı. Elindeki kadehi havaya kaldırıp kehribar rengi sıvıdan büyük bir yudum aldı.
Hakan kendisini tutmakta güçlük çekerken sabrı taşma raddesine gelmişti. Nilay'ın elini tutup bulundukları yönün tam zıddı istikâmete ilerledi. Tepesinden içki kadehleri sarkan ardındaki raflar çeşitli içki şişeleriyle kaplı bar masana ulaşınca. Nilay'a bakıp önlerindeki uzun bar taburesine oturmasını işaret etti.
Genç kız saatlerdir alışkın olmadığı topukluların üstünde durmaktan helâk olduğundan. Hiç ikiletmeden taburedeki yerini alıp kolundaki ceketi kucağına bıraktı.
Hakan kızın yanında yerini alınca ne içmek istediğini soran barmenden viski istedi. Birkaç dakika içinde kristal kadehteki kehribar rengi sıvı önüne bırakıldı. Genç adam öylesine öfke doluydu ki gözü hiçbir şey görmüyordu hatta yanındaki Nilay'ın varlığını bile unutmuş içkisinden büyük yudumlar alıyordu.
Genç kız bar masasının ardındaki adamın yaklaşıp ne içmek istediğini sormasıyla göz ucuyla Hakan'a baktı. Burun kanatları aldığı nefeslerle genişleyen adamın gergin ve sinirli olduğunu anlaması zor olmadı. Sebebinin Burak olduğunun bilincindeydi ve kendisi ondan katbekat fazla gerilmişti. Yanıt bekleyen barmene Hakan'ın kadehini işaret ederek mırıldandı. “Aynısından." Başıyla onaylayan barmen kaşla göz arası kehribar rengi sıvı döktüğü kadehi önüne bıraktı. Kulaklarında Hakan'ın uyarıcı sesi çınlarken uzandığı kadehten gözlerini yumup küçük bir yudum aldı. Sıvı boğazından alev topu gibi kayarken gözlerini açıp kadehi masaya bıraktı. Yanma hissini azaltma umuduyla küçük kasedeki çerezlerden aldı. Ağzına attığı birkaç çerez sonrası yanma hissi hafifleyince kadehten bir yudum daha aldı. Yüzünü ekşiterek belirli aralıklarla aldığı yudumlarla damarlarına sirayet eden alkolün etkisiyle görüşü bulanıklaşmış. Hafiften dönen başını sabit tutmakta zorlanmış yanı başındaki Hakan'ın geniş omuzuna bırakıp kirpiklerini kenetledi.
Genç adam içkisini yudumlarken bir yandan Burak'ı yumruklamak istiyor diğer yandan kendisine yasak olan kızı seven kalbini söküp atmak istiyordu. Karmaşık düşünceleri gürültülü müziği bile bastırırken. Omuzuna konan hafif ağırlıkla cebelleştiği düşüncelerden sıyrıldı. Kahveleri masanın az ötesine kayınca gözlerini sımsıkı yumup açtı. Omuzundaki ağırlığın nedeni ayyuka çıkınca hiddetle soludu. "Nilay sen ne yaptın?"
Nilay dibinden gelen sesle gözlerini açıp mahzunca baktığı adamla omuzlarını kımıldatarak yanıt verdi. “Hayata dair her şeyi öğrenmemi söylemiştin."
Genç adam Nilay’ın masum ifadeyle verdiği cevapla sinirden güldü. Kirpiklerini tekrar kenetleyen kıza bakıp huysuzca homurdandı. "Aferin iyi halt ettin.” Kadehini sertçe masaya bırakıp dikkatlice yerinden kalktı. Tek eliyle sırtına destek verdiği kızın dibinde bitti. Ceketi giydirince sırtı ve dizleri arkasından desteklediği Nilay’ı kucağına aldı.
Genç kız bedeninin havalanmasıyla güç bela kirpiklerini araladı. Alkolün tesiriyle odağını bulmakta zorlanırken odağını saran karanlığa. Anlayamadığı sert kayamsı bir nesneye başını yaslayarak teslim oldu.
Genç adam etrafta dans edenleri önemsemeden kucağındaki bedenle sert adımlarla yürüdü. Burnundan alıp verdiği gürültülü nefeslerle göğsü körüklenmiş gibi yükselip alçalıyordu. Dışarıya adım atmasıyla tenlerine vuran soğuk hava dalgasıyla mırıldanan kız göğsüne daha çok sokuldu. Hakan efkârla iç çekip adımlarını hızlandırdı. Biraz zorlanarak aracın kilidini açıp vakit kaybetmeden Nilay'ı koltuğa bırakıp emniyet kemerini taktı. Rahat etmesi için koltuğu epey geriye yatırıp kapısını kapattı. Bir saniye duraksamadan şoför koltuğuna yerleşti. Gaz pedalına yüklenip aracı otel istikametine sürdü.
Boş yollarda son sürat ilerlerken kendisine küfürlerini sıralayıp ara sıra sertçe direksiyona vuruyordu. "Hay ben aklımı sikeyim ulan kızı nasıl unutur kendi haline bırakırsın mal. Ya başka bir şey olsaydı ya başına bir şey gelseydi geri zekalı herif bok vardı içecek. Lanet olsun lan olmayacak aşkın ıstırabını çektiren hislerini sikeyim.” Uzun sayılabilecek yolculuk sonrası otele ulaşınca kucağında uyuyan Nilay'la kaldıkları kata çıktı. Tek dizini kırıp zorlanarak ceketinin cebinden kızın oda kartını alıp içeriye girdi. Hareket sensörlü ışıkların devreye girmesiyle alkolün etkisiyle derin uykuda olan Nilay'ı yatağına yatırdı. Topuklu ayakkabılarını çıkartıp gardıroptan aldığı pikeyi üzerine örttü.
Nefeslenmek biraz olsun sakinleşmek için tek dizini kırıp yatağın kenarına oturdu. Loş ışığın aydınlattığı odada kahvelerini dakikalar boyu masum simada gezdirdi. Yoğun haddinden fazla öfkeyle geçen baş belası gün nihayet bitmişti. Alkolün sirayet ettiği vücudu nahoş yorgunluğu sırtlanınca, odasına geçmek için ayağa kalkmasıyla eş zamanlı durmak zorunda kaldı.