29. Bölüm

3332 Kelimeler
Atakule'ye ulaştıklarında her ikisi de düşünmeyi bir kenara bıraktı. Aralarında sessizlik hakim olsa bile yan yana aynı anda attıkları her adım uyumlarını simgeliyordu. Devasa uzunluktaki yapıya giriş yapınca panaromik asansörle seyir terasına çıkıldı. Hafta içi olduğundan kalabalık olmayan terasta tüm şehir ihtişamlı yapı sayesinde cazibesiyle göz dolduruyordu. Bulunduğu yükseklikte bakışlarını gezdiren Nilay gözünün korkmasıyla hüküm süren sessizliği yok etti. Adımları duraksayan genç kız ürkekçe mırıldandı. "Çok yüksek." Hakan kızın sesini duymasıyla hızla başını çevirdi. "Korkmana gerek yok yanında ben varım." Nilay sertçe yutkunurken terasın ön kısmına gitmekten çekindi. Yanağının içini kemirirken ürkek gözlerini Hakan’a değdirdi. "Koluna girebilir miyim?" Genç adam işittiği soruyla tepeden tırnağa titrerken başını salladı. Güçlükle gülümserken kolunu Nilay'ın omuzuna uzattı. "Gel." İç sesiyse avazı çıktığı kadar haykırdı. ‘Sakın gitme hep bende kal.' Hakan'dan gelen onayla Nilay aralarında su sızacak kadar mesafe bıraktı. Kolunu adamın geniş beli etrafına sarıp ceketini avuç içine sıkıştırdı. Hakan zaman mekan kavramını Nilay'ın yanı başında olmasıyla unuttu. Soluduğu oksijene karışan kızın Hindistan Cevizi kokusuyla mest oldu. Bakışları aşka sevgiye karşı ettiği yemini bozduran kızın Ay'ın ihtişamını gölgede bırakan masum yüzündeydi. Nilay adamın dipsiz kuyuları andıran kahvelerindeki bakışlarını yutkunarak kaçırıp adımladı. Hakan olduğu yerden bir milim kıpırdamak istemezken Nilay'ın adımlarına eşlik etmek zorunda kaldı. Terasın en ucunda durdukların genç kız pozisyonunu bozmadan etrafı ışıl ışıl gözlerle izledi. Bir başına olsa buna asla cesaret edemezdi. Yanı başındaki bedenin varlığından güç alıyor Nilay'a ânı yaşamak kalıyordu. Efsunlu lahzaya eşlik eden sessizliği hayranlıkla bezeli ses oldu. " Her halde günlerce burada kalıp her yeri karış karış gezsek şehiri belleğime kazıyamazdım." Hakan kızın omuzundaki kolunu sırtına indirip hafif geriye çekildi. Nilay'ın yüzünü incelerken dudak kıvrımlarının genişliği her salise bir tık ilerledi. "Sadece belleğinde kalmasın elinde somut bir delilde olsun." kirpiklerini kırpıştırarak anlamadığını belirten gözlerle. Ankara'nın ayazını Bodrum'un ılık esen meltemine çevirecek kudrette gülümsedi. "Resmini çekmemi ister misin?" Nilay sıcacık gülüşe eşsiz gülüşüyle eşlik ederken elini deri ceketinin cebine attı. Telefonunu çıkarma girişimi hüsranla sonuçlanınca dudakları büzüldü. Omuzları yılgınca düşerken üzgünce mırıldandı. “Telefonumu yanıma almamışım ki." Hakan derince iç çekerken kızı kendisine çekip sinesine saklamak istercesine sarılmak arzusuyla yanıp tutuştu. Sırf Nilay'ın güvenini kaybetmemek kendisini dizginlemek çok zor geliyordu. Elini usulca çekince çatık kaşları altından bakan gözlerinden kahvelerini ayırmadı. Ceketinin iç cebinden çıkarttığı kendi telefonunu baş ve işaret parmağı arasına sıkıştırıp havada sallayıp göz kırptı. "Sen yeter ki üzülme benim telefonla çeker sana gönderirim." Nilay'ın simasını saran gülümseme adamın kalp ritmine yörüngesini şaşırttı. Şehrin ışıltısına sırtını verip yüzündeki gülüşü eksik etmeden seyir terasının hemen her noktasında poz verdi. Genç adam of demeden zevkle sevdiğinin her anını resimledi. Başka bir noktaya birlikte adımlarken genç kız tam önünde durup teklifiyle aklını başından aldı. "Bu kez birlikte fotoğraf çekilelim mi?" Nilay'ın reddedilmez teklifiyle saliselik kalbi atmayı bıraktı dili tutulan genç adam gözleriyle onay verdi. Genç kız aldığı onayla hevesle etrafa bakındı. Hızla çaprazlarındaki kızın yanına yürüyüp Hakan'ı işaret ederek fotoğraflarını çekmesini rica etti. Olur veren kızla birlikte Hakan'ın yanına döndü. Hakan kıza telefonunu uzatıp Nilay’la ilk net pozunu vermek için heyecanla ilerledi. Nilay'ın belirlediği konuma varınca poz vermeden önce baktıkları kesişti. Onlar farkında değildi lakin ilk resimleri çoktan çekilmişti. Nilay adama yaklaşıp hafif önüne geçip gülümseyerek poz verirken Hakan yüzündeki tebessümüyle ona bakıyordu. Telefonu emanet ettikleri kız bu ânı da kaçırmadı. Tek kare çekmemiş gibi kıkırdadı. "Kameraya bakın." Hakan işittiği komutla kendisini toparlayıp elini pantolonunun cebine soktu. Kamera kadrajından yüzüne yayılan huzur ve mutluluğu esirgemedi. Kız son resmi ekranda tutarak telefonu uzattı. Kendisine teşekkür edilince iyi akşamlar dileğini iletti. Çektiği son resmi inceleyen kıza fark ettirmeden adama göz kırptı. Sorgular ifadeyle kaşlarını çatan adamla omuz silkti. Kıkırdayarak ikiliyi ardında bıraktı. Hakan uzaklaşan kızın ardından sabır dilenip kahvelerini Nilay'a değdirdi. "Saat geç oldu artık gitsek hem sabah erken kalkacağız" Genç kız diğer resimlere bakmadan telefonu sahibine uzattı. "Haklısın otele geçip dinlensek iyi olacak." Seyir terasından ayrılan ikili yarım saat sonra otele ulaştı birbirlerine iyi geceler dileyerek kendi odalarına geçti. Her ikisi de önce duş almış yorgun bedenlerini uykuya teslim etmişlerdi. Uykunun dinlendirici boşluğunda gezinen genç adam telefonuna gelen bildirimle kirpiklerini güçlükle araladı. Yatakta yüzü koyun yatarken pozisyonunu değiştirmeden el yordamıyla komodindeki telefonunu aldı. Ekran kilidini açıp uykulu gözlerle gelen mesajı okuyunca Nilay'ın ailesine uzun uzun akla hayâle sığmayan küfürlerini sıraladı. Tek kolunu ensesi altında katlayıp tavanla bakıştı. Bu işten kız zarar görmeden nasıl çıkacağını düşünürken aklında gün içinde yaşadıkları vardı. Yorgunluktan Nilay'ın fotoğraflarına bakmadığını hatırlayınca telefonun galerisine girip sırtını kadife yatak başlığına yasladı. Nilay'ın her bir fotoğrafını göz bebekleri parlayarak inceledi. Kızın yüzünde gezmeye müebbet yiyen parmakları uçları telefonun ekranında özgürlüğünü ilân etti. Bir diğer resme geçerken zorlandı her biri Nilay'ın masum güzelliğini ayrı ayrı sergiliyordu. Bir sonraki fotoğrafa geçmek için ekranı kaydırdı. Beliren görselle kahveleri şaşkınlıktan irice açılırken nutku tutuldu. Ekrana düşen kendisi ve Nilay'ın habersiz çekilmiş resmiydi. Birbirlerine olan bakışlarını tarif edecek kelime henüz sözlüğe eklenmemişti. Merakla bir sonraki fotoğrafa geçince Nilay kameraya eşsiz gülüşünü sunarken kendi yüzü ve bakışları Nilay'ın üzerindeydi. Fotoğraflarını çeken kızın göz kırpma sebebini idrak ettiğinde o zaman sinirlendiği kıza şimdi sonsuz minnet duyuyordu. Ekran yeniden kaydığında bu defa ikazla verdikleri poz belirdi. Profesyonel çekilen fotoğraflar kadar kusursuz kare ekrana sığsa da Hakan'ın içi içine sığmadı. Hani seven insan sevdiğinde kusuru görmezdi ya aşk gözünü kör ettiği için bu tespit onlar için geçerli değildi. Sıradan bir mekânda sıradan kıyafetlerle de kusursuzlardı. Nilay'la boyları fazlasıyla uyumluydu. Yalnızca kızın yüz hatları masumken kendi yüz hatları sert ve keskindi. Nilay'a göreyse ürkütücü onun hakkında yaptığı yorum aklına gelince gülüşü sırıtmaya döndü. Başını yastığa bırakırken mırıldandı "Allah'tan Hanımefendi benden ürkmüyormuş." Tek yanı üzerine yatıp Nilay'ın resimlerine bakarken mutluluğun bahşettiği huzurla kızın yüzünü izledi. Göz kapakları git gide ağırlaşırken kirpikleri arasındaki boşluk azaldı. Birkaç dakika içindeyse kenetlenip huzur ve mutluluğun çektiği uykuya teslim oldu. Nilay hata yapmamak için gecesini gündüzüne katıp aralıksız çalıştığı stresten elini ayağına dolaştıran toplantının olacağı güne erkenden uyandı. Vücudunu esnetip hızla yataktan hızla çıktı pencereyi açıp temiz havayı içine çekti. Vakit kaybetmeden rutin gereksinimlerini karşıladı. İlk asistanlık deneyimi için aldığı elbiseyi giyip tuvalet masasının pufuna oturdu. Stresten tirtir titrerken kiremit rengi bedenini saran kare yaka kolsuz elbisenin, açığa çıkarttığı zaman aşımına uğrayan belirgin izlere kapatıcı uyguladı. Sade dar kesim elbise dizlerinin altında biterken vücut hatlarını gözler önüne sermişti. Fakir kol siyah dar kesim ceketini üzerine geçirdi. Üstünde dengede yürümek için uğraş verdiği siyah kalın topuklu sivri burun ayakkabılarını giyip boy aynasının karşısına geçti. Aksini incelerken iş kadını görüntüsü hoşuna gitmiş bel hizasında biten ceketin yuvarlak kalçalarını gizlemeyişiyle yüzü düştü. Hatice ablasının seçimiydi giydikleri denememiş yanına yedekte almamıştı. Dün giydiklerini yeniden giymekte işine gelmedi. Pürdikkat bakışları aynada turlarken şirkette çalışan ve diğer kadınların kıyaslamasını yaptı. Görünüşü iş yaşamına uygundu aşması vakit gerektiren duvarlara çarptığına kanaat getirdi. Taradığı saçlarını açıkta bırakıp kulak hizasından aldığı iki küçük tutamı ince siyah lastikle bağladı. Ablasının ısrarıyla aldığı parfümü sıktığında toplantıya fizikken hazırken psikolojisi tam aksiydi. Hakan'ı beklerken boşa zaman geçirmektense evrak çantasındaki dosya ve notlarına göz attı. Önceliği kendisinden desteğini esirgemeyen adamı en iyi şekilde temsil etmekti. Gerçi o böyle bir talebi olmadığını net bir dille defalarca kez anlatmıştı. İncelemelere kendisini kaptıran genç kız tıklatılan kapıyla saati kontrol etti. Eşyalarını toparlamaya koyuldu akşam sözleştikleri gibi otelde kahvaltı yapıp toplantının olacağı şirkete geçeceklerdi. Ses kayıt cihazını kontrol edip çantanın kulpunu güç almak ister gibi kavradı. Topuklu ayakkabısının zeminde çıkarttığı tok seslerle derin nefesler alarak odadan çıktı. Hakan karşı duvara yaslanıp bir ayağını diğerinin üzerine atmış parmaklarını telefon ekranında gezdiriyordu. Siyah dar kesim takım elbisesinin içine beyaz gömlek giymiş siyah ince kravat takmıştı. Kendisini henüz fark etmeyen Hakan'a seslendiğinde kendisine bakmadan karşılık verip duruşunu dikleştirdi. Nilay asansörlere biraz önden ilerlerken maili yazmaya devam eden Hakan gerisindeydi. Genç adam duyumsadığı farklı kokuyu garipsemiş işini tamamlayınca telefonunu ceketinin iç cebine attı. Kahveleri birkaç adım önünde yürüyen kişiyi bulunca adımları duraksadı. Uzun bacakların bir kısmını açıkta bırakan elbise yuvarlak kalçaları epey belli ediyordu Yukarılara tırmanan bakışları ceketin üstüne serilmiş her adımda savrulan kömür karası saçlara değdi. Uzun zamandır kimseyle birlikte olmayışı erkeksi dürtülerini uyardı. İradesine sahip çıkabilen yapısı anında devreye girdi. Bir anlık etkileşimi kişilik ve karakterine yakıştırmayınca silkelenip Nilay'a bakınmaya başladı. Ardına dönüp geldiği yöne bakınca kaşları merakla çatıldı. Kaşla göz arası ortadan kaybolmasına anlam veremeyip panikledi. Kızın odasına gitmek için attığı ikinci adım Nilay'ın sesini duymasıyla havada asılı kaldı. Rahatlamışçasına nefesini verirken geniş omuzları düştü. "Odada bir şey mi unuttun?” İç çekerek sesin geldiği yöne dönünce göz bebekleri irice açıldı. Kısacık mühlet şirazesini kaydıran bedenin Nilay olduğuna inanmakta zorlandı. Kirpikleri ardı ardına bütünleşip ayrılırken suret değişmek bilmedi. Genç kız Hakan’ın sersemlemiş afallayan hâliyle kaygılanıp dar elbisenin el verdiğince hızlı adımlarla adama ilerledi. İnce fiziği belirgin hatlarıyla attığı her adımı hipnotize olmuşçasına izleyen adamın dilini damağını kuruttuğundan bir haberdi. Mesafe azaldıkça çöl sıcağındaymış gibi bir yudum suya muhtaç ettiği adamın boğazındaki erkeksi çıkıntı durmaksızın süzülüyordu. Nilay görünüşünde değişiklik olmayan Hakan'la daha çok endişelendi. "Bir sorun mu var hiç iyi görünmüyorsun?” Hakan kendisine endişeyle bakan gözlerle seslice yutkunup mırıltıyla kekeledi. "Merak etme bir sorun yok. İyiyim " Genç kız kara gözlerini tereddütle Hakan'ın yüzünde gezdirirken yineledi. "Emin misin?" başıyla onay veren adama pek inanmazken üstelemedi. "O hâlde kahvaltıya inelim." Hakan şoke olmuşluğu üzerinden atamazken onay verince birlikte asansöre geçildi. "Olur inelim." Genç kız heyecanı git gide artarken evrak çantasının kulpunu iki eliyle sıktı. Anbean endişesi katlanırken tüm bedeni stresten gerildi. Hakan metal kabine sırtını yaslamış Nilay'a bakmamaya özen göstersede başarılı olamıyordu. Bulundukları kabine sığamayan adamın imdadına restoran katına geldiklerini bildiren mekanik ses yetişti. Önceliği kıza verip mekânı yırtıcı gözlerle taradı. Yoğun olmayışı bir nebze rahatlatırken en yakınlarındaki masaya oturmalarını sağladı. Nilay toplantıya odaklı olduğundan adamın vaziyetinden habersizdi. Masada yerini alınca stresten nemlenen avuçlarını peçeteyle kuruladı. Hakan yanlarına gelen garsona kendileri için kahvaltı tabağı çay sipariş etti. Gerginliği hat safhada olan genç adamın parmakları masada ritim tutuyordu. Nilay haddinden fazla gerginken sinir bozucu sesle suskunluğunu bozdu. "Lütfen yapma şunu zaten yeterince gerginim. Daha çok geriliyorum.” Hakan’ın parmakları anında dururken huysuzca çıkıştı. "Benim kadar gergin olamazsın." Genç kız işittiğiyle alayla gülümseyip kollarını göğsü altında katladı. “Sanki benim gibi ilk kez toplantıda patronuna asistanlık yapacaksın." Hakan bıkkınlıkla nefesini verip başını yana çevirerek sessizce homurdandı. "Ah be güzellik sanki çok umurumda toplantı benim derdim Burak dallamasının bugün sana daha çok kur yapacak olması.” Nilay bir şeyler mırıldanan adamın ne dediği anlayamayınca koluna dokundu. "Kendi kendine ne konuşuyorsun delirdin mi?" Genç adam gözlerini yumup açtığında ağzının içinde geveledi. ‘Sayende." Heybetli gövdesini kıza çevirip kravatını gevşetti direkt gömleğin ilk düğmesini açtı. "Diyorum ki, kaç kez konuştuk gözünde büyütme şu toplantıyı." Nilay hırsla çıkışıp itiraz etti. "Tabi sana göre hava hoş. " Sabır dilenen genç adamın imdadına siparişleri masaya bırakan garson yetişti. Nilay’a itiraz kabul görmez tonlamayla l tabağını işaret etti. "Bir an önce tabağındakileri bitir çıkalım.” Genç kızın stresten midesi düğümlenmiş tek lokma yiyecek durumda değildi. Günü sorunsuz atlatmak için kendisini yemeye zorladı. Hakan da tabağıyla ilgilenmeye başlamış midesine birkaç lokma indirmek yerine içindekileri moleküllerine ayırmakla meşguldü. Çatal bıçak sesleri sükûnetlerine eşlik ederken kendisini zorlayıp moleküllerine ayırdıklarını dişleri arasında un ufak edip sindirim sistemini zahmete sokmadan yuttu. Güç bela tamamlanan kahvaltı sonrası Burak Bey'in şirketine gitmek için yol çıkıldı. Genç adamın araca sinen parfüm kokusu hiç hoşuna gitmedi. Nilay'ın doğal saf kokusuna kısa sürede tutkun olmuş ona karışma hakkını kendinde görmediğinden sessiz kaldı. Aynalardan sık sık yolu kontrol ederken koyu kahveleri kızı es geçmedi. Onun kaygısını anladığından bu konuda da tek kelime etmedi. Genç kız yolculuk süresince yine kucağındaki kağıtlara kendisini kaptırıp her şeyden soyutlanmıştı. Şirketin otoparkına girdiklerinde emniyet kemerini çıkartırken endişesini fısıltısıyla dile getirdi. "Korkuyorum." Hakan boğazını temizleyip gövdesini kıza çevirdi. "Öncelikle sakin ol." Nilay kara gözlerini yutkunarak adamın koyu kahvelerine çıkardı. Hakan kendisini bulan gözlerle teminat verircesine gülümsedi. “Unutma önemli olan sensin bana veya başkalarına kendini ispatlamak zorunda değilsin. Sonuçta insanız hata yaparak öğrenir belli bir noktaya geliriz. Toplantıda yapmaktan korktuğun veya yapacağın hiçbir hata ne bugün ne yarın umurumda olmaz. Sen yeter ki kendine güvenip inanmaktan vazgeçme.” Genç kız gözleriyle onay verince saatine göz attı. " Hadi inelim söylememe gerek yok ama." duraksayınca meraklı bakışların hedefi oldu. Ciddi kendinden emin bir tavırla ekledi. “Her zaman her koşulda yanında olacağım.” Nilay dingin sesle epey sakinleşmiş huzurla gülümserken Hakan'ın dizinin üzerindeki elini tuttu. "Biliyorum ve sen iyi ki yanımdasın." Genç adamın beklenmedik temasla içi titrerken duruşunu bozmadı. Nilay'ın elini tutup kalbinde çağlayan dudaklarından dökülmek için can atan tüm sözcükleri yuttu. Birkaç saniye kahvelerini kızın yüzünde gezdirip otoriter ifadesine büründü. "Hadi bir an önce gidip şu toplantıdan kurtulalım." Nilay elini usulca çekip evrak çantasıyla araçtan çıktı. Vakit kaybetmeden ulaşılan şirketin koridoru yan yana arşınladı. Genç adam toplantı odasına girmeden Nilay'ın kulağına fısıldayıp geriye çekildi. “Kendine güven hata yapmaktan korkma." Genç kız duruşunu dikleştirip başını yanı başındaki Hakan'a çevirdi. "Sen yanımdayken hiçbir şeyden korkmuyorum." Genç adamın dudakları hafifçe yanağına meylederken göz kırptı. "Aferin, her zaman." Nilay gözlerini kapatıp Hakan'ı karşısına çıkaran yaratana teşekkür etti. Kirpiklerini aralayıp kendinden emin dik duruşuyla mırıldandı. "Hazırım." Genç adam çehresindeki çarpık gülüşü yok ettiğinde toplantı odasına adım atıldı. İçeride siyah u şeklindeki masanın çevresi yine siyah deri kaplamalı sandalyeler vardı. Odanın bir duvarı camla kaplıyken birkaç sanatsal tablonun asıldığı duvarlarda fil dişi rengi tercih edilmişti. Senkronize adımlarını takiben Burak baş köşedeki sandalyesinden kalkıp yüzünde itici gülüşüyle yanlarına geldi. Tokalaşmak için elini ilk Nilay'a uzattı "Hoş geldiniz." Burak'ın kara gözlerindeki ışıltıların yanındaki kızı rahatsız ettiğini hisseden Hakan. İlk saniyeden öfkelenip dişlerini sıktı. Nilay yüzünde gezinen yoğun bakışla huzursuzca yerinde kıpırdandı. Gözlerini kendisine uzatılan ele indirip mecburen parmak uçlarıyla saliselik karşılık verdi. Burak bozuntuya vermeden karşındaki ürkek ceylan yavrusuna iltifatlarını sıraladı. "Nilay Hanım ziyadesiyle doğal olmanıza rağmen haddinden fazla çekici görünüyorsunuz." Genç kız işittikleriyle daha fazla rahatsız olurken hemen yanındaki Hakan’la arasındaki mesafeyi sıfırlayıp güven duyduğu limanına sığındı. Hakan'ım bir nefes uzağında duran kızla koruma iç güdüsü harekete geçti. Tek kolunu yakın temastan kaçınarak sırtına sardı. Nilay’ın kara gözleri minnetle kahvelerine değince güven verircesine tebessüm etti. Ardından bakışlarına duyduğu öfkeyi lanse edip Burak'a döndü. Tokalaşmak için havada asılı kalan zorunluluktan sıkıp emrivaki tonlamayla soludu. "Toplantıya başlayalım." Burak aldığı tepkilerle afallarken kendisini çabucak topladı. Genç kız genzini saran baharatımsı kokuda güveni solurken Hakan temaslarını kesmeden masanın etrafındaki kişilerle tokalaşıyordu. Kendilerine ayrılan alana gelince çektiği sandalyeye oturdu. Ardından hemen yanındaki sandalyede yerini aldı. Herkes yerini alınca toplantıya geçildi. Nilay evrak çantasındaki ses kayıt cihazını her ihtimale karşı kimseye fark ettirmeden aktif hale getirdi. Öncelikle barkovizyon ekranında Hakan'ın çizimini yaptığı projeye ait görüntüler sergilendi. Takibinde projeyle ilgili fikir ve maliyetler tüm yönleriyle konuşuldu. Genç kız Ali'nin belirttiği gibi yalnızca Hakan'a baktı. Not alınması gereken yerlerde adamın koyu kahveleri kendisine değiyordu. Sıralı konuşmalar birbirini takip ederken akrep ve yelkovan hız kesmeden birbirini kovaladı. Nilay odak noktası olan adamın kendinden emin asil duruşu akıcı konuşmasıyla gözlerindeki hayran bakışlardan bir haberdi. Hakan’a öylesine dalıp gitmişti ki bulunduğu ortamdan topyekûn soyutlanmıştı. Genç adam not alması için Nilay'a baktığında kara gözlerdeki ifadeyi çözümleyemedi. Bulunduğu konum nedeniyle kahvelerini hemen kaçırmasına sebep olan herkese içinden okkalı küfürlerini sıraladı. Tekrar denk gelişiyle kimseye fark ettirmeden Nilay'ın masadaki eline dokunup çenesiyle dosyayı işaret etti. Genç kız hissettiği temasla soyutlandığı ortama mahcubiyetle geri dönerken Hakan'a dalıp gitmesine anlam veremedi. Hakan ekibin kendi aralarında fikir ayrılığına düşmesini fırsat bildi. O bakışlar aklına takılmıştı lakin önceliği kızı yüreklendirmekti. Nilay'a yaklaşıp gururunu fısıltıyla beyan etti. "Gayet iyi gidiyorsun Nilay böyle devam et üzerindeki endişeden kurtul." Genç kız teskin edici sözlerle tebessüm eden dudaklarını kımıldattı. "Sen yanımdasın endişe duymuyorum." Gözleri birbirine tutunduğunda saniyeler su misali aktı her şey herkes silikleşti. Burak defalarca kez Hakan'a seslenip yanıt alamayınca adamın koluna dokundu. Genç adam hissettiği baskıyla gerilip bakışlarını mecburen Nilay'dan ayırdı. İkili tekrar toplantıya konsantre olunca Burak kendi asistanına şirketi için alınan kararla ilgili bir şey sorunca. Asistanı notlarına göz atarken yanıt Nilay'dan gelmiş genç kız. Burak'ın kızıl saçlı asistanının yılanı andıran sinsi yeşil gözlerinin hedefi olmuştu. Mahcup olan Nilay özür dileyerek bakışlarını kucağına indirdi. Hakan'ın kaşları şaşkınlıkla havalanmış kirpiklerini kırpmadan başını önüne eğen Nilay'a baktı. Her geçen gün onun azmine ve başarısına daha da hayran kalıyordu. Burak kendi asistanına sert bir bakış atıp odağına Nilay'ı aldı. "Çok şanslısınız Hakan Bey güzel olduğu kadarda dikkatli ve başarılı asistanına sahipsiniz.” Genç adam her fırsatta Nilay'la iletişime geçme çabasındaki Burak'a çatık kaşları altından kirpiklerinin kısarak baktı. Sözlerinin muhatabı kendisiyken Nilay'a kur yapması sabrını zorluyordu. Adamı samimiyetten uzak bir gülüşüyle yanıtlarken her kelimeyi tek tek vurguladı. "Haklısınız Nilay Hanım asistanım olmayı kabul ettiği için çok şanslıyım. Kendisi iyi ki benim asistanım.” Burak kendisini iplemiyor hülyalı bakışlarını hâlâ Nilay'da gezdiriyordu. Onun çapkın bir iş adamı olduğu herkesçe malumdu. Güzel bir kadın bulursa asla pas geçmez sıkılana kadar ilişki yaşardı. Hakan niyetini anladığından öfke nöbeti geçiriyor dışa vurmamak için kendisini zor tutuyordu. Nilay ise verdiği cevaba lanet ediyor huzursuzca yerinde kıpırdanıyor. Her saniye Burak'ın yaklaşımlarından daha çok rahatsızlık duyuyordu. Toplantıya kaldığı yerden devam edince ikili tekrar Konsantre olmakta zorlanmış bir şekilde üstesinden gelmişti. Bir saat sonra imzalar atılmış Nilay günler boyu süren korkusundan arınmış kendisiyle gurur duyuyordu. Emeklerinin karşılığını almış başarmıştı. Zekası ve dik duruşuyla Hakan'ı kendisine bir kez daha hayran bırakmıştı. Hakan uyarılan sinir uçlarıyla kendisini bitkin hissediyor gözleri Nilay'a değdiği an her şeyi unutuyordu. Neyse ki lanet ettiği toplantı sürtüşmeli geçmiş kendisini zapt etmesiyle kazasız belasız bitmişti. Akşamki davete pek bir şey kalmadığından hazırlanmaları gerekti. Otele gitmek için jeepe binildiğinde Nilay kendisini tüyü gibi hafif hissediyordu. Hakan aracı çalıştırmadan gururla ışıldayan kahvelerini kıza yönlendirdi. "Başardın ve beni hiç yanıltmadın." taktir eden kelimelerini itiraz kabul etmez netlikle bitirdi. "İlk sınavlarından sonra asistanlığımı sen yapacaksın." Genç kız itiraz kabul görmez tonlamayla yutkundu. Ses kaydına ihtiyaç duymadan bugünü atlatmıştı. Lakin Hakan'ın iş akışını takip etmek telefon trafiğine maruz kalmak özellikle insanlarla sürekli iletişim halinde olacak olmak gözünü korkutuyordu. Belirli kişilerle diyalog kurabiliyor Hatice ve Hakan dışındaki kişilere belli mesafede duruyordu. Burak gibi kendisini tedirgin eden kişilerle denk gelip muhatap olması güçtü. "İletişim konusunda iyi olduğum söylenemez" bakışlarını kucağına sabitleyip tebessüm ederek mırıldandı. "Çok çalıştım bir şeyleri atlamaktan korktum hatta başaracağıma ihtimal vermiyordum ama sayende başardım." Bakışlarını çekimserce Hakan’a değdirdi. “Asistanlığını yapmak sorun değil daha çok çalışır altından kalkabilirim ama." sıkıntıyla nefesini üfledi. “İnsanlarla sürekli iletişim halinde olmam gerek bunun altından kalkabileceğimi pek sanmıyorum. Yaşadıklarım malum ve Burak Bey gibi." Hakan'ın işittiği isimle nevri dönerken hiddetli sesi araçta yankılandı. " Ecdadını siktiğimin piçine yeterince ayar oldum. Şu yavşağın adını ağzına alma." Burak'ın dünden beri Nilay'a olan davranış ve bakışlarını hatırlatmış çığırından çıkmıştı. Sesli nefesler alırken bir nebze sakinleşti. "Bak onun gibi karakter yoksunlarıyla her ortamda karşılaşman mümkün bunun önüne geçemeyiz. Ama tüm iş yaptığım adamlar aynı olacak diye bir kural yok! Keza olsa dahi abazalığı bir kenara bırakmaya mecburlar! Siz kadınlar yaşamın iş hayatında dahil her alanında aktif olmalısınız ki durum normalleşsin. Biz erkeklerde bunu kabullenip size saygı duyup iş ortamında medenice çalışabilelim." Genç kız Hakan'ın düşüncelerine hak verdiğinden bu pürüzü psikoloğunun yardımıyla halledeceğine ortadan kaldırmaya karar verdiğinde mırıldandı. "Haklısın" Hakan gülümseyerek jeepi çalıştırdığında tek kaşı sorgular edayla alnına kavislendi. "O halde kabul ediyorsun." Genç kız inanmazcasına başını çevirip gülümsedi. "Elbette kabul ediyorum sana itiraz etmek gibi bir şansım yok." Genç adam aynaları kontrol ederek ana yola çıkınca aklına geleni dillendirdi. "Aslında savunma sporlarına yönelebilirsin. Hem stresini atarsın hem de rahatsızlık duyduğun istenmeyen bir durumla karşılaştığında zarar görmez kendini koruyabilirsin." Yoldan çektiği bakışlarını kısa bir an Nilay'a değdirip göz kırptı. "Ne dersin?" Nilay adamın önerisiyle mahzunlaştı. "Spor yapmak zinde tutar olabilir aslında ama." Hakan kırmızı ışığı fırsat bilip başını Nilay'a çevirdi. Kızın burnunun ucuna küçük bir fiske attı. "Aması ne acaba yine hangi kısma takıldın inatçı keçi?” Genç kız dalgınca burnunu okşarken sıkıntıyla soludu. "Ya bir yerimi sakatlarsam? Kol ve bacak kemiklerim defalarca kırıldı." Hakan yeşil ışığın yanmasıyla bir süre sessiz kalıp sakallarını kaşıdı. Nilay’ın bedeni daha yeni yeni toparlanıyordu tedirgin olması normaldi. Sessizlik hüküm sürerken aklına gelen fikirle gözlerini yoldan ayırmadan serserice gülümsedi. Onunla daha fazla vakit geçirmek için fırsat ayağına gelmişti. "Sana işine yarayacak önemli hareketleri gösteririm. Sabahları benimle yürüyüşe çıkarsın nefes egzersizleriyle nefesini kontrol altında tutmayı öğrenirsin." Genç kız nefes almadan konuşan Hakan'la kıkırdadı "Tamam bir sakin olup nefes al seninle sabahları yürüyüşe çıkacağım. Her dediğini eksiksiz yapacağım rahat ol." Hakan memnuniyetle gülümseyerek karşılık verdiğinde otele giden yolun geri kalanı sessizlik içinde geçmişti. İkisi de odalarına geçince günün stresini tamamen arınmak için duşa girdi. Hakan davete hazırlanması vakit almayacağından şirket yöneticileri ile skype üzerinden kısa durum değerlendirme toplantısı yaptı. Nilay ise oyalanmadan ilk kez katılacağı davet için hazırlandı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE