27.Bölüm

4493 Kelimeler
Saniyeler dakikaları devirirken Hakan duygularına teslim olmuş. Nilay kendisinden uzak duran adamın alışkın olduğu davranışları sergilemesinin huzurunu yaşıyordu. Genç adam zorlanarak uzak kaldığı kızla anın tadını çıkartırken bir an önce toparlaması gerektiğinin bilincine vardı. Nilay'ın saçları arasından derin titrek derin bir nefesi içine çekerek geriye çekip genç kız ile yüzlerini eşitledi. Tebessüm ederek göz kırptı, "Demek durgun olduğum da seninle uğraşmama üzülüyorsun?" Genç kızın başıyla onay vermesiyle keyfi katlanırken dışa aksettirmedi. “Tabi sen bilmiyorsun ben günlerdir doğru düzgün bir şeyde yemedim." Hakan'ın gevşeyen kollarını fırsat bilen Nilay geriye çekildi. "Aynı durumdayız merak etme." Başını inanmazcasına iki yana çeviren Hakan iç geçirdi. 'Keşke kalplerimiz ve hislerimizde aynı durumda olsa.’ Düşüncesinden sıyrılıp kendi dairesinin kapısını açtı. "Madem öyle gel birlikte bir şeyler hazırlayalım." Nilay hiç itiraz etmeden aralı duran kapıya yöneldi. Her detayında beyazın hüküm sürdüğü ferah daireye hayranlıkla inceledi. Gelme amacını hatırlayınca gözlerini kollarını göğsünde bağlamış kendisini izleyen Hakan'a değdirdi. "Banyo ne tarafta ellerimi yıkayayım sonra yiyecek bir şeyler hazırlayayım." Genç adam masumiyetiyle beyazı hükümsüz kılan Nilay'ı kendi evinde görmenin tesiriyle. Efsunlanmış gibi yerinden kıpırdamadan evine ilk kez adım atan şahane varlığı seyre daldı. Kızın sesiyle meftun hâlinden sıyrılıp banyoyu işaret etti. "Ben de üzerimi değiştireyim birlikte hazırlarız.” Nilay başını olumsuzca çevirip karşı çıktı "Ben tek başıma.." cümlesini yarım bırakan itiraz kabul görmez sözlerin bıkkın tonlamasıydı. "Birlikte dedim keçi birlikte." Genç kız tekrar dudaklarını aralayınca Hakan başını hafif geriye yatırdı. “Allah’ım sen sabır ver!” gürültüyle soluğunu bırakıp başını dikleştirdiğinde banyoyu işaret etti. “Huysuz cadı üzerimi değiştirip hemen geliyorum." Usançla soluğunu verip söylenerek arkasına dönen Nilay'a gülümseyerek baktı. Tutturduğu keyifli ıslıkla üst katta odasına çıktı. Telefonunun ekranında beliren numarayla tüm neşesi kaçtı. Mantığı ve duyguları arasında savaş verirken kendisini hırpaladığı yetmezmiş gibi birde başına son günlerde Nilay'ın kansız ailesinin tehditleri çıkmıştı. Düştüğü ikilem çukurunda debelenirken ilgilenme şansı olmamıştı. İki günlük iş gezisinden dönünce bu mevzuyu halletmeliydi. Nilay sert kabuğunu kırmış hayata tutunabilmek için mücadele ediyordu. Daha öğreneceği çok şey varken onu yıllarca sindiren şiddetin her türlüsünü uygulayanların yanına göndermeye hiç niyeti yoktu. Buna izin vermemek için hayatta kalmalı Nilay'ı gelecek tüm kötülüklerden korumalıydı. Kendi canının Nilay hayatına dahil olana kadar bir önemi yoktu. Şimdi öyle yada böyle yaşamına müdahildi vakit geçtikçe canından ileri olmuştu. İnsani görevini yapmak için girdiği sokakta yasak aşkın girdabında kaybolacağını hiç düşünmemişti. Ve kesinkes hislerine karşılık bekleme hakkını kendisinde zaten görmüyordu. Her zaman önceliği onu korumaktı bunu için kendisine iki kat daha dikkat edecekti. Hakan düşüncelerinden sıyrılıp vakit kaybetmeden kıyafetlerini değiştirdi. Aynadaki aksine kısaca göz atınca hızla merdivenlerden inip mutfağa geçti. Kahveleri tezgaha kalçasını yaslamış kendisini bekleyen Nilay'ın. Gözleriyle kesişince gülüşüne tebessümle karşılıklı verdi aralarında görev dağılımı yapınca masaya kısa sürede hazırlandı. Hazırlananlar sessizlik eşliğinde tüketildi Nilay el çabukluğuyla masayı toparlamış Hakan'ın yardım teklifini kati bir dille reddetmişti. Genç adamın üstelememe sebebiyse bambaşkaydı. Kısa zamanda benliğini ele geçiren Nilay'ı evinde izleme fırsatını kaçırmamak istememişti. Arkasına yaslanıp iki yana kıvrılan dudaklarıyla anın tadını çıkarttı. Demini alan çaylarını yudumlarken katılacakları toplantı hakkında bilgi alışverişinde bulunuldu. Hakan kızın gözlerine sinmiş kaygıyı fark edince ona olan güvenini belirtmiş. Motive eden sözcükleri dakikalarca usanmadan sıralamıştı. Nilay'ı ikna etmeyi başardığına emin olunca konuyu kapattı. Hakan'ın gerek kendisine gerekse farkında olmadan Nilay'a ettiği eziyet son bulunca rahatlamanın etkisiyle. Her ikisi de oturdukları yerde uyumak üzereydi. Genç adam sabah Hatice’lere kendisinin götüreceğini söylediği kızı evine yolcu etti. Nilay'ın ardından gülümseyerek yatak odasına çıktı. Ekran ışığı yanıp sönen telefonuna son zamanlarda fazlasıyla gelen benzer içerikte olduğuna emin olduğu mesaj okudu. "Ya istediğimiz parayı verirsin! Yada en kısa zaman da o soysuzu saçlarından sürükleyerek gelip alırız!" Telefonu gelişigüzel komodine bırakıp hınçla soludu. "Bekleyin sizin de sıranız gelecek! Cinsini cibilliyetini siktiklerim.” Yüzünü sıvazlayıp sırt üstü yatağa uzandı yapacaklarını düşünürken uykuya daldı. Gökyüzü kasvetli gri bulutlarla kaplanalı birkaç saat olmuşken genç kız kirpiklerini aralayıp bedenini esnetti. Oyalanmadan yataktan çıkıp kısa bir duş aldı seçtiği kıyafetleri yatağa bıraktı. Giyinmeden evvel baş ucu komodinden telefonunu alıp Hakan'ı aradı. Üçüncü aramanın sonlarında gelen uykulu sesle dudağını kenarını kemirirken mırıldandı. "Günaydın ha hazırlanmadan aramamı istemiştin.” Karşı taraftan yanıt gelmek bilmeyince görüşmeyi sonlandırdı. Üzerini giyinmiş dalgınca saçlarını tararken zihninde canlanan yakın geçmişle kara gözleri parladı. Çantasına ihtiyacı olan eşyaları koyup Hatice'nin isteğiyle davet için aldığı elbise poşetiyle evinden çıktı. Hakan'ın dairesine ulaşınca dudak kıvrımları genişleyerek işaret parmağını kapı ziline yasladı. Geçen birkaç dakikanın ardından kapı hışımla açıldığında zaferle ışıldayan gözleri Hakan'a değdi. Adamın uyku sersemi haliyle isteğini elde eden genç kız alayla gülümsedi. "Uykunuz çok ağırmış Hakan Bey." Dudak kıvrımları anbean genişlerken parmağı hâlâ zilin duyuna yaslıydı. Gece zor bela uyuyan genç adam susmak bilmeyen zille yataktan fırladı. Paldır küldür sarman merdivenleri inip kapıyı sökmek ister gibi açtı. Kendisine alay eden zile basmaktan vazgeçmeyen Nilay'la yüzünü sıvazlayıp sabır dilendi. Aralarındaki boşluğu en aza indirgeyip kahvelerini önce kızın gözlerine. Ardından zilin duyuyla bütünleşen parmağına değdirdi. Tehditkâr ifadeyle mesafeyi sıfırladığında gülüşü silikleşen Nilay'ın kulağına fısıldadı. " O minik parmağını hemen zilin üzerinden çekmezsen ısırırım." Geriye çekildiğinde kızın çehresini bürüyen afallamayla çarpıkça gülümsedi. Tek kaşı ağırca alnına kavislenirken Nilay sertçe yutkundu. Anında zilden parmağını çekip elini arkasına sakladı. Nihayet kesilen sesle nefesini gürültüyle bırakıp huysuzca söylendi. "Sayende kulak zarlarım sevilerek güne başladım.” Gözlerini kapatıp açtı “Hadi içeriye gir kapıda bekleme." İrice açtığı gözleriyle yerinden milim kıpırdamayan Nilay'la kahkaha atmamak için kendisini zor tuttu. Genişleyen gülüşünü gizleme gereği duymadı "Nefes al nefes korkma parmağını ısırmayacağım. Üzerimi değiştirmemi evin salonunda bekle dış kapısının önünde değil.” Huzursuzca yerinde kıpırdanan Nilay'ın mırıltılı onayıyla içeri girmesiyle kapısını kapattı. Şaşkınlığı eksilmeyen kız kendisine tedirgin kaçamak bakışlar atarken zapt etmek için direndiği kahkahası bağımsızlığını ilân etti. Salonda çınlayan kahkahasını çattığı kaşları hokka burnuna değen Nilay'la güçlükle bertaraf edip ciddiyetle sordu. “Ne oldu Küçük Hanım bir suspus oldun? Kapı ziliyle kulak zarlarımı severken gayet eğleniyordun?” Hakan'ın dediğini muhakkak yaptığını bilen genç kız adamın isteğine karşı koymayınca roller değişmişti. Hakan'ın şen kahkahası sinirlerine dokununca öfkeyle kaşlarını çattı. Durulan gülüşü takip eden soruyu dürüstçe yanıtladı. "Eğlendiğimi inkâr edecek değilim Üsküdar'a gitmeden yaptığının intikamını almak istedim." İtirafıyla kaşlarının kavisi saç diplerine değerken ağzı açık bakakalan Hakan'a sabit bakışlarını telefonunun melodisiyle çekti. Hakan duyduklarıyla resmen dumura uğradı mekanik sesle olduğu yerde silkelendi. Nilay ablasının çağrısını oyalanmadan cevapladı. Ne zaman geleceğini sormasıyla hâlâ aynı noktada duran adama bakarak yanıtladı. "Hakan Bey üzerini değiştirse geleceğim de ablacığım. Kendileri hiç oralı olmuyor." Hattın diğer ucundaki Hatice genç kızın kinayeli sözleriyle şen bir kahkaha attı. Kısa kahkahası ardından görüşmeyi sonlandırdı. “Tamam ablacığım bekliyorum." Güne epey ilginç başlayan genç adam mırıldanarak üst kattaki odasına çıktı. "Uykumu açılmak için soğuk duş alsam bu kadar etkili olmazdı." Mecburi ihtiyaçlarını giderip zaman kaybetmeden üzerini değiştirdi. Şarjdan çektiği telefonunu kontrol edince yay misali gerildi avcunda parçalamak istercesine sıktığı telefonuyla merdivenlerden indi. Hakan eli boş gitmek istemeyen Nilay’ın arzusuyla Hatice'nin evinin yakınlarındaki fırının önüne aracı park etti. İş seyahatinden dönünce olacaklara hazırlıklı olmak için tedbir görüşmeleri yaptı. Elinde poşetle fırından çıkan kızın yüzündeki gülüş. Kasvet bulutlarını kuşanan gökyüzüne inat gönlünün göğüne yaz güneşi gibi doğdu. Kirpiklerini kırpmadan rüzgârda uçuşan saçlarıyla araca gelişini izlerken iç çekti. "Ben gülüşüne dokunamayacak olsam bile sen yeter ki hep gül yasaklım." Nilay'ın araçta yerini almasıyla jeepi Hatice'nin bir üst sokaktaki evine sürdü. Genç adam Nilay'a ailesinin tekrar zarar vermemesi için daha neler yapması gerektiğini düşündü. Etrafı tahtadan çitlerle çevrilmiş gecekondunun önünde durunca yanı başındaki kıza döndü. "Geldik akşam dokuzda seni almaya gelirim." Genç kız kara gözlerini çekingence Hakan'ın simasında gezdirdi. Onun yalnız olduğunu öğrenince epey içerlenmişti. Basit eylemleri adamın eksikliklerini bir nebze gidermek için fırsata çeviriyordu. “Sende gelsen kahvaltı yaptıktan sonra gitsen olmaz mı? Kahvaltıyı tek başına yapmamış olursun.” Hakan'ın işittikleriyle kalbinde ince bir sızı peyda olurken burukça gülümsedi. "Ben davetli değilim ki, beni kafana takma sen keyfine bak." Nilay haklı sebebini kabullense de onun yalnız kahvaltı yapmasına içi el vermiyordu. İkna etmekte kararlı olan genç kız dudaklarını araladığı an aracın camı tıklatıldı. İkili aynı anda cama dönünce Hatice ve hemen yanındaki adamın güleç yüzüyle karşılaştı. Yeniden bakışları kesiştiğinde genç adam ciddiyete büründü. “Beni boş ver beni huysuz baksana Hatice Hanım seni gördüğü için nasıl mutlu. İn hadi daha fazla bekletme kadını bende bir selam verir giderim. Saygısızlık olmasın." emniyet kemerini çıkartıp çalışır durumda bekleyen araçtan indi. Genç kız günlerdir görmediği kendisine abla gibi yaklaşan anne şefkati sunan kadınla karşı karşıya geldiği gibi sevinçle sarıldı. “Canım ablam seni çok özledim.” Söylemesine gerek kalmadan Hatice ve eşi Hakan'ı kahvaltıya kalması için ikna edince mutluluğu ikiye katlandı. Hakan'ın yaşamına dair bir şeyler öğrendiğinden beri birbirlerine benzediklerini düşüyordu. Gecekondunun salonuna hazırlanmış yer sofrasına diz çöktüklerinde ev sahipleri Hakan'ın yaşam şartlarından dolayı ilk dakikalarda mahcup ve çekingen davranışlar sergilemişti. Bu durumu fark eden genç adam sofralarında kendisine yer verdikleri için minnetini dile getirerek söze girdi. Hatice ve eşiyse reddetmediği için mutlu olduklarını belirtince Hakan çayından bir yudum aldı. "O zaman kendi evinizde böyle çekingen durmayın sonuçta bende sizler gibi sıradan bir insanım." Kalabalık kahvaltı sofrasını işaret etti. "Nerede, nasıl ne yediğimiz önemli değil kaldı ki sofranızda yok yok. Benim için önemli olan kursağımdan helal lokma geçmesi." Ev sahipleri düşüncelerini takdir ettikleri Hakan’ın mütevazi halleriyle rahat bir nefes aldı. Kısa süre içinde resmiyet içeren sıfatlar samimi sıfatlara devretti. Daha sevecen doğal bağ kuruldu güncel hayata dair konuşmalarla pazar kahvaltısının hakkı verildi. Aynı sofrada bir araya gelen birbirinden farklı kişiler benzer yaralara sahipti. Dördünün ortak noktası eksikliğini duydukları aile sıcaklığını kısa sürelide olsa tatmalarıydı. Nilay mutfak ve salon arasında biten çayları tazelemek için mekik dokurken tarifi imkansız hislerin kollarındaydı. En baskın yoğun duygu mutluluktu. Ara sıra sohbete dahil olurken genelde sessiz kalıp gözlem yaptı. Hatice ve eşinin birbirlerine olan sevgi ve saygısını hayranlıkla izledi. Bakışları istemsizce Hakan'a kaydığında onun sarsılmaz duruşunun altında aile özlemi çeken yanını net görüyordu. Sofra kadınlar tarafından kaldırılmış erkekler içeride spor programı izlerken bulaşıklar yıkanmıştı. Genç kız fincanlara döktüğü bol köpüklü kahveler ikram ederken Hakan göz kırparak teşekkür etmişti. Genç adam kısa süreçte oluşan samimi ortamda çıkarsız kişilerle kendisini hiç olmadığı kadar rahat hissediyordu. Kahvesinden son yudumu aldığında telefonuna gelen çağrıyla dişlerini sıktı. Bulunduğu ortamda hele ki Nilay varken rahat konuşamayacağı için müsaade isteyip bahçeye çıktı. Aramayı yanıtladığı gibi öfkeyle soludu. "Lan size beni uçkuru düşük dalyarakla karıştırmayın diye kaç kez söyledim!" Arsızca kahkaha atıp Nilay'a hakaret eden karşı tarafla hırsla yumruğunu duvara geçirdi. "Lan bok çukuru ağzına onun adını alma!" Görüşmeyi direkt sonlandırınca ensesini sıvazlayarak bahçede ileri geri voltalar attı. "Ulan haysiyetsiz gavatlar sizi o siksiz buruşuktan beter edeceğim!" ardı arkası kesilmeyen küfürlerine omuzunda hissettiği elle sonlandırdı. Öfkesini bastırmak adına derin bir nefes alıp ardına döndü. Kır saçları yüzünde yer edinen yılların derin izlerini taşıyan Hasan. Genç adamın gelen aramayla sertleşen ifadesini yakalamıştı. Kadınlara belli etmeden bir süre sonra dışarıya çıktı. Öfkeden yerinde duramayan Hakan’ın yanına gidip babacan edayla yaklaştı. "Bu küfürleri şirkette çıkan sorun yüzünden ediyor olamazsın.” Kendisine mahcubiyetle bakan gence burukça gülümsedi. “Sorun Nilay'ın ailesi değil mi?” Hakan omuzlarını yılgınlıkla düşürüp başıyla onay verdiğinde geçmişi anımsadı. Yağız gencin çekimserce koluna dokundu "Beni bir abi olarak kabul edersen derdine ortak olur aklımın yettiğince yol gösteririm. " Hakan hızla atıldı "Estağfurullah abi," efkârla içini çekti. "Öyle bir haldeyim ki, işin içinden çıkmakta bazen zorlanıyorum. Bir büyüğün tavsiyesine gerçekten ihtiyacım var." Hasan bakışlarını kaçıran gence babacan tavırla gülümsedi “Hatice’mle Nilay pazara gitmek için hazırlanıyor. Onlar gitsin rahatça konuşuruz." Gözleriyle onay veren Hakan'a endişeyle sordu. "Pazara yalnız gidecekler başlarına bir şey gelmesin? Onlar yani Nilay'ın ailesi İstanbul'a gelmiş olabilir mi ?" Hakan elini pantolonun cebine sokup kendinden emin duruşuyla yanıtladı. "Henüz gelmediler hesaplarına para yatırmam için verdikleri sürenin dolmasını bekliyorlar." yüz metre ileride park halindeki siyah dikkat çekmeyen aracı işaret etti. "Nilay korumaların uzak takibinde pazarda başlarına bir şey gelmez için rahat olsun." Hasan'ın kalbinin ortaya yerine tüneyen kaygı Hakan'ın teminat veren sözleriyle silindi. İlk kez semt pazarına gidecek olan Nilay'ın mutluluk ve heyecanı yüzünden okunuyordu. Hatice'nin giyinmesini beklerken üzerine geçirdiği dizinin altına gelen elbiseden görünen pürüzsüz bacakları dikkatini çekti. Davette giyeceği elbise aklına gelince usançla nefesini verdi. Hatice üzerini giydiğinde bir anda yüzü düşen Nilay'a tedirgince yaklaşıp elini tuttu.. "Ablam?” Genç kız kara gözlerini çekingence yanına gelen ablasına çevirdi. "Yarın çıkacağımız iş seyahati var ya hani orada birde davete katılacağız. Hatta bunun için elbise almam gerekti." Hatice problemin ne olduğunu anlam veremezken kaşları çatıldı. "Ablacığım bunu daha önce konuşmuştuk çarşıdan elbiseye uygun aksesuar ve kapatıcı malzemeler alacağız. Elbiseni biraz evvel gösterdin ya." Genç kız bakışlarını kucağında gezdirirken utana sıkıla derdini mırıltıyla açık etti. "Elbise yırtmaçlı ya hani ben vücut temizliğini tıraş bıçağıyla yaptığım için bacaklarım seninki gibi pürüzsüz değil. Hem biliyorsun uzun vadeli bir çözümde değil malum uzun yola gideceğim bana ağda yapman mümkün mü?” İşittiği masum istekle rahatlayan kadın kahkaha atarak Nilay’ın omuzuna dokundu. “Kız senin Allah iyiliğini versin bende önemli bir şey diyeceksin sandım. Pazar ve çarşıdaki işlerimizi halledelim erkekleri evden yollar çabucak hallederiz. Hadi kalk bir an önce gidip gelelim." Dışarıya çıkan ikili bahçedeki tahtadan sedire oturan adamların yanına gitti. Birkaç saat sonra döneceklerini söylediklerinde Hasan karısının alnına dudaklarını bastırdı. Geriye çekildiğinde ilk günkü aşkla bağlı olduğu kadının gözlerinin içine baktı. "Dikkat et Hatice'm kendini yorma." Kadın Hasan’ın yanaklarını öpüp geri çekildi. "Merak etme sen Hasan’ım yorulmam." Nilay gözlerindeki parıltıyla ablası ve kocasını hayranlıkla izlerken kendisini nefes almadan izleyen adamdan bir haberdi. Genç adam kirpiğini kırpmadan soluksuz kalbindeki buz katmanlarını masumiyeti doğallığıyla eriten kızı izledi. Her an yakın olma arzusuyla dolup taşarken ayakları isteğini geri çevirmedi. Nilay’ın bir adım uzağında belirince rüzgardan uçuşan saçlarının kokusu genzini sardı. Tüm huzursuzluğu anında yok olurken kendisini hâlâ fark etmeyen Nilay'ın kulağına fısıldayıp geriye çekildi. "Kendine dikkat et, aklım sende kalmasın." Genç kızın işittikleriyle gözlerine sinen hayranlık şaşkınlığa evrilip Hakan'ı buldu. Hakan geliştirdiği taktikle dile getirdiği gerçeği şakacı tavrıyla bertaraf etti. Nilay'ın saçlarını karıştırıp elini pantolonunun cebine yerleştirdi. Çarpık gülüşü eşliğinde omuzunu duvara yaslayıp göz kırptı. "Bakma öyle inatçı keçi seninle uğraşmayınca üzülüyorsun." Kendisine irice açtığı gözleriyle ağzı açık bakakalan kızın saçlarını yeniden karıştırmak için uzandı. Nilay yaşadığı afallamayı üstünden attığı gibi Hakan'ın saçlarına uzanan elini tutup alayla karşılık verdi. "Çok düşüncelisin teşekkür ederim." Hakan kızın tavrıyla gülümseyerek başını iki yana çevirip sessiz kaldı. Onların halleriyle kendi geçmişlerini anımsayan Hasan ve Hatice tebessüm ederek birbirlerine göz kırptı. Semt pazarının olduğu sokağa kol kola yürüyen iki kadın koyu bir sohbete dalmışlardı. Pazara girdiklerin de sebze satıcılarının ansızın bağırmalarıyla ilk dakikalar yerinde sıçrayan genç kız zorlansa da seslere alışmıştı. Hatice'nin mutfak ihtiyaçlarını birlikte seçerken Nilay'ın keyfine diyecek yoktu. Kıyafetlerin satıldığı sokağa girdiklerinde kendisine alırken Hatice'ye de aldı. Ablası eşi için çorap seçerken kendisine kışlık çoraplar aldı. Ödemeyi yapacakken fikir değiştirip ihtiyacı vardır düşüncesiyle birkaç tanede Hakan'a aldı. Hatice kızın erkek çorabı seçişini kaşları havada izlerken utandırmamak için tek kelime etmedi. Eve gittiklerinde Nilay'ın düşüncelerini fark ettirmeden kesinlikle öğrenecekti. Keyifli pazar gezmesi son bulunca ellerinde poşetlerle semtin işlek caddesine yüründü. İlk kozmetik dükkanına girip Nilay'ın izlerini gizlemek için tenine uygun kapatıcı krem seçildi. Hatice genç kızı makyaj ürünlerinin olduğu diğer reyona çekiştirdi. Onun itirazlarını ben makyaj yapamam demelerine aldırış etmedi. Anaç tavırları vaziyetlerine son noktayı koydu. “Ben öğretirim gerçi ihtiyacın yok ama güzel yüzünü kara gözlerini ortaya çıkarmaktan da zarar gelmez. Genç kızsın ablam yakışırken giyeceksin de süreceksin de." Nilay söz hakkı tanımayan ablasını ikna edemeyeceğini kabullenip sessiz kaldı. Makyaj ürünlerine ek pudramsı ve çiçek bazlı parfüm. Ağda için gerekli malzemelerin ödemesini yaptı. Hatice kaş ve bıyıklarını aldırmak için yıllardır değişmeyen kuaförüne uğradı. Nilay'ı yine rahat bırakmayıp zaten biçimli duran kaşlarındaki fazlalıkları yakından bakılmadığı sürece fark edilmeyen bıyıklarının alınması direktifini verdi. Kadının kuaförle olan diyaloğunu inanmaz gözlerle izleyen Nilay karşı çıkarken kendisini kuaför koltuğunda buldu. İlk deneyimin verdiği acıyı kendisini lafa tutan kuaför ve Hatice'nin elbirliğiyle daha az hisseder oldu. İşini yaparken güzelliğine maşallah çekerek iltifatlar eden kuaföre utangaçça gülümsemekle yetindi. Kaş bıyık alımı tamamlanınca aynadaki aksine göz atıp teşekkür etti. Kuaförden çıktıklarında ablasının koluna giren genç kız beyaz teninin azizliğine uğramıştı. Hasan kadınların evden çıkmasıyla demlediği çayla bahçeye çıktı. Kara kara konuya nereden girsem diye düşünürken genç adamın telefon konuşmasına kulak kesildi. Hakan aramaktan usanmayan şahsiyetsizin aramasını yeniden cevapladı. "Ulan şerefsiz kaç kere dedim lan boşuna arama diye!........ "Beni o sübyancı sapıkla karıştırma ebeni beklerim!........" Senin o dilini keser kurda kuşa yem ederim." Karşı taraf Nilay'ı en olmadık biçimde diline doladıkça çileden çıkıyordu. "Demek yağlı kapıyım ha?" histerik bir kahkaha attı. "O kapının kulpunu senin götüne sokar döndüre döndüre bağırsaklarını deşerim!” görüşmeyi sonlandırıp telefonu sedirin üzerine fırlattı. Sakinleşmek için seri nefesler alıp verirken öne eğildi. Dirseklerini dizlerinin üstüne dikip başını elleri arasına aldı. Yanında oluşan hareketlilikle yerdeki bakışlarını çekip oturuşuna çekidüzen verdi. “Yine o cibilliyetsizler aradı değil mi? İstedikleri parayı almadan seni rahat bırakmazlar.” Hakan adamın haklı tespitiyle gözlerini açıp kapattı. "Para vermek sorun değil onu bir eşya gibi görmelerini içim almıyor. İnsan bunu kendi kanından birine böyle bir şeyi nasıl reva görür?" Hasan'ın dalgın sesine döndü. “Ete kemiğe bürünmüş olmak insan olmaya yetmiyor.” Adamı başıyla onaylayıp çayından bir yudum aldı. “Kabullenmek istemesem de istedikleri parayı verdim diyelim. Yine rahat bırakmazlar ki araştırdım babası, sırf oğlunun kumar borcunu kapatmak için kızını para karşılığı yaşlı bir adamla evlendirmiş." Hasan kederle gülümserken paketten çıkarttığı sigarasını yaktı. "Satmışlar bile diyemiyorsun." Hakan ucunu ateşlediği sigarasının içine çektiği dumanını birkaç saniye ciğerlerinde bekletti. "Aklım almayınca dilimden de dökülmüyor." Hasan derince iç çekip yol gösterici olmasını umduğu konuşmaya giriş yaptı. "Haklısın insanın dili varmıyor. Hatice’mde benzer şeyler yaşadı. Eğer o gece onu bulmasaydım sarhoşların mezesi olacaktı.” Hakan onların hikâyesini üstünkörü biliyordu. Detayları anlatan adamla yanlamasına oturup pürdikkat Hasan'ı dinledi. "Güvenini kazanmam zor oldu. Korudum kolladım ürkek halleri canımı çok yaktı. Sonra zaman geçti mezarlık olan bekâr evime Hatice’mle can geldi. Öylesine yaşayan bir adamken kendimi onun için yaşarken buldum. Allah biliyor ya çok kızdım kendime uzak durmaya çalıştım. Mazluma gönül düşürmek adamlığıma sığmaz dedim.” Genç adam çok tanıdık gelen hikayenin ilerleyişi ilgisini çekti. Biten sigara izmaritini küllüğe bastırıp bir tane daha yaktı. Adamın yüzünde samimi gerçek bir gülüş belirirken gövdesini bulunduğu yöne çevirdi. "Gel zaman git zaman akşam yemeği için işten dönmemi beklemeye başladı. Bekâr harabemi yuvaya çevirirken canıma can kattı. Bir an önce akşam olsa da eve gitsem diye dakikaları saydım. Tabi mahallede dedikodular aldı başını yürüdü. Aldırmadım ama Allah şahidimdir ki, Hatice'ye biri bir şey diyecek diye aklım çıktı.” Hasan'ın gülüşü silikleşince Hakan'ın kaşları çatıldı. "Ansızın kocası karşıma çıktı. ‘O benim karım istediğimi yaparım satarım da sikerim de.’ deyince kan beynime sıçradı. Birbirimize girdik bir şekilde para karşılığı sattığını öğrenmiştim. Hazır fırsatını bulunca öldüresiye dövdüm piç kurusu bayılınca eve gittim. Hatice halimi görünce eli ayağına dolandı." Adam buruk bir tebessümle iç çekerek devam etti. "Çoğunlukla ağlardı o gece ilk kez benim canım yanıyor diye ağladı. Gözyaşları ardı ardına düşerken yaralarıma pansuman yaptı. Ben söylemesem de anlamıştı neden kavga ettiğimi." Hasan paketten çıkardığı sigaranın ucunu ateşledi. "Bir ay geçmeden kocası olacak şerefsiz Hatice'yi para karşılığı sattığı adamlar tarafından öldürüldü. Bunu öğrenince Hatice’yi bulup benden alacaklar korkusuyla şehir değiştirmeye karar verdim. O sıralar Hatice yeni işe girmiş bana güvenmeye başlamıştı. Ona çalıştığım fabrikanın taşınacağını gitmem gerektiğini söyledim. Yalnız kalmaktan korktuğu için bana bakarken hemen gözleri doldu. kalmaktan korktuğunu biliyordum Gözleri dolu dolu bana baktı. Hatice'ye isterse benimle gelebileceğini söyledim ikna etmeme gerek kalmadan kabul etti. Sonra kısa sürede taşınıp buraya yerleştik dedikodu çıkmasın diye kolu komşuya evli olduğumuzu söyledik. Dışarıya falso vermemek için evliymiş gibi davranırken sevgim katlandı. Onu gerçekten sevip içimde tutmak git gide zorlaştı. Dayanamayacak raddeye gelince cesaretimi toplayıp sevdiğimi söyledim." Hakan'ın sertçe yutkunması adamın gözünden kaçmazken beli etmeden konuşmasına devam etti. “Hatice’min yanakları hemen al al oldu başını öne eğdi. ‘Benden sana yoldaş olurda yar olmaz sana kadınlık yapamam.’ dedi. Önünde diz çöküp ‘Sana sarılıp uyusam yeter kadınım olman için ötesin de gözüm yok!’ dedim. Birkaç gün düşünmesi için bekledim ikna etmek için peşinde pervane oldum. Kabullenince önce kanun sonra Allah katında helalim oldu. Hiç zorlamadım kendi isteğiyle gelmesini bekledim. Bir ay sonra geliverdi yanıma yatağıma kıvrıldı kokusunu yakından soluyunca ciğerlerim bayram etti. Yıllarca göğsümde uyutup sabırla bekledim. " Bahçe kapısının açılmasıyla iki adamın gözleri poşetlerle içeriye giren Hatice ve Nilay'ı buldu. Hakan söylenerek yerinden kalkıp ellerindeki poşetleri aldı. "Sizi gelip almam için neden telefon etmediniz? Allah aşkına bu kadar poşetle yürünür mü?" İki kadın sitemli sözlere kulak asmayıp Hakan'ın ardından eve girdi. Ellerini yüzlerini yıkayıp bahçede birer bardak yorgunluk çayı içti. Çaylar yudumlanırken Hasan kışa hazırlık için odun kırması gerektiğini söyledi. Hakan itiraz kabul görmez tonlamayla yardım edeceğini belirtti. Ağda yapmak için erkekleri evden nasıl uzaklaştırsam diye düşünen Hatice'nin fırsat ayağına gelince bıyık altından gülümsedi. Adamlar kömürlüğe geçerken kadınlar eve geçti. Ilık ağdayı çözülmesi için ocağa koyan Hatice yatak odasına geçti. Ağda yaparken kullandığı eski çarşafı yere serip Nilay'a giymesi için küçük yaşta evlat edindiği Işık’ın şortunu verdi. Kızı üzerini değiştirmesi için yalnız bırakıp mutfağa geçti. Hasan ve Hakan'ın eve gelmesini önlemek için kömürlüğe su götürdü. Koşar adımlarla eve dönüp kullanıma hazır kıvama gelen ağdayla yatak odasına geri döndü. Nilay üzerini değiştirince eski çarşafın üstünde bağdaş kurup paketten ağda bezlerini çıkarttı. Hatice ablası karşısında yerini alınca ev topuzu yaptığı saçlarını kaşıdı. Kaş bıyık alımının sızısı yeni yeni dinerken masumca Hatice'ye baktı. "Abla çok acıyacak acaba vaz mı geçsek?" Hatice teminat verircesine gülümseyip tedirgin kızın yanaklarını sıktı. "Uyuşana kadar acıyacak merak etme sonra hissetmiyorsun. Hem tıraş bıçağı gibi iki güne çıkmıyor iki hafta mis gibi tertemiz geziyorsun." Nilay'ın sorgulayan gözlerine kendinden emin bir ifadeyle baktı "Üç hafta sonra ararsın abla ağda yapalım diye. Seninle o zaman görüşürüz neyse lafa tutma beni de ağda katılmadan başlayayım.” Nilay ayağa kalkmasını işaret eden kadınla oflayıp istediğini yaptı. Kızın tavrına göz kırpan Hatice kıl çıkış yönlerini kontrol etti. Tahta spatula yardımıyla sürdüğü ağdaya bezi yapıştırdı. “Ablam sakın çığlık atayım deme adamlar içeri dalar." Merakla kaşları çatılan Nilay ağda bezinin üzerine baskı uygulayan Hatice'ye baktı. "Neden çığlık....." ansızın bezin çekilmesiyle susup ellerini yumruk yaptı. Hissettiği keskin sızıyla dudaklarından kısık acı nidası döküldü. Kadın başka bir noktaya ağdayı yatarken açıklama yaptı. "Birkaç dakikaya uyuşacak sabret ablacığım.” Genç kız ağda işleminin yapıldığı kısım biber gibi yanarken sızlandı. "Ay abla keşke şunlardan acısız sonsuza kadar kurtulama şansımız olsa.” Hatice bezi yapıştırırken kısa bir an Nilay'a bakıp işine geri döndü. "Var ablacığım bu mendeburları epilasyonla birkaç seansta yok ediyorlar." Genç kız duyduğundan memnun olurken çekilen bezle gözlerini yumdu. "Abla nerede yapıyorlarsa gidip yaptırayım bu acıyı çekmeye değer mi?" Kadın Nilay'ın diğer bacağına ağdayı yayarken yanıtladı. "Değmez tabi ben yaşlandım seyrek diye önemsemiyorum. Sen daha gençsin yaptır." Genç kız bacak ağdasının bitmesiyle rahat bir nefes aldı. Kıllardan arınmış kıpkırmızı bacaklarına bakıp teşekkür edip Hatice'nin yanaklarını öptü. Hatice geri çekilen kıza hınzırca gülümsedi "Tişörtü çıkart kol altlarını da alacağım." Nilay’ın gözleri irice açılırken direkt karşı çıktı. “Saçmalama abla o kadar da değil! Hiç gerek yok ben hallediyorum." Kadın hiç oralı olmadan dizleri üstünde yükselip tişörtü bir çırpıda çıkardı. Kendisini saklamaya çalışan kızın yanaklarını şefkatle okşadı. "Utanacak bir şey yok ablacığım hadi kolunu kaldır. Bir an önce halledip yemek hazırlayalım." Nilay bu gün tüm itirazları reddeden ablasının isteğini utana sıkıla yerine getirdi. Konutlarına uyduğunda işleri kısa sürede halloldu. Boyundan aşağısını yıkayıp yapışkan histen arınınca yemek hazırlığına yardım etti. Yemekleri ocağa koyulunca pişirilen keyif kahvesiyle salona geçildi. Hatice şirketten açtığı konuyu allem edip kellem edip Nilay'ın hislerine getirecekti. "Vallahi ablacığım seni takdir ediyorum. Kısa sürede çok yol kat ettin hem kendi paranı kazanıyor hem eğitimini tamamlamak için ders çalışıyorsun. İkisini bir arada yürütmek zor ama üstesinden geliyorsun. Tabi bunlar kendi ayaklarının üstünde durman için olması gereken şeyler." Genç kız burukça gülümsedi “Tuhaf olan benim olması gereken şeyleri henüz yaşamam hoş Hakan Bey olmasaydı asla yaşayamazdım." Konu tamda Hatice'nin istediği yere gelmişti. "Onun gibi iyi niyetli adamlar pek kalmadı alçakgönüllü" tülü kenara iteleyip kömürlükte odun kıran Hakan'ı işaret etti. "Şu hâline baksana kim inanır onun ünlü mimar Hakan Demir olduğuna." Nilay tebessüm ederek adamı izlerken olanları hatırlayınca Hatice'ye döndü. "Hafta içi bir akşam ofisine girdim her yeri dağıtmış. Ne olduysa çok üzgün görünüyordu işe gidip gelirken iki gün benimle hiç konuşmadı. Dün akşam sana kahvaltıya geleceğimi söyleyince birini ayarlarım dedi." Genç kız derin bir nefes aldığında merakla kendisini dinleyen Hatice'nin gözlerinin içine baktı. "Bende dayanamayıp neyi olduğunu sordum geçiştirdi. Pes etmedim tabi onun hâline üzüldüğümü belirtince bir an afalladı sonra bana sımsıkı sarıldı." Kadın soluk almadan dinlerken içinden 'oldu bu iş ' diye göbek atıyor diğer yandan Nilay'ı dinliyordu. “Abla belli ki bir derdi var o bana hep destek oldu benim için çok şey yaptı. Bende onun için bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapacağımı da bilmiyorum." Hatice şirkette olanları telefondan öğrenmişti. Son olanlarla durum az buçuk şekillenince omuzları düşen kıza merakını açık etmeden sordu. "Ablacığım ofisi dağıttığı gün farklı bir şey oldu mu?" Nilay kirpiklerini kısıp o günü düşündü anımsadığı kadarını anlattı. "Sabahtan akşama kadar ofisinden hiç çıkmadı toplantısı da yoktu. Bildiğim kadarıyla şirkete farklı firma temsilcisi de gelmedi. Ben o gün öğle yemeğine Ali’le çıktım o saatte de zaten kimse gelmemiştir." Hatice olayı şimdi kendince çözümlemişti. Hakan'ın bugün kıza olan yaklaşımı epey farklıydı birkaç kez Nilay'a baktığı da gözünden kaçmamıştı. Yüksek ihtimalle bir şekilde bu yemekten haberdar olmuş kızı Ali'den kıskanmıştı. Aklından geçenleri belli etmeden mırıldandı "Anladım ablacığım" Nilay'ın gözünü açmasını sağlaması gerekti. "Her neyse ablam hadi gel sana makyaj yapmayı öğreteyim." Boşalan fincanlar mutfağa götürülüp pişmekte olan yemekler kontrol edildi. Kozmetik ürünleri poşetiyle yatak odasına geçildi. Hatice kapatıcıyı nasıl kullanacağını taşırmadan ruj ve rimel sürmenin püf noktalarını anlattı. Söylediklerinin akılda kalıcı olması için Nilay'dan yüzüne uygulamasını istemişti. Genç kız ilk deneyimi olmasına rağmen epey başarılıydı. Nilay aynadaki yansımasına şaşkınlıkla incelerken gözleri Hatice'nin bakışlarıyla kesiştiğinde söyledikleriyle utandı. "Ablacığım makyajsız zaten güzelsin şimdi çok daha güzel oldun." Makyaj temizleme mendilini yüzünde gezdirirken Hatice gülerek omuzuna dokundu. "Artık bekâr bir kızsın bu güzelliğin farkına varan erkekler peşini bırakmaz." Genç kızın duyduklarıyla kaşları çatılırken Hatice’ye döndü. "O ne demek abla? Niye peşimi bırakmasınlar?" Kadın hiddetlenen kızın elini tutup yatağın kenarına oturtup yanında yerini aldı. “Ablam ömrün boyunca tek kalacak değilsin elbet sevecek sevileceksin gün gelecek aşık olacaksın." Nilay hüzünlenip başını öne eğdi "Beni ailem bile sevip istemedi bir başkası neden sevsin, hayatına alsın ki?" Hatice kızın yüzüne düşen perçemi kulağının ardına sıkıştırıp kendisine bakmasını sağladı. "Neden senin gibi akıllı becerikli ve güzel bir kızı hayatına almasınlar? Senden iyisini mi bulacaklarmış?" Sessiz kalan kıza bir müddet şefkatle sarıldı saçlarını öpüp geriye çekildi. Makyaj temizleme mendiliyle Nilay'ın makyajını silerken öğütler vermeye devam etti. İşi bitince yemekleri kontrol etme bahanesiyle kızı yalnız bıraktı. Nilay bir süre aynadaki yansımasını kulaklarında tekrar eden Hatice'nin sözleriyle inceledi. Mutfağa geçmek için odadan çıkınca Hakan'la burun buruna geldi. Genç adam son birkaç saattir görmediği Nilay'ın durgun hâliyle endişelendi. "Bir yerin mi ağrıyor, neyin var güzelim?" Genç kız Hakan’la karşılaşınca direkt gözlerini kaçırdı ikinci kez ondan duyduğu ‘güzelim’ kelimesiyle bakışlarını adama değdirdi. Sertçe yutkunurken ne diyeceğini bilemeyip Hakan'ın yanından kaçarcasına uzaklaştı. Genç adam Nilay’ın tavrına anlam veremezken birkaç saniye ardından baktı. Sıkıntıyla nefesini verip elini yüzünü yıkamak için banyoya geçti. İşlerini halledip çekyatta yorgunca oturan Hasan'ın yanına geçti. Pürdikkat yer sofrasını hazırlayan Nilay'ı inceledi. Psikiyatristi anlık duygu ve davranış değişimleri olacağını söylemişti lakin adamın içi içini yiyordu. Bir sonraki seansta Nilay'ı kendisi götürüp gelişmelerle ilgili yüz yüze bilgi almaya karar verdi. Yemek tencereleri salona gelince hep birlikte hazır sofranın etrafına diz çökülüp yemekler yendi. Hatice çay içmek için ısrarcı olmuş Hasan'ın yorgun hâline kıyamayan genç kız itiraz etmişti. İş seyahatinden dönünce bir akşam kendisine misafir olmalarını istemişti. Aile sıcaklığı sunan çifte teşekkür edip vedalaşan Nilay ve Hakan evlerine gitmek için yola çıktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE