Rezidansa ulaştıracak yolları kat eden araçtaki sessizliği cama vuran yağmur damlaları bozuyordu. Genç kız başını cama yaslamış Hatice'nin söylediklerini düşünüyordu. Sevgi aşk gibi kavramlara uzak olduğuna ise emindi. Lâkin kadın biraz aklını bulandırmıştı.
Hakan kızın suskun hâlini kendisine dert edinmiş göz ucuyla her baktığında dalgın olduğunu gördükçe canı iyice sıkılmıştı. Genç adam trafiğin kitlenmesini fırsat bilip Nilay'a döndü. "Hasta mısın?"
Genç kız derinlere dalıp irdelediği durumdan Hakan'ın kaygılı sesiyle çıktı. Olmayacak şeyleri düşünce onu boş yere endişelendirdiğinin farkına vardı. Başını camdan çekip Hakan'a döndü "İyiyim, merak etme sadece düşünüyordum."
Genç adam hasta olmayışına sevinmiş bu seferde düşünce kısmına takılmıştı kalmıştı. "Bu kadar neyi düşünüyorsun?"
Nilay derin bir nefes alıp gözlerini merakla bakan koyu kahvelere ilikledi. "Hatice ablam bugün hiç olmayacak bir şeyi söyledi. Gün gelip sevip sevileceğimi hatta aşık olacağımı söyleyince biraz kafam takıldı.
Hakan'ın işittiği her kelimede bir duyusu işlevini yitirdi sanki zaman durdu kalbi duran o dilimde kaya parçası altında kalmış gibi ezildi. Onun bir başkasına gülmesini kıskanırken bir başkasını sevmesine nasıl dayanacaktı. Adama ağır gelen kabullenmek zorunda olduğu gerçeği bir başkasından duymaktı. En can alıcı sarsıcı noktası dile getirenin gönlünü kaptırdığı Nilay olmasıydı. Yutkunmakta zorlanırken "Hatice abla haklı," duraksadı her bir harf diline binlerce bıçak darbesi vurdu. Gözlerini saliselik kapatıp açtı. “Sevilecek" içi cayır cayır yanarken sesi titrerken fısıltıyla canı yana yana eklediği soluna saplandı. "Seveceksin." Sis çöken kahvelerini yola çevirdi.
Trafiğin elverdiğince ilerlerken direksiyonu sıkıca kavradı tutuşu öylesine sertti ki, parmaklarının kan akışı kesilmiş uyuşmuştu.
Nilay ablasıyla benzer şeyler söyleyen adamla umutsuzluğunu çekinmeden dışa vurdu. "Siz öyle diyorsunuz da ben öyle bir şey olacağını hiç zannetmiyorum! Allah aşkına beni kim neden sevsin?"
Hakan'ın dilinden dökülmeye hazır onca sevgi sözü dökülmek için sırada beklerken dudaklarını birbirine bastırdı. Mecburiyetin paslı kilidini dudaklarına asıp, sustu.!
Nilay evine ulaştığında elindeki poşetlerle kapısını açınca çeriye girmesini bekleyen Hakan'a döndü. "Sayende güzel bir gün geçirdim ve alışveriş merkezine gitmektense pazara gitmeyi tercih ederim." Aklına gelenle duraksayıp poşetlere bakındı bulduğunda gülümseyerek Hakan'a uzattı. "Kendime alırken ihtiyacın vardır diye sana da aldım."
Adam Nilay’ın gülüşüne takılı kalmış kendisine bir şey almasına ayrı bir şaşırmıştı. Duyduklarıyla kan revan içindeki kalbi can çekişirken bir gülüşle yeniden hayata tutunmuş kaburgalarını kıracak şiddette çarpıyordu. Nilay’ın yine kendisini düşünmesi kan akışını değiştirmişti. Poşeti alırken temas eden parmakları geri çekilmek istemese de bu isteğine gem vurdu. Poşette gördükleriyle kahveleri minnetle parladı. "Gerçekten ihtiyacım vardı Nilay. Teşekkür ederim ne zamandır almayı unutuyordum.”
Nilay ilk kez Hakan için bir şey yapmanın sevincini doyasıya yaşadı.
Kızın gülüşüne iç giden genç adam tebessüm etti. “Hadi gir içeriye dinlen sabah erken kalkacaksın.”
Nilay evhamlanırken kelimeleri soluksuz sıraladı. "Haklısın ben götüreceklerimi bile hazırlamadım İyi akşamlar."
Hakan panikleyen kızla çarpıkça gülümseyerek içeri girmesini işaret etti "Oyalanma o halde iyi geceler" Kapıyı kapatmak üzere olan Nilay'ı yanaklarından öpmek isterken parmağına astığı poşeti salladı. "Tekrar teşekkür ederim." Genç kız yüzündeki eşsiz gülüşüyle kapattığı kapıya bir süre bakıp evine geçti.
Kendi dairelerine geçen iki gencin ilk istikameti banyo olurken iş seyahatinde giyecekleri kıyafetler valizlerine yerleştirdi. Son kontrol tamamlanınca yatağa geçince dinlendiren karanlığın boşluğuna aynı anda düşüldü.
Esasen insanın gökyüzünde kanat çırpan kuştan farkı yoktur. Bedeni sabit kalırken ruhen ve fikren göçebedir.
İkili sabahın erken saatlerinde uyanmış uygulamaya geçen kararla. Nilay'ın evinde birlikte hazırladıkları kahvaltılarını yapıp seyahat valizleriyle yola çıktı. Önce şirkete uğrayıp Ali'nin de dahil olduğu yarım saatlik toplantı yapıldı. Seyahatle ilgili tamamlanan dosyalara ekiple son kez göz atıldı. Ardından Nilay ve Hakan Ankara'ya gitmek şirketten ayrıldı. Jeepte yerleşince genç adam kontağı çevirmeden genç kıza kısa bir bakış attı. Emniyet kemerini takmakta zorlandığını görünce başını olumsuzca çevirdi. Kendi kemerini gevşetip Nilay'ın titreyen eline dokundu. Kendisini bulan gözlere güven verircesine baktı. Anlayışını tüm şefkatini nahif ses tonuyla dillendirdi "Lütfen şimdi derin bir nefes al eve gittiğimizi düşünerek sakinleş.”
Nilay uyandığından beri heyecanına yenik düşüyor beden hakimiyetini sağlamakta zorlanıyordu. Öyle ki elektrik akımına kapılmışçasına titreyen elleri emniyet kemerinin klipsini yuvaya takmasına engel oluyordu. Elinde hissettiği sıcak temasla bakışlarının yönü değişti. Adamın sakinleştirici sesi yörüngesini sarıp rahatlamasını sağlamıştı. Vakti boş geçirmek istemediğinden şehir çıkışına hareket eden sessiz araçta notlarını gözden geçirdi.
Hakan İstanbul çıkışında son bulan trafik çilesiyle hızını artırdı odak noktası akıp giden yoldu lâkin. İflah olmaz bakışları belli aralıklarla saliselik Nilay'a değiyordu. Tüm dikkatini incelediği kağıtlara vermiş ilk yola çıktıkları dakikalara nazaran daha iyi görünüyordu. Geçen iki saatin ardından benzin istasyonunda mecburi ihtiyaçlarını giderildi yolculuk kaldığı yerden yine sükûnetle devam etti. Genç adam duruma daha fazla dayanamadı yanı başında sesinden mahrum kaldığına sitem etti. "Allah rızası için bırak şu kağıtları sohbet etmeden uzun yol çekilmiyor. "
Nilay bilmem kaçıncı kez notlarına göz atarken sitemvari sese bakmak zorunda kaldı. Hakan dirseğini cama yaslamış üst gövdesini saran gömleğin bir iki düğmesini açmış çatılan kaşlarıyla aynaları kontrol ediyordu. Siması kadar masum çocuksu bir çekingenlikle sordu. "Son bir kez daha gözden geçirsem?"
Hakan sabır dilenircesine yumup açtığı kahvelerini kısacık beklentiyle bakan çehreye değdirdi. İsyankâr itirazına fark etmeden itirafını serpti. "Fesuphanallah ezberledin hâlâ gözden geçirsem diyorsun. Bırak şunları üç saattir sesini duymuyorum."
Bedenini yan çeviren genç kız kırpışan kirpiklerinin perdelediği şaşkın bakışlarını adama dikti. "Saatleri mi sayıyorsun?"
Hakan işittiği soruya anlam veremezken gözlerini yoldan ayırmadan merakla sordu. "Ne saat sayması?"
Genç kızdan cevap gecikmedi. "Az evvel kaç saattir sessiz kaldığım zaman dilimini söyledin.”
Hakan’ın duyduğuyla kendisine içten içe küfürlerini sıralarken panikten eli ayağına dolandı. Gaza yükleneyim derken frene asılınca şiddetli sarsıntıyla duran aracın ön paneline savrulmaları bir oldu. Genç adamın fısıltıdan ibaret küfürleri dudaklarından nefes gibi döküldü. “Hassiktir lan ben böyle işin evveliyatını sikeyim. Beynim yerine hareketlerime yön veren kalbim en sonunda ebemi belleyecek.”
Neye uğradığını şaşıran genç kız gözlerini korkuyla kapattı kemer takılı olmasa ön camdan fırlamaları kaçınılmazdı. Adrenalin yüklü bedenini nefes egzersiziyle sakinleştirmeye çalıştı.
Hakan kendisiyle çetin bir savaşta mücadele ederken tek olmadığını hatırladı. Emniyet kemerini yuvasından çıkartıp Nilay'la aralarındaki mesafeyi minimuma indirdi. Eli kızın yuvarlak çenesi sahiplenirken baş parmağı kızın elmacık kemiğinde salındı. Duyduğu mahcubiyeti dille getirdi "Bir an boş bulundum güzelim çok üzgünüm özür dilerim."
Genç kız ani gelişen sarsıntıyla korkudan tirtir titrerken teninde varlığını koruyan sıcacık dokunuşla bambaşka bir boyuta geçti. Kalbinin acımasız vuruşları her hücresinde yankı buluyordu. Birbirine kenetlediği titreşen kirpiklerini araladığında cılız sesiyle kekeledi. "İyiyim."
Hakan zor bela işittiği sesle kendisine olan kızgınlığı katlanırken gözlerini yumdu. Geçen her saniyede büyüyen öfkesiyle dişlerini sıkıp itiraz etti. "Değilsin seni başkalarından korurken az daha kendim zarar verecektim."
Nilay defalarca kez altı harfli sözcüğü tekrar etti başını olumsuzca çevirip karşı çıkan Hakan'ın. Yüzünü sahiplenen eline avcunu bastırıp yineledi “Lütfen sakin ol gerçekten emin olmak istiyorsan varlığımı hisset.”
Genç adam varlığını hissettiği tenin ısısıyla rahat bir nefes alırken uysal bir çocuk gibi başını sallayıp gözlerini açtı. Korkudan arınan koyu kahvelerini kızın gözlerine kenetledi. Kelimeleri suçlayıcı olsa da ses tonunun oyunda kaybeden mızıkçı çocuklardan zerre farkı yoktu. "Benimle konuşsaydın bunu yaşamazdık. "
Genç kız tebessüm ederek kabullendi. "Haklısın benim suçum."
Hakan'ı kızın itirazsız kabullenişiyle mutlu ederken elini yutkunarak sahiplendiği tenden uzaklaştırdı.
Nilay dakikalar içinde gelişen olaylar zinciriyle his karmaşası yaşadı. Adamın geriye çekilmesiyle ürperdi içinde bulunduğu zaman kavramı silinmiş uzuvları kilitlenmişti.
Hakan bakışlarını kendi bileğine indirince gülüşünü gizleyemedi. Tek kelime etmeden jeepi hareket ettirirken Nilay'ın eli hâlâ kafeslediği bileğindeydi. Ki durumdan zerre şikayeti yoktu. Buz kütlesinden ibaret kalbi onun varlığı yakınlığıyla erirken hücrelerine akın eden sıcaklıktan memnundu.
Genç adam dinlenme tesisi görüş alanına girince tereddütsüz direksiyonu tesise çevirdi. Kontaktaki anahtarı avucuna alınca bileğindeki ele göz ucuyla bakıp kahvelerini Nilay'a değdirdi. Birkaç dakika evvel bıraktığı vaziyette bulunca üst dudağı yukarıya kıvrıldı. "Gerçi ben halimden memnunum güzelim ama sen iyiyim desende cidden iyi değilsin. Temiz havada bir şeyler atıştırıp sıcak bir şeyler içsen iyi olacak."
Hakan'ın sesi ilk etapta işlevini yitiren uzuvlarına uğultu gibi gelmiş birkaç salisenin ardından algılama başlamıştı. Nilay arabadan inmek için harekete geçince avucunda hissettiği sıcaklığa kaşlarını çatıp bakışlarını aşağı indirdi. Odağına düşen görüntüyle göz bebekleri büyüdü yutkunarak hızla elini çekip kendisini dışarı attı.
Kızın tepkilerini gülümseyerek izleyen Hakan onun arabadan inişiyle sesli gülmüş ardından yüzü her zaman ki ifadesine bürünmüştü. Hızlı adımlarla tesise ilerleyen Nilay'ın ardından telefonunu kontrol edip birkaç küfür sıralayarak araçtan indi. Şehir dışında yalnız olacakları için korumaya gerek duymamış döndüğünde ilk iş bu durumu çözecekti. Etraftaki kamyon ve otobüsler dikkatle bakıp birkaç hızlı adımla aralarındaki mesafeyi kapattı.
Boşta olan küçük ahşap masalardan birine tek kelime edilmeden geçildi. Nilay inatla karşısında oturan Hakan'dan ısrarla gözlerini kaçırdı.
Adam yaşanılanları yok saymayı tercih etti. "Sana ne sipariş edeyim?" pürdikkat gelecek cevabı beklerken fısıltıdan ibaret yanıtla üstelemeden masadan kalktı. “Fark etmez.” Siparişlerin hazırlandığı tepsiyle Nilay'ın yanına adımlarken etrafa göz atmış birkaç şahsın ona baktığını görünce dişlerini kıracak güçte sıkıp tepsiyi masaya bıraktı. Sert bakışlarını Nilay'a bakanlarda gezdirirken karşısına oturmak yerine yanına oturdu. İştahı olmadığından kendisine bir sigara yakıp sıcak çayından içti.
Nilay kaçırdığı bakışlarını kaşlarını çatarak Hakan'a dikti. "Sen neden bir şey yemiyorsun?”
Hakan sigarasını kül tablasına bırakırken çatık kaşlarıyla etrafa bakarak homurdandı. "Çay benim için yeterli "
Nilay adamın sinirli haline dikkat kesilip onun baktığı noktalara sessizce göz gezdirirken onu sinirlendiren şeyi anlamaya çalıştı.
Genç adam eğer biraz daha burada otururlarsa kesin birilerini yumruklayacaktı. Çayından büyük bir yudum alıp bardağı sertçe masaya bıraktı. " Artık kalksak iyi olacak." Nilay sessizce ayaklanınca araca geçildi bu defa aracı çalıştırmadan ikazını yapmış Nilay'ı dosyalara bakmaması konusunda uyarmıştı.
Birlikte Nilay'ın yaklaşan sınavları hakkında konuşurken Hakan itiraz kabul etmeyen sesiyle "Bundan sonra her akşam birlikte ders çalışacağız" demişti. Ancak Nilay'ın yine inadı tutmuş "Asla olmaz. Kendine ait çoğu zamanını zaten bana harcıyorsun." diyerek karşı çıkınca aralarında küçük çaplı bir sürtüşme meydana gelmişti. " Ben harcamaktan şikayetçi değilim Hüçük Hanım hiç yorma çeneni." diyerek konuya son noktayı koymuştu.
Altı saatlik yolculuğun ardından Ankara da kalacakları otele ulaşıldı. Resepsiyondan kalacakları yan yana odaların kartlarını alıp iki saat sonra katılacakları ilk toplantı öncesi dinlenmek için odalara geçildi. Nilay ilk kez otelde kalmanın verdiği heyecanla etrafı incelemiş valizindeki kıyafetlerini gardıroba yerleştirmişti. Her ikisi de duş almış yarım saate yakın geniş yatakta bedenlerini dinlendirdi. Ön görüşme toplantı saati yaklaştıkça endişelenen genç kız yanaklarını şişirip oflayarak yatakta dönüp durdu. En sonunda rahat edemediği yataktan çıkıp üzerini değiştirdi.
Dizlerinin altında biten yüksek bel açık kahverengi kalem eteğin açıkta bıraktığı bacaklarındaki izlerini kapatıcıyla kapattı. Kırık beyaz uzun kollu klasik bluzunun uçlarını eteğin içine sıkıştırdı. Aynaya yansıyan aksini ilk zamanlardaki gibi yadırgamasa da şaşkınca kendisini incelemekten geri durmadı. Saçlarını ense hizasında sıkı at kuyruğu yapıp bluzun göğüs kısmındaki kemer izini kapatıcıyla gizledi.
Stresten odanın içinde ileri geri adımlarken terleyen avuçlarını peçeteyle sildi. Günlerdir üzerinde çalıştığı notlara göz atarken adımlarını tıklatılan kapıya yönlendirdi. Derin bir nefes alıp kapıyı açtığında karşısındaki isim elbette Hakan'dı. Keten lacivert pantolonu üzerine giydiği kırık beyaz gömleğinin her daim olduğu gibi üstten ilk iki düğmesini iliklememişti.
Genç adamı Nilay'ı alıştığı giyim tarzının dışında görmek olduğu yere çiviledi. Kahveleri kızı beğeni ve hayranlıkla incelemekten geri durmadı. Dudakları aralı kalmış kelimeler hükmünü yitirmişti.
Nilay adamın inceleyen bakışlarıyla huzursuzca yerinde kıpırdandı. Vücut ısısı yükselirken başını öne eğip mırıldandı. "Çıkalım zaman kaybediyoruz."
Hakan hipnotize olmuş bakışlarını kızdan ayırmazken kuruyan boğazını rahatlatmak için yutkundu. Boğazındaki erkeksi çıkıntı belirginleşip ahenkle süzülürken bir adım geriledi.
Genç kız açık kahve rengi portföy çantasını güç almak adına sıkarken kapısını çekti. Birbirine eşlik eden adımlarıyla kat koridoru yan yana arşınlandı. Otopark inildiğinde oyalanmadan araca geçildi. Hakan dikiz aynasını ayarlama bahanesiyle Nilay'a saliselik bir bakış atarak iç geçirdi.
'Her halinle öyle güzel ki kendime karşı koymam imkansız.'
Ön görüşme yapacakları şirket istikametinde ilerlerken sessizlik anlaşması yapmış gibi tek kelime edilmedi. Hakan'ın aynaları kontrol ederken Nilay'ı pas geçmeyen bakışları beğenisini dile getirmekten çekinmiyordu. Allah'tan genç kız başını cama yaslamış akıp giden yolu dalgın gözlerle izliyordu. Ancak dalgın görüntüsünün altında yatan asıl gerçek. Hakan'ın kendisine olan son günlerdeki davranışlarının değişiminin farkına varmasıydı. Hatice'nin sözleri zihninde tekrar ediyordu. 'Sende sevecek sevileceksin!’
Birçok şey gibi sevmeyi bilmeyen kendisini önce birisi mi sevmişti? Bilmiyordu lâkin Hakan'a olan güveni tam minneti sonsuzdu.
Trafiğin yoğun akıcı olduğu yolda ilerlerken şirkete ulaşmalarına az kalınca. Hakan aynaları kontrol ederken çekingen sesiyle sordu. "Görüşme bitince kısa bir Ankara turu yapalım ister misin? İstersen öncesinde yemekte yeriz ne dersin? "
Düşüncelerinin esiri olan genç kız başını hızla Hakan'a çevirip heyecanla sordu. "Anıtkabir'e de gider miyiz?"
Nilay'ın heyecanına gülümseyen genç adam merakla kendisinden gelecek cevabı bekleyen kıza döndü. " Sen ne istedin de ben yapmadım." Göz kırpıp odağına yeniden yolu aldı. "Hem Ankara'ya gelip Ata'nın huzuruna çıkmadan olur mu hiç?"
Nilay'ın yüzünde oluşan aşık olunası gülüş araç park edilene dek silinmemiş. Genç adamın kalbinin ritmini bozmaya yetmişti. Araçtan inip asansör kabininde girdiklerinde kızın endişesi ve heyecanı tekrar benliğini ele geçirmiş. Bu hâli Hakan'ın dikkatinden kaçmamıştı. "Başaracaksın sakin ol bu ön görüşme tanışma gibi düşün ben yanındayım korkma."
Genç kız Hakan'ın yatıştırıcı sesiyle titrek bir nefesi içine çekti. "Yanımdasın sen yanımda yokken korkmalıyım."
Hakan’ın kahvelerine kaşlarının gölgesi değerken itiraz etti. "Ben yanında olmasam bile hiç kimseden hiçbir şeyden korkma!" diye itiraz ettiğinde asansörün uyarısıyla Nilay'a çıkması için öncelik verdi.
Kendilerini yönlendiren kadınla anlaşma sağlayacakları Burak Bey'in ofisine geçildi. Burak Bey otuzlu yaşlarında kara kaşlı kara gözlü fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Siyah pantolonu beyaz gömleği üzerine giydiği siyah yeleği tüm vücudunu sarmış benim diyen mankenlere taş çıkartacak cazibeye sahipti.
Burak'ın tanışma esnasında ilk dakikadan Nilay'a olan bakışları Hakan'ın dikkatinden kaçmamış ortamda bulunma sebebini dahi unutturmuştu. Uzun toplantı masasına geçtiklerinde Hakan centilmence Nilay'ın sandalyesini çekip kendi yanına oturmasını sağladı. Elinden geldiği kadarıyla Burak'ın görüş alanını kapatmaya çalışıtı. Ancak adamın sık sık her fırsatta Nilay'a bakmasıyla bedeni sinirden yay gibi gerildi. İçini rahatlatan tek nokta Nilay'ın sadece ajandasına not alması durumun farkında olmamasıydı.
Kısa sürmesi planlanan görüşme Hakan'ın çabasıyla daha kısa sürdü. Nedeniyse Burak’ın ortak olmadan hep birlikte akşam yemeği teklifiydi. Vedalaşırken adamın Nilay'ın elini olması gerekenden birkaç saniye fazla tutmasıyla. Hakan kızın beline dokunmuş kendisine şaşkın gözlerle bakan kızı görmezden gelmişti. Tokalaşırken öfke saçan bakışlarını gizleme gereği duymadan sıktığı dişleri arasından solumuştu. "Yarın toplantıda görüşürüz." Asansör kabinine girene dek Nilay'ın belindeki elini çekmeyip otopark katını tuşladı. Sakinleşmek için boynunu çıtlattı başını hafif geriye yatırıp gözlerini yumdu.
Olanlardan bir haber Nilay şaşkın bakışlarla adama bakarken masumca sordu. "Ben bir şey mi kaçırdım? Seni bu kadar sinirlendirecek ne oldu?"
Hakan duyduğu sesle usulca gözlerini açıp başını dikleştirdi. Tam şuan Nilay'ı kendisine çekip ince dudaklarını dudaklarıyla mühürleme arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Aklından geçen düşünceden silkelenerek sıyrılıp zorlukla gülümsedi. "Merak etme işle ilgili bir şey kaçırmadın."
Genç kız aldığı yanıtla omuzlarını nazlı bir edayla silkti. “İşle alakalı kaçırmadığım bir şeyse sorun yok."
Asansör otoparka indiğinde Jeepe geçildi genç adam kol saatine bakıp gülümseyerek Nilay'a döndü. "Şanslısın Kızılay ve Çankaya arası on dakika mesafede Anıtkabir'in ziyaret saatinin dolmasına bir saat var." Kızın yüzünde beliren eşsiz tebessüm Hakan'a birkaç dakika evvel olanları unutturdu. O gülüşü ömrü boyunca her an görmek isteyen adam her şeyi yapmaya razıydı.
Zamanlarının kısıtlı olmasıyla Anıtkabir'e araçla Tandoğan kapısından giriş yapıldı. Araç ruhsatı görevlilere teslim edilip jeepi uygun görülen alana park edilince birlikte araçtan indiler. Karşılarında duran iki kuleyle Hakan'ın rehberliğin de Anıtkabir ziyareti başladı.
Genç kız için bu ziyaret oldukça önemli ve özeldi. Nilay sırf kadın olduğu için onu dünyaya getiren öz annesi tarafından bile kabul görmeyen bir bireydi. Kadına değer veren peygamber efendimiz H.z. Muhammed Mustafa (s.a.v.) dışında. Yeryüzünde yaşamış kadına yasal bir çok hak ve özgürlük tanıyan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu lideri ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü ziyaret etme şansı elde ettiği için mutluydu. Anıtkabir rehberliğini hakkıyla yerine getiren Hakan'a gözleri dolu dolu minnetle baktı.
Ziyaret sonrası araca dönerken Ankara'nın ayazı kendisini belli ediyordu. Uzun saatler süren yolculuğun verdiği yorgunluk açlık hissiyle birleşmişti. Genç kız ağırlaşan göz kapaklarına karşı koyamadan kendisini çeken uykuya teslim oldu.
Hakan’ın akşam iş çıkışı trafiği nedeniyle kaplumbağa hızıyla ilerleyen araçta canı sıkıldı. Tüm masumluğuyla uyuyakalan Nilay'ın koltuğunu geriye yatırıp üzerine kendi ceketini örttü. Elmacık kemiklerine uzun kıvrımlı kirpiklerinin gölgesi düşmüş yuvarlak çehresinde yer edinen varla yok arası hokka burnu. Büzülen incecik kırmızımsı dudaklarıyla uykunun huzurlu kollarındaydı. Nilay'ı rahatça uyurken izleme şansını yakalayan Hakan hayatında hiç olmadığı kadar mutlu ve huzurluydu.
Gel gör ki, insan hiçbir zaman yetinmeyi bilmeyen yeryüzündeki yegâne varlıktı. Hele sevdiğinin yanı başında olması seven tarafa hiçbir şekilde yetmiyordu. Hakan kızın tenine dokunmak istiyordu onun geçmişte yaşadıkları bir an bile aklından çıkmadığından bu isteğine zorlansa da gem vuruyordu. Trafiğin açılmasıyla hızını artırırken cadde üzerindeki kadın giyim mağazasının önüne aracı park edip Nilay'ın üzerindeki ceketi düzeltti. Genzini saran kızın kokusuyla mest olurken ciğerleri bayram etti.
Güçlükle Nilay'dan uzaklaştığında araçtan inip sessizce kapıyı kapattı. Hızlı adımlarıyla girdiği mağazadan Nilay'ın bedenine uygun Ankara'nın ayazından kızı koruması için deri ceket aldı. Gerekli ödemeyi yapıp poşete koyulan ceketle birlikte jeepe geri döndü. Nilay'ın uyanmamış olmasına şükrederek birkaç dakika sonra yemek yiyecekleri Gaziosmanpaşa'da ki restoranda vardı. Mekanın önüne jeepe park edince onu uyandırmadan biraz daha izleme şansından mahrum kalmaya gönlü el vermedi.
Saniyeler dakikalara devrederken Hakan yüzünü tamamıyla Nilay'a dönmüş yanağını avuç içine hapsetmişti. Kız yüzünü bir anda olduğu yöne çevirince tokadan firar eden birkaç perçem simasına düştü. Adam mest olmuş gözünü kırpmadan Nilay’ı izlerken ince tutamları incitmekten korkarak geriye iteledi. Genç kız kıpırdanıp uyanacağının sinyallerini verince Hakan istemeyerek oturuşunu dikleştirdi. Onun masum yüzünden güçlükle çektiği kahvelerini şehrin en lüks sayılan caddesinde gezdirdi.
Nilay birbirine kenetlenen kirpiklerini aralama mücadelesi verirken genzinden ciğerlerine sızan baharatımsı kokuyla direkt gözlerini açıp duruşunu dikleştirdi. Kucağına toplanan cekete şaşkınlıkla bakakalırken kara gözleri, dizlerinin üzerine sıyrılan eteğine değince utançla inleyerek süratle düzeltti. Yanağının içini kemirerek ışıltılı caddede gözlerini gezdirirken mırıldandı. "Uyuyakalmışım."
Genç adam yüzünde yer edinen hafif tebessümüyle sakince yanıtladı. "Sorun değil yorucu bir gündü bu sayede dinlenmiş oldun. Hem,”
Hakan’ın duraksamasıyla genç kız meraka adama baktı. "Hem ?"
Genç adam Nilay'ın sorgulayan hâliyle iç çekerek bakışlarını kıza değdirip arka koltuktaki poşeti Nilay'ın kucağına bıraktı. "Dışarısı soğuk onu üzerine giy devamını yemekte konuşuruz."
Nilay'ın meraklı gözleri adamdan poşete kaydığında içinden çıkan ceketi şaşkınlıkla inceledi. Mırıltıyla sorduğu sorunun muhatabı bizzat kendisiydi. "Ben o kadar çok mu uyudum?"
Hakan kahvelerini caddede gezdirirken işittiği mırıltıyla belirli belirsiz gülümsedi.
Nilay deri ceketi üzerine geçirince kucağındaki Hakan'ın ceketindeki kırışıklıkları el yordamıyla düzeltti. Ceketten yayılan baharatımsı kokunun yoğunlaşmasıyla adlandıramadığı hislerle mücadele etti. Ceketi uzatırken Hakan’la göz teması kurmaktan özenle kaçındı.
Hakan ceketini giyince araçtan çıkılıp restorana girildiğinde üç tarafı cam duvarlarla çevrilmiş. Hareketli caddeyi izleme imkanı sunan restoran görevlisinin yönlendirdiği masaya geçildi. Hakan sandalyesini centilmence çektiği Nilay’ın oturmasıyla karşısında yerini aldı. Görevli siyah deri kaplamalı menüyü bırakıp yanlarından ayrıldı. Genç kız menüyü inceleyecekken gördüğü yabancı kelimelerle elinden bırakıp homurdandı. "Kendi ülke sınırlarım içinde kendimi yabancı turist gibi hissediyorum."
Hakan işittiği homurtuyla menüyü masaya bıraktı. Kollarını masaya koyup kızın gözlerinin içine baktı. “Her ikimizde eşitiz Hanımefendi."
Nilay kaşlarını çatarak itiraz etti "Eşit falan değiliz sen yazanların ne olduğunu biliyorsun."
Hakan’ın tek kaşı alnına kavislendi "Biliyor olmam kendimi turist gibi hissetmem gerçeğini değiştirmek için yeterli yani öyle mi?"
Nilay göğüsleri altında katladığı kollarını serbest bıraktı." Elbette ama."
Genç adam kirliklerini kısıp Nilay'ın sözünü kesti. "Aması filan yok içinde yazılanları zamanla öğrendim. Fazlasıyla da saçma buluyorum bu tarz mekanlara Mehmet Bey'in şirketin de mimarlık yaptığım dönemde iş yemekleri için gelmeye başladım."
Genç kız hızla atılıp Hakan’ın lafını kesti. "Sahi sen daha önce çalışandın değil mi?"
Hakan inanmaz gibi açılan kara irislere gülümseyerek baktı. “Evet öyle, olduğum konuma kendi başıma yıllarca emek vererek geldim."
Nilay onun hakkında detaylı bilgi edinmek istediğinden ilgiyle dinledi.
Garsonun siparişleri almak için yanlarına gelmesiyle genç adam konuyu kapattı. Ne yemek istediğini sorduğu kızdan fark etmez yanıtını alınca protein ağırlıklı sipariş verdi. İçecek tercihi alkolsüz meşrubatlardan yanaydı.
Genç kız Hakan’ı daha fazla tanımak isteğine gem vurmayıp uzaklaşan garsonla ilk adımı attı. "Bana, biraz kendini anlatır mısın?
Genç adam Nilay’ın sorusuyla kısa bir an bocaladı. Kendisini çabucak toparlayıp oturuşunu dikleştirerek göz kırptı. "Hakkımda neyi öğrenmek istiyorsun?"
Genç kız narince omuzlarını silkti "Birçok şeyi mesela yaşını bile bilmiyorum aslında sana dair pek bir şey bilmiyorum. Merhametli alçakgönüllüsün dış görünüş olarak sert demek bayağı hafif kalır insan seni görünce ürküyor.”
Hakan kendisini tanımak isteyen kızın sözleriyle mahcup olurken fazlasıyla heyecanlanmıştı. Kalbinin sert vuruşları kaburgalarını çatırdatırken sertçe yutkundu. Neyse ki, uçup giden aklının kırıntıları henüz kendisini terk etmemişti. Son işittiğiyle kaşları havalandı. “Demek görünüşüm seni ürkütüyor."
Nilay adamın alındığını düşünerek panikle savunmaya geçti. "Hayır, hayır sen beni ürkütmüyorsun. Ben sadece görüntünü nitelendirmek için öyle söyledim. Hem biliyorsun hayatımda ilk defa sana güvendim. Seninleyken hiçbir şeyden korkmuyor kendimi güvende hissediyorum."
Hakan'ın kızın kendisine duyduğu güveni dile getirmesiyle içi burkuldu. Gün gelir yeni kabullendiği hisleri cesaret edipte söylerse onun güvenini kaybederdi. Bu hissi onun tatmasındansa ölmeyi yeğelerdi.
Oluşan sessizlikte ikilinin tek odağı göz bebeklerinde ki yansımalarıydı ve hissettikleri tek duygu endişeydi. Onları bu durumdan kurtaran siparişleri masaya bırakan garsondu. Duyumsadıkları enfes kokularla açlığa isyan eden mideleri ellerini harekete geçirdi. Suyundan bir yudum alan Hakan yemeğini yemekle meşgul olan Nilay'ı odağına alıp sessizliği bozdu. "Yirmi yedi yaşındayım.” Kara gözler anında kendisine değdi. "Lise eğitimimi kendi çabamla yarı zamanlı işlerde çalışarak bitirdim. Tam burslu olarak üniversite eğitimime devam ederken tabi çalışmayı bırakmadım. Zaten kendimi bildim bileli hep çalıştım hiç boşa zamanım geçmedi. Üniversite de staj yaptığım şirkette mezun olduktan sonrada birkaç yıl çalıştım. Diğer yandan açık öğretimden iki yıllık bir bölüm daha bitirdim.” Kızın hayret nidasıyla gülümseyerek devam etti. "Hani sen şikayet ediyorsun ya kendime ait zamanımı seninle harcıyorum diye. İnan bana sen olmasan ben o zamanlarımı yine çalışarak geçiririm."
Nilay şaşkın yüz ifadesiyle gözünü kırpmadan Hakan'ı dinlerken inanmazcasına sordu. "Yani sen bu yaşına kadar kendine hiç vakit ayırmadın mı?"
Hakan başını olumsuzca çevirirken işaret parmağı aralarındaki boşluğa uzandı. "O, seninle tanışana kadardı. Seninle bir şeyler yaparken kendime de vakit ayırmış oluyorum."
Genç kız ne diyeceğini bilemezken kuruyan boğazını içtiği bir yudum suyla rahatlattı. "Neden bu kadar çok çalışıyorsun ki? Sonuçta maddi durumun fazlasıyla iyi."
Hakan omuzlarını kaldırıp indirdi. "Çalışarak hayatta kaldım başka türlü nasıl yaşanır pek bilmiyorum.”
Adamın sözleriyle kızın içinde bir sızı peyda olurken konuyu değiştirmek istedi. "Ailen nerede yaşıyor?"
Bu kez içinde sızı oluşan taraf Hakan'dı. Gözü önünde öldürülen babası hâlâ hayatta olup olmadığını bilmediği annesi. Üvey babasının kendisine yaptığı eziyetler. Mazisi zihnin tozlu raflarında saklı taze acılarını gözlerinde sergiledi. Annesinin ve kendisinin birbirine karışan feryat çığlıkları kulaklarını sağır ederken gözlerini sıkıca kapattı. "Belki bir gün sana ailemi anlatırım. Şimdi bunu anlatmaya hazır değilim."
Nilay kısık sesiyle anlayış dilenen adamla konuyu değiştirmek istedi. Aklına bir anda gelen ve merak ettiği bir başka soruyu sormak için huzursuzca yerinde kıpırdandı. Ve deyim yerindeyse baltayı taşa vurdu. "Kız arkadaşın yani sevgilin benimle vakit geçirdiğin için sorun çıkarmıyor mu?"
Hakan'ın duyduğu çekingen soruyla uzun gür kirpikleri aralandı. Koyu kahveleri Nilay'a mıhlanırken masadaki ellerini yumruk yaptı. "Seninle vakit geçirmem sadece seni ve beni ilgilendirir.”
Nilay sebepsizce yutkunma ihtiyacı duydu kısa es sonrası devam eden Hakan'ın. Nahif ses tonunun soğukluğu Ankara’nın ayazına meydan okur nitelikteydi. “Ayrıca uzun zamandır hayatım da kimse yok."
Adamın dudaklarından dökülen son üç kelimeye Nilay'ın kalbi güçlü bir vuruşla tepki verdi.
İkili oluşan sessizliği dinlerken tabaklarında kalan yiyecekleri eşeledi. Son geçen konuşma Hakan'a uğradığı büyük ihaneti hatırlatmış haddinden fazla gerilmişti. Nilay ise baltayı sapladığı taştan çekmekle mücadele ederken aklından geçen dile geldi. “Neden hayatında kimse yok ki?"
Hakan kenetli dişlerini güçlükle ayırırken çenesi öfkeden seğiriyordu. Sızlayan ciğerlerine derin bir nefes çekti. Samimiyetten uzak bir gülüş ürkütücü çehresin de yer edindi. Sakin bir sesle kelimeleri vurgulamaktan çekinmedi. "Güzelim o topa hiç girme!”
"Bana neden güzelim diyorsun?"
Nilay'ın pat diye sorduğu soruyla tüm öfkesi yerle bir olurken su içmek için eline aldığı bardak havada asılı kaldı. Üst üste yutkunurken eli ayağına dolaşırken suyu üzerine dökmekten son anda kurtuldu. Cevabı kalbi baskı yapıp 'Söyle kurtul' diye gaz verirken mantığı galip geldi 'Söylersen uzaklaşır tutunacak dalı kalmaz!' diye son noktayı koydu. Ne diyeceğini bilmez hâlde dudakları defalarca kez açılıp kapandı. Kahvelerini Nilay'dan kaçırmayı başarınca masada gezdirdi. "Artık kalkalım mı? Otelden önce Atakule'ye gideceğiz."
Genç kız bir anda soruduğu soruya kendisi bile hayret ederken dilinin ucunu ısırdı. Utancı kanına kaynatırken gözlerini Hakan'dan köşe bucak kaçırdı.
Hakan garsona hesabı getirmesini işaret etti bırakılan siyah deri kaplı defterde yazan miktara bakmadan cebinden çıkardığı tüm parayı içine bıraktı.
Vestiyerden uzatılan ceketlerini üzerlerine giyip park halindeki jeepe geçildi. Genç adam aynaları kontrol ederken çalıştırdığı aracı yeni güzergahlarına sürdü. Kolunu cama yaslıyken parmak uçları kısa sakallarında gezinirken düşünce denizine dalış yaptı. Duygularını cesaret edip söylemesi sorun değildi ve Nilay ilk kez kendisine güvenmişti. Onun can güvenliği iyi olması tek önceliğiydi ki, buruşuk siksiz hazımsızlığını gidermek için içeride rahat durmamış telefonla görüşme hakkını Nilay'ın ailesini galeyana getirmekle kullanmıştı. Ailesi bu sayede kendisine ulaşmış para sızdırma derdine düşmüştü. Eğer Nilay'a ulaşmayı başarırlarsa zorla alıkoyarlar şiddet uygularlardı. Kim olduğuna bakmadan yine başkasıyla evlendirirlerdi. Şayet bu ihtimal gerçekleşirse kızın karşı koymayası mümkün değildi.
Farkındaydı. Nilay'ın iletişimi Hatice ve kendisi dışındaki kişilerle mesafeliydi. Ali'yle saatlerce aynı ortamda olmasına rağmen mecbur kalmadıkça konuşmuyordu. Gerçi bu durum genç adamın kıskançlığını dizginlemesine pek yetmiyordu. Nilay hayatında en çok kendisiyle zaman geçirip kafa tutuyor. Kendisine güvenip zarar vermeyeceğini bildiğinden inatlaşıyordu. Nilay bu kadar yol kat etmişken hislerini dile getirip onun güvenini sarsamazdı. Bu yüzden sadece susmalı Nilay'ı bir nefes kadar yakınında tutup gönlü el vermese de aralarına aşılması güç binlerce millik mesafe koymalıydı.
Akıp giden yolu dalgın gözlerle izleyen Nilay hali hazırda sorduğu soru için kendisine inanamıyordu. Kendisine duyduğu öfke içine çektiği her nefeste körükleniyordu. Her şeye rağmen onun hakkında bilgi sahibi olmak kuytu köşelere gizlenmiş bir tutam mutluluktu. Hatice ablası aylar önce söylediklerinde yine haklı çıkmıştı. Hakan da kendisi gibi yaralı bir adamdı.