Hayatımızda aksi yönde ilerleyen bazı şeyleri düzene sokmak için ya bir yerlerde tanıdığımız olmalı yada cebimizin para dolu olması gerekir. Hatırı sayılır birilerinin selamı evrakların arasına koyulan bir miktar para.. Tanıdığın veya paran yoksa günlerce oradan oraya paspas olursun edilirisin. Unutmadan sosyal medya desteğini pas geçmemek gerek. Nice hastalar hastanede boş yer olmadığı gerekçesiyle evlerine gönderilip kaderine terk edilir. Ne hikmetse Twitter’dan sesler yükselince olmayan o yer bulunur tedavi özel ilgiyle kısa sürede başlar.
Hakan adaletin yerini bulması için günlerce uğraşmış sonunda hak edenlerin yasal çerçevede en yüksek cezayı almasına öncülük etmişti. Savcı ve Hakim inisiyatif kullanıp Ahmet’in cezasını eşine evladına veya kardeşine tecavüz edenin. Canını alan kader mahkumlarıyla aynı koğuşta olmasını sağlamıştı.
Ahmet, Nilay’la cinsel anlamda birlikte olamamış sonu hüsranla biten her girişimin bedelini kıza ödetmişti. Bedenine tecavüz edemeyişi eylemleriyle ruhuna defalarca kez tecavüz ettiği gerçeğini değiştirmezdi.
Değişmez tek gerçek yer yüzünde hiçbir erkek hiçbir kadının veya başka bir canlının ne bedenine ne ruhuna tecavüz etme hakkına sahip değildir!
Genç adam usulca gözyaşı döken Nilay'ın sakinleşmesini sükunetle bekledi. Onun gözyaşı dökmesine gönlü razı değildi yine de içinden ağlama demek gelmedi. Çünkü farkındaydı bu kez gözlerinden süzülen her damla mutluluktandı. Yıllarca maruz kaldığı şiddet bedeninden ruhundan silinmezdi. Vakti geldiğinde ailesine de sıra gelecekti. Bugün verilen cezalarla Nilay kendisini daha güvende hissedecekti. Evinde yahut dışarıda olduğu zamanlarda tedirgin olmayacaktı.
Bu saatten sonra akrep ve yelkovan Nilay için esareti özgürlük geçecekti.
Nilay’ın sessiz ağlayışları iç çekmelere dönünce genç adam rahat bir nefes aldı. Göğsüne zayıf bedeni yara bere içindeki ruhuyla sığınan kızın yüzüne bakmak için kendisini geriye çekti. Yüzünü avuçları arasına aldığında kan oturan gözlerine şefkat dolu bakışlarını sundu. Baş parmaklarının iç kısmıyla göz çukurlarını sildi. Keskin emir içeren sözlerini kıza kıyamadığını belli eden tonlamayla sarf etti. “Artık ağlama ufaklık gözlerinde bir daha yaş görmek istemiyorum.”
Nilay son aylarda varlığını her daim hissettiren adama minnetle bakarken iç sesi avazı çıktığı kadar bağırdı. ‘İyi ki varsın.’ titrekçe nefesini verip tebessüm etti. “ilk kez sayende mutluluktan ağladım.”
Hakan anlayışla başını sallarken gözlerini yumup açıtı. “farkındayım,” esen yelle genzine sızan Hindistan Cevizi kokusunu ciğerlerine çekti. “Mutluluktan bile olsa ağlama küçüğüm,” avuç içine hapsettiği ipeksi tenin ısısının düştüğünü idrak etti. Eylül ayının ılık meltemini hissetmiş lâkin kendisi üşümemişti. Kaşları çatılırken ellerini Nilay’ın yüzünden çekti. Kızın ellerini avuç içlerine hapsedip ısınmaları için ovuşturdu. Kızgın sesinin muhatabı bizzat kendisiydi, “Buz gibi olmuşsun.”
Genç kız izledikleri ve olanların şaşkınlığıyla Hakan söyleyene kadar üşüdüğünün farkında bile değildi.
Genç adam sandalyeden hışımla kalktı koyu kahveleri bitap görünen kızın yüzünde turladı. “Biraz daha burada oturursak hasta olacaksın içeriye geçelim.”
Nilay itiraz etmeden hızla ayağa kalktı bir an gözleri kararınca başı dönüp sendeledi.
Hakan sendeleyen kızın panikle kolunu tutup sitemle soludu. “Hasta olacaksın diye korkarken cidden hastalanmana sebep oldum.”
Genç kız adamın sitemiyle hafif tebessüm etti, “Endişelenme iyiyim aniden kalktığım için başım döndü.”
Hakan’ın gözleri kısıldı “Hay ben aklımı.” dilini ısırdı “Sen öğle yemeği bile yemedin.” Bakışlarını kaçıran kızın yürümesine destek oldu. Yavaş temkinli adımlarla kamaraya girince Nilay’ı krem rengi deri koltuğa oturttu. Omuzlarından kayan poları düzeltip mutfak kısmına geçti. Çabuk çorbayı kupaya boşaltıp kettelde kaynayan sudan ekledi. Genç kızın yanına oturup kupayı uzattı, “Çok sıcak biraz soğusun öyle iç.”
Nilay dumanı tüten çorba kokusu ve sıcak ortamın etkisiyle mayıştı. Küçük yudumlarla içtiği çorbayı epey vakit sonra bitirdi. İkili öğleden önce geldikleri limandan akşam vakti ayrıldı. Sessizlikle geçen yolculuğun ardından rezidansa ulaşıldı. Vedalaşma faslı sonrası ayrılan ikili evde direkt duşa girdi.
Hakan günler boyu gerek şirket gerek delil toplama arasında mekik dokurken bir hâyli hırpalamıştı. Sonuca ulaşmanın verdiği rahatlıkla gözlerini kapattığı gibi uyudu.
Nilay ise kendisini güvende hissediyor Ahmet’ten boşandığına inanmakta güçlük çekiyordu. Asıl büyük sürpriz komiserin yargılanıp mesleğinden men edilmesiydi. Artık başka kadınlarının canını yakmayacak şiddet görüp katledilmelerine göz yummayacaktı. Şükürle tebessüm edip yastığına sarılıp ağırlaşan kirpikleri kenetlendi. Korkusuzca kendisini çeken uykuya teslim oldu.
İkili son zamanlarda olduğu gibi eş zamanlı farklı mekanlarda yeni güne kirpiklerini araladı. Vücutlarını esnetip birkaç dakika tavanla bakıştı. Banyoda mecburi ihtiyaçlar giderilince işe gitmek için kıyafetler değişti. Mutfakta ayaküstü bir şeyler atıştırılıp benzer zamanlarda evlerden çıkıldı.
Genç kız kapısında korumayı görmeyince garipsedi şuan ona zarar verecek kimse olmadığı için önemsemedi. Ailesi boşandığını öğrenince neler olacağını az çok biliyordu. O gün gelene dek olması gerektiği gibi yaşayacaktı. Nilay omuzlarından kalkan bazı yüklerin hafiflemesiyle asansöre kendinden emin adımlarla yürüdü. Ardından gelen adım sesleri bir miktar ürkütürken birazda korkuttu. Ancak belli etmedi toplu yaşam alanında hayatını sürdürmenin getirisiydi. Psikoloğuyla son görüşmesinde kalabalık şehirde yaşamanın artı ve eksilerini konuşmuştu. Şuan güvenliğin en üst seviyede olduğu sitedeydi endişelenmesine hiç gerek yoktu. Çağrı butonuna basıp asansörün gelmesini beklerken hemen yanı başında hissettiği bedene göz ucuyla bile bakmadı.
Hakan koridor boyu genç kızı takip etti asansör alanına gelince tek omzunu duvara yasladı. Selam vermek şöyle dursun göz ucuyla bile bakmayan Nilay’la kollarını göğüs hizasında katladı. Asansör kata gelince peş peşe kabine girildi. Nilay korumanın otoparkta olduğu düşüncesiyle ilgili katı tuşlayıp geriye çekildi. Hakan başını olumsuzca çevirip zemin katı tuşladı. Genç kızın aklına Merve'nin son yaptığı gelince hafif ürperdi. Yutkunup göz ucuyla yanındaki kişiye bakınca dudakları o şeklini aldı.
Hakan kendisini bulan gözlere kınayarak bakarken tek kaşı alnına yol aldı. Elini pantolonun cebine sokup esefle söylendi. “Bir günaydın yok mu Küçük hanım?”
Nilay gördüğü tanıdık suretle kirpiklerini kırpıştırdı yüzüne düşen tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. Biraz şaşkın çokça mahcup ifadeyle parmaklarıyla oynadı. “Kusura bakma senin olduğunu fark etmedim.” Usançla nefesini verip tebessüm etti “Günaydın.”
Hakan çarpıkça gülümseyip göz kırptı, “Biliyorum.” Mekanik ses asansörün zemin kata indiğini belirtince genç adam kabinden çıkıp Nilay'a döndü. “Bu yaptığın çok ayıp patronunun yüzüne baka baka işe geç kalacaksın.”
Nilay sabahın köründe ikinci şokunu yaşadı. “Anlamadım?”
Hakan kapanmak üzere olan asansör kapısını durdurdu. “Kabinden çıkarsan anlatacağım ufaklık.”
Nilay neye uğradığını şaşırırken kol çantasının kulpunu sıkarak asansörden çıkıp Hakan’ın karşısına dikildi.
Hakan amacına ulaşınca ellerini ceplerine soktu sorgulayan gözlere koyu kahvelerini değdirdi. “Korumanın olmadığını fark ettin mi?” Sessizce onay veren Nilay'la duruşunu dikleştirdi. “Bugünden itibaren şirkete ister toplu taşımayla istersen şirket servisiyle gidip gideceksin.”
Genç kız özellikle şirkete tahsis edilen araçla gitmekten zaten rahatsızdı. Hakan'ın sözlerine içtenlikle gülümsedi canına minnetti ardından gülüşü soldu. “Ama ben toplu taşımayla nasıl şirkete gideceğimi bilmiyorum.”
Genç adam anlayışla başını salladı, “Birkaç gün birlikte gidip gelince öğrenirsin.” bakışları kısıldı “Şirket servisi de imkânlar dahilindeydi. Onu neden pas geçtin?”
Nilay çoğu kez çalışanların hakkında konuştuklarına şahit olmuştu. Onlarla aynı servisi kullanması mümkün değildi. “Hiç gerek yok toplu taşıma benim için daha iyi.”
Hakan düşünceli tavırla sakallarını kaşıdı anlaşılan Merve gibi yol vermesi gerekler vardı. “Her neyse daha fazla vakit kaybetmeyelim,” kız gözleriyle onay verince rezidans çıkışını işaret etti.
Senkronize adımlarına sonbaharın ılık rüzgarı eşlik etti toplu taşıma durağına yürürken Nilay’ın düşünceleri arapsaçıydı. Şirkete olması gerektiği gibi gitmesi sorun değildi. Ancak patronuyla gitmesinin birilerinin dikkatini çekme ihtimali yüksekti. “Hatice ablayla giderdim.”
Hakan duraksayıp başını yanındaki kıza çevirdi, “Benimle gitmekten rahatsız......”
Nilay paniğe kapıldı “Hayır beni yanlış anladın seninle gitmekten rahatsızlık duymam.” Pürdikkat kendisine bakan adamdan gözlerini kaçırıp başını öne eğdi. “Sadece.”
Kaldırımın ortasında karşılıklı dururken Hakan etraflarından söylenerek geçenleri umursamadı sabırsızca atıldı. “Sadece?”
Nilay huzursuzca kıpırdandı gerçeği anlatmak yerine adamı geçiştirdi. ”Ben çalışanım sense patron abes olur.”
Hakan bıkkınca soludu, “Ne yani patron halk otobüsüne binemez diye bir kural mı var?”
Nilay bakışlarını kilit taşında gezdirirken iç çekti. “Elbette yok,”
Hakan genç kızın çenesine baskı uygulayıp kendisine bakmasını sağladı. “Ufaklık lafı dolandırma asıl karın ağrını söyle.”
Nilay kaçar yolu olmadığını kabullenince omuzlarını düşürüp usançla nefes verdi. “Şirkette daha tam gün çalışmaya başlayalı bir hafta bile olmadı. İşe başladığım günden beri tahsis edilen araçla gidip geliyorum.” Çenesine uygulanan baskı kaybolsa da gözlerini kaçırmadı, “Hakkımda konuştuklarına çok şahit oldum. Seninle şirkete toplu taşımayla gittiğim fark edilince Allah bilir neler derler.”
Hakan çene kasları seğirerek dinlediği kızın ince bileğini canını yakmadan tuttu. Ardına dönüp geldikleri istikamette geri ilerledi.
Nilay’ın gözleri fal taşı gibi açılırken adamın geniş adımlarına uyum sağlamakta zorlandı. “Allah aşkına ne yapıyorsun? İşe geç kalacağız.”
Genç adam burnundan solurken Nilay'a göz ucuyla baktı. Seri adımlarla kızı çekiştirerek yoluna devam etti. “Bundan sonra şirkete her gün benimle gidip geleceksin küçük Hanım. Böylece insanların hakkında ne konuştuğunu umursamamayı öğrenmiş olursun.”
Genç kız itiraz mırıltısı çıkardığı an Hakan’ın öfkeli bakışlarına maruz kalınca sustu. Rezidansın güvenlik turnikelerine gelince bileği serbest kaldı. Adam çenesiyle önden geçmesini işaret edince turnikeden oflayarak geçti. Hakan'ın öfkesine aldırmadan kollarını göğüs hizasında katladı. İnadından yerinde sabit kaldı.
Hakan usançla soludu “Ya sabır yürüsene kızım,” Nilay'ın omuz silkmesiyle çığırından çıktı. Burun kemerini sıkıp homurdandı “Peki madem kendin kaşındın,” dizlerini büküp kaşla göz arası kızı kucağına aldı. Kulağını çınlatan şaşkınlık nidasıyla burnunu kırıştırıp adımladı.
Nilay ansızın kendini adamın kucağında bulunca şaşkına döndü, inmek için debelenirken ayaklarını çırptı. “Bıraksana beni.”
Hakan kucağındaki bedenin tepkilerine aldırış etmeden yoluna devam etti, Nilay’ın eteğinin açılmasıyla göz bebekleri büyüdü. Kenetli dişleri arasından sinirle soludu. “Uslu dur eteğin açılıyor.”
Nilay’ın gözleri yuvalarına dar gelirken panikle ellerini dizlerine bastırdı. Hakan’ın sert adımlarıyla düşme tehlikesiyle burun buruna geldi. El mecbur avuç içini adamın göğsüne bastırdı.
Hakan göz ucuyla kıza bakıp başını iki yana çevirip son sürat yoluna devam etti. “Düşmek istemiyorsan kolunu boynuma dola,”
Nilay’ın adamın önerisiyle kanı ısınırken odağına asansör alanı düşünce pozisyonunu değiştirmeden nefesini sesli verdi.
Kızın dedikodulara kulak asması Hakan’ın tepesinin tasını attırmış dediğini inatla yapmayan Nilay’a ders vermesi şart olmuştu. Otoparka inmek için merdivenlerin olduğu koridora yöneldi. Asansörü işaret ederek mırıldanan kıza bakma zahmetinde bulunmadan tersledi. “Çok beklersin,” bir kere inadı tutmuştu dünya yansa umurunda olmaz Nilay’ı kucağından indirmezdi.
Nilay inatlaşarak yol kat edemeyeceğini kabullenip uzlaşmaya çalıştı. Lâkin baltayı yine taşa vurdu. “Lütfen sorun çıkarmayacağım insanlar bize bakıyor.”
Hakan’ın kenetli dişleri gıcırdarken homurdandı. “İnsanları sikeyim,” merdivenlerin başına gelince göz ucuyla kıza baktı. Çenesiyle merdivenleri işaret edince inmeye yeltenen Nilay’ı daha çok kendisine çekmesiyle burunları çarpıştı. Panikleyen kız dibine girip ceketinin yakasına yapışınca öfkesi yerle yeksan olan genç adam yutkundu. Kalbinin şiddetli darbesiyle duraksayıp derin bir nefes aldı. Bakışlarını etrafta gezdirirken mırıldandı, “Cekete değil boynuma sarıl. ” tek adım atmadan bekledi.
Nilay tenine temas eden tenle ne yapacağını şaşırırken alt dudağını ısırıp yenilgiyi kabul etti. Cekete sardığı parmak uçları gevşedi kolu usulca Hakan’ın boynu etrafına dolandı. Harekete geçen adamla bakışlarını kucağına indirip söylendi. “Birde bana inatçı keçi diyor.”
Hakan anlam veremediği şekilde hızlanan kalp atışlarıyla gerildi, ensesinde hissettiği hareketlilikle gözlerini yumup açtı. Vücudunun tepkilerini yok sayıp merdivenleri indi. Duyduğu mırıltıyla bastıran gülme isteğini zor zapt etti. Nilay’a göz ucuyla baktı bakışlarını kucağına sabitlediğini görünce dudakları kıvrıldı. Birkaç merdiven sonrası ciddi ifadesine bürünüp alayla mırıldandı, “Estağfurullah Nilay Hanım ne haddime konu inatsa elinize su dökemem.”
Genç kız nahif sesin alaycı tonuyla kaşlarını çatıp dudaklarını birbirine bastırdı. Ne söylese faydasızdı adam bildiğini okumaktan vazgeçemezdi.
Hakan jeepin önüne gelince kucağındaki kızı dikkatlice indirip aracın kilidini açtı. Yüzüne bakmadan hışımla ön yolcu koltuğuna yönelen Nilay'ı sırıtarak takip etti. Emniyet kemerini takınca burun kemerini sıkıp söylenerek kapıyı kapattı. “İnsanı böyle yola getirirler küçük Hanım” aracın ön tarafından dolaşıp şoför mahallinde yerini alıp kontağı çevirdi.
Genç kız başını cama yaslayıp akıp giden yolu izledi, genç adamsa gözünü yoldan ayırmadı. Trafiğin ortasından kalınca Hakan göz ucuyla Nilay’a baktı aldığı diğer kararları açıklaması gerekti. Dikkatini çekmek için öksürdü gelmeyen tepkiye aldırış etmedi, “Ufaklık artık koruma ve şoför gibi Hatice hanımda yok.” Başını hızla kendisine çeviren kızın gözlerinin içine baktı, “Bugün bir tanıdığımın şirketinde işe başladı.”
Nilay için koruma ve şoförün yokluğu sorun değildi ama Hatice ablası onun her şeyiydi gözleri doldu. “Diğerleri sorun değil ama ablamı niye benden aldın?”
Genç adamın buğulanan kara gözler ağlamaklı sesle kalbi sızladı. Kaşları çatılırken direksiyonu var gücüyle sıktı. “Ağlama onu senden nasıl alırım? İşe tam anlamıyla hakim olman gerek hafta sonları ablanla yine bir araya geleceksin. Kendine güvenmelisin ufaklık onun” duraksadı. Dişleri arasından sert bir soluk çekti “Senin için tehdit unsuru olmadığını öğreneli günler oldu. Tek başına bir kez dışarıya çıkmanı bekledim ama sen,” koyu kahvelerini kömür karalarından bir an bile ayırmadı. “Hiçbir girişimde bulunmadın en basiti markete bile Hatice hanımla gittin. Haksız mıyım?” Başıyla onay veren kıza hafif tebessüm etti. “Hatice Hanım her zaman senin ablan ufaklık özgür olman için elimden geleni yapıyorum. Senin de çabaladığının mücadele ettiğinin farkındayım cesaretini toplayıp bir başına dışarı çıkmalısın. Günlerce sabrettim üzgünüm ama bu kararı almaya beni mecbur bıraktın.”
Nilay’ın kendisinden beklenenin karşılamama sebebi başkaydı, gözlerini kaçırıp yutkundu. “Ne desen haklısın ancak dışarı tek başıma çıkmama sebebim cesaretsizlik değil.” Bakışlarını ürkekçe Hakan'a çevirdi merakla kendisine bakan adama burukça gülümsedi. “Sadece alışkanlık İstanbul’a gelmeden önce camdan bakmama izin verilmezdi. Buraya gelince bu durum değişti ancak kısıtlıydı. Sürekli tehdit ediyordu sonrasında açlığa dayanamadığım için çalışmak istedim.” Göğsünü yükselten nefesi yavaşça bıraktı, “Kazandığım paranın çoğunu kendisine vermem koşuluyla kabul etti. İş bulmak için dışarıya çıktım sonrasında seninle bir şekilde yollarımız kesişti. Şimdi sayende bir işim içinde şiddet görmediğim evim var. Bu yaşıma kadar gezmek dışarıda vakit geçirmek nasıl bir şey bilmiyorum o yüzden hiç çıkmadım.”
Geçmişin zehri genç kızın dilinden döküldükçe Hakan’ın bedeni taş kesilirken korna sesleriyle açılan trafikte ilerledi. “Madem bilmiyorsun iş çıkışların izin günlerinde öğrenirsin.” Aynaları kontrol edip göz ucuyla Nilay'a baktı.
Genç kız işittikleriyle başını iki yana çevirdi Hakan bu sabah tuhaftı. Yetmezmiş gibi sürekli kendisiyle alay ediyordu usançla nefesini verdi. “Allah aşkına bilmediğim şehirde hiç yapmadığım şeyi bir başıma nasıl öğreneceğim söyler misin?”
Genç adam serzenişte bulunan Nilay'a göz kırpıp odağına yeniden yolu aldı. “Bir başına olacağını kim söyledi?”
Nilay'ın kaşları havalanırken dudakları öfkeyle kıvrıldı, “Sen iyi değilsin az evvel ne diyordun şimdi ne diyorsun.”
Hakan nefesini sesli verdi “Güzelim sakin olup beni bir dinlemeyi mi denesen?”
Nilay’ın göz bebekleri büyüdü kulaklarında tekrarlanan güzelim kelimesiyle afalladı. Kara gözleri arabanın dış dikiz aynasına değdi aksini inceledi. ‘Ağız alışkanlığı olsa gerek beni güzel bulacak değil ya. Kimsesi olmadığını söyledi ama illaki görüştüğü birileri vardır.’ Hakkında pek bir şey bilmediği adamın tek kelimesi kısa bir an yaralı sevgiye muhtaç kalbinin hızlı çarpmasına neden oldu. Hayatı boyunca hakaret edilip aşağılanmaya alışkın olunca ağız alışkanlığı olsa dahi güzelim kelimesi hoşuna gitti. Ve ilk kez düşündü. ‘Tenimde taşıdığım izlere rağmen gerçekten güzel miyim?’
Oluşan sessizlikle Hakan’ın kaşları çatıldı koyu kahveleri Nilay’ın şaşkın ifadesinde turladı. Duruma anlam veremezken yolu odağına alınca ‘Güzelim' dediğini anımsadı. Elini sıkıntıyla saçlarından geçirip başını yan çevirdi. Burnundan soluyan genç adam kısık öfkeli sesiyle mırıldandı. ”Hay dilimi köpekler siksin.” Bir süre sonra yoğun akıcı trafik yine kilitlenince boğazını temizledi. Gözlerini bir saniye olsun yoldan ayırmadı. “Şirketten çıkınca önce yemek yer ardından her akşam farklı bir semte gideriz. Bu şekilde birkaç hafta geçirsek hemen hemen bir çok yeri öğrenmiş olursun. Sinema veya konser gibi sosyal aktiviteleri de listeye ekleyebiliriz. Ne dersin?”
Nilay göz ucuyla adama bakarken dudakları yanağına yol aldı. “Her zaman olduğu gibi tüm detayları düşünmüşsün itiraz etme hakkım mı var?”
Genç adam duyduklarına içerlendi tek istediği onun her alanda güçlü bir kadın olmasıydı. Şirket otoparkına giriş yapıp aracı park etti, “Bu kez fikir önerdim elbette itiraz etme hakkına sahipsin.”
Buz kütlesi kalbi yine çatırdayarak fire verdi.
Hakan’ın sesindeki kırgınlığın parçaları genç kızın canına battı. Durumu toparlamak için bir şeyler söylemesi gerekti ancak ne diyeceğini bilemedi.
Genç adam kol saatini kontrol edip anahtarı kontaktan aldı. “Her neyse geç kaldık” boğulma hissine kapılıp arabadan çıktı.
Genç kız bıkkınca solurken kapısını açıp dışarı çıktı. Dermanı kesilmiş gibi olan bacaklarını güçlükle hareket ettirdi. Ardına bakmadan aracı kilitleyen adamla yutkundu.
İkili peş peşe asansör alanına ilerledi yoğun asansörle şirketin bulunduğu kata çıktı. Hakan ardından gelen kıza İyi çalışmalar dileyip adımlarını hızlandırdı. Koridorda karşılaştığı çalışanlarını başıyla selamlayıp ofisine geçti.
Nilay peş peşe girişlerini fark eden bir iki kişinin aşağılayıcı bakışlarına maruz kalsa bile önemsemedi. Adamın kırgın hâli gözünün önünden gitmiyor nefes almasını dahi zorlaştırıyordu. Genç kız ofisine girdiği gibi bedenini koltuğa bıraktı.
Ali selam vermeden içeriye giren kızın halini yadırgadı. Son zamanlarda yeni şeyler öğrenme hevesiyle ışıldayan gözleri ilk zamanlar olduğu gibi sönük durgundu. Genç adam işe başladığı ilk gün Hakan’a verdiği söz gereği mesafesini korudu, Nilay kendisine bir adım attıkça o iki adım geriledi. Zamanla küçük sohbetleri başlatan kız hevesle açık öğretim lise öğrencisi olduğunu söyleyince isterse dersler konusunda yardımcı olabileceğini söyledi. Korumaya çalıştığı mesafe ilk kez Nilay’ın tebessüm etmesi çocuksu sevinçle ellerini çırparak teşekkür etmesiyle aşıldı.
Ne olduysa ertesi sabah kızın şen sesiyle günaydın diyerek test kitabıyla ofise girmesiyle oldu.
Sonrasında genç adamın toy kalbi Nilay ne zaman yanına yaklaşsa kaburgalarını kıracak şiddette çarptı. Gün geçtikçe kendisini cayır cayır yanan ateşin ortasında buldu. Verdiği söz daha çok canını yakarken hislerine söz geçiremez oldu. Her şeye rağmen işleri olmadığı vakitlerde kıza dersleri konusunda yardım etti.
Ali iç çekerek işine döndü saatler ilerlerken gözleri sıkça Nilay'a kaydı. Öğle arası gelince yerinden kalkıp saatler boyu tek kelime etmeyen kızın ayak ucunda dizlerini kırarak oturdu. ”Hâlâ tam gün çalışmaya alışmadın üstelik benim işleri sana devretme vaktim gelmiş.”
Hakan’ın kırgın hâli genç kızın gözlerinin önünden silinmezken yarım bıraktığı dosyalara güç bela konsantre oldu. Aklının bir köşesini yanlış anlaşılma sürekli işgal etti adını bilmediği hisle kıvrandı. Ali'nin yakından gelen sesiyle yerinde sıçrayıp bakışlarını monitörden çekti. “Ama daha çok erken değil mi?”
Ali bugün ilk kez kızın sesini duyunca rahatladı. Kara gözlerine çöken hüzne tutuklu kalırken panik hâline burukça tebessüm etti. Yerinde doğrulup kalçasını Nilay’ın masasına yaslayıp kollarını göğüs hizasında katladı. “Dün çıkışta Hakan Bey yanına çağırdı. Her şeyi en kısa zamanda sana devretmemi söyledi. İşlere iyice hakim olduğunda ben başka departmana geçecekmişim.”
Genç kız saatler boyu zihnini işgal eden Hakan'ın adını duyunca yutkundu. Adını bilmediği hisle kıvranırken mırıldandı “Anladım,” ona haksızlık ettiğini idrak etti. Adını bilmediği o his pişmanlıktı.
Ali birkaç kez seslendiği kızın gözü önünde elini salladı irkilip korkmasına sebep olunca kendisine kızdı. Derin bir nefes aldı “Özür dilerim Nilay seni korkutmak istemedim. Hadi çantanı al sana dışarıda öğle yemeği ısmarlayacağım.”
Nilay’ın emir kipiyle kaşları çatıldı Ali’yi, Hakan’dan sonra tanımıştı. üstelik Ali'yle diyaloğu daha fazlaydı. Yine de onun yanında Hakan'ın yanında olduğu gibi kendisini rahat hissetmiyordu. Ali'nin çantasına uzanmasıyla daha da rahatsız olup tedirgince sırtını koltuğa yasladı.
Hakan ofisine girdiği gibi dosyalara gömülüp işlerine odaklanmak için debelendi. Lâkin aklı fikri Nilay’ın son sözlerindeydi. Yine başına buyruk davranmayı âdet edinen uzuvları işini hepten çıkmaza soktu. Koyu kahveleri dosyadan çok bilgisayar monitörüne yansıyan asistan ofisinin görüntüsündeydi. Ali ve Nilay'ın geçen süreçte diyalogları artmıştı. Ali’nin, Nilay’a derslerinde yardımcı olmasını takdir etmişti. Ancak onun gizli saklı kıza olan bakışları her fırsatta Nilay’ın dibinde bitmesinden rahatsızlık duydu. Her geçen gün Ali'nin Nilay'a olan tutumu gözle görülür biçimde değişmişti. Ali'nin değişkenliğinin duygusallıkla alakası olduğunun bilincindeydi.
Öyle günler oldu ki işkolik adam Nilay şirketten ayrılana dek bilgisayar ekranından gözünü ayırmadı. Adını bildiği korktuğu hisler gün geçtikçe boyut atlıyor. Yine de büyük efor sarf ederek bir şekilde kendisini frenliyordu.
Duyguları mantığının önüne geçip kaç kez Ali’yle kendisini kıyaslarken buldu. O yirmi üç yaşında yumuşak yüz hatlarına sahip yakışıklı esprili bir adamdı. Kendisiyse yirmi yedi yaşında sert mizaçlı gülmeyi bilmeyen hayatı çalışmaktan mücadele etmekten ibaret yorgun bir adam. Nilay’ı tanıdığı günden beri hakkında birçok karar vermiş. Çekinmeden kızın itirazlarına rağmen hayata geçirmişti. Ancak gönlüne değene karışma hakkına sahip değildi.
Elinden gelen yalnızca Nilay’a zarar vermemesi için Ali’yi tembihlemek. İstisnasız ilişkilerine müdahale etmeden Ali'ye göz dağı vermekti.
Defalarca kez onların kahkahalarla güldüğüne şahit olmuştu. Canını yakan o anlarda tek tesellisi Nilay’ın gülüşüydü. Başkasına gülmesi buz kütlesi kalbine çizikler atsa da o gülüşün silinmemesi için yapmayacağı şey yoktu.
Hakan dosya ve monitör arasında mekik dokuyan bakışlarıyla düşünce denizinin dibine battı. Git gide boğulduğunu hissetti. Yüzeye çıkmak için çırpınırken avucunda sıktığı kalemi masaya fırlattı. Bilgisayar monitörüne yansıyan Nilay ve Ali'nin yakın görüntüsü koyu kahvelerine keder düşürdü. İşaret ve orta parmağını birleştirip yanlamasına dişleri arasına kıstırdı. Kızın hemen kendisini geriye çekmesiyle başını koltuğun arkasına yasladı, aldığı nefesler ciğerlerine uğramazken kirpikleri buluştu. Dişlerinin baskısını artırıp soyut acısını hissedilir duruma getirdi. Öfkeyle elini saçlarından geçirdi. “Lanet olsun.”
Sanki boğazı görünmez bir el tarafından sıkılıyor soluk almakta zorlanıyordu. Bıçak kesiği gibi sızlayan ciğerlerini oksijen depolamak için bedenini saran buz mavisi gömleğin birkaç düğmesini açtı. Ardı ardına aldığı sık nefesler göğüs kafesini yükseltirken geriye kalan tüm düğmeler iliği zorladı. Ekrana bakmamak için yumduğu gözlerini tıklatılan kapıyla araladı. Ekrana bakmaya can atan gözlerini zapt edip duruşunu dikleştirerek komut verdi.
Açılan kapıda omzundan çantasıyla beliren Nilay’la bir an neye uğradığını şaşırdı. Hızla kendisini toparlayıp boğazını temizledi. Aes tonu içinin yangınına tezat kışın ayazına eş değerdi. “Öğle aran dışarıya çıkmak için benden izin almana gerek yok.” Kapıyı kapatan kız kendinden emin dik duruşuyla masasına adımlarken ellerini yumruk yaptı. Gözlerini kırpmadan yanına gelen Nilay'la artan gerginliğini saklamakta zorlandı.
Genç kız Hakan’ın tavrını garipsemedi ne söylese ne yapsa haklıydı. Onun gönlünü almayı bir şekilde başarmakta kararlıydı. İfadeden yoksun koyu kahvelerden bakışlarını kaçırmadı. Masanın diğer tarafında oturan adamın karşısına dikildi, “İzin almak için gelmedim çok acıktım öğle yemeğini birlikte yiyelim demek için geldim.”
Hakan beklenmedik teklifle afallarken az evvel sancıyan kalbi sevinçten taklalar attı. Koltuğunu geriye itip ayakları üzerine bastı sabah sinirle cam masaya fırlattığı telefon ve araba anahtarını aldı. Askıdan keten ceketini üzerine geçirerek Nilay’a adımladı duyduğu tarifsiz sevinç nahif sesine yansırken önden çıkmasını işaret etti. “Olur tabi hadi çıkalım” ofisten peş peşe çıkan ikili şirket koridorunu, senkronize adımlarla yan yana arşınladı.