Kızın fısıltısı Hakan'ın öfkesine dinamit yerleştirip havaya uçurdu yerini ucu bucağı olmayan şaşkınlığa bıraktı. Dudakları defalarca kez açılıp kapandı haykıran iç sesine tezat suskun kaldı.
Ne!?
Nilay kirpiklerini aralayınca basiretsiz ayaklarına yüklenip ardına döndü. Söylediğinin doğru veya yanlış olduğunu kestiremese de dillendirmek istemişti. Başı önde koltuğa adımlarken ayakları olduğu yere çivilendi.
“O cibilliyetsizden boşanmak ister misin?”
Genç kızın ilk kez hayatıyla ilgili önemli bir konuda fikrinin sorulması kalbini tekletti. Ailesi bir eşya gibi para karşılığı evlenir misin diye sormamıştı. Şimdi arasında hiçbir bağ bulunmayan kırk kat yabancı boşanmak ister misin diye soruyordu. Göz pınarlarından yaşlar süzülürken içli hıçkırığına engel olamadı.
Hakan güvenilmenin şaşkınlığını üzerinden attı Nilay bazı şeyleri öğrendiğine göre anlamsız esaretinden kurtulabilirdi. Sessiz kalmasına anlam veremezken hıçkırık sesiyle uzuvları bağımsızlığını ilan etti. Kaşla göz arası Nilay’ı kendisine çekip nemli yanağını göğsüne bastıran kızın sırtını okşadı. Hindistan Cevizi kokusuyla kirpikleri buluşurken dudaklarını kızın saçlarına yaslayıp küçük öpücüklerini sıralarken yakardı. “Ağlama.”
Gözlerinde bir damla yaş görmeye tahammülüm yok demeye dili varmadı.
Nilay içinde bulunduğu durumun hassaslığıyla ansızın bedenini çevreleyen kollara teslim oldu. Yanağını yasladığı sert sıcak göğüste içli içli ağladı. Ağlaması iç çekmelere dönünce yüzünü avuç içine sığdıran Hakan’ı buğulu odağına aldı. Göz çukurlarında gezinen parmak uçlarıyla kirpikleri istemsizce buluştu. İşittiği nahif sesle gözlerini gün yüzüne çıkarttı. “Boşanmak istiyor musun?”
Genç kız şefkatle sarmalamış beklentiyle bakan adamla derin bir nefes aldı. “İstiyorum. Ama” duraksadı boşanınca ne yapacaktı? Onu hiçbir zaman istemeyen ailesi boşandığını öğrenince peşine düşerdi. Kız olarak sığdırılmadığı evde boşanmış kadın olarak dönerse eski yaşamını mumla arardı.
Hakan aldığı onayla derin bir alırken duraksayan kızla kaşları çatıldı. “Aması ne? Korkma çekindiğin her neyse söyle illaki çözüm bulurum.” Kuruyan boğazını yutkunarak rahatlattı Nilay’ın adalet kavramından yediği ağır darbeyi hatırlayınca dişlerini sıktı. “Hata bir kez yapılır bu kez seni asla yalnız bırakmam! Elimden gelenin fazlasını yapar gerekli tedbirleri alırım. Bu defa yargının gerektiği gibi işlemesini sağlayacağım.”
Genç kız onun verdiği sözü tutacağını öğrenmişti bunu her koşulda belli ediyor. Maddi ve manevi desteğini hiç esirgemiyordu. “Ailem boşandığımı öğrenince beni bulur,”
Hakan kızın endişesini anlıyordu lâkin öyle bir şeyin olmasına göz yummazdı, “Bulsalar bile hiçbir şey değişmez. Sen istemediğin sürece kimseye saçının teline dokundurtmam! Canım pahasına seni korur götürmelerine izin vermem!” Ellerini Nilay’ın yüzünden çekip ardına döndü, kısa kesim dalgalı saçlarını karıştırdı. Kısık ve kararlı ses kulaklarında çınladı.
“Boşanmak istiyorum.”
Nilay ardına dönen adama isteğini belirtip kısa bir es verdi. Gözlerini ayak ucuna indirip ekledi, “Dediğim gibi sanırım sana güveniyorum.”
Hakan’ın kızın sözleriyle kaskatı kesilen bedeni gevşerken ardına döndü. Nilay’ın utangaç haline anlayışla gülümseyip boğazını temizledi. “İstersen elini yüzünü yıka.”
Nilay’ın ayakları bu komutu bekliyormuş gibi harekete geçti. Banyo kapısının kulpuna dokununca nahif sesle duraksadı. Metal kulpu sıkıp ardına döndü. Yüzünü çevreleyen kirli sakallarını sıvazlayan Hakan’ın tereddütlü hâliyle yutkundu. “Efendim?”
Genç adam Nilay'ı bedbaht hâle getiren şeyin ne olduğunu öğrenmek istedi. Vaziyeti ortadaydı lâkin ertelemek istemeyip tereddütle sordu. “Vapurda kimi gördün?”
Nilay metal kulpu medet umar gibi sıkarken sanki o suret yanı başındaymış gibi sesi titredi. “Şikayet dilekçemi yırtan Baş komiseri.”
Hakan kirpiklerini kenetleyip gözlerini sıkıca yumdu, yüz kasları seğirirken buz gibi sesiyle mırıldandı. “Anladım,”
Nilay banyoya girip avuçlarına doldurduğu suyu peş peşe yüzüne çarptı. Her gün başka bir olayla karşılaşmaktan yorulmuş usanmıştı.
Genç adam direkt avukatını arayıp Nilay için anlaşmalı boşanma protokolü hazırlamasını, o gece karakolda görevli Baş komiserin adını göndermesini istedi. O çüksüz dürzüden imza almak işin kolay kısmıydı. Mesele lağım çukuru zihniyetli komiseri alt etmekti. Düşünce denizinde kulaç atarken boğulur gibi olunca balkona çıktı.
Hasır geniş sandalyeye yayvanca oturdu evirip çevirdiği telefonu masaya bıraktı. Cebinden çıkarttığı sigara paketini sallayıp öne çıkan dalı dolgun dudakları arasına kıstırıp ucunu ateşledi. İlk nefesi yanaklarını göçerterek içine çekti. Başını geriye yatırıp gri dumanı dışarı üflerken bakışları ışıltılı koruda dolandı. Baş komiserin ipliğini nasıl pazara çıkartacağını düşündü. İlla ki zaman alacaktı ancak o vakti en aza indirmek için çabalayacaktı. Elinden geleni misliyle yapıp gerekli cezayı almasını sağlayacaktı. Sigarasının külünü çiçek saksısına silkerken bildirim sesiyle telefona gelen mesajı okudu. Rehberden gerekli kişiyi arayıp telefonu başı ve omzu arasına sıkıştırdı. Adama istediklerini anlatırken izmariti saksı toprağına bastırdı.
Tesadüfi karşılaşma yepyeni bir başlangıçtı.
Kendisini daha iyi hisseden Nilay lavabodan çıktı direkt mutfağa geçti. Çay demlemek için kettle su koydu çarçabuk kaynayan suyla çayı demledi. Son günlerde yaşadığı karmaşadan yorulan ruhuna o adamın artık kendisine yaklaşmasının mümkün olmadığını öğrenmek iyi gelmişti. İçini kemiren sorular yanıt bulunca kurt sürüsünün istilası nihayete ermişti. Şuan hiç olmadığı kadar huzurluydu korkusu bir nebze olsun dinmişti lâkin ailesi her halükârda huzuru için büyük tehdit unsuruydu. Bekârken sığdırılmadığı eve boşanmış bir kadın olarak adım atamazdı. Zihninde ailesi ve Ahmet’in sesleri birbirine karışmış nefes alması güçleşirken aşağılayıcı sesleri nahif güçlü ton bastırdı.
Benim dudaklarımdan dökülen her söz yemindir? Hayata tutunacak kendin için yaşayacaksın! Sen istemediğin sürece kimse seni hiçbir yere götüremez! Korkma yanımdasın yanındayım...
Hakan’ın sesiyle nefesi düzene girince andan sıyrılmak için başını iki yana çevirdi. Demini alan çayı bardaklara döküp tepsiyle mutfaktan çıktı. Salonun boş olduğunu görünce bıkkınca nefesini verdi ardına dönüp mahcupça mırıldandı. “Gittiğini bile fark etmemişim ” söylenerek mutfağa giderken son zamanlarda aşinası olduğu nahif sesle olduğu yerde sıçradı. Çay tepsisi yeri boylarken gözlerini yumdu.
Ufaklık
Hakan telefon trafiği sonrası birkaç dal sigara içip balkondan salona geçince ardı dönük Nilay’a seslendi. Zeminde yankılanan sesle saniyeler içinde kızın karşısına dikildi. Kuşku ve endişenin hüküm sürdüğü gözlerini yerinden kımıldamayan kızın yüzünde gezdirdi. “İyi misin?”
Nilay kaygılı sesle uzun kıvrımlı kirpikleri araladığında gözleri koyu kahvelerle çakışırken başını olumlu anlamda salladı. “İyiyim” derin bir nefes aldı “Çay demlemiştim,” kara gözlerini zeminde gezdirdi. Kırılan bardaklar dökülen çayla etraf berbat olmuştu. Ekşi gıda tüketmiş gibi büzüşen yüzünü Hakan'a çevirdi. “Seni salonda göremeyince gittin zannettim sesini duyunca boş bulunup korktum.”
Hakan gözlerini yumup açtı “Birkaç telefon görüşmesi için balkona çıkıp sigara içtim.” Nefesini sesli verirken omuzları düştü, “Seni korkutacağımı hesap etmedim üzgünüm.”
Nilay’ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu “Önemli değil,“ temizlenmesi gereken zemini hatırlayınca başını hafif yana eğdi. “Ben etrafı temizleyeyim sonra çay içelim olur mu?”
Hakan kızın teklifine şaşırırken yüzünün aldığı şekle gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Olur tabi neden olmasın? Hatta beraber temizleyelim daha çabuk bitsin.“
Nilay’ın memnuniyetsiz yüz ifadesi yerini şaşkınlığa devretti. Hakan çoğu alanda kendisine yardım ediyordu. İlk zamanlar fazlasıyla zorlanmış kabullenememişti şimdiyse biraz olsun alışmıştı. Yine de ev işinde yardım teklifi garibine gitti. Sonuçta o bir erkekti ve yetiştirilme tarzına göre erkek ev işi yapmazdı. Tamam Hakan doğru olanı yapıyordu ama erkek egemenliğinin hükmettiği geçmişi yüzünden yadırgıyordu. “Sen zahmet etme ben hemen hallederim.” Gereken malzemeleri getirmek için banyoya ilerledi. Faraş ve temizlik kovasıyla salona döndü toparladığı cam parçalarını dökmek için mutfak çöpüne yöneldi. Salona geri döndüğünde ağzı açık bakakaldı.
Hakan etraftaki cam kırıkların toparlanmasıyla yere dökülen çayları silmeye başladı. Sırtında gezinen bakışların farkındaydı ancak aldırış etmedi. Titizlikle yer silme işini tamamlayınca ardına döndü. “Nence çay içmeyi hak ettim. Sen ne dersin ufaklık?“ göz kırpıp temizlik malzemelerini banyoya götürdü.
Nilay şaşkınca izlediği adamın uzaklaşmasıyla başını iki yana çevirip gülümsedi, “Ne kadar tuhaf bir adamsın Hakan Demir.” Mutfağa dönüp tepsiye dizdiği bardakları çayla buluşturdu. Temkinli adımlarla salona geçtiğinde koltukta yayvanca oturan Hakan’la duraksadı. Yorgunluğu yüzünden okunan adam başını geriye yaslamış gözlerini yummuştu. Varlığını hissetmiş bir müddet sonra koyu kahvelerini açığa çıkartmıştı. Bakışlarını kaçırıp çayını ikram edince tepsiyi orta sehpaya bırakıp kendi çayıyla berjer koltuğa geçti.
Hakan dalgınca çayını yudumladı komiserin yaptığını yanına bırakmamakta kararlıydı. O gece Nilay’a birkaç dakika daha geç kalsaydı. Şimdi karşısında çayını yudumlayan küçük beden toprağın altındaydı. Genç adam düşündükçe deliye döndü herkes hak ettiğini er yada geç bulmalıydı. Yayvanca oturduğu koltukta bedenini dikleştirip çayını içmeye devam etti. Sessizlik eşliğinde yudumlanan çaylarla vakit geçip gitti, Hakan fazlasıyla yorgun ve uykusuzdu bir an önce evine gidip dinlenmek istiyordu. Bakışlarını önce kol saatine sonra Nilay’a değdirdi boşalan bardağını tepsiye bırakıp ayaklandı. ”Ellerine sağlık saat geç oldu ben evime gideyim sende dinlen.”
Nilay başıyla onayladı “Afiyet olsun,” içtenlikle gülümseyip göz kırptı “Çayı hak etmiştin.”
Kızın imasıyla kaşları alnına yol alan Hakan gülümserken başını iki yana çevirip antreye adımladı. Kulpu kavrayınca duraksayıp ardına döndü ani hareketiyle heybetli gövdesi zayıf bedene çarptı.
Nilay yolcu etmek için takip ettiği adamın aniden dönmesiyle kendisini sert bir kayaya çarpmış gibi oldu. Hissettiği acıyla yüzü büzüşürken geriye çekildi.
Hakan dün geceyi aklına düşüren zihnine küfürler ederek gözlerini yumup açtı, “Ben sadece evde yalnız kalıp kalamayacağını merak ettim. Kusuruma bakma lütfen” derince içini çekti ”Seni psikolojik açıdan yıpratan zor bir gün geçirdin. Ve kendin için önemli bir karar verdin...” duyduğuyla geri kalan tüm sözleri yuttu.
“Gitme bu gece yanımda kal,”
Genç kız hemen her gece kâbusların etkisiyle uykusundan uyanıyordu. Gecenin zifiri karanlığında bir başına hıçkırarak ağlarken yakınında birinin varlığını hissetme ihtiyacı duyuyordu. Üstelik şuan diğer zamanlara nazaran sanki ruhen tamamen tükenmişti. Ahmet’le karşılaşma ihtimali yoktu ama yakınında birilerinin olmasına muhtaçtı.
Hakan şaşkınlığı üzerinden atmak için sertçe yutkunurken kızın ihtiyaç arz eden bakışlarına karşı koyamadı. “Sen istiyorsan elbette seni yalnız bırakmam yanında kalırım.” Gözlerini kaçırıp üzerine göz attı, “Evime gidip duş alayım hemen gelirim."
Muhtaçlığı son bulan Nilay’ın kara gözleri sevinçle parladı. “Teşekkür ederim, hakkını ne yapsam...”
Hakan duymaktan haz etmediği sözleri engellemek için işaret parmağını Nilay’ın incecik dudaklarına bastırdı. Koyu kahvelerini irileşen kömür karalarına dikip usançla soludu, “Ödenecek bir hak yok bunu bana tekrarlatmaktan vazgeç.” Bakışları aralı dudaklara kaydığında ne yaptığını idrak etti. Parmak ucu ateşe dokunmuş gibi olurken tek kelime etmeden kaçar gibi evden ayrıldı. Uzuvlarının beyninden bağımsız hareketlerinin sıkıntısıyla buz gibi suyun altına girdi. Uzun bir mühlet öylece kaldıktan sonra suyu sıcağa çevirip duşunu tamamladı. Beline sardığı havluyla odasına çıkarken saçlarının nemini aldı. Gardıroptan çıkardığı beyaz bisiklet yaka tişörtle lacivert düşük bel eşofmanını giydi. Telefonuna ipi çekilecek Baş komiser hakkında gelen bilgileri kaşlarını çatarak okudu.
Alt kata indiğinde L koltuğa yayvanca oturup hafif öne eğilerek başını ellerinin arasına aldı. Adamın işgüzarlığı yüzünden eşinden şiddet görüp polise sığınıp yardım talep eden kadınların bazıları yok edilen şikayet dilekçeleri yüzünden artık hayatta değildi. İşgüzar komiser Nilay gibi kadınların şikayetlerini hiçe sayıp eşleri tarafından katledilmelerine bile isteye göz yummuştu. Annesi kız kardeşi en önemlisi de kendi kızının yüzü hiç mi gözünün önüne gelmemişti? Kendi ailesinden birinin başına gelmeyecek diye bir kural mı vardı? Başkalarının canının yanmasına engel olması için ille kendi canının yanması mı gerekti? İzleyeceği yolu düşünürken uzun kemikli parmaklarını kısa kirli sakallarında gezdirdi. Planını uygulamak için avukat ve korumaya direktiflerini kısa mesaj ile bildirince kişisel aksesuarlarını alıp evinden çıktı.
Genç kızın Hakan'ın temasıyla dudakları karıncalanmış dakikalarca olduğu yerden kıpırdamamıştı. Olduğu yerde silkelenip üzerindeki şaşkınlığı atıp vakit kaybetmeden sehpadaki bardakları toparlayıp mutfakta işlerini çabucak halletti. Odasından aldığı temiz nevresim yastıkla gri L koltuğu Hakan'ın uyuması için elverişli hale getirdi. Oyalanmadan üzerini değiştirdi kapı ziliyle korkuyla yerinde sıçradı gece vakti ilk kez çalınmıştı. Evet Hakan gelecekti ama bu kadar kısa sürede gelmesi imkânsızdı. Saçlarını ev topuzu yaparak antreye ilerledi güvenlik kamerası panelinde görünen adama şaşkınca bakarak söylendi. “Ama bu kadar çabuk nasıl gelebildi ki?” Yeniden çalan zille şaşkınlığı biraz olsun üzerinden atıp mırıldanarak kulpa uzandı. “Her hâlde yollar bu saate boş oluyor.” Kapıyı açıp geriye çekildiğinde Hakan baş selamı verip içeri girmesiyle kapıyı kapattı. Tam anlamıyla atamadığı şaşkınlığıyla salona geçti.
Hakan ayakta bekleyen kızla huzursuzca yerinde kıpırdandı. “Eğer varlığımdan çekinip rahatsız oluyorsan evime gidebilirim.”
Nilay duyduklarıyla şaşkınlığından tamamen arınıp hiddetle karşı çıktı. “Hayır!” adamın kaşları çatılınca parmaklarıyla oynadı. Onun erken gelişi aklını bulandırınca ne hâlde görünüyorsa yanlış anlaşılmıştı. “Varlığından rahatsızlık duymuyorum sadece,” bakışlarını kaçırdı. Dudağının kenarını ısırdı “Kısa sürede geri dönmene şaşırdım.” Gözlerini çekimserce yukarı kaldırdı, Hakan'ın yüzünü kaplayan gülüşü sesli kahkahasıyla kirpiklerini peş peşe kırpıştırdı. Onun sert hatta ürkütücü sayılan çehresinde ilk kez denk geldiği gülüş ve yüz hatlarının yumuşadığı an belleğine kazındı.
Hakan kızın hâl ve hareketlerini izlerken dayanamayıp kahkaha attı. Başını iki yana çevirip dudaklarını birbirine bastırdı ancak dudaklarının kıvrılmasına mani olamazken omuzlarını dikleştirdi. Koyu kahvelerini bir an olsun Nilay’ın üzerinden ayırmadı. Tepesinde dağınıkça topladığı saçları çocuksu yüzünü ortaya çıkartmıştı. Mimikleri Mickey Mouse baskılı pijama takımıyla çok sevimli görünüyordu. Burun kemerini sıkıp göğsünde değinen yeni kahkahasını zapt edip boğazını temizledi. “Ufaklık seni kendinden bile korurken Allah aşkına yaşadığım ev sana ne kadar uzak olabilir?”
Nilay’ın omuzları bilinmezlikle düştü onun nerede yaşadığını hiç merak etmişti. Adam haklıydı zira kendisini bir tek Ahmet'in cinsel girişimlerinden korumuştu. İlk kez kendisini düşünen iyiliği için usanmadan çırpınan bir Hakan vardı. Ve nerede yaşadığı aklının ucundan bile geçmemişti.
Genç adam Nilay’ın sessiz kalışıyla dikkatini çekmek için öksürmesiyle kömür karaları kendisini bulunca göz kırptı. “Evlerimiz yan yana o yüzden çabuk geldim.” Genç kızın dudakları o şeklini alırken kavisli kaşları alnına yol almış. Şaşkın görüntüsü mümkünmüş gibi daha da sevimli olmuştu. Yerinden kıpırdamayan Nilay'la uzuvları yine bağımsızlığını ilan etti. Aralarındaki mesafeyi kapatıp parmak uçları sevimli aynı zamanda şaşkın kızın çenesini sardı. “Ne o dilini mi yuttun inatçı keçi?”
Nilay gülüşüne takılı kaldığı adamın yüzüne vuran ılık nefesiyle kendisini toparlayıp gözlerini kaçırdı. Yana kayıp koşar adımla odasına girerken mırıldandı. “İyi uykular.”
Hakan kızın ardına bakmadan kaçmasıyla inanmaz gibi başını iki yana çevirip efkârla içini çekti. “Yeter ki sen iyi uyu küçüğüm.” salonun aydınlatma seviyesini düşürüp kendisi için hazırlanan koltuğa uzandı. Yarından itibaren yapacakları için enerjiye ihtiyacı vardı. Yorgun ve uykusuz adamın uyku evrenine geçiş yapması hiç zaman almadı.
Nilay erken kalkmak için kurduğu alarm sesiyle huysuzlandı bu yaşına dek güven hissiyle rüya bile görmediği deliksiz uykusundan uyanmamak için direndi. Yeniden kendisini uykunun kollarına bırakmak için debelenirken alarm sesi hiç söylenmeyen ninni gibiydi.
Hakan gece saat başı Nilay’ı kontrol ettiğinden pek uyuduğu söylenemezdi. Susmak bilmeyen alarmı kapatmak için gözleri kapalı el yordamıyla telefonunu bulmak için epey efor sarf etti. Beyninde uğuldayan mekanik sese küfür etmekten geri durmadı. Telefonunu bulmayı başarınca kirpiklerini hafif araladı. Alarm sesinin kendi telefonundan gelmediğini idrak edince yastığı kulaklarına bastırıp sitemle soludu. “Kızım sustursana şunu.”
Nilay uyku uyanıklık arası bocalarken Hakan'ın sesiyle gözlerini kocaman açtı, “hiiihh kahvaltı” yataktan fırlayıp salona koştu. Odağına düşen görüntüye gözlerini ovuşturarak baktı adam tek yanı üzerinde uzanmış yastığı kulaklarına bastırmıştı. Büzüşmüş yüzü aralı dolgun dudaklarıyla gözüne epey farklı göründü. Öylece durup Hakan'ı seyre dalarken arka fonda çalan alarm sesini bile duymadı.
Genç adam susmak bilmeyen kulak tırmalayıcı sesle düz uzun kirpiklerini hafif araladı. Puslu görüş alanına giren Nilay’a bakıp tekrar gözlerini kapatıp bıkkınca soludu. “Kızım madem kalktın ne demeye alarmı kapatmıyorsun?”
Genç kız olduğu yerde sıçrayıp girdiği transtan çıktı odasına koşup alarmı iptal etti. Parmak uçlarında salona döndüğünde dudağını kemirerek Hakan’a kaçamak bir bakış attı. Uyuduğunu görünce derin bir nefes alıp sessizce banyoya geçti. Rutin işlerini halledip demliğe çay suyu koydu parmak uçlarında odasına girip hemen yatağını toplayıp üzerini giyindi. Saçlarını tarayıp ense hizasında bağlayınca kahvaltı hazırlamak için ses yapmadan mutfağa geçti. Kaynayan suyla çayı demleyip kahvaltılıkları masaya dizdi. Yumurta çıkartmak için buzdolabına yöneldi raftaki yumurtalara işaret parmağını dudağının kıyısına yaslayarak ciddiyetle baktı. Olduğu yerden kıpırdamadan dakikalarca Hakan'ın yumurtayı nasıl sevdiğini düşündü.
Hakan göz kapaklarında Nilay'ın sevimli görüntüsü işittiği küçük tıkırtılarla uyuyamadı. Kirpiklerini aralayıp uzandığı koltukta oturur pozisyona geçip oflayarak yüzünü sıvazladı. Koltuğa serili çarşaf ve pikeyi katlayıp yastıkla birlikte kenara bıraktı. Rutin ihtiyaçlarını gidermek için banyoya gidecekken ayakları onu mutfağa götürdü. Günaydın demeye hazırlanırken olduğu yere çakılıp kaldı. Nilay buzdolabının kapağına düşünceyle bakarken uyku sersemliği tuzla buz oldu. Kollarını göğüs hizasında katlayıp gözünü kırpmadan kızı izlerken yasak hislerin girdabına çekildi.
Yardım ettiği çocuk olarak gördüğü genelde Ufaklık diye hitap ettiği kız. Sıradan kıyafetleri normal tavrıyla kadınsılıktan katbekat uzaktı. Zihninden geçenler masumane görüntüyü bambaşka boyuta taşıdı. Hakan'ın uzuvları yine özgürlüğünü ilan edince heybetli bedeni mutfağı doldurdu. Ona dokunmak için karıncalanan ellerini eşofmanının cebine sokup Nilay'a biraz daha yaklaştı.
Genç kız bir türlü yumurtayı nasıl pişireceğine karar veremeyince rafa uzanırken Hakan'a sormaya karar verdi.
Hakan hipnotize olmuşçasına öylece dururken kızın hareket etmesiyle geriye çekilip mırıldandı. “Günaydın,” koyu kahveleri iri kömür karası gözlerle buluşunca hafifçe gülümsedi. “Yumurtalar sana cevap veremez biliyorsun değil mi?”
Nilay nahif sesle bakışlarını yumurtalardan çekip adamı başıyla onayladı “Ama sen bana cevap verebilirsin. Cevap zaten senden gelmeli yumurtalar sadece kurban.”
Genç adam afalladı tek kaşı alnına yol alırken şaşkınlığı sesine yansıdı, “kurban?”
Genç kız bakışlarını Hakan’dan çekmeden masayı işaret etti. “Kahvaltı hazırlıyorum ama senin yumurtayı nasıl sevdiğini bilmiyorum.”
Adamın bir an nutku tutulurken nefesi kesildi. Annesi dışında ilk kez birisi kendisi için kahvaltı hazırlıyor neyi nasıl sevdiğini merak ediyordu. Bir zamanlar aşık olup nişanlandığı Gizem’le iki yıllık beraberliğinde sadece kahvesini içmişti. Yıllar sonra kendisini ilk kez özel hissedince yoğun duygularla alaşağı olmuş Nilay’a cevap verememişti. Duyduğu endişeli sesle irkilip geçiş yaptığı evrenden sıyrıldı.
Nilay tuhaf şekilde kendisine bakan adamı çözümleyemedi yerinden bile kıpırdamayan Hakan’a seslendi. “İyi misin?”
Adamım ürkütücü sert çehresine buruk bir tebessüm yayılırken minnetini gözleri ses tonu aksettirdi. “Yumurtayı rafadan severim.” Genç kız bir an duraksayıp tebessüm edince yumurtaları alıp ardına döndü. Hakan bu durum karşısında derince iç çekerek banyoya ilerledi. Simasına yerleşke kuran gülüşü ayna karşısında seyretti. Soğuk suyu peş peşe yüzüne çarpıp ihtiyaçlarını giderince hazır kahvaltı masasında yerini aldı. Çayları dolduran Nilay’ın da masaya gelmesiyle kahvaltı sessizce yapıldı. Hakan gözlerinin sık sık kıza değmesine mâni olmadı.
Genç kız masayı toplamak için ayağa kalktığında Hakan'ın masayı toplama girişmesiyle âdeta yakardı. “Lütfen ben hallederim erkeğin mutfak ve ev işleri yapmasına alışkın değilim.”
Hakan kızın sözleriyle kaşlarını çatıp bir çırpıda usançla soludu. “Ne varmış bir erkeğin ev işi yapmasında ayıp mı? Günah mı?” Başını olumsuzca çeviren Nilay'ın gözlerine baktı. Her kelimesini vurgulayarak kendi gerçeklerini dile getirdi. “Yalnız bir adamım en son kahvaltımı çocukken annem hazırladı. Akşam evime gidince bir kase sıcak çorbam bile yok kendi işimi kendim görmeye alışkınım.”
Nilay güçlü görünen adamın eksikliklerini hazmetmeye çalışıp sessizce masayı toplarken. Hakan kendi gerçeklerini dile getirmenin pişmanlığını yaşadı tek amacı Nilay’a yardım etmekti. Son zamanlarda bedeni ve mantığının devre dışı kalmasını anlamıyordu. Banyoda ellerini yıkayıp evine geçmeden antreden Nilay’a seslendi. “Kahvaltı için teşekkürler çıkıyorum hoşça kal.” Kapıya uzanacakken içeriye giren kadına selam verip evden çıktı. “Günaydın Hatice hanım görüşürüz.”
Hatice karşısında bulduğu adamla neye uğradığını şaşırdı. Yanından yel gibi geçip giden Hakan'a cevap bile veremedi. Koltuğun kenarında duran nevresim ve yastıkla şaşkınlığı katlanırken gece burada kaldığını anladı. Nilay'a hiçbir şey sorup imâ da bulunmadı. Gün boyu içtenlikle iki yarımın bir bütün olmasını diledi.
Hüzün mevsimini ağırlayan şehirde ikili bir iki kez sadece şirkette karşılaştı. Lâkin bazı geceler birbirlerini fark etmeden balkonda saatlerce aynı geceyi izlemiş aynı noktaya bakmışlardı.
Anlaşmalı boşanma evrakını üç gün önce imzalayan Nilay çok mutluydu, Hakan ise bu evrede Baş komiser Hasan Al'la ilgili hazırlıklarını tamamladı.
Eşinden sevgilisinden şiddet gördüğü hâlde şikayetlerini yok saydığı kadınların bazılarının öldürüldüğüne dair belgeler. Nilay’ı ilk açlıktan ölmek üzereyken bulduğunu tescilleyen rapor hastanenin güvenlik kamerası görüntüleri. Ahmet ve sözde abinin kabarık Gbtsi ve en son Nilay’ın öldüresiye dövüldüğünü belgeleyen darp raporu. Hasan Al’ın görevini kötüye kullanıp delilleri karartması sebebiyle meslekten men edilmesi için açılan davanın tüm delilleri hazırdı.
Genç adama yine eski patronu Mehmet Bey el altından yardım edip görevini hakkıyla yapan savcı ve hakimlere ulaşmasını sağladı. Öncesinde Komiserle yüzleşme talebi geri çevrilmemiş mahkeme öncesi gerekli izinler alınmıştı. Şuan ki rotası Hasan Al’ın tutulduğu gizli misafirhaneydi. Baş komiser misafirhanede gizli tanık koruduğunu zannediyordu. Hasan Al hakkındaki suçlamaların delilleri toplanırken ilgili savcı onu meslekten uzak tutup işkillenmemesi için bu yönteme baş vurmuştu.
Polislerin eskortluk ettiği genç adam konuma ulaşınca vakit kaybetmeden içeriye girdi. Birden fazla kadının ölmesine sebep olan Baş komiser Hasan Al'a koyu kahveleri kinini nefretini kustu.
Gizli tanık koruduğunu zanneden Baş komiser içeriye giren genç adamın bakışlarından rahatsız olup kaşlarını çattı. “Sen de kimsin?”
Hakan adama tiksinerek bakıp tükürür gibi yanıtladı “Senin ipini çeken ölmesine neden olduğun kadınların ahlarını yanına bırakmayan adam.”
Hasan Al kirpiklerini kısıp karşındaki adama yaklaştı. “Sen ne saçmalıyorsun lan?” Yakasına yapışacakken görev arkadaşları kollarını tuttuğunda ilk an afallayıp hınçla soludu. “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” Aynı merkezde son üç aydır görev yaptığı İhsan’ın yumruğuyla neye uğradığını şaşırdı. Onu asıl şoke eden İhsan’ın nefretle haykırışıydı “Yolun sonu şerefsiz! Senin yüzünden cüzdanımda taşıdığım rozetten utanıyorum!” Ardı sıra yediği yumrukları dahi hissetmedi.
Bileklerine geçirilen kelepçeye direndi olanlar anlatılınca kan içinde kalmış yüzündeki hastalıklı gülüşü belirdi. “Hiçbir şey kanıtlayamazsınız!” İlk karşısına dikilen yine İhsan oldu geçmişe ait şüphelerinden kanıtlardan bahsetti. Israrla kabul etmeyince son darbe vuruldu en son sırtını sıvazladığı Ahmet. Bileklerinde kelepçeyle içeri getirilince Hasan Al kaçar yolu olmadığını idrak etti.
Hakan cibilliyetsize boşanma evrakını imzalarsa yurt dışına yollayacağını söyledi. Teklife balıklama atlayan Ahmet hiç ikiletmeden imzaladı. Kanun karşısına çıkıp hak ettiği cezayı alacağından bir haberdi. Gerçi genç adamın bir yanı bunu hiç istemiyordu içindeki öfke dinmemiş. Kendisini birazcık uygulama fırsatı bulduğu işkencelerle avutup teselli ediyordu.
İşler her zaman istediğimiz gibi gitmezdi inancımız zedelense de adalet yargı sistemi yok sayılamazdı.
Hakan günlerce omuzlarına binen yükten kurtulmuştu. Savcı ve Mehmet Bey’e verdiği sözü tutup iki insanlık yoksununa elini sürmedi. Polis otosuna elleri kelepçeli bindirilen Hasan ve Ahmet yargı önünde hesap vermek için yola çıktı. Genç adam jeepin şoför koltuğuna geçti kontağı çevirip yola koyuldu. Bazı ayarlamalar için birkaç telefon görüşmesi yaptı. Ardından Nilay’ı arayıp birazdan şirketin önünden kendisini alacağını önemli bir işleri olduğunu söyledi. Neyse ki genç kız soru sormamış tam vaktinde şirketin önündeydi. Nilay'ın emniyet kemerini takmasıyla aracı marinaya sürdü. Gözünü yoldan ayırmayan genç adam sükunetle tamamlanan yolculuk sonrası marinanın otoparkında durdu. Sanki sessizlik anlaşması yapılmış gibi senkronize adımlarla denize açılmak için hazır bekleyen tekneye varıldı.
Günler sonra Hakan’la bir araya gelen Nilay olanlara anlam veremedi. Endişe ve merakı anbean artarken tek kelime etmeden adamı takip etti. Teknenin portatif merdivenlerine gelince duraksayınca teminat verir gibi gözlerinin içine bakan Hakan elini uzatıp ‘Güven bana” dediğinde elini adamın avuç içine bıraktı.
Tebessüm eden genç adam elinin içinde kaybolan elle teknenin ön cephesine adımlarken motorlar çalıştı.
Nilay teknenin hareket etmesi masanın üzerinde gördüğü açık laptopla iyice meraklanınca suskunluğunu bozdu. “Neler oluyor? Neden buraya geldik?”
Hakan derin bir nefes alıp avucunda kaybolan eli bırakıp masanın kenarındaki sandalyeyi çekti. “Sabret çok az kaldı her şeyi öğreneceksin gel otur”
Nilay başıyla onay verip sandalyeye oturduğunda kollarını bedenine sardı.
Hakan kızın üşüdüğünü fak edince kol saatini kontrol etti. “Bekle hemen geliyorum.” geri çekildiği an bileğini saran incecik parmaklarla duraksadı. Dalgaların şiddetli sesiyle Nilay’a biraz daha yaklaşıp şefkatle fısıldadı. “Üşümüşsün, hasta olacaksın.”
Genç kız yutkunup gözleriyle onay verince kamaradan aldığı polar ve termos çay bardaklarıyla geri döndü. Bardakları masaya bırakınca poları Nilay’ın omuzlarına bıraktı diğer sandalyeye geçip hemen yanına oturdu.
Nilay gittikçe endişelenirken rüzgarın yüzüne savurduğu saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Kara gözlerini laptopla ilgilenen Hakan’dan ayırmazken bezginlikle sordu. “Lütfen neler olduğunu artık anlatır mısın?”
Genç adam laptopta gerekli bağlantının kurulumunu yaparken mırıldandı. “Anlatamam.” Her şey hazır olunca enter tuşuna bastı. Duruşma salonu ekrana yansıyınca gözlerini merakla bakan iri kara gözlere ilikledi. “Kendin izleyince zaten anlayacaksın.”
Nilay dudaklarını araladığı an hükmeden sesle hafif irkilip başını süratle laptopa çevirdi. Ekranda gördüğü Ahmet’in yara bere içindeki yüzüyle korkup Hakan’ın koluna tutundu.
Genç adam kolunu saran eli güven verircesine nazikçe okşadı. “Korkmana gerek yok sakin ol yanındayım.”
Nilay cılız mırıltısı gözyaşlarıyla adamı onayladı. “Yanımdasın. ” bakışlarını ekrandan tek bir salise ayırmadı. Görülen duruşmayı izlerken gözyaşları sağanak yağmur misali yanaklarından süzüldü. İlk etapta Ahmet’le anlaşmalı olarak boşanmış kendisine uyguladığı şiddet darp raporlarıyla kanıtlanmıştı. Hakim Ahmet’in ömür boyu müebbet cezası almasına karar vermişti.
Hakan'ın Ahmet’e yaptıklarıysa kılıfına uyduruldu. Kanunlarda yer alan boşluklardan bu defa -yalnızca- vicdanen suçlu olmayan Hakan Demir yararlandı.
Nilay verilen kararla gözyaşları içinde gülümserken her şeyin bittiğini düşündü. Polislerin koluna girdiği şikâyet dilekçesini yırtan Baş komiserle afallayıp kekeledi. “Bu? Ama bu nasıl?”
Hakan kızın elini hafifçe sıkıp gülümseyerek baktı. “İzle ufaklık sadece izle.”
Kısa ara sonrası aynı Hakim Baş komiser Hasan’ın dava celsesisini açtı. Her şey aleyhine olmasına rağmen adam suçlamaları kabul etmedi. Aleyhine ilk şahitlik eden İhsan’dı buna hiç şaşırmayan Hasan’a asıl darbeyi eşi Melike Hanım vurdu.
“Hakim Bey yalan söyleyemem Hasan’dan bir kez olsun fiziksel şiddet görmedim. Ama sürekli olarak psikolojik şiddetine maruz kaldı. Eve gelince kocası hakkında şikayette bulunan kadınlara yaptıkları söyledikleriyle böbürlenir dilekçeleri yırtarken hissettiği gururu anlatırdı. Sonra bana dönüp ayağını denk al ne kocalar var kıymetimi bil derdi.” Melike gözyaşlarını sildi, “Ben bir kadınım en önemlisi anneyim psikolojik şiddet uygulayan bu adam gün gelir fiziksel şiddette uygular. Şikayet dilekçeleri Hasan tarafından yok edilen kadınların bazıları bir süre sonra ölü bulundu.” İşaret parmağını yüzüne bakmadığı kocasına doğrulttu. “Bunun kendisini boşayan eski karısını. Sözde çok sevdiği için kıskandığı sevgilisini. Yemeğin tuzunu fazla attı diye karısını çocuklarının gözü önünde canice öldürenlerden ne farkı var!?” Kadın birikmiş yüklerinden kurtulunca dizleri üzerine çöküp omuzları sarsılarak hıçkıra hıçkıra ağladı.
Hakim nemlenen gözlerini silip mahkeme heyetiyle istişare yaptı. Kısa sürede alınan kararı yüksek sesle açıklarken duruşma salonundaki herkes ayağa kalktı. “Hasan Al’ın görevi kötüye kullanma delilleri karartma suçundan meslekten men edilmesine. Aekiz yıl ağırlaştırılmış cezaya tabi tutulmasına dinlenen tanıklar ve toplanan delillerle tutuklanmasına karar verilmiştir.”
Nilay mutluluk gözyaşlarıyla yanındaki adama dönüp fısıldadı. “Bitti” inanmaz gibi yinelerken kollarını Hakan'a sardı.
Genç adam beklenmedik tepkiye anında karşılık verdi zayıf bedeni sarmalayıp Nilay'ı göğsüne çekti. Burnunu genç kızın saçlarına yasladı, “Bitti ufaklık artık dışarıda korkmadan özgürce gez. Geceleri huzurla uyu küçüğüm canına kast edenler layığını buldu.” Geriye çekilmeden Hindistan Cevizi kokusunu derince içine çekti. Dudaklarını tereddütsüz kızın saçlarına bastırdı.