26.Bölüm

4362 Kelimeler
Gün akşama ulaştığında iki adam duygularına ket vurdu. Patronunu ilk kez asiste edecek genç kız gerekli notları almakla meşgulken heyecanlıydı. Yıllarca soyut tutulduğu yaşama varlığını başarısıyla ispatlamak önceliğiydi. Ali koridordaki hareketlilikle saatine bakınca mesai saatinin bittiğini fark etti. Gerek öğleden sonra artan yoğunluğu gerek alaşağı olan hisleri sebebiyle vaktin nasıl geçtiğini alamamıştı. Yeşil gözlerini not olan Nilay'a çevirdiğinde yüzünü gölgeleyen küçük tutama hüzünle baktı. Derbeder hâlinden sıyrılmak adına gözlerini yumup açtı. Ciğerlerine sığdırdığı oksijeni ağırca bırakıp seslendi. "Çıkış saati Nilay kalanına yarın devam edersin." Yüzüne bakmayan kızla iç çekip yeşillerine bir müddet kirpiklerinin gölgesini bile düşürmedi. Saatlerce baksa usanmazdı lâkin evde yolunu gözleyen hasta annesi vardı. İşlerini toparlayıp telefonunu ceketin iç cebine attı ofisten çıkacakken duraksadı. Son bir umut belki duyar diye yeniden seslendi. Sonuç değişmeyince hüzünle mırıldanıp ofisten çıktı, "Tekrar iyi akşamlar ilk kalp sızım." Hakan bir süre Nilay ve Ali'yi izleyip çizim masasına geçti. Ustalıkla kağıdın üzerinde kalem oynatırken çizimine duyguları aksetti. Yer yer net keskindi yer yer ise eğimli ve silik kendi küçük dünyasına içsel karmaşası eşlik etti. Körelmiş hislerin can bulma çırpınışlarıyla akıp giden zamanın farkında değildi. Tıklatılan kapıya gerekli komut verip duruşunu dikleştirdi. İçeriye ofisin temizlik elemanı görünce kol saatine göz attı. Mahcubiyetini dile getiren görevliye sorun olmadığını belirtti. Çizim malzemelerini kişisel eşyalarını toparladı askıdan ceketini alıp tutulan boynunu kütletti. Görevliye iyi çalışmalar dileyip asistan ofisine yöneldi. Karşılaştığı görüntüyle aralanan dudaklarını sımsıkı kapattı. omzunu kapı pervazına yaslayıp kollarını göğüs hizasında katladı. Son zamanlarda vücut mekanizmasını altüst eden Nilay'ı seyre daldı. Salık saçlarını tek tarafına toplayıp öne sarkıtmıştı kömür karası gözleri dosya ve klavye arasında mekik dokuyordu. Tüm dikkatini yaptığı işe vermiş belli ki, kendisi gibi zaman kavramını yitirmişti. Onun azmine kıvrak zekasına gün geçtikçe hayran kalıyordu. Gözünü kırpmadan izlerken dudakları kıvrıldı. Buz kütlesi kalbi masum duru güzellik karşısında günden güne eriyordu. Kalbinin kaburgalarını döven ritimleriyle gözlerini yumup açtı. Nilay'ın dikkatini çekmek için boğazını temizledi. Kara gözler gözlerini bulunca tek kaşı havalandı. "Hanımefendi evinize gitmeyi düşünüyor musunuz? " Nilay tüm konsantrasyonunu yaptığı işte toplamış hiçbir detayı atlamamak eksikliklerini gidermek için uğraşıyordu. Kendisine güvenecek alnının akıyla ilk asistanlık deneyiminin altından kalkacaktı. İşittiği nahif sesle bakışları önce Hakan'a ardından saate değdi. Büyüyen göz bebekleriyle mırıldanarak dosyayı kaydedip masadaki dağınıklığını toparladı. "İşlere dalmışım zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadım." Hakan duruşunu dikleştirip belli belirsiz gülümsedi "Bende çizim yapmaya dalmışım saatin geç olduğunu temizlik için görevli gelince fark ettim." Hafifçe ağrıyan boynunu sıvazlayıp yorgunca söylendi. "Boynumun tutulmasına ramak kalmış bir an önce eve gidip dinlenmek istiyorum." Genç kız masasını düzenleyince telefonunu çantasına atıp gülümseyerek Hakan'a adımladı. "Neyse ki benim yüzümden beklememişsin," hatırladığıyla gülüşü silikleşirken kaşları çatıldı. "Hani bana tatlı ısmarlayacaktın?" Genç adamın kaşları havalanırken inanmaz tavırla başını yavaşça iki yana çevirdi. Nilay'a önden yürümesini işaret ettiğinde somurtarak yanından rüzgar gibi geçen kızı takip etti. Önden sert adımlarıyla koridoru arşınlayan Nilay'a sırıtırken homurdandı. “Hareketlere bak,” Burnunun kenarını kaşırken gülüşünü bertaraf etti. "Sana verdiğim hangi sözü tutmadım huysuz cadı?" Asansör kabinine girdiklerinde otopark katını tuşladı omuz silkip yüzüne bakmayan kıza çatık kaşları altından baktı. Sabır dilenir gibi gözlerini yumup açtığında somurtan Nilay'a açıklama yaptı. "Hiç sevmediğim hâlde yakınlardaki alışveriş merkezine gideceğiz Küçük Hanım. Orada yemek yedikten sonra tatlını yiyeceksin bu sayede verdiğim bir önceki sözü de tutmuş olacağım." Nilay kollarını göğüs hizasında katlayıp duruşunu dikleştirdi. "Hangi söz?" kıstığı kirpikleri arasından bakarken hokka burnunu mağrur tavırla havaya dikti. "Ben huysuz değilim." Hakan ani çıkışla bıyık altından gülüp teslim olurcasına kollarını havaya kaldırdı. "Allah'tan huysuz değilsin ufaklık ya huysuz olsan ne yapardım?" ağır ağır başını sallayan Nilay'la kollarını usulca indirdi. Aradaki mesafeyi azalttığında gururla dikilmiş hokka burnunun ucuna küçük bir fiske vurdu "Bana az mı çektirdin? Hâlâ da çektirmeye devam ediyorsun." Nilay'ın bakışları daha da kısıldı "Ne münasebet?" Mekanik uyarıyla inanmaz gözlerle kendisine bakan Hakan'ı ardında bırakıp kabinden çıktı. Hakan tavır takınıp gardını kuşanan kızı dişlerini gösterecek derecede gülerek takip etti. Kilidini açtığı araçta yerlerini aldıklarında kontağı çevirdi. Göz ucuyla Nilay'a bakıp homurdanarak gaza bastı. “Birde huysuz değilim diyor inatçı keçi. " Nilay dümdüz karşıya bakarken hoşnutsuz söylemle kollarını göğüs hizasında katladı. Kaşlarını çatıp başını Hakan'a çevirdi. "Senin kadar inat olmadığım aşikâr," hemen ardından önceki konumuna döndü. Hakan iç çektiğinde başını inanmazcasına çevirip otoparktan çıkış yaptı. "Estağfurullah Küçük Hanım inat konusunda elinize su dökmek haddim değil." Her iki tarafta şiddetle ret ederken şuan inatlaştıklarının farkında değildi. Seyir halindeki araçtan çıt çıkmazken kısa sürede alışveriş merkezine ulaşıldı. Uyguna alana park edilen araçtan senkronize biçimde çıkıldı. Nilay yanındaki adamla baş edemeyeceğini bildiği için sessiz kalmayı tercih etmişti. Siyah camla kaplı her yanı ışıklandırılmış devasa büyük yapıya bakakaldı. Güvenlik kontrolünden geçince gördüğü birçok mağazayla duraksadı. Alışkın olmadığı büyük kapalı alan çok kalabalık değildi ancak tedirgin olmuş kendisini birazda huzursuz hissetmişti. Değişken mekân ve kalabalığa alışması biraz daha vakit alacak gibiydi. Düşünce denizinde kulaç atarken bileğini çevreleyen baskıyla yerinde sıçradı. Hakan birkaç adım gerisinde takip ettiği kızın duraksamasıyla bir müddet bekledi. Topluma karışmak adapte olmak onun için sancılı bir süreçti. Bu durumun en az hasarla en kısa zamanda normalleşmesi gerekti. Her konuda olduğu gibi bu durumun düzelmesi için elinden geleni yapacaktı. Değişim olmayınca yanında yerini aldığında yalnız hissetmemesi için ince bileğini nazikçe kavradı. İrkilip ürkekçe bakan Nilay'a teminat verircesine gülümsedi. ”Yanındayım ufaklık endişelenme.” Gözlerini kapayıp açtı "Önce yemek yiyelim daha sonra dolaşırız." Başıyla onay verip bileğini çeken kızı gidecekleri istikamette ilerlemesi için yönlendirdi. Senkronize adımları sürerken tiksinir gibi etrafa bakıp homurdandı. "Koca arazileri alışveriş çılgınlığı özenti yaşam uğruna heba ediyorlar." Duraksadı başını Nilay'a çevirdi, "Nefret ettiğim şu ortama sırf senin hatırın içim katlanacağım ufaklık." Nilay hoşnutsuz sesle duraksadı son işittiği utandırırken aynı zamanda mutlu etti. Sessiz kalıp adımlamaya devam ederken metrelerce uzayan yürüyen merdivenlerle yutkundu. Televizyonda görmüştü lakin ilk kez deneyeceğinden gözü korktu. Derin bir nefes alıp kendisini yüreklendirdi. "Yapabilirim." Tüm duyuları Nilay'a endeksli genç adam duyduğu mırıltıyla kulağına fısıldayıp geri çekildi. "Elbette yapabilirsin ve unutma yanındayım." Süratle kendisine dönen kıza göz kırptı. Muzipçe gülümseyip tutması için elini uzattı. "Elimi tut istersen çekinmene gerek yok." Hakan'ın eğlenen tavrıyla genç kız duruşunu dikleştirdi. "Teşekkürler hiç gere yok." Ardına dönüp gözlerini yumup açtığında bir cesaret yürüyen merdivene ilk adımını attı. Hakan sabah beri kendisine meydan okuyan kıza gülümsedi. Başını olumsuzca iki yana çevirip bir merdiven ardında yerini aldı. Nilay cesur yanıyla övünürken bir miktar titriyordu destek almak için korkuluğa tutundu. Bir nebze olsun rahatlarken elinin üzerinde hissettiği sıcaklıkla irkildi. Omzu üzerinden ürkeklikle ardına bakınca gözleri güven duygusunu tattıran adamı buldu. Hakan tedirgince kendisine bakan kızın hafif elini sıktı "Korkma ufaklık cesaretin takdire şayan yine de yanında birinin olduğunu bilmek iyi gelir." Üst kata ulaştıklarını işaret etti. "Sakin ol ve dikkat et." Konu Nilay olunca adamın bir sınırı yoktu. Düz zemine ayak basan genç kız nefesini sesli verdi. Birçok restoranın bulunduğu katta kendisini yönlendiren Hakan'a uyum sağladı. Adamın belirlediği restoranın dışında yerlerini alınca yemekler sipariş edildi. Sessizce rahatsız etmeden yemek yiyenleri incelerken mırıldandı. "Bu çok saçma." Hakan garsonun gidişiyle telefondan birkaç maili yanıtlarken Nilay'ın mırıltısıyla telefonu kilitleyip cebine attı. "Neymiş saçma olan?" Genç kız hafif masaya eğildi "Çoğu sipariş ettiklerini tamamen bitirmeden kalkıyor. Görevlilerde hemen çöp kovasına döküyor." Sırtını geriye yasladı "Keşke dökmek yerine sokak hayvanlarına verseler." Hakan burukça gülümsedi "Aç kalmanın zorluğunu bilseler çöpte bir parça ekmek olmaz." Sokakta kaldığı günleri anımsadı, "İnsanın gözü aç olunca midesi doymak bilmiyor açgözlü kişileri doyurmak maalesef imkânsız." Masaya gelen siparişler sessizce tüketildi yemeğini önce bitiren genç adam telefonuyla ilgilendi. Nilay yemeğini bitirince masayı toparlayan garsonun bıraktığı ıslak mendille ellerini sildi. Telefon ekranında parmakları gezinen Hakan'a kirpikleri altından baktı. Toparlanıp temizlenen masaya tatlının gelmeyişiyle yüzü düştü "Kalkalım mı?" Gözlerini bulan koyu kahvelere kırgınca bakarken sade kahvenin yoğun tadı damağındaydı. "O zehir gibi kahvenin tadını damağımdan silmem için eve gidip şekerli çay içmem lazım.” Hakan gözlerini kısıp telefonu masaya bıraktı "Yalnız Küçük Hanım Atalarımız ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var” demiş. Yüzünü ekşite ekşite içtiğin kahve insanlar arasında muhabbet köprüsüdür." Yatlıyı bırakan garsonla sırtını geriye yasladı. "Ben verdiğim sözü unutmam ufaklık afiyetle ye." Kendisine neden sipariş etmediğini soran kıza sevmediğini belirtti. Mırıltılı sesler çıkartarak tatlısını yiyen Nilay'ı kirpiklerini kırpmadan izledi. Çarçabuk tatlısını bitirip dilinin ucunu alt dudağında gezdirmesiyle nefesi kesildi. Nilay hazla yediği tatlı sonrası garsonun uzaklaşmasıyla gülümsedi. Hakan'a bakınca anlam veremediği ifadeyle kendisini izlediğini fark etti. Gözlerini masada gezdirirken yüzüne düşen perçemi kulağının arkasına sıkıştırdı, "Keşke kendin içinde sipariş etseydin." Hakan hipnotize olmuş bakışlarını güçlükle Nilay'dan çekerken yutkundu. Az önce gördükleri neydi öyle? İş seyahati dönüşü aylardır fırsat bulup yapmadığı kaçamağı yapsa iyi olacaktı. Silkelenip farklı dürtülerini bilmeden harekete geçiren şuanda epey mahcup görünen kızı yanıtladı. "Söyledim ya ufaklık tatlıyla aram yok." Gelen hesabın bir tık üzerinde para bırakıp sandalyesini geriye itekledi, “Kalk bakalım ufaklık şaşalı zindanı gezelim." Nilay usulca yerinden kalkıp alt kata inmek için yürüyen merdivenlere geldiklerinde yutkundu. Göz ucuyla baktığı güven hissinin tattıran adama döndü. Anlayışla gülümseyen Hakan'ın sözlerini başıyla onayladı. "Yapabilirsin, yaptın da ben yanındayım" Göz kırpıp elini uzatan adamdan bakışlarını kaçırdı. "Bu sefer kendi isteğinle elimi tut." Yükseklik korkusu ağır basan genç kız elini tereddütsüz Hakan'ın avucuna bıraktı. Elini sahiplenen elin ısısı güven duygusunun somut deliliydi. Yan yana merdivenleri inerken aşağı bakmayı şiddetle ret eden gözlerini ayak ucuna indirdi. Hakan avuç içinde kaybolan eli destek olmak için tutmuştu. Lâkin genzine nüfuz eden Hindistan Cevizi kokusu ve yakınlıkları kalp atışlarını hızlanması işin seyrini değiştirmişti. Hisleri karman çorman olan genç adam halinden hoşnuttu. Nilay yürüyen merdiven düzleşince nefesini sesli verdi "Oh be sonunda." Hakan eli pantolonun cebinde zemini arşınlarken başını hızla Nilay'a çevirdi. "Öğrenip yaşaman gereken daha çok şey var." Genç kız haklı söyleme karşın dövünür gibi yakındı "Öğrenip yaşamam gerekenler kara da olsun ve mümkünse adrenalini barındırmasın." Hakan'ın gözleri kısıldı kızın yükseklik korkusu olduğu aşikârdı. Normal yaşama sahip kişiler bu korkuyu yenemezken Nilay'ın yenmesi imkânsız görünüyordu. "Desene şehir dışı yolculuğumuz uçakla olmayacak." Nilay'ın uçakla yolculuk yaptığını düşünmek bile gözünü korkuttu neyse ki dile getirmesine gerek kalmamıştı. Bakışları kenetli ellerine kayınca yutkunup elini usulca çekip mağazaların olduğu tarafa yöneldi. Genç adam boşluğa düştüğünü hissederken kendisini toparladı birkaç adım ötesindeki Nilay'ın yanında yer aldı. Birkaç mağazaya göz atılıp ürünler incelendi kadın giyim mağazasının önünden geçerken Hakan duraksadı. Nilay'ın davet ortamına uygun kıyafet alması gerekti, kelimeleri düzgün seçmeli onu inceltmeden dile getirmeliydi. Elini kısa saçlarından sıkıntıyla geçirirken vitrindeki kıyafetleri inceleyen kıza göz ucuyla baktı. "Biliyorsun toplantı dışında davete de katılacağız." Kömür karası gözlerin hedefi olunca yutkundu. "Hazır gelmişken oraya uygun bir şeyler mi alsan?" Nilay çekimser sesle burukça gülümseyip kıyafetlerine göz attı. Bakışlarını ayak ucuna indirip önünde birleştirdiği elleriyle oynadı. Vitrin mankenlerinin üzerinde yer alan kıyafetleri giyerse bedenin çoğunu kaplayan şiddetin izleri gün yüzüne çıkardı. İnsanların acıyan bakışlarına maruz kalmaktansa onları gizlemeyi tercih ediyordu. Farkındaydı giydikleri hiçbir ortama uygun değildi hatta şirkette defalarca kez giyimiyle ilgili alay konusu olmuştu. Kalbi un ufak oluyor yine de izlerin iğne ucu kadar görünmesine müsaade etmiyordu. Bu sebeple katılmaları gereken davete uygun giymesi imkânsızdı. Kızın duruşu sessiz kalışıyla Hakan'ın her hücresi yay misali gerildi. Ellerini yumruk yapıp başını diğer tarafa çevirirken dişleri arasından soludu 'Kahretsin yanlış anladı?’ Gözlerini kapatıp açtı burun kanatlarını genişleten sert soluğu içine çekti. Başı öne eğik parmaklarıyla oynayan kıza bir adım yaklaştı. Çenesini nazikçe kavrayıp kendisine bakmasını sağladı, "Ufaklık bende dahil bir Allah'ın kulu senin giyim tarzına karışamaz." Bir adım daha yaklaşınca dudaklarından dökülen ikna sözcükleri şefkatli tonla bezendi. "Gel gör ki, bazı ortamlarda dikkat çekmemek için uyum sağlaman gerekiyor." Başını hafif açıyla yana eğdi. "Bunu işinin bir parçası olarak görsen?" Nilay göz ucuyla vitrine bakıp odağına Hakan'ı aldı, "Seni yanlış anlamadım." Derince iç çekti "İstesem bile tenimi açığa çıkaran kıyafetler giyemem." Kirpikleri usulca kenetlenirken ağlamaklı sesiyle fısıldadı. "Şiddetin izleri bedenimin her yerinde. " Hakan güçlükle yutkunup kızın çehresini avuçları arasına sığdırdı. "Sen izlere aldırma kendine kattığın değerle hepsi silinecek." Teminat verircesine gülümsedi, "Gün gelecek o izleri umursayacaksın." Nilay çoğu alanda varlığıyla destek olan dertlerine deva olmak için çabalayan adamla gözyaşlarının süzüldüğü kirpiklerini usulca araladı. Yaş dolu odağına düşen koyu kahvelere güven verircesine baktı. "Dilerim dediğin gibi olur ben uygun bir şeyler bakayım." Hakan başıyla onay verip geriye çekildi "Yeter ki sen sakın pes etme küçüğüm elbette olacak." Mağazaya adım attıkları gibi satış temsilcisi yanlarına geldiğinde Nilay'ın kulağına fısıldadı. "Alışverişini çekinmeden yap ufaklık seçtiğine uygun ayakkabı almayı unutma." Çaprazında kalan koltuğa oturdu başını geriye yatırıp gözlerini kapattı. Nilay satış temsilcisiyle stantlar arasında gezindi konsepte uygun kıyafetler ya çok açık ya çok kısaydı. Karamsarlığa kapılan genç kızın epey zaman sonra bir elbise dikkatini çekti. Askıdan bedenine uygun olanı alıp denemek için kabine girdi. Kuşkuyla aynaya yansıyan aksine baktı birçok iz göz önündeydi. Hafta sonu Hatice kahvaltıya davet etmişti belki o izleri kapatmak için bir şeyler yapabilirdi. Yeniden kendi kıyafetlerini giyip dışarı çıktı satış temsilcisinin yardımıyla elbiseye uygun ayakkabıyı bulması kısa sürdü. Teşekkür edip ürünlerle satış temsilcisinin yanından ayrıldı. Hakan görüş alanına giren Nilay'la ayaklanıp kasaya ilerleyen kızı takip etti. Aldıklarının ödemesini yaparken müdahale etmedi. Az evvel onu yeterince üzmüştü daha fazla üzülüp mahcup olmasına gerek yoktu. Bu tür basit şeyler Nilay'ın özgüvenini kazanması için büyük adımlardı. Alışveriş merkezinde bir süre daha vakit geçirdikten sonra ikili evin yolunu tuttu. Gün bir hayli yoğun yorucu ve karmaşıktı. Tek istedikleri bir an önce uyuyup günü sonlandırmaktı. Hakan sabah koşusu sonrası Nilay'ın kapısının önünde beklediğini görünce endişelendi. Kaşla göz arası kızın dibinde bitti koyu kahveleri çocuksu çehrede gezindi. Panikleyen genç adam soluk almadan sorularını sıraladı. "iyi misin? Bir şey mi oldu? Bir şeye mi ihtiyacın var? Biri bir şey mi yaptı?" Nilay yüzünün nemiyle karşısında beliren adamla şaşırdı dudaklarını nefes almadan konuşan Hakan'la birbirine bastırdı. Yine onu endişelendirdiği için kendisini payladı. "Günaydın lütfen sakin ol seni kahvaltıya çağırmak için geldim." Hakan rahatlamışçasına nefesini sesli verip gözlerini yumup açtı "Sana bir şey oldu sandım." Kirpikleri kısılırken kaşlarını çattı “Kahvaltıya çağırmak için keşke arasaydın neden boş yere kapıda bekledin." Nilay başını eğip gözlerini ayak ucunda gezdirirken mırıldandı. "Sürpriz yapmak istedim." Hakan'ın çatık kaşları havalanırken şiddetle çarpan kalbi nefesini kesti. Nilay tüm masumiyetiyle kendisine attığı adımlarla gardını düşürüyordu. Yeminli olduğu hislerine bilmeden temas edip yasağın albenisine davetiye çıkarıyordu. Kıza karşı filizlenen duyguları asıl gayesini unutturdukça kendisinden tiksindi. Hislerinin dile gelmesi gibi karşılık bulması da mümkün değildi. Baş gösteren duygulara lanet etti kalbi yardım etmeye ant içtiği kıza tepki verdikçe. Mantığı şerefsiz bu yaptığın fırsatçılık diye haykırıyordu. Kulağına ulaşan ancak ne dediğini anlamadığı sesle düşüncelerinden sıyrıldı. "Bir şey mi dedin?" Nilay duruma anlam veremezken sözlerini yineledi. "Birlikte işe gidip geliyor aynı yerde yaşıyoruz ayrı ayrı kahvaltı yapmayalım istedim." Omzunu duvara yaslayıp kollarını göğüs hizasında katlayan Hakan'dan bakışlarını kaçırdı. Yüzüne değen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp derin bir nefes aldı. Gözlerini çekimserce koyu kahvelere değdirdi. "Bundan sonra yemekleri ben hazırlasam birlikte yesek olmaz mı?" Yanağının iç kısımlarına eziyet ederek gelecek cevabı bekledi. 'Ah ufaklık masumca attığın her adımın beni mağlup olacağımı bildiğim savaşın ortasına sürüklüyor. Sana karşı değişen hislerimle kalbim mantığımın önüne geçiyor doğru bildiğim yoldan sapıyorum.' Genç adam iç sesine kulaklarını tıkayıp derin bir nefes aldı, Nilay'ın tedirgin haliyle gülümsemeye çalıştı. "Aslında benim içinde iyi olur dışarıda ve evde hazır yemek tüketmekten gına geldi." Işıl ışıl gözleriyle bakıp gülümseyen kıza içi giderken dudakları mahcubiyetle kıvrıldı. "Malum koşudan geldim önce duş almam gerek yarım saate kalmaz gelirim." Nilay genç adamın terden sırılsıklam olduğunu fark edince evhamlandı. Panikle bir çırpıda yanıtlayıp kaşla göz arası evine girdi. "Terli terli daha fazla bekleme hasta olursun hemen duşunu al. Cereyanda kalıyorsun duşunu alınca gelirsin." Hakan'ı birisi tarafından önemsenmek yine alaşağı etti. Önemseyen aynı kişi olduğundan kendisini özel hissediyordu. Başını gülerek iki yana çevirip birkaç dakika sonra tutturduğu keyifli ıslıkla evine girdi. Direkt banyoya geçtiğinde dudağından eksilmeyen ıslıkla duşunu alıp üzerini giydi. Aynanın karşısında gömleğinin yakalarını düzeltip yüzünden silemediği gülüşle el yordamıyla saçlarına şekillendirdi. Islık çalarak sarmal merdivenleri inip kişisel aksesuarlarıyla evinden ayrıldı. Nilay masaya son eklemeleri yaptığı masaya zil sessiyle son bir bakış attı. Hızlıca antreye ulaştığında gülümseyerek kapıyı açıp Hakan'ı içeriye davet etti. Mutfağa yönlendirdiği adamı biraz gerisinden takip etti çaylarını koyup kahvaltı masasında yerini aldı. Ortamda çatal bıçak sesleri dışında çıt çıkmazken Hakan çayından bir yudum alıp sırtını geriye yasladı. Onunla bir şeyler paylaşmak güzeldi ancak kendisini mecbur hissetsin istemiyordu. "Neden yemekleri birlikte yeme kararı aldın?" Ansızın gelen soruyla Nilay tabağındaki gözlerini koyu kahvelere değdirdi. "Sonuçta ikimizde tek yaşıyor ayrı ayrı yemek yapıp yalnız yiyoruz. Ben bir başıma azıcık yemeği üç günde bitiremiyorum. Sen nasıl kendine ait zamanı benimle paylaşıyorsan bende seninle yemeğimi paylaşmak istedim." Hakan gözünü bir saniye olsun kızın yüzünden ayırmadı. Aklından geçenleri sakınma gereği duymadan dillendirdi. "Ne yalan söyleyeyim mecburiyetten teklif ettiğin düşündüm," çayından bir yudum aldı. "İş çıkışı birlikte market alışverişi yapalım." Nilay yudumladığı çayını masaya bıraktı, "Şimdilik yeterince erzak var." Hakan'ın tek kaşı havalanırken dudakları alayla kıvrıldı, "Şu dakikaya kadar uysallığın tuhafıma gitmişti. Allah'tan özüne döndün de içimi rahatlattın." Nilay'ın kirpikleri kısılırken hırsla soludu, "Benimle uğraşmaktan zevk mi alıyorsun?" Hakan'ın gülüşü sırıtmaya döndü "Ufaklık niye inkâr edeyim acayip eğleniyorum damarına basıp seni sinirlendirmek hoşuma gidiyor." Bağımsızlığını ilan eden uzuvları harekete geçti nurnundan soluyan Nilay'ın yüzüne düşen tutamlara dokundu. Şaşkınca kendisine bakan kızla yaptığının farkına vardı. Elini usulca çekip ayaklandığı gibi masayı toparlamaya başladı. "Trafik felç olmadan çıksak iyi olur." El çabukluğuyla kahvaltıları tezgaha bıraktı kızın sabit donuk bakışlarıyla sessizce kendisine küfretti. Usançla nefesini verip Nilay'ın karşısına dikildi, "Huysuz cadı," kömür karaları kendisini bulunca kollarını göğüs hizasında katlayıp gülümseyerek göz kırptı. "Hanımefendi acaba işe gitmeyi düşünüyor musunuz?" Başıyla onay veren kıza masayı işaret etti "Güzel ve sanırım yemek yapmak senden masayı hazırlayıp toplamak benden." Nilay'ı adamın temasları korkutmasa bile şaşırtıyordu. O dokunuşlarla sanki zaman duruyor donup kalıyor hareket edemiyordu. Duyduğu imalı sesle soyutlandığı yaşama dönüp ayağa fırlarken panikle soludu. "Yok öyle bir şey onu da nerden çıkardın?" Kahvaltılıkları buzdolabına yerleştirirken göz ucuyla bulaşıkları lavaboda akıtan Hakan'a baktı. Sert görünüşüne tezat hâline gülümsedi işi bitince tuhaf adamın yanında yerini aldı. Bulaşıkları makineye yerleştirip ellerini kuruladı "Dişlerimi fırçalayayım çıkarız." Hakan alnını sıvazladı. "Hay Allah bende eve geçip halledeyim." Burnunu kırıştırıp homurdandı "Yemek fikri güzelde işin bu kısmını hiç sevmedim." Genç kız Hakan'ın sitemkar tavrına kıkırdadı. Tasvip etmez bakışların hedefi olunca dudaklarını birbirine bastırdı. "Kullanılmamış diş fırçası var bunun için eve gitmeme gerek yok." Nilay'ın yeni adımı genç adamın yaşam fonksiyonlarını sekteye uğrattı. Çehresinin aldığı tuhaf şekilden dakikalar boyu kirpiğini kırpmadan onun masum yüze baktığından bir haberdi. Zihninde beliren gerçek yuva hayalinden ellini saran sıcaklıkla uzaklaştı. Genç kız adlandıramadığı ifadeyle kendisini izleyen Hakan'a seslendi. Gelmek bilmeyen yanıtla paniğe kapılırken onun boşlukta duran elini sımsıkı tuttu. “İyi misin?" Hakan sertçe yutkundu karşısındaki kızın varlığıyla imkânsız hayalinin hüznü sesine yansıdı. "İyiyim." Nilay'ı aldığı cevap tatmin etmedi değişmeyen tuhaf çehreyle kirpikleri kısıldı. "Emin misin? Kaç kez seslendim tepki vermedin." Başıyla onay veren adamı bunaltmak istemedi banyoya geçip dişlerini fırçaladı. Saçlarını düzeltti paketi açılmamış fırçayı lavabo tezgahına bırakıp banyodan ayrıldı. Yalnız kalan Hakan sırtını duvara yasladı gözleri boşluğa daldı. Nilay banyodan çıkınca yüzüne peş peşe su çarptı. Vakit kaybetmeden dişlerini fırçaladığında fırçasını burukça gülümseyerek Nilay'ın diş fırçasının yanına bıraktı. Aynadaki yansımasını hüzünle izlerken kederle fısıldadı "Ah be Nilay masumca yaptıklarınla beni uçurumun kenarına sürüklüyorsun." İç çekip banyodan çıktı tek kelime edilmeden şirkete ulaşıldı. Birbirlerine iyi çalışmalar dileyen ikili ofislerine geçti. Nilay bu defa işine konsantre olmakta zorlanmadı. Ancak aynı şey Hakan için geçerli değildi aklı fikri. Masumane yaklaşımlarıyla buz kütlesi kalbinin katmanlarını aşındıran kızdaydı. Koyu kahveleri monitörden bir salise olsun ayrılmadı. Ali'nin anlattıklarını dikkatle dinleyip not alan Nilay'daydı. Bir müddet sizden olmaz naraları atan mantığına kulaklarını tıkadı. Şehir dışı toplantı hazırlıklarına kendilerini kaptıran Nilay ve Ali zamanın nasıl geçtiğini anlamadı. Genç adam koridorda oluşan hareketliliğe anlam veremeyip saate baktı. Şaşkınca mırıldanarak ayağa kalktı. "Öğle molası ben yemeğe çıkıyorum." Genç kız ofisin çıkışına yönelen Ali'yle kişisel eşyalarını aldı "Lütfen beni de bekle Ali. Dün seni yarı yolda bıraktım. Bana hatamı telafi etme fırsatı vermelisin." Ali duyduklarıyla afallarken derin bir nefes alıp silkelendi. "Lütfen böyle düşünme ortada bir hata yok." Nilay çantasını omzuna taktığında gülümseyerek Ali'ye adımladı, "Bence var, yaptığım kabalıktı hadi çıkalım." Genç adam kızın kendinden emin tavrıyla açığa çıkmaya can atan hisleri gibi sustu. Birlikte şirketin anlaşmalı olduğu yemekhaneye inildiklerinde boş masalardan birine yerleşildi. Yemeklerini yerken işle ilgili sohbet ettiklerinde Ali sancıyan kalbinin aksine yüzünden gülüşünü eksik etmedi. İçinde yanan harlı sevda ateşiyle acı eşiği yükseldi ilk cemresini kalbine gömmek için durmaksızın tekrar etti. 'Sabret gönlüm biraz daha dayan çok zeki çabuk kavrıyor yakında her gün görmeyince dinecek sızın. Onunla aynı yerde uzağında olacağız.' Ali aklından geçenleri Nilay'ın sesiyle kenara iteledi yaklaşan sınavda başarısız olmaktan korkan kıza gülümsedi. Samimi gülüşüyle sol yanağındaki çukur ayyuka çıktı. Başını inanmaz tavırla hareket ettirdi "Sen ve başarısız olmak." Aldığı derin nefes göğsünü yükseltirken gülüşü anlayışlı tebessüme dönüştü. "Kendi gücünün farkına varmalısın kısa sürede kat ettiğin yola bizzat şahidim. Varsayalım başarısız oldun gerçi varsayımda olsa inanasım gelmiyor. Pes edip çabalamaktan vazgeçmemelisin." Utangaçça gülümseyip gözlerini kaçıran kızla boğazını temizledi. "Eğer istersen iş seyahatinden dönünce öğle molasında da sınavlarına çalışmana yardımcı olurum." Nilay'ın bu teklifle hafif utancı yerle yeksan olurken göz bebekleri ışıldadı. "Çok isterim bazı konularda zorlanıyorum." Aklına İngilizce gelince memnuniyetsizce homurdandı. "Özellikle İngilizce çoğu kelimeyi sözlükte ararken çok zaman kaybediyorum." Ali kızın somurtkan haline kahkaha attı, "O halde daha çok İngilizce çalışırız." Nilay'ın mutluluğu yüzünün her milimine yayıldı, "Şimdiden çok teşekkür ederim Ali." Genç kız yarım kalan yemeğine devam etti. Ali ilk kalp ağrısına bakmaktan geri durmazken zorla bir şeyler atıştırdı. İkili kendilerini gizlice izleyen Hakan'dan habersizdi. Kıskançlık duygusu adamım kanını kaynatıyordu. Saklandığı yerden ayrılması gelişi gibi sessizdi. Lakin kıskançlık hissi öylesine baskındı ki dünyayı ters düz etse içi soğumazdı. Nilay mesai bitiminde ofisten Ali'yle birlikte çıktı eve gitmek için sabahtan beri karşılaşmadığı Hakan'ın ofisine gitti. Kapıyı tıklattı gelmek bilmeyen yanıtla kaşları çatıldı aynı işlemi üst üste tekrarladı. Şirketten ayrılmadığına emindi daha fazla sabredemeyip ofise girdi. Adım attığı an karşılaştığı manzarayla göz bebekleri büyüdü. Zeminin her yanı dosya ve kalemlerle kaplıydı. Muharebe alanına dönen ortamda çatık kaşları altından önündeki kağıdı elinde evirip çevirdiği kalemle inceleyen Hakan'a bakakaldı. Bedenine yapışan mavi gömlek yırtılacak gibi dururken kol manşetlerini katlamış. Nefes alamıyormuş gibi üstten birkaç düğmesini açmıştı. Her an infilak etmeye hazır bomba gibiydi gerginliği tüm ofise yayılmış gözle görülür cinstendi. Genç kız tedirgince adımlarken çekingence seslendi. Mesafeyi minimum seviyeye indirip Hakan'ın koluna dokundu. Avuç içindeki beden etten kemikten değil sert kaya parçasıydı. Hakan hissettiği temasla eş zamanlı başını çevirince hücrelerini sarmalayan kıskançlığın. Ofisini darmaduman etme nedeniyle burun buruna geldi. İncecik dudaklardan süzülen nefesler yangınını körükledikçe zaman kavramı genç adam için yer yüzünden silindi. Genzini saran kokuyla gözleri istemsizce kapanırken saatler süren gerginliği saniyeler içinde toz bulutu gibi dağıldı. Nilay sesini duymasa bile Hakan'ın ufacık tepki vermesiyle rahatladı. Elini usulca çekip geriye adımladı. "Senin için yapabileceğim bir şey var mı?" Hakan'ın iç sesi bağıra çağıra haykırırken kirpiklerini aralayıp başını olumsuzca çevirdi. 'Mesela Ali'den uzak dur! Seni onun yanında görmeye tahammül edemiyorum! Sana karşı filizlenen hislerime engel olamazken bir yanım kabullenmemek istemiyor. Görmezden gelip uzak durmak için direniyorum. Ne kadar uğraşsam da olmuyor senden uzak durmayı beceremiyorum! Her geçen gün varlığın ilmek ilmek ruhuma işliyor! Biliyorum çok bencilce lanet olsun ki, benimle olmayacağın gibi bir başkasıyla olmanı da istemiyorum! Benim sende gördüğüm masumiyeti. O eşsiz gülüşünü Ali'nin yakından benden daha çok görmesine katlanamıyorum.' Nilay işle ilgili problem olduğunu düşündüğünden üstelemeyip zemine saçılmış eşyaları toparladı Hakan yüzünü sıvazlayıp içine düştüğü duruma, gem vuramadığı hislerine, en çokta aşık olmanın eşiğine gelen kalbine lanet etti. Kendisine gelmek için çabalarken oflayarak ayağa kalktı askıdan ceketini alıp etrafa fırlattığı kişisel eşyalarını toparladı. Öfkesinin şiddetiyle savunduklarını düzenleyen Nilay'la iç çekip boğazını temizledi. "Çıkalım." Genç kız işittiği komutla elindekileri masaya bıraktı çantasını alıp sessizce Hakan'ı takip etti. Sükunetle geçen yolculuk sonrası eve ulaşılınca yemek yemeyeceğini belirten adama iyi akşamlar dileyip evine girdi. İştahsızca yemeğini yiyen genç kız yatağına uzandı. Hakan'ı neyin altüst ettiğini düşünerek uykuya daldı. Ömür boyu mutsuzluğa yalnızlığa sessizliğe en çokta kimsesizliğe müebbet yemiş Hakan için bir gün daha akşam oldu. Eve dönerken sessizliğine eşlik eden Nilay'ın kaçamak bakışlarını üstünde hissediyor. Kendisine engel olamayıp aynı biçimde çaktırmadan karşılık veriyordu. Sabah kahvaltıya gelmeyeceğini kısa mesajla bildirmiş tüm günü çizim yaparak geçirmişti. Dairelerinin olduğu kata çıktıklarında sessizliği bozan kızın yemek davetini olumsuzca başını çevirip reddetti. Dün gece uzun uzadıya düşünüp Nilay'dan uzak durma kararı almıştı. Çünkü onunla vakit geçirdikçe tatmadığı özlemini duyduğu hislerin kucağına düşüyor çıkmazı elini kolunu bağlıyordu. Hoş kararına sadık kaldığı söylenemezdi yol boyunca tek kelime etmediği kızı her fırsatta bilgisayar monitöründen izlemişti. Koyu kahvelerine laf söz kâr etmiyor mantığına ve kararına gözleri ihanet ediyordu. Genç kız sabah beri olanlara anlam veremezken Hakan'ın duvar gibi duruşu sessizliğini dert edindi. Kendi dairesine giden adamı bilgilendirmek için seslendi. "Yarın Hatice abla kahvaltıya davet etti. Tüm gün onun yanında olacağım." Hakan'ın ayakları olduğu yere çivilenirken gözlerini sımsıkı yumdu. Ciğerlerine uğramayacağını bile bile derin bir nefes aldı. Kirpiklerini aralayıp Nilay'a döndü göz kontağı kurmaktan kaçındı. "Saat kaçta gideceksin? Seni götürmesi için arabayı ona göre ayarlayayım." Genç kız sessiz kaldı Hakan'ın bir sorunu olduğuna emindi. Belki sorunu çözmek için elinden bir şey gelmezdi ama destek olmak istiyordu. Hakan gelmeyen yanıtla ısrarla kaçırdığı gözlerini kömür karalarına değdirdi. İncecik dudakları mühürlü kahvelerine zimmetli sorgulayıcıydı. Genç adam gözlerini kaçırmak istese de uzuvları mantığını ekarte etti. Nilay'ın çekim alanından kurtulamadıkça daha derine en dibe battığını hissetti. Genç kız cesaretini toplayıp aralarındaki mesafeyi kapattı "Seni tanıyalı kısa zaman oldu ama iki gündür her zamankinden daha sessizsin. Üstelik çok dalgınsın belli ki bir derdin var." Başını hafif yana eğdi "Anlatmak istersen dinlerim. Bir çözüm bulamam belki ama elimden gelen bir şey olursa. Sana seve seve yardımcı olurum." Hissiyatını dile getirmeden evvel Hakan'ın koluna dokundu. "Düşünceli sessiz hâlin beni çok üzüyor." Hakan dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini yumdu uygulamaya koyduğu kararın Nilay'ı üzeceği aklının ucundan geçmemişti. Onu üzmektense kendisini paramparça etmeyi yeğler uzak duramazdı. Genç adam kirpiklerini usulca aralayıp masum kızın yüzünü avuçlarına sığdırdı. "Sen yeter ki üzülme ben iyiyim.." Nilay usulca başını iki yana çevirip karşı çıktı "İyi değilsin." Hakan'ın koluna yaslı elini yavaşça hareket ettirdi. "Ters giden bir şeyler var. Eğer önemli bir sorun olmasa benimle uğraşır inatçı keçi huysuz cadı derdin." Hakan iki gün sonra üzerine attığı ölü toprağından kurtulup muzipçe gülümsedi. Kaşları alnına kavislendi. "He kabul ediyorsun yani?" Nilay'ın kaşları anlamadığını belirtircesine çatıldı "Neyi kabul ediyorum?" Kızın kendisi gibi masum çıkan sesiyle Hakan'ın beyhude direnişi kırıldı. İç çekerek gülümserken başını iki yana çevirdi. Nilay'ın başını göğsüne bastırıp sımsıkı sarıldı. Genzine sızan Hindistan Cevizi kokusunu derince soludu. Çenesini genç kızın saçlarına bastırdığında kirpiklerini kenetledi. Mantığı kalbi önünde diz çöktü kabul etmediği gerçekleri duyulması imkânsız fısıltısıyla dile getirdi. ‘Küçüğüm sen böyle masumken istesem de ben senden uzak duramam ki. Biliyorum sana hislerimi itiraf edemedikçe yanıp tutuşacağım. Bu yaşıma kadar çok şeye dayandım bir şekilde buna da alışır dayanırım. Bile isteye ben seni nasıl üzerim?’ Kolları arasına hapsettiği bedeni daha çok sarıp sarmaladı. ‘Kendimden vazgeçer her zerremi un ufak ederim. Ama senin saçının tek teline kıyamam kesip attığın tırnağına zeval gelsin istemem miniğim.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE