İnsan çoğu zaman yanı başında olan gerçeğe kör sağır ve dilsizdir.
Genç kız Hakan'ın aldığı son kararın özgüvenini için gerekli olduğunu biliyordu. Ona zaten yeterince yüktü kendisine ait zamanı elinden almazdı. Üstelik adam maddi borcunu ödemesine dahi fırsat vermiyordu. İlk alın teriyle para kazanmanın tarifsiz mutluluğu ve gururunu yaşadığı günü anımsadı.
Hatırı sayılır borcunun ilk taksitini ödemek için maaşının çoğunu zarfa koydu. Hakan'ın ofisinin kapısını çaldığında daha zarfı uzatmadan adam eline kitap listesi tutuşturdu. Tek kelime etmesine olanak sağlamadan zarfı işaret etti. “O parayla eğitimine destek verdiğim öğrencilerin ihtiyacı olan kitapları alıp bana getir.”
Genç kız olacaklardan bir haber iş çıkışı Hatice’yle kitapları alıp ertesi gün teslim etti. Borcunun bir miktarını ödemek daha iyi hissettirdi. İki gün sonra o kitapları kapısının önünde bulunca sinirlendi. Eve girdiği gibi direkt Hakan'ı arayıp salonu öfkeyle arşılardı. Hesap sorduğu adamsa epey mühlet sessizliğini korudu.
Hakan'ın dakikalar sonra olağanüstü sakinlikle söyledikleriyle deliye döndü. “Sen ilk alın terinle borcunu ödemek istedin. Ben ise kendin için bir şey yapmanı istedim. O kitaplar eğitimin için gerçekten gerekli yani sana yalan söylemedim. Onları sana ben alsam hayatta kabul etmezdin. Kısacası sonuç iki taraf içinde memnun edici Küçük Hanım.”
Nilay ağrı giren şakaklarını ovup dişleri arasından sinirle soludu. "Ne fark ettiyse artık? Buna da tamam!" karşı tarafsa öfkeli kıza gülmemek için dudaklarını kemirmekle meşguldü. İtiraz ve söylemlerinin beyhude olduğunu bilen genç kız görüşmeyi homurdanarak sonlandırdı. "Neyse görüşürüz."
Ali’yle öğle yemeğine gitmek için ofisten çıkınca içini kavuran pişmanlık hissiyle duraksadı. Anlık verdiği kararla Ali’yle yemeğe gitmekten vazgeçti. Genç adamdan özür dileyip ardına bakmadan geldiği yolu geri kat etti. Hakan'a haksızlık ettiğinden kendisini affettirmek için yemeğe onunla gidecekti. Üstelik dediğim dedik adamın hesabı ödemesine de fırsat vermeyecekti. Bir şekilde yine onu delirtecek olmanın farkındalığıyla gülümsedi.
Ardından baka kalan buğulu bir çift yeşil gözden bir haberdi.!
Hakan'ın ofisine ulaşınca derin bir nefes alıp dudağının ucunu kemirirken nahif sesin azarlar gibi verdiği komutla yerinde sıçradı. Kalbi korkuyla gümbürderken gözlerini yumup açtı aldığı karardan vazgeçmeye niyeti yoktu. Ofise adım atınca öfkeli çehre manasız bakan bakışlara aldırmadı. Dudaklarını araladığı an Hakan'ın buz kütlesi sesiyle teni üşüdü kaşları çatılırken korkusu öfkeye dönüştü. Kendinden emin adımlarıyla Hakan'ın karşısına geçti. Bakışlarını ifadesiz karaya çalan koyu kahvelere dikti. Yemek teklifini yapınca adamın anbean silikleşen öfkesine tanıklık etti.
Hakan'ın koltuğundan kalkıp toparlanması yanına gelmesi saniyeler sürdü. Bu durumu şaşkınca izleyen Nilay’ı asıl bozguna uğratan adamın ifadesi gibi değişen şen sesiydi. Başını iki yana çeviren genç kız silkelendi reddedilmeyen yemek teklifiyle gevşemiş halinden memnundu. Onunla yan yana şirket koridorunda ilerlerken kulak misafiri olduğu konuşmaları anımsadı. Defalarca kez ikisi hakkında olan yakışıksız konuşmalarında ana tema yanına yakışmadığıydı. En çok midesini bulandıran Hakan'ı tavlamak için ürettikleri edepsiz teorilerdi. Nilay iç sesine kulaklarını tıkadı. ‘Acaba konuşulanları bilse ne tepki verir?’
Her ne olursa olsun onlar gibi karaktere sahip olmadığı için haline şükür edip kendisiyle gurur duyuyordu. Geçiştikleri birkaç kadın çalışan şuandan itibaren onların nefretini daha çok kazanacağının habercisiydi. Ek olarak her gün şirkete birlikte gidip geldikleri anlaşılınca kendisi ve Hakan’la ilgili yapılan asılsız imalar alenen konuşulacaktı. Nilay olacakları düşündükçe dibe çekildiğini hissetti.
Hakan onların yakın olmasına katlanamazken Ali'nin yemek teklifiyle deliye döndü. İzledikleri yetmez gibi Nilay’ın ofisine gelmesiyle öfkesi arşa çıktı. Belli etmemek için üstün çaba sarf etti. Nilay'ın izin istemeye geldiğini düşünüp konuşmasına olanak vermedi. Ancak kızın taviz vermez tavrıyla sarf etikleri buz kütlesi kalbine en şiddetli darbesini vurdurdu. Nilay'ın yemek teklifine bodoslama dalıp içinde çağlayan sevinçle kabul etti. Asansör alanına ilerlerken üzerlerinde gezinen bakışlara bizzat şahit olup kâle almadı. Birkaç kez Nilay'a seslenip yanıt almayınca endişelendi, “Ufaklık artık cevap ver yemeğe gitmeden önce hastaneye gideceğiz."
Düşünce denizinin dibini boylayan Nilay işittikleriyle yüzeye çıktı “Kusura bakma dalmışım.” kirpiklerini kısıp dikkatle Hakan'ı inceledi. “Geçmiş olsun neyin var? Elbette önce hastaneye gideriz."
Genç adam söylenerek çağrı butonuna bastı, "Fesuphanallah Allah'ım sen sabır ver."
Nilay kaşlarını çatıp usançla soludu. "Ne diye söyleniyorsun kendin hastaneye gideceğiz dedin.”
Hakan mekanik sesle iç çekerken boş asansör kabinine önden geçmesini işaret etti. Peş peşe girdikleri kabinde zemin katı tuşlayınca metal kapı kapandı. "Bir şekilde istisnasız beni endişelendirmeyi başarıyorsun. Sayende verem yahut kanser olduysam öğrenirim.” Dudakları hafif kıvrılırken göz kırptı “Erken teşhis hayat kurtarır diyorlar." Nilay'ın evhamlı sesiyle göz bebekleri büyüdü.
"Allah korusun!”
Genç adam yutkunmakta zorlandı yıllar sonra birisi tarafından önemsenmek tuhaf aynı zamanda mutluluk vericiydi. Hislerini belli etmemek adına boğazını temizleyip mırıldandı. "Yaradan en başta sessiz kalınca tüm dengemi altüst eden senin sessizliğinden korusun."
Nilay’ın kaşları biraz daha çatılırken açılan kapıyla susmak zorunda kaldı. Asansörden birlikte çıkınca peş peşe turnikelerden geçildi.
Hakan dışarı adım atınca derin bir nefes alıp saatine baktı, "Yakın bir yerlere gitsek iyi olur bir saat sonra toplantım var.” Nilay'a döndü “Tabi aynı toplantıya sende katılacaksın.”
Genç kızın göz bebekleri irileşti panikle adamın karşına dikildi, "Ama benim hiç deneyimim yok ki."
Hakan önüne dikilip yüksek sesle konuşan kızla takılıp düşmekten son anda kurtuldu. Ürkütücü çehresini saran şaşkınlık hafif tebessüme dönüştü. "Ne güzel işte tecrübe edinirsin,” caddenin karşındaki restoranı işaret etti. Kirpikleri altından şaşkınca bakan Nilay’a göz kırptı. “Hadi yürü ufaklık fazla zamanımız yok.” İtiraz nidası atan genç kızın koluna girip konuşmasına fırsat vermeden yoluna devam etti.
Nilay duydukları üzerine oluşan temasla kolunu kurtarmaya çalışırken söylendi. "Kendim yürürüm lütfen bırak şimdi birisi görüp yanlış anlayacak."
Duyduklarıyla öfkelenen genç adam akan trafiğe aldırış etmeden yolun ortasında durdu. Alev topuna dönen gözlerini kömür karalarına dikti. Hiddetli sesi korna seslerini bastırdı "Millet ne der ne anlar kimin neyi nasıl yorumlayacağı umurumda değil!” Burnundan solurken yüzlerini eşitledi “Senin de umurunda olmayacak beni anladın mı?"
Nilay hırsla kolunu kendisine çekti, “Ben böyle gördüm bu şekilde yetiştim. Asıl sen beni anla bazı şeylerin değişmesi zaman alır.” Ardına döndüğü an süratle korna çalarak gelen aracın altında kalmaktan belini saran kollarla son an da kurtuldu.
Hakan’ın hücrelerini ele geçiren sinir hızla gelen arabayı fark edince yerini korkuya bıraktı. Can havliyle ardı dönük kızın beline kollarını sarıp kendisine çekti. Olayın şokuyla kalbi şiddetle çarparken sığ nefeslerleriyle Nilay'ın kulağına eğildi. Yaşadığı korkuyu fısıltılı sesi aksettirdi. “Ne yapıyorsun küçüğüm aklını mı kaçırdın?"
Zaman mekan kavramı olayın etkisiyle belleklerinden silindi. Bir dönem intihar etmeyi planlayan genç kızın yüreği ağzına geldi. Onu gözünden sakınan adam içinse dünya sanki bir an durmuştu.
Nilay olayın etkisinden sıyrılmak için kendisine zaman tanırken ardındaki bedene yaslandı.
Hakan sağlı sollu yanlarından korna çalarak geçen araçlarla kendisine geldi. Nilay'ı kolunun altına çekip başını göğsüne bastırdı. Sağ salim karşıya geçince restoranın cam kapısını dirseğiyle iteledi. En yakındaki boş masanın sandalyesini çekip titreyen kızı oturttu. Ayakları dibinde diz çöküp kara gözlerin ifadesizliği çocuksu simadan yuvarlanan minik damlalarla yutkundu. Nahif sesin yüksek perdeden çağlayan tonu mekânda yankılandı. "Su, su getirin hemen" birkaç saniye sonra uzatılan bardağı kızın titreyen dudaklarına yaklaştırdı. "Geçti ufaklık korkma" irkilen Nilay'a teminat verircesine gülümsedi. Az evvel mekânı inleten sesi daha sakin yatıştırıcıydı. "Yanındayım ufaklık suyunu iç elini yüzünü de yıkayalım.” Gözleriyle onay veren kızın su içmesiyle biraz olsun gevşedi. Tüm suyu bitirince bardağı masaya bıraktı. Nilay'ın kucağına sabit ellerini tuttu. “Gel lavaboda elini yüzünü de yıkayalım."
Nilay olayın etkisini bir nebze olsun üzerinden atarken başını olumsuzca hareket ettirdi. Hakan'ın elini hafifçe sıkarak mırıldandı. “Gerek yok,” derin bir nefes alıp burukça gülümsedi. "Birazdan toparlanırım daha iyiyim merak etme."
Hakanın koyu kahveleri emin olmak için kızın yüzünde dolandı ten rengi normale dönmese bile titremesi azalmıştı. Gözlerini kapayıp açtı derince iç çekerek yakardı, “lütfen söyleyeceklerimi yanlış anlama sadece ben iyiliğin için çabalarken ne olur bana biraz yardımcı ol."
Nilay'ın haklı serzeniş kalbine mızrak gibi sapladı. Karşısındaki adama yaptığı haksızlıklalar yüzüne tokat gibi çarptı. "Söz veriyorum.”
Hakan'ın tek kaşı havalandı, “Ne için söz?" Elinde hafif baskı hisseden genç adam bakışlarını bir saniye olsun Nilay'dan ayırmadı.
Genç kız pürdikkat kendisine bakan adama hafif tebessüm etti, "Sana yardımcı olacağıma söz birazdan katılacağımız toplantıyla ilk adımı atacağım. Sende bu sayede sözümün doğruluğuna kanaat getireceksin."
Hakan'ın önünde diz çöktüğü kızın kendinden emin tavrıyla hayret nidasını fısıldadı “Vay canına." Meydan okuyan duruşuyla ayağa kalktı "Göreceğiz Hanımefendi."
İkiliyi bir süre izleyen mekandakiler yemeklerine geri döndü. Suyu getiren garsonsa iç çekerek hülyalı bakışlarıyla kirpiklerini kırpmadan onları izliyordu. Omzuna dokunan elle irkilirken çatık kaşlı müdürüyle bakışlarını kaçırdı. Silkelenip çarçabuk kendisini toparladığı gibi ikilinin dikkatini çekmek için yalandan öksürdü. Süratle kendisini bulan gözlere mahcupça gülümseyerek menüyü uzattı, "Hoş geldiniz efendim ne alırsınız?"
Nilay yabancı sesle bakışlarını Hakan’dan çekerken kenetli ellerini fark ettiği gibi adamın elini hemen bıraktı. Başını hafif öne eğdi.
Genç adamsa avucundan çekilen elle yutkundu, masanın diğer tarafına geçip kızın karsısına oturdu. Menüye göz gezdirdi “Ne yemek istersin?"
Yemekle pek arası olmayan Nilay'ın olanlarla iştahı tamamen kaçtı. “Pek aç değilim."
Aldığı yanıttan hiç hoşlanmayan genç adam kaşlarını çattı, “Bak sen Hanımefendi pek aç değilmiş.” Menüyü kapatıp sertçe masaya bıraktı, kıstığı bakışlarını Nilay’a dikip homurdandı. “Yok öyle yağma küçük Hanım zaten serçe kadarsın," kara gözlerin öfkesini görmezden gelip garsona döndü “Günün çorbası protein ağırlıklı ana yemek mevsim salata.” İçecek tercihleri sorulunca Nilay'a döndü.
Genç kız yine bildiğini okuyan Hakan’a alayla gülümsedi, "Lütfen ona da karar ver çekinmene gerek yok."
Nilay’ın çıkışması genç adamın bir hâyli hoşuna gitse de belli etmedi.
Genç kız Hakan’ın sessizliğinden yararlanıp garsona döndü, "Büyük boy iki ayran istiyorum.” Sırtını sandalyeye yasladı kollarını göğüs hizasında katlayıp meydan okuyan gözlerini koyu kahvelere dikti. “Toplantıda mis gibi uyurum,”
Hakan başını yana eğip tasvip etmez sesler çıkardı. Sözcükleri imâlıydı ancak ses tonu bir hâyli keyifliydi, “Vay arkadaş şu hâle bak patron çalışan ilişkisinde çığır açtık. Sabah gözümün içine baka baka işe geç kalan yakın gelecekte ki asistanım. Şimdi karşıma geçmiş çekinmeden toplantıda uyuyacağım diyor.” Yeniden garsona döndü “Bana gazlı içecek Hanımefendiye ayran lütfen. Yemek sonrası da iki sade Türk Kahvesi getirirsiniz. Asistanım sayılan Hanımefendi toplantı masasında uyuyup kalmasın.”
Garson ikilinin tatlı atışmalarına gülmemek için yanağının içini kemirdi. Son siparişleri ekleyip hiç istemese de yanlarında ayrıldı.
Masada süren sessizliği dumanı tüten çorbaya daldırılan kaşık sesleri bozdu. Genç adamın gözleri sıkça hırsla çorbasını içen kıza kaydı. Tekrar göz ucuyla bakacağı an restorana adım atan Ali'yi gördü. Buna pek şaşırmadı ancak kıskanç tarafı durumdan ziyadesiyle memnundu.
Ali restorana adım atınca göz göze geldiği patronunu başıyla selamladı. Karşısında oturan siyah saçları sırtına çarşaf misali serilen kızı fark edince yutkundu. O saçların sahibi son anda birlikte yemek yemekten vazgeçen, acemi gönlüne düşen ilk cemresinden başkası değildi. En dipte kalan boş masaya yüreğini saran ince sızıyla yürüdü.
Durumdan bir haber Nilay yemeğini yerken Hakan kaçamak bakışlar atan Ali'yi gözleriyle yemeyi tercih etti.
Genç kız Hakan'ın bir şey yemediğini fark edince çatalını bıraktı. "Sen niye yemeğini yemiyorsun?"
Genç adam Nilay'ın sesiyle bakışlarını Ali'den çekip çatalını salatasına batırdı. “Sen bana bakma.” Gözlerini yine tam çaprazında duran Ali'ye çevirdi.
Genç kız Hakan’ın değişen ifadesiyle kaşlarını çattı. “Bir sorun mu var? Çok gergin görünüyorsun.”
Genç adam yalan söylemektense şakayla karışık gerçeği dile getirdi. “Doğru biraz gerginim malum işten kaytarmak için fırsat kollayan birisini kendime asistan seçtim."
Nilay ayranından koca bir yudum alıp bardağını hafif yukarıya kaldırdı. “Haklısın toplantıdan kaytarmak için uyuyacağım."
Hakan başını olumsuzca hareket ettirirken kızın tabağı neredeyse bitmişti. “Zaten bende Nilay Hanım uyusun üzerine battaniye atayım diyordum." Kaşları çatılan kıza göz kırptı servislerini yapan garsondan sade kahvelerini istedi.
Nilay başını yana eğip karşısındaki adama şirince gülümsedi, "Hiç kaçar yolum yok mu?”
Hakan kızın tavırlarını içi giderek izlerken dilini şaklattı, “Hem de hiç.” bakışlarını Nilay’dan kaçırıp Ali'nin oturduğu masaya baktı. Boş masayla rahatladığını hissederken ne ara bu raddeye geldiğini. Amacı sadece yardımcı olmakken kızı neden bu kadar kıskandığını sorguladı. Gerçi cevabı çok iyi biliyor sadece kabullenip kendisine yakıştıramıyordu. Dalgınca önüne bırakılan kahvesini yudumladı.
Nilay bir yudum aldığı sade kahvenin acımsı tadıyla yüzünü ekşitti. Şekerli ikramlıklara uzandı tam alacakken uzaklaştırılmasıyla isyankar tavırla söylendi. "Ama bu haksızlık."
Kızın serzenişiyle Hakan çarpıkça gülümsedi, “İnadına ayran isterken düşünecektin." Önüne çektiği ikramlıklardan birini ağzına atıp fincanı işaret etti. “O kahve bitecek küçük Hanım." Taviz vermez tavrına oflayan Nilay kahvesini yudumladı. Kızın hâline bıyık altından gülerken bu durumdan bir hayli memnundu. Genç kızın inadı başına dertti gayesi asla intikam almak değildi sadece ne hissettiğini bir nebze olsun anlamasını sağlamaktı.
Nilay zor bela fincanda kalan son yudumu içip burun kıvırdı. Kendi suyunu bir dikişte içti acımsı tat damağını terk etmeyince Hakan'ın suyunu içti. Adamın şaşkın bakışlarıyla omuzlarını dikleştirdi, "Hiç öyle bakma vicdansız patron zehir gibi kahveyi zorla içtim.”
Nilay'ın kendisini savunması genç adamın yüzüne gururlu bir tebessüm yaydı. “Hak ettin tabi” hafif masa eğilip göz kırptı. “Akşam sana tatlı ısmarlarsam beni affedersin misin?”
Nilay damağına yayılan acımsı tadın varlığını yok saymaya çalışırken tatlı kelimesini işitince yüzü aydınlandı. Meydan okuyan bakışlarını Hakan'ın koyu kahvelerinde gezdirdi. “Denemeden bilemeyiz.” Telefonun saatine bakıp sandalyesini geriye itti, “tüh öğle arası biteli beş dakika olmuş. Hemen işimin başına geçmem gerek sevgili patronum sinirlenmesin." Kişisel eşyalarını alıp ardına bakmadan kasaya ilerledi.
Hakan kızın muzip halleriyle mest olurken gidişini hayranlıkla izledi. İç çekerek ayağa kalktığında kasaya ulaşsa da iş işten geçmişti. Hesabı Nilay’ın ödemesine bozulsa da engellemek için girişimde bulunmadı. Özgüvenini yeni kazanan kızı rencide etmektense yanındaki kıza hesap ödeten adam damgasını yemeyi tercih etti. Başkalarının ne düşündüğü umurunda değildi ama küçük Hanımın yaptığı yanına kâr kalmayacaktı.
Hesabı ödeyen genç kız iyi günler dileyip restorandan ayrıldı. Zaferle gülümserken Hakan'ın karşısına dikildi.
Genç adamın kirpiklerini kısıp işaret parmağını Nilay'a doğrulttu. “Haberiniz olsun Küçük Hanım bu yaptığınızı bir kenara yazdım.” Yakından ilk kez işittiği kıkırtıyla mest oldu belirli belirsiz ah çekerken başını iki yana çevirdi.
ikili şirkete ulaşmak için karşı caddeye geçti. Güvenlik kontrolü sonrası katta bulunan asansöre bindi.
Nilay yüzünden silinmeyen zafer gülümsemesiyle sırtını metal kabine yaslayıp kollarını göğüs hizasında katladı. "Ama senin yaptıkların hep yanına kalıyor onu ne yapacağız?”
Hakan’ın tek kaşı alnına uzanırken Nilay’a yaklaşırken gözlerini irileşen kömür karalarından ayırmadı. “Yalnız sen umduğumdan çabuk toparladın kendini hep savun. Kendini kimseye ezdirme.” Sesli yutkunup başıyla onay veren kızın hokka burnuna bir fiske vurdu. Çarpık gülüşüyle birkaç adım gerileyip göz kırptı. “Unutma herkese her şeye karşı.” Mekanik sesle Nilay'a asansörden önce çıkmasını işaret etti. Şirket koridoru yan yana aşınlarken toplantı odasının önüne geldiklerinde duraksayıp heybetli bedenini genç kıza çevirdi. "Odamdan gerekli dosyayı alıp geleceğim daha fazla gecikme içeriye gir.” Gözleriyle onay veren Nilay'a ardına döndü birkaç adım atınca kızın heyecan ve korkusunu yenmesi için omzu üzerinden bakıp seslendi. “Nilay Hanım rica etsem toplantıda sade kahve ikram edilmesi talimatını verir misini?”
Nilay titrek nefesi içine çekip kulpu kavrayınca gözlerini yumdu. Kenetli kirpiklerini Hakan'ın eğlenen sesiyle araladı. Öfkeyle yanan kömür karalarını adama dikip dişlerini sıktı. "Asla!" hışımla ardına dönüp toplantı odasına girdi. İçeriye adım atmasıyla toplantı masasının iki tarafında karşılıklı oturan tüm gözlerin hedefi oldu. Yaptığına bin pişman olurken damarlarında gezinen yaşamsal sıvı ısındı. Utangaçça gülümseyerek özür dileyip Ali'nin yanındaki boş sandalyeye oturdu.
Ali yanına oturan kızla sessizce iç çekerken yeşil gözleri usulca kapandı. Masanın altına gizlediği ellerini yumruk yaptı. İşe başladığı ilk gün Hakan'ın özellikle Nilay hakkında yaptığı konuşmayı kol kanat germek olarak nitelendirmişti. Zaman geçtikçe adamın delik deşik eden bakışlarına maruz kalmış duruma anlam verememişti. Hatta Hakan'ın yanına gidip bir hatası mı olduğunu sorunca öfkeli tavırla hayır cevabını almıştı. Bir saat öncesi şahit olduğu görüntüyle aldığı cevabın aslında tam tersi olduğunu anlamıştı.
Nilay'ı iş konusunda yetiştirirken kızın çekimser ve ürkek halinin azalmasıyla duru güzelliği karşısında kayıtsız kalamadı. Birlikte geçen yarım günlerin bitmemesi için dua eder olmuştu. Nilay'la günlük diyaloglar kurmayı başarınca onunla daha fazla vakit geçirmek için yanıp tutuştu. Hisleri açık öğretim sınavlarına hazırlanmasına yardımcı olurken kuvvetlendi. Cesaretini ilk kez saatler öncesi toparlayıp Nilay'ı öğle yemeğine davet etmişti. Onun tepkisizliğini onay kabul etmiş çıkışa ilerlerken sevinç nidaları atmamak için kendisini zor tutmuştu. Kızın duraksayıp özür dileyerek gelemeyeceğini belirtmesiyle dünyası başına yıkıldı. Nilay'ın gidişini buğulanan gözleriyle izledi gözden kaybolunca yangın merdivenine gidip sırtını kapıya yaslayıp yere çöktü. Alnını büktüğü dizlerine bastırınca gözyaşları özgürlüğünü ilan etti.
Nilay toy kalbine düşen ilk cemreydi gönlünün ilk sınavının sonucu hüsrandı.
Dakikalar boyu ağlayıp hava almak için dışarı çıkınca yemek yemek için karşı caddedeki sıradan restorana girdi. İçeri adım attığı an Hakan’la göz göze geldi, bakışları masada arkası dönük kişiye kayınca yutkunup başıyla selam verdi. Bir yanı kaçıp gitmek isterken dikkat çekmemek için en dipte ikilinin çaprazında kalan boş masaya oturdu. Sipariş ettiği çorba zorlukla kursağından geçerken safi zehirdi. Restoranda kaldığı süre boyunca Nilay'ı gözeten patronunun. Kıza karşı özel ilgisi olduğuna emin oldu. Yüreğini kavuran acıya dayanamayıp hesabı ödediği gibi mekanı terk etti.
Nilay’dan uzak durması gerekti lâkin ilk kalp ağrısıyla biraz daha vakit geçirmeye mecburdu.
Şirket çalışanları toplantı için patronlarını beklerken Nilay'ın içeri girmesiyle afalladı. Ekibin çoğunluğunu oluşturan kadınlarsa sinirlendi. Kulaktan kulağa fısıldaşmalar sitemkârdı “Allah aşkına bu cahil kızın toplantıda burada ne işi var?”
Nilay üzerinde gezinen bakışlarla rahatsızca yerinde kıpırdandı. Yanı başındaki Ali'nin duyacağı tonda mırıldandı. “Toplantı esnasında ne yapmam gerekiyor?"
Ali duyduğu fısıltıyla yeşil gözlerini yumup açarken duygularına ket vurup kendisine işine konsantre olması gerektiğini hatırlattı. "Bu kez yalnızca gözlemle sonrasında not alacaksın. Tabi her söyleneni değil Hakan Bey'in göz temasıyla belirttiği kısımları not alacaksın.”
Nilay pürdikkat dinlediği Ali’yi başıyla onaylayıp mırıldandı. “Tüm dikkatim Hakan Beyde olmalı gözümü ondan ayırmamalıyım.” Ali gözleriyle onay verince uğultuların arttığı kalabalığa döndü.
İnsan kaynakları müdiresi Zerrin'in sesi tüm fısırtıları bastırdı. "Nilay hanım konumunuz belli size bu toplantıda şirkette de olduğu gibi ihtiyaç yok!" Hiddetle açılan kapıya döndüğünde içeriyi varlığıyla dolduran patronuyla yutkundu. Korkuyla bakarken söylediklerini duymamış olmasını diledi.
Hakan ofisinden gerekli dosyayı alınca oyalanmadan toplantı odasına yöneldi. İçeriye girecekken işittikleriyle dişlerini sıktı. Tüm sinir uçları birbirine sürtünüp uyarılmıştı. Hiddetle kapıyı açıp içeriye girdi suspus olmuş ortamda koyu kahvelerini gezdirdi. Öfkenin sarmaladığı bedeniyle attığı adımlar zemini titretirken sandalyesini gürültüyle itti.
Patronunun adını kükreyerek zikretmesiyle Zerrin korkuyla sıçradı. Göz bebekleri dahi titrerken sertçe yutkunup ürkekçe masanın başına baktı.
Hakan korkuyla kendisine bakan Zerrin'le öne eğilip avuç içlerini sertçe masaya vurdu. Ateş saçan gözlerini kadına dikti. "Şirketimde kimin, nerede, hangi pozisyonda çalışacağına işe yarayıp yaramadığına” duraksayıp gövdesini dikleştirdi. “Ben karar veririm!" Onaylayan mırıltılarla ağır ağır başını sallarken elini pantolonun cebine soktu. Pürdikkat kendisini izleyen çalışanlarına tek tek bakıp işaret parmağını doğrulttu. "Bir daha Nilay hanım yahut bir başkası hakkında yapılan. Hadsiz konuşma veya en ufak bir imaya şahit olursam muhasebeye direk çıkışını versin! Hele ki özel hayatla ilgili kapalı kapılar arkasında gizli saklı konuşmalar varsa. Bu benim kulağıma gelirse veya tesadüfen denk gelirsem. Sadece işten çıkartmam iş bulmasına da engel olurum! Bu sizlere ilk ve son uyarım bu tarz bir konuşmayı bir daha yapmam!"
Patronlarının görünümüne tezat nahif sesinin ilk kez bu denli yükselmesine tanık olanlar başlarıyla onay verdi.
Hakan aldığı sessiz onaylarla masanın başındaki yerini alınca startı verilen toplantıda gerginlik hat safhadaydı. Nilay ise boş durmamak için önünde duran boş kağıda konuşulanları yazmakla oyalandı. Toplantı sonrası Hakan iki gün şehir dışına çıkma kararı aldı. Oda yavaş yavaş boşalırken herkes kendi departmanına gitti. Nilay ve Ali’yse alınan karaları gözden geçirmek için Hakan'ın ofisine geçti.
Hakan koltuğuna geçecekken Nilay'ın uzattığı dosyaya anlam veremedi. "Bu nedir?"
Nilay patronunu duruşunu dikleştirerek yanıtladı. “Boş oturmak istemedim birkaç not aldım."
Hakan'ın şaşkınlığı yüzünden okunurken okuduğu her satırda katlandı. Hissettiği gururu aksettiren gözleri ilk Nilay’ı buldu. "İlk deneyimin olmasına rağmen fazlasıyla başarılı,” koyu kahveleri bu kez Ali'ye yöneldi. “Nilay'ın bu başarısı senin sayende tebrik ederim.”
Ali mahcupça gülümsedi "Ben işimi yaptım Nilay," duraksadı sertçe yutkunup göz ucuyla yanındaki kıza baktı. "Hanım öğrenmeye açık ve azimli onun çabası olmasa ben ne kadar uğraşmamda faydası olmazdı."
Genç adamın sözleri Hakan'a gurur ve kıskançlık hissini doruklarda yaşattı. Ali'nin hâl ve hareketleri ‘Hanım,’ derken sesinin titremesi dikkatinden kaçmadı. Duyguları zor bela kenara iteleyip işine odaklandı. “Ali iş gezisi için gerekli hazırlıklarını yap.”
Ali’nin hasta annesini bırakıp şehir dışına çıkması mümkün değildi. “Hakan Bey size eşlik edemem sebebini biliyorsunuz.”
Hakan bıkkınca nefesini verdi “İki gün annenle ilgilenecek profesyonel birini bulalım.”
Ali başını olumsuzca çevirip karşı çıktı. Hakan'ın ısrarıyla üniversitenin kamp etkinliğine katılmış. Dönüşte gittiğine bin pişman olmuştu. "O hatayı bir kez yaptım kimseye güvenemem.”
Hakan başıyla onay verirken alnını sıvazlayıp çıkar yol aradı. Tek başına katılamazdı yeni projeye ait şirketinin ilgilendiren detayların not alınması gerekti. Hâlâ elinden bırakmadığı dosyayla göz ucuyla kıza bakıp odağına Ali'yi aldı. "Nilay’ı görüşme ve toplantı için hazırla tüm detaylara hakim olsun."
Nilay konuşulanları sessizce dinlerken müdahil olmadı Hakan’a söz vermişti. Sözünün arkasında durup elinden gelenin mislini yapacaktı. Önce kendisine ardından Hakan'a başarısını kanıtlayacaktı.
Ali gözleriyle onay verdi "Siz nasıl isterseniz,” ofisten çıkmak için harekete geçince Nilay'da onu takip etti. Adımları patronunun seslemesiyle duraksadı konuşulacakların muhatabı olmadığı kıza seslenmesinden belliydi. Müdahil olmayacağı tescilli konuşma öncesi müsaade isteyip ofisten çıktı.
Ali’nin çıkışıyla ardına dönen Nilay sorgulayan gözlerle Hakan’a baktı.
Hakan başarısını takdir ettiği kıza yaklaşıp gülümsedi. "İki büyük ayran içmene rağmen toplantıda iyi iş çıkardın.” Alaycı ifadeyle Nilay'a göz kırptı “Zorla içtiğin kahve uyuma hayallerini suya düşürdü ama zihnini açtı.”
Nilay adamın eğlenen haliyle kaşlarını çattı. Sade kahvenin acımsı aroması hâlâ damağındaydı. “Tatlı sözünü hatırlatırım."
Hakan başını iki yana çevirip teslim olurcasına kollarını havaya kaldırdı. "Unutmam mümkün değil ufaklık sözüm söz çıkışta bensiz çıkma."
Genç kızın dudakları alayla kıvrıldı "Hakan bey siz olmadan çıkmam mümkün değil malumunuz imkânlar kısıtlı.”
Genç adamın dudak kıvrımları genişledi “Onu, beni kışkırtmadan önce düşünecektin,” hokka burnun ucuna bir fiske vurup göz kırptı. “Kendin ettin kendin buldun ne yapayım."
Nilay kendisiyle eğlendiğini çekinmeden belli eden adamla sitemle soludu. "Her zaman haklı olmak zorunda mısın?" Kollarını göğüs hizasında katlayan Hakan'ın sırıtarak başını sallamasıyla ellerini yumruk yaptı. "Başka bir şey yoksa çıkabilir miyim?"
Genç adam öfkeli bakışlarına maruz kaldığı Nilay'ın yüzünün aldığı şekle kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Çıkması için kapıyı işaret etti ayaklarını yere vurarak ofisten çıkan kızla kahkahasını serbest bıraktı. Nilay sayesinde ilk kez iş seyahatinde sıkılmayacaktı.
Genç adam günden güne değişimine şahit olduğu Nilay’la gurur duyuyordu. Değişime yakından tanıklık ediyor olmaktansa ziyadesiyle hoşnuttu.