Hakan hedefinin net göründüğü bankalara ulaşınca duraksayıp koyu kahvelerini Kız Kulesi’ne dikti. “Burası şehrin cezbedici noktalarından,” önce Nilay’a sonra etrafa bakındığında biraz ilerideki boş ahşap bankı gözüne kestirdi. Kızı yönlendirerek senkronize adımlarla belirlenen banka mesafe korunarak oturuldu.
Genç kızın aklı hâlâ bakmak ve görmek arasındaki farktayken cezbedici manzaraya adapte olamadı. Tarihi yapıya bir müddet boş gözlerle bakarken kendisine eziyet etmekten vazgeçip göz ucuyla Hakan’a baktı. “Bakmak ve görmek arasındaki fark ne?”
Hakan hüküm süren sessizliği ilk kez Nilay’ın bozmasının şaşkınlığıyla refleksle başını kıza çevirdi. Koyu kahveleri merakla bezenmiş simada gezinirken varla yok arası gülümsedi.
Nilay hafif gülümseyerek pürdikkat kendisine bakan adamla huzursuzca yerinde kıpırdandı. Onun tavrıyla sorduğuna bin pişman olurken isyan edercesine soludu. “Komik olan ne Allah aşkına?”
Genç adam mırıltılı sitemle burnunun kenarını kaşıyıp gövdesini Nilay’a çevirdi. Dilinin döndüğünce anlatacakken tiz çocuk sesiyle duraksadı.
“Abi nasılda mutsuz sevdiceğin bir gül alıver de gülüversin yüzü sevinip mutlu olsun sevdiceğin. “
Genç kızın ince tiz sesi sözleri özellikle hitabıyla göz bebekleri irileşti. Dehşete düşmüş ifadeyle çocuğa bakakaldı.
Hakan aklına gelen dahiyane fikirle hızla çocuğa döndü. “Haklısın” saçlarını karıştırdığı çocuğa kolundaki hasır sepeti işaret etti. “Sevdiceğim için hepsini alıyorum.”
Şaşkına dönen çiçekçi çocuk ve Nilay aynı anda yüksek sesle hayret nidası attı. “Ne!?”
Hakan ikilinin tavrına aldırış etmedi. “Hadi ver gülleri çocuk beni sevdiceğimle yalnız bırak.”
Nilay’ın şaşkınlığı zirveye tırmanırken adamın yaptığına hayret etti. Ufaktan öfkelenirken Hakan'a bakıp dişlerini sıktı. “Aklını mı kaçırdın? Sen ne yaptığının farkında mısın?” Adamın göz ucuyla bakıp cevap vermeden çocuğu izlemesiyle yumruklarını sıktı.
Küçük çocuk akşam kadar yarısını satsam yeter diye düşündüğü güllerin öğlen vakti tamamını satmış olmanın şaşkınlığını üzerinden attı. Mutluktan içi içine sığmazken sepetteki güllerden kocaman bir buket yaptı. İnce cılız kollarını buketin etrafına sarıp ışıl ışıl parlayan gözleriyle adama uzattı.
Hakan çocuğun elindeki buketi alıp saçlarını karıştırıp göz kırptı. Güllerin tutarının çok üzerindeki parayı çocuğa uzattı. İtiraz etmeye hazırlanan çocuğa sahte sitemle kaşlarını çattı. “küçük paraları alıp hemen kaybol.” Koyu kahvelerini ağzı açık bakan Nilay’a çevirdi haylazca gülümserken göz kırptı. Yeniden çiçekçi çocuğa döndü. “Beni sevdiceğimle yalnız bırak.”
Çocuk ikilinin karşısına geçip tam ortalarında durup kollarını iki yana açtı. Onlar ne olduğunu anlayamadan ikisine birden hızla sarıldı. Önce kızın ardından adamın yanağına öpücük kondurup geriye çekildi. Saf masum kalbiyle dilediklerini tüm içtenliğiyle dile getirdi. “Hep çok mutlu olun hiç ayrılmayın.” Boş hasır sepetini koluna takıp ikiliyi yalnız bıraktı.
Hakan gider ayak sözleriyle kendisini bile şoke eden çocuğun uzaklaşmasını epey müddet izledi. Başını inanmaz gibi iki yana çevirip Nilay'a döndü. Şaşkın ifadesine bulaşan öfkesine bıyık altından gülerken koca buketi kucağına bıraktı.
Nilay kucağına bırakılan gül demetiyle gözlerini yumup açtı işaret parmağını Hakan’a doğrulttu. “Sen aklını kaçırmışın.”
Hakan kara gözlerde yanan ateşle alaycı ifadesine havalanan tek kaşı eşlik etti. “Bak sen.”
Genç kızın omuzları yılgınlıkla düşerken gürültüyle nefes verdi. “Resmen benimle alay ediyorsun.”
Genç adamın gayesi alay etmek değildi hem Nilay’ın sorusuna açıklık getirmekti. Hem de dikkatini farklı yöne çekip biraz olsun onu son yaşadıklarından soyutlamaktı. Aralarındaki boşluğu azaltırken zihninden geçenlerin aksine buz kütlesi kalbi şiddetle çarptı. Gözleri istemsizce kapandığında genzine sızan Hindistan Cevizi kokusu yine aklını bulandırdı. Kalbinin tepkilerini yok saymaya çalışan Hakan kirpiklerini araladı. “Bakmak ve görmek arasındaki fark tam olarak buydu.”
Nilay aklını kurcalayan sorusuna nihayet yanıt bulmuştu lâkin kelimelere dökmesi yeterdi. Kara gözlerini kucağına bıraktığı koca bukete indirdi. Parmak uçları gül yapraklarında gezinirken mırıldandı. “Anladım ancak bunu anlatınca da anlardım. Bu kadar gül almana gerek yoktu.”
Hakan'ın kahveleri bukete bakarak konuşan kızın yüzüne düşen tutama saplanırken eli kendisinden bağımsız harekete geçti. Parmak uçlarıyla geriye itelediğinde ne yaptığının farkına varınca tokat yemiş gibi irkildi. Dişlerini sıkıp hemen geriye çekilip geniş sırtını banka yasladı. Bakışlarını Kız Kulesi’ne sabitleyip derin bir nefes aldığında vücudunun tepkilerini yok sayıp asıl amacına odaklandı. “Anlatmaktansa yaşayarak öğrenmeni istedim. Hayat tecrübeleri dinleyerek öğrenilmez Nilay. Yaşayarak iyi veya kötü tecrübe edinerek öğrenilir.”
Genç kız tedirginlik hissettirmeyen teması es geçip kucağındaki güllerin ferah kokusunu içine çekti. Kara gözlerini muazzam görüntüye çevirdi bir müddet sessizce düşündüğünde adama hak verdi. Bakışlarını ürkekçe yanı başındaki Hakan'a çevirip mırıldandı. “Haklısın ben fazla tepki verdim kusuruma bakma. Birçok şeyi bilmediğim için garipsiyorum.” Dudakları buruk bir tebessümle kıvrılırken gözlerini kaçırdı. “Bir parçası olduğum dünyada her şeye en çokta insani tepkilere öyle yabancıyım ki, çoğu zaman vermem gereken tepkileri kestiremiyorum.”
Hakan bildiği gerçekleri anlatan Nilay’ı sessizce dinlerken sanki içinden bir parça koptu. Onun yaşama dair basit eylemlerden uzak olması canını daha bir yaktı. “Her şeyi zamanla yaşayıp keşfederek öğreneceksin.” Göğüs kafesini yükselten soluğu içine çekip kıza baktı. “Yeter ki kendine güvenip başarmak iste zaten devamı gelir. Geliyor da hastane odasındaki konuşmamızı hatırlıyor musun?”
Nilay üzerinde gezinen bakışların farkındaydı, kekeleyerek kısık sesiyle onayladı. “Hatırlıyorum,” yara bere içindeki bedeni ilk kez tedavi edilmişti. Unutması mümkün değildi hayatının dönüm noktası olan o günleri anımsadı.
Genç adam kızın sessiz kalışıyla yeniden söze girdi, “Kısa zamanda bir hayli yol kat ettin devam da gelecek belki sendeleyecek hatta düşeceksin. Ama ne olursa olsun ayağa kalkmayı bilecek pes etmeyeceksin.”
Şehrin gürültüsüne tezat epey sessiz kalındı Nilay adamı anlıyordu ancak şiddete maruz kalmadan huzursuz huzurla geçen günleri evli olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Derinlerden gelen ses sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu alışma diyordu o ses. Elbet bir gün seni bulacak kâbustan beter yaşamın kaldığı yerden devam edecek!
Genç kız hep aklında olan dilinin varmadığı şeyi sormak istedi, “O” kısa bir es verdi adını kanunların yapıştırdığı sıfatı söyleyemedi. “Nasıl aylardan beri karşıma çıkmadı,” içini kavuran ateş bir nebze ferahlasın diye derin bir nefes aldı. “İlk hastanede tedavi görürken birkaç gün sonra beni bulmuştu,” sonrasında olanlar film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Hastane karakol o evde en son öldüresiye yediği dayak göz pınarlarından süzülen iri damlalar yanaklarına yol aldı.
Hakan kızın çekimser ürkek hâlini dişlerini sıkarak sessizce dinledi. Onu son kez ölümün kollarından aldığı anı asla unutmayacaktı. Korku ve endişesini anlıyordu ve o sapkın lağım çukurunun ne durumda olduğunu kendi gözleriyle görmesini isterdi. Şuan hiç mümkün değildi ancak onunda zamanı gelecekti. Olduğu yerde silkelenip düşüncelerinden sıyrıldı karşılaştığı manzarayla yumruklarını sıktı. Kahretsin! Yine, yeniden ağlıyor gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu. Onu rahatlatıp bazı şeyleri üstü kapalı anlatmalıydı ancak şuan bulundukları ortam konuşmak için hiç müsait değildi. Hakan’ın eli rüzgârın savurduğu kömür karası saçlara uzandı. Hislerine ayna tutan tonlamayla yakardı. “Ağlama” elini uçuşan perçemlere değdirmeden çekti. Duygularının yönünü değiştirip kızın aklını dağıtmak için ekledi. “Sevdicek.”
Nilay’ın gözyaşları durmak bilmezken Hakan’ın hitabıyla hışımla yan döndü. Sağanağı dinmeye meyleden gözlerini koyu kahvelere dikti. Onun alaycı tavrı sinirlerini zıplatınca hırsla soludu, “Artık şunu söylemeyi bırakır mısın!?”
Hakan kızın gözlerindeki hüznün yerini öfkeye devretmesiyle biraz olsun rahatladı. Bu taktiği benimsemiş sık sık kullanmaya karar vermişti. Bastıran öğle sıcağı bir hayli bunaltırken bezgince söylendi. “Ufaklık kalk soğuk bir şeyler içelim güneş tepemize geçti.”
Nilay kendisini ustalıkla geçiştiren adama aksice bakıp nemli yanaklarını elinin tersiyle sildi. “Neden buraya geldik?”
Hakan ayağa kalktığında çok sıradan bir şey yapmışçasına gevşek bir tavırla yanıtladı. “Gezmeye vakit geçirmeye geldik.”
Nilay oturuşunu dikleştirirken kıstığı kirpikleri arasından dikkatlice adama baktı. “Sebep?”
Hakan’ın dudakları hafif kıvrılırken inat zırhını kuşanan kıza yaklaştı. Güneş ışığının vurduğu koyu kahvelerini kısıp hafif öne eğildi. “Malum hafta sonu ufaklık çalışanlar için tatil genellikle evde kalınmaz gezilir.” İşaret parmağı aralarındaki boşluğa uzandım. “Ayrıca sen niçin çoğu zaman benimle inatlaşıyorsun?”
Nilay adamın üzerine eğilmesiyle huzursuz olsa da tavrından ödün vermeden tek kaşı alnına uzandı. “Peki sen neden ailen veya arkadaşlarınla tatil gününü değerlendirmedin?” Hakan sorusuyla gözlerini sıkıca yumup dişlerini sıktı. Genç kız hatasını fark etti lâkin sormuştu bir kere olan olmuş onu yine sinirlendirmişti.
Hakan’ın tüm bedeni kaskatı kesildi hiç sahip olmadığı aile olgusu güvenini sarsan Engin sonrası hayatında çıkardığı tüm arkadaşlarını anımsadı. Kızgın boğa gibi burnundan seri nefesler alıp verdi. Karşısında Nilay yerine başkası olsa avazı çıktığı kadar bağırır kinini nefretini haykırırdı. Sakinleşmek için aldığı sert soluklara Hindistan Cevizi kokusunun karışmasıyla. Kızın ürkek masum yaralı halleri göz kapaklarında sergilendiğinde iç çekerek kirpiklerini araladı. Birkaç adım gerileyip ardına döndü elini pantolonunun cebine sokup denizi izledi.
Nilay adamın tepkileriyle pişmanlıkla kıvranırken sorduğun soruyu geri almak istedi. Kara gözlerini üzüntüyle ardı dönük Hakan’ın biçimli vücudunda gezdirdi. Usançla nefesini verip bakışlarını kucağına indirdi “Seni sinirlendireceğimi hesap edemedim özür dilerim. Ben seni sinirlendirmek istememiştim.” Gözleri kucağındaki güllerde gezinirken burukça gülümsedi. “Karşılaştığımızdan beri sürekli benimle ilgileniyorsun. Sonuçta özel hayatın var yaptığın her şeye minnettarım. Zamanla sana olan borcumu ödeyeceğim.” Omuzları tonlarca yük varmış gibi düştü, “Ama sana benim için harcadığın vaktini nasıl öderim? En basiti tatil gününü bile bana ayırdın kendine ait kalması gereken zamanlarını telafi etme şansım yok.”
Hakan kızı sessizce dinlerken kimsesizliğinin öfkesi bambaşka bir öfkenin kollarına düştü. Genç adam anlaşılmamak haddinden fazla yoruyordu ardına dönüp Nilay’a baktı. ”Hâlâ anlamamakta ısrarcısın değil mi?” Kucağındaki güllerden gözlerini ayırmayan mahzun kıza yaklaştığında ayakları dibinde dizlerini kırdı. Nilay'ın çenesini nazikçe kavrayıp tek dizini kilit taşlarına yaslayıp kızın gözlerinin içine baktı “Benim senden tek beklentim kendin için yaşaman ayaklarının üzerinde durman. Geri kalan hiçbir şey umurumda değil Nilay zaman bir şekilde akıp gidiyor. Şuan burada olmasaydık evimde film izliyor veya kitap okuyordum. Yüksek ihtimalle çizim yapıyordum” derin bir nefes alıp gözlerini yumduğunda hayatının acı değişmez gerçeğini fısıldadı. “Benim hiç kimsem yok yalnız bir adamım.”
Nilay çenesini saran parmaklarla eğdiği başını kaldırdığında pürdikkat adamı dinledi. İtirafıyla gözleri istemsizce kapandığında derince içini çekti. Hatice’nin sözleri kulaklarında uğuldarken kirpiklerini araladı. ‘Bence o da senin gibi yalnız ve yaralı ablam.’ Ne söyleyeceğini bilmezken buğulu koyu kahveler gözlerine tutundu. Sükuneti pelesenk olan bakışlarıyla bölüşürken patlayan flaş ışığıyla ikili aynı anda başlarını yana çevirdi. Şaşkınlığı Üzerinden ilk atan Hakan biraz ötelerinde elinde fotoğraf makinesine tebessümle bakan kızı fark etti. Hışımla ayağa kalkıp burnundan soluyarak birkaç adımda kızın dibinde bitti.
Kız sahil kenarında yürüyüş yaparken diğer yandan ilgisini çeken görüntüleri resimliyordu. Haftanın biriken yoğun stresini atmak için edindiği huy zamanla hobisi olmuştu. İlgisini çeken çifti bir süre izledi alakası hayranlığa devredince görüntülerini resimleyip hediye etmek istedi. Heyecanla deklanşöre dokunup çıktısını aldığı resmi salarken dibinde biten heybetli bedenin ateş püsküren gözleriyle gülüşü soldu. Anı fotoğraflayan kız izinsiz bunu yapmaması gerektiğini biliyordu. Ancak karşısındaki görüntü öyle hayranlık uyandırıcıydı ki bildiği gerçeği unutturdu. Sevgili olduklarını düşündüğü ikiliye tek amacı küçük bir hediye vermekti. Nereden bilebilirdi ki onların çift değil iki ayrı enkaz olduğunu. Haklı olarak bir hayli öfkeli görünen adama kendisini açıklama telaşesine düştü. “İnanın kötü bir niyetim yoktu biliyorum İzinsiz fotoğrafınızı çekmemem gerekirdi. Ancak siz sevgilinizle göz göze öyle güzel görünüyordunuz ki...” Tuttuğu resme gülümseyerek baktı, “Resimleyip size hediye etmek istedim.”
Hakan kızı öfkesine abes kaçan sükunetle dinlerken yüzünü ovuşturup sabır çekti. Omuzu üzerinden Nilay’a kısa bir bakış atarken içine düştüğü durumu sorguladı. Hadi çocuğun niyeti güller satıp para kazanmaktı. Kızın niyetiyse normal yaşama sahip olanlar için sıradan basit bir şeydi. Lâkin aralarındaki mevzu uzaktan göründüğü gibi değildi. Nilay ve kendisi imkânsızdı hele aşık olmaları hiç mümkün değildi.
Peki son zamanlarda ara sıra varlığını belli etmek ister gibi çarpan kalbi? Genzine sızan Hindistan Cevizi kokusuyla karışan zihni? Beyninden bağımsız Nilay’a uzanan elleri? Derinlere hapsolan halinden hoşnut duygular özgür kalma endişesiyle galeyana geldi. Yaralı hayvan misali feryat etti ‘Ona sadece yardım edeceksin! Aklından geçirmen bile şerefsizlik! O kız sana yasak oğlum sakın gaflete düşüp başımıza saçma sapan iş çıkartma!’
Fotografçı kız dibinde duran adamın girdabı andıran bakışları anbean katılaşan çehresiyle endişelendi. “Beyefendi iyi misiniz?” tepkisiz manasız gözlerle bakan adama niyetinin kötü olmadığını kanıtlamak için yaklaştı.
Hakan yanında duran kızla kaşlarını çatarken koyu kahveleri profesyonel fotoğraf makinesi ekranında gezinen parmak uçlarını takip etti.
Kız fotoğraf makinesinin belleğinden yanındaki adamın bulunduğu resim karesini sildi. Aklında soru işareti kalmasın diye öncesinde çektiği resimleri gösterip adama baktı. “Gözünüzün önünde sildim gerçekten kötü bir niyetim yoktu.” Elindeki basılı resmi adamın eline tutuştururdu. Mahcubiyetle mırıldanıp bulunduğu yönün tersine adımladı. “Tekrar özür dilerim Beyefendi. İyi günler.”
Nilay uzaktan izlediği ikilinin diyaloğuna müdahil olmazken fotoğraflarını çeken kişinin Hakan’la sevgili olduklarını zannetmesiyle ilk etapta bozguna uğradı. İç sesinin fısıltısıyla kendine geldi, ‘Bakmak ve görmek arasındaki fark.” Hemen sonrasında burukça gülümsedi bu yaşına kadar yalnızca iki kez fotoğrafı çekilmişti. Biri ailesinin zoruyla evlendirilirken diğeri açık öğretim lise kaydı için ortak nokta mecburiyetten olmalarıydı. İki fotoğraf karesi arasındaki farklılık eksik kalışlarıyla bakışlarını denize çevirdi.
Hakan’ın eline tutuşturulan fotoğrafa yanlış anlaşılmaları ve arada karışan hisleriyle bakma cesareti yoktu. Sıcak ve nemin etkisiyle iyice bunaldı bir yere oturup soğuk bir şeyler tüketmeliydi. Çakılıp kaldığı noktadan ayrılıp Nilay’ın olduğu banka ilerledi. Onun ufku izlemesiyle bakışları kısıldı bu kez utanmış değil üzgün görünüyordu. Kaşları çatılırken bankta yerini aldı, “Neyin var?”
Nilay’ın dudakları buruk tebessümle kıvrılırken adamın tuttuğu fotoğrafa göz ucuyla baktı. Kara gözlerini Hakan'ın merakla bezeli simasında kederli gülüşüyle gezdirdi. “Hiçbir şeyim yok koca bir hiçten ibaretim misal, zorunluluktan çektirdiğim iki vesikalık fotoğraf dışında hiç resimim yok.”
Genç adamın Nilay’ın kendisini hiç olarak nitelendirmesi canını daha çok sıkarken fotoğrafı olmadığını söylemesiyle şaşkına döndü. “Ne! Nasıl?”
Hakan’ın şaşkın haliyle genç kız çocuksu bir tavırla omuz silkti. “Duydun işte,” adama bakışlarıyla tuttuğu fotoğrafı işaret etti. “Elinde duranı saymazsak üçüncü bir fotoğrafım yok.” Nasıl göründüğünü merak edince çekimserce elini uzattı. “Önce baksam sonra yırtsan olur mu?”
Genç adam kekeleyerek fotoğrafı uzattı, “Tabi bakabilirsin istersen sende kalabilir.” Ensesini kaşıdı “Yani benim olduğum kısmı....” mutlulukla cıvıldayan Nilay’la devamını getiremedi.
“Gerçekten bende kalabilir mi?”
Hakan başıyla onayladığında kara gözlerde beliren sevinç parıltısının yanında güneş ışınları dahi sönük kaldı. Masum çocuksu yüzde beliren gülüş fotoğrafı gördüğü an solunca kaşları çatıldı. “Yine ne oldu?”
Genç kız hissettiği heyecan ve mutlulukla resme bakınca yüzü düştü. Hayâl kırıklığıyla resmi Hakan’a yaklaştırdı. “Baksana yüzüm tam görünmüyor.”
Hakan çocuk gibi mızmızlanan kızın hâline gülümseyip iç çekerek mırıldandı. “Kadın milleti ne olacak?” burun kemerini sıkıp boğazını temizledi. “O hâlde telefonunu ver yüzünün net göründüğü resmini çekeyim.”
Nilay’ın hoşnutsuz ifadesi sevince dönüştü “Olur hemen,” çantasından telefonunu çabucak çıkartıp Hakan’a uzattı.
Kızın tepkileriyle genç adam başını inanmazcasına iki yana çevirirken telefonu alıp ayağa kalktı. Birkaç adım geriledi “O zaman gülümse ufaklık,” bankta otururken birkaç kare çekti. Sırf onu gülümsetmek için yaptığı şeye inanamıyor akıl sır erdiremiyordu. “Ayağa kalk istersen Kız Kulesi manzarasıyla da çekeyim.”
Nilay basit bir ilki yaşarken gülüşü hislerine ayna tuttu. Kucağından indirmediği gülleri banka bırakıp koşar adımlarla denize yakın mesafede durdu. Acemice pozlar verirken gözleri banka kaydığında gülüşü soldu.
Hakan şaşkınlığını kenara iteleyip yaptığı işe odaklandı telefon ekranına yansıyan görüntüyle kaşları çatıp usançla homurdandı. “Yine ne oldu Nilay?”
Genç kız başını hafif yana eğip mahzunca mırıldandı. “Gülleri kucağıma alsam olur mu?”
Hakan bu kez Nilay’ın çocuksu hâline küçük bir kahkaha attı. “Olur tabi ufaklık niye olmasın.” Banktan aldığı buketi gözlerinin içi gülen kıza verip birkaç fotoğraf daha çekti. Sıcak iyice bastırıp bunaltınca isyan etti. “Sıcaktan dilim damağım kurudu.”
Nilay hızlı hızlı başını sallayıp bulunduğu noktadan ayrıldı. “Haklısın bende çok susadım,”
Hakan nefesini sesli verip yanına gelen kıza telefonunu uzattı. “Hadi o zaman serin bir yerde oturup bir şeyler içelim.” Senkronize adımlarla ilerleyen ikili sahilden Üsküdar meydana geçiş yapınca önlerine ilk çıkan kafeye girdi. Şirin küçük kafe açık renklerle dekore edilmiş mekâna ferahlık katmıştı. Cazip kılan en önemli etken dışarıya tezat içerinin buz gibi olmasıydı. Karşılıklı yerlerini aldıklarında garsondan soğuk içecek istendi kısa sürede gelen soğuk içecekler yudumlandı. Aynı anda hayıflanan ikilinin bakışları kesişti “Oh be dünya varmış.” Süratle gözler kaçırılıp konuşmadan içecekler yudumlandı. Saatini kontrol eden Hakan yerinde kıpırdandı “Kalksak iyi olur hafta sonu trafik yoğun olur.”
Nilay uzun süre dışarıda kalmanın etkisiyle mayışırken ikiletmeden çantasını omzuna astı. “Olur”
Genç adam. hesabı getirmesi için garsona işaret verdi masaya bırakılan küçük ahşap sandığa adisyon tutarına ek bahşiş koymayı ihmal etmedi.
Nilay gül buketini kucaklayınca önden yürümesini işaret eden Hakan'ı gözleriyle onayladı. Dışarı çıktıklarında gök kızılımsı rengine bürünmeye hazırlanıyordu. Vapur iskelesine on dakikaya yakın yürüyüp ulaşıldı. Gelişlerine nazaran sakin olan vapurun bu kez üst kat tercih edildi.
Genç kız ilk kez dışarıda farklı bir gün geçirmenin sevinciyle etrafa bakındı. Hakan ise gün içinde eline almadığı telefonuna göz attı. Nilay esen yelle yüzüne gelen saçlarını tek omuzunda toplayıp öne sarkıttı. Odağına düşen suretle gözleri irileşirken halüsinasyon yahut yine uyanıkken kâbus görme ihtimaliyle gözlerini yumdu. Derin bir nefes alıp korkuyla kirpiklerini araladığında tam çaprazında oturan suret silinmedi. Korku hissinin esiri olurken damarlarındaki kanı çekildi. Kalbi endişeyle göğsünü döverken soluk almakta zorlandı. Boşluğa düşme hissine kapılırken tutunma gereksinimi duydu. Can havliyle yanındaki Hakan'ın koluna sarıldı. Yüzünü onun geniş göğsüne gömdüğünde sanki varlığını gizleyecekmiş gibi büzüşüp kirpiklerini korkuyla kenetledi.
Genç adam internet sitelerinde gezinirken Nilay’ın yaptığıyla neye uğradığını şaşırdı. Düşmeye meyleden telefonuyla toparlanıp başını omzuna yatırdı. Göğsüne sinip dertop olan kızın haline anlam veremedi. “Ufaklık?” kış ayazında kalmışçasına titreyişiyle kaşları çatıldı. Eli yanıt vermeyen Nilay’ın sırtında varla yok arası gezindi. Yüzünü kaplayan saçlarını parmak uçlarıyla iteledi, teni mum gibi sararmış gün içinde kısacıkta olsa ışıldayan gözlerini gizlenmişti. Genç adam kızın korkmuş görüntüsüyle dişlerini sıktı. Kısa süreçte bu denli değişmesi aksi giden bir şeylerin habercisiydi.
Burun kanatlarını genişleten sert soluğu içine çekip keskinleşen yüz hatlarına eşlik eden bakışları etrafta gezindi. Muhakkak Nilay’ın dikkatini çeken bir şey olmuş onu korkutmuştu. Odağındaki görüntü ve kişileri pürdikkat inceledi. Bakışlarının değdi tüm yüzler sıradan ve kendi halindeydi. Kendilerine göz ucuyla bile bakan birine bile denk gelmedi. Dişlerine uyguladığı kuvvet artırıp başını geriye yasladı. Kızın hâli sessiz kalışı yine elini kolunu bağladı.
İçine akın eden sıkıntıyla gözlerini yumdu Nilay’ın yine atak geçirme ihtimaliyle gerildi. Ne yapacağını düşünürken tişörtünde hissettiği nemle kirpiklerini aralayıp başını öne eğdi. Kenetli kirpiklerinden sağanak misali süzülen yaşlar kor olup içini yaktı. Kollarını dertop olmuş bedene sarıp kızı daha çok göğsüne bastırdı. Dudaklarını kömür karası saçlara değdirip sıkıntıyla iç çekti, “Ne oldu küçüğüm neden korktun?” Gözleri istemsizce kapandı “Korkma yanımdasın, yanındayım..”
Gece avazı çıktığı kadar bağıran kız suspustu. Yelkovan daimi hızında turlarken Nilay’ın düzensiz titrek nefeslerine akıp giden gözyaşları eşlik etti. İskeleye yanaşan vapurla tüm yolcular ayaklanıp zemin kata indi. Hakan göğsüne sinen genç kızın kulağına fısıldadı. “Herkes indi ufaklık bir biz kaldık.”
Nilay gördüğü suretle o geceyi sanki yeniden yaşarken göğsüne sığındığı adamın fısıltısıyla kirpiklerini araladı. Başını hareket ettirmeden ürkekçe etrafa bakındı. Kendileri dışında kimse kalmamıştı en önemlisi gözlerinin içine bakarak, ilk kez cesaret edip kendisine zarar verenleri şikayet ettiği dilekçiyi yırtan Baş Komiser yoktu! Geriye çekildiğinde aldığı rahatlamış nefesle burnunu çekip titreyen elleriyle yanaklarının nemini sildi.
Hakan kızın uzaklaşmasıyla ayağa kalktı, yakınlıklarının onu daha kötü yapmasından korktu. Nilay’ın perişan hâliyle yumruk yaptığı ellerini pantolonunun ceplerine soktu. Gözlerini bir an olsun kızın üzerinden ayırmadı. Onu ansızın tepetaklak eden şeyi bir şekilde öğrenmeliydi. Ancak önceliği Nilay'ın dikkatini başka yöne çekmekti. Kız çanta askısını düzeltirken başını omzuna yatırdı “Sümüklü sevdicek,” şimşek hızında ağına kan oturmuş iri kara gözler kendisini buldu. Amacına ulaşan genç adam göz kırpıp haylazca gülümsedi. “Hadi kalk bir tur daha Üsküdar’a geçmeyelim.”
Adamın hitabıyla nevri dönen Nilay hışımla ayağa kaltığında ateş saçan gözlerini Hakan’a dikip heybetli bedenin dibinde bitti. Hırsı ve yaşanmışlığı arasına sıkışmışken dudaklarını peş peşe aralayıp kapattı. Ne diyeceğini bilemeyince gül buketini alıp merdivenlere yöneldi.
Hakan’ın kaşları sessiz ama fırtına hızında giden kızla havalanırken serseme döndü. Gün içerisinde yaptıklarına söylediği çoğu şeye tepkisiz kalmayan Nilay'ın suskunluğu canını sıktı. Elini kısa kesim dalgalı saçlarından geçirip bıkkınca nefesini verdi, “Yine başa sardık..” Geniş birkaç adımıyla kıza yetiştiğinde vapura binme mücadelesi veren kalabalıktan sıyrılan ikili karşı caddeye geçti.
Hakan jeepin kilidini açınca sessizce araca binildi emniyet kemerini takıp motoru çalıştırdı. Göz ucuyla genç kıza baktığında onun başını cama yasladığını gördü. Sıkıntıyla nefesini verirken emniyet kemerini takmadığını fark etti. Aklına gelenle dudakları hafif kıvrıldı Nilay’ın aklını dağıtmak için fırsat ayağına gelmişti “Baksana.”
Genç kız umudunu çalan komiseri görünce sarsılmış o gecenin girdabına hapsolmuştu. İşittiği nahif sesle yüzüne düşen tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. “Efendim?”
Genç adam çenesini sıvazladı, “Hâlbuki bilgisayar kursuna gitmeden önce öğrenmiştin.”
Genç kız anlamadığını belli eden gözlerle Hakan’a baktı geçmişi hatırlatan suretle allak bullaktı. Yanı başında şifreli konuşmaları çözecek mecali yoktu. Gözlerini yumup açtığında bıkkınca soludu. “Allah aşkına ne demeye çalışıyorsun?”
Hakan emniyet kemerini işaret etti. “Emniyet kemerini diyorum takmayı öğrenmiştin.”
Nilay kemeri çekiştirirken huysuzca homurdandı. “Direkt uzatmadan söylesen olmuyor.” fısıltıyla ekledi “Gördüğümle zaten darmaduman oldum,” Hakan’la göz kontağı kurmadan başını cama yasladı.
Genç adam fısıltılı sesi duyduğunu belli etmedi lastiğin asfalt zemine bıraktığı ses sessizce ettiği küfürlerin dışa yansımasıydı. İstanbul’un illallah ettiren trafiğinde ilerlerken araçta sükunet hüküm sürdü içsel dünyalarıysa savaş alanıydı. Rezidansa ulaştıklarında adımları Nilay’ın dairesinde durdu. Genç kız çantasından anahtarını çıkarıp kapısını açtı. Gün boyu kucağından bırakmadığı güllerle evine girip kapıyı kapatmak için arkasına döndü. Buğulu kara gözleri kapı pervazına omzunu yaslamış elleri pantolonun cebinde kendisine bakan koyu kahvelere değdi. Tatil gününü kendisine ayıran adamın yorgunluğu kısa kirli sakalların çevrelediği yüzünün her zerresine yayılmıştı. Epey bitkin görünen Hakan sayesinde sonu kötü bitse de güzel aynı zamanda ilginç bir gün geçirmişti. Yanağının içini kemirerek mırıldandı. “Bugün için çok teşekkür ederim,” geriye çekilip kapıyı kapatmadan ekledi. “İyi geceler,”
Hakan gün içinde sessiz kalışına son vermekte kararlıydı ve vapurda kimi gördüğünü mutlaka öğrenmeliydi. Kapının kapanmasına az bir mesafe kala panikle atıldı. “Seni huzursuz eden aklını kurcalayan şeylerin yanıtını almak ister misin?”
Nilay’ın kapanmak üzere olan kapıdaki eli duraksadı kalbi merak ve korkuyla çarptı. Titreme nöbetine tutulurken göğsüne bastırdığı buket yere düştü. Zemin zelzele oluyormuş gibi ayakları altından kaydı. En son hastanede gözlerini açtığından beri içini kemiren kurt sürüsünü def etmek istiyordu. Merakına yenik düşmüş tam anlamıyla sormaya bile cesaret edememişti. Cevabı merak ediyordu etmesine ama duymaya hazır değildi. Şuan ne diyeceğini kestiremedi yanıt bekleyen Hakan’la yutkundu. Dili lâldi ikilemde çıkmazdaydı.
Hakan saniyeler içinde yüzü terle kaplanan kızla duruşunu dikleştirdi. Tek adımda mesafeyi en aza indirgedi “Lütfen sakin ol izin verirsen içeri girmek istiyorum.”
Nilay başını belli belirsiz salladı geriye çekilirken sendeleyip duvara tutundu.
Hakan kızın yürüyecek takatinin olmadığını farkındaydı temasının, ters tepmesinden korkup elinden geldiğince kendisini dizginledi. İçeriye adım attığı an onun duvara tutunuşuyla panikledi tek koluyla bel ekseninde mesafe bırakarak çember oluşturdu. Aralı kapıyı ayağıyla kapatıp salona geçtiklerinde Nilay’ın koltuğa oturmasına yardımcı oldu. Mutfaktan bir bardak su getirip kızın ayak ucunda diz çöktü. Titreyen mühürlü dudaklara suyu yaklaştırdığında kahvelerini Nilaya yöneltti. “Biraz su iç eğer istersen elini yüzünü de yıkarız “
Adamın kıza merhamet ve şefkati sonsuzdu.
Nilay titremesine mâni olamadığı elleriyle bardağa uzandı öylesine halsizdi ki bardağı tutacak mecali yoktu. Hakan’ın yardımıyla bardaktan birkaç yudum alınca gözlerini yumup açtı.
Genç adam Nilay'ın işaretiyle bardağı kenara bırakırken endişeyle kızın gözlerinde oyalandı. “Biraz daha iyi misin?”
Nilay’ın içinde sönmek bilmeyen ateşi kursağından geçen sıvı korlaştırdı. Bir nebze olsun ferahlamıştı “İyiyim.”
Hakan diz çöktüğü zeminden kalkıp kızın çaprazına oturdu. Kahveleri kızdan ayrılmazken doğru kelimelere odaklandı.
Sessizlik hükümdarlığının tahtını Nilay yıktı. “Hazırım,” derin soluğuyla göğüs kafesi yükseldi. “Anlatabilirsin.”
Hakan kararsızca çekimser aynı zamanda istikrarlı kara gözlere bakıp yutkundu. “O puşt senin bin metre yakınına bile yaklaşamaz. Şehir dışında bir depoda tutuyorum.” Ahmet’in son halini anımsayınca simasını şeytani gülüşü sardı.
Nilay pürdikkat dinlerken adamın sözleri aklını kurcalamış bir miktar korkutmuştu. Azapla geçen yıllar yetmez gibi tehlikeli bir adamın yanında olmak tüylerini ürpertti.
Hakan kızın koltuğa sinmesiyle paniklerken başını olumsuzca çevirdi “Nilay zannettiğin gibi biri değilim ıssız tenha sokaklarda kaldığım oldu. Ama her şeye rağmen temiz kaldım şuanda bulunduğum konuma gelmek için çok çabaladım. Zor oldu ama başardım bu günlere çamura batmadan alnımın akıyla geldim. Üniversite’den mezun olunca şirketinde çalıştığım Mehmet Bey, seninle ilgili bana yardımcı oldu. Şirketini kısa zamanda daha da büyüttüğüm için çalışanı olmama rağmen bana karşı kendisini borçlu hissediyordu. İş insanı kimliğinin yanı sıra tehlikeli olduğunu öğrenince işi bıraktım başım ne zaman sıkışsa yanıma hazır olduğunu söylemişti kısacası çetrefilli işlerin adamı değilim.” Kısa bir es verdi. ”Mehmet Bey’den daha önce şahsi bir şey istemiştim -annesini bulması- sonuçsuz kaldı. Sen şikayetini geri çekip o şerefsizle gidince elim kolum bağlandı. Nerede yaşadığını bilmiyordum. Sana yine zarar vereceği belliydi Mehmet Bey’i arayıp seni bulmam konusunda yardım istedim.” Yanlış adreste boşa kaybettiği zamanı hatırlayınca dişlerini sıktı. “İlk beni oyalayıp daha çok bilgi toplamak için farklı adrese yönlendirdi ve ben.” Gözlerinde Nilay’ın kanlar içinde ölmek üzereyken bulduğu an belirince başı suç işleyen çocuk gibi önüne düşüp sesi titredi. “Seni kurtarmak için çok geç kaldım.”
Nilay öldüresiye dövüldüğü anları hatırlayınca kederle gülümsedi. “O gece gözlerim kapanırken Azrail’in gelmesini diledim.”
Hakan’ın acısı ve öfkesi koyu kahvelerine yansırken ellerini yumruk yapıp Nilay’a baktı. “Seni koruyacağıma söz verdiğim hâlde niye korkup şikayetinden vazgeçtin?” Sakinleşmek için derin bir nefes aldı, “Bak seni anlıyorum beni tanımadığın için güvenmedin. Aklımın almadığı darp raporu şahitlerle o haysiyetsizin ceza alması mümkündü.” Adam konuştukça öfkesine yenilirken bağırdığının farkında değildi. “Adalete neden güvenmedin?”
Nilay sessizce dinlerken adalet kelimesini duyunca attığı keyiften yoksun kahkaha salonu inletti.
Hakan acıyla bezeli kahkahayla irkildi.
Kız laçkalaşan sinirleriyle kontrolü dışında tepkiler verirken altı harfi tükürür gibi söyledi “Adalet?” İnanmazcasına başını çevirip bakışlarını koyu kahvelere hançer gibi sapladı. “Adalete güvenecektim öyle mi?” Adam duruşunu dikleştirip başıyla onay verince gülüşü soldu. İlk kez adalete güvenmiş boyunun ölçüsünü almıştı. Bu günü zehir eden vapurda denk geldiği Baş komiser gözünün içine bakarak şikayet dilekçesini yırtmıştı. Kederle gözlerini yumdu “O ve abim beni gözleriyle tehdit etti korksam da vazgeçmedim. Baş komiserin odasında bir aradaydık,” kirpiklerini usulca araladı Hakan’ın merak dolu gözleriyle burukça gülümsedi “Haklısın Baş komiser gözlerime bakarak şikayet dilekçemi yyırtarkem adalete güvenmeliydim.” Elemli gülüşüne gözyaşları eşlik etti. “Söyledikleri hâlâ aklımda.”
Ada. duyduklarıyla tepetaklak olurken işittiklerini sindirmezken öfkeyle kıvranan bedenini hırs ateşe verdi. Dişlerini var gücüyle bastırmaktan çenesi ağrırken yumruklarını sıktı. Ülkenin huzur ve güvenliğini sağlamakla mükellef kurumun üst düzey çalışanının Nilay’ın can güvenliğini hiçe saymasını aklı mantığı almadı. Yumruğunu kolçağa geçirip kenetli dişleri arasından nefretle soludu. “Dilekçeni yırtarken sana ne söyledi?”
Genç kız iç çekip omuzlarına kene gibi yapışan yükleriyle oturuşunu dikleştirdi. “Bak kızım daha toysun karı koca arasında olur böyle şeyler. Kocan o senin hem döver hem sever her kavgada şikayet edilmez. Üstelik diğeri abin ayıp kızım abi ve koca şikayet edilmez hem ikisi de pişman.”
Olduğu yere sığamayan Hakan ayağa fırladı salonu sert adımlarıyla titreterek arşınladı. Nilay’ın son sözleriyle sakinleşmek için ensesini sıvazladı dehşet öfkesiyle kükreyerek duvara tekme attı. “Zihniyetini siktiğimin haysiyetsiz pezevengi,” geriye çekilip boynunu kütletti. Gürültülü nefesleriyle avuçlarını duvara bastırıp alnını hafif şiddetle sert zemine vururken hınçla soludu. “Ulan üniformasından utanmaz! Seni lağım çukuru zihniyetinle lekelediğin mesleğinden etmezsem en adi şerefsizim.”
Nilay yıllarca öfke ve şiddetle iç içe olduğundan Hakan’ın yaptığından korkmadı. Ancak kendisine kol kanat geren adama bu hareketi yakıştıramadı. Alnını duvara vurmayı sürdüren sırtı dönük adama ayaklarını sürüyerek yaklaştı. Güçsüz parmaklarını onun kaya kadar sert kolunu sarıp çekiştirdi.
Öfkeden deliye dönen adam anbean kendisini kaybederken kolunda hissettiği baskıyla irkilip omuzu üzerinden ardına baktı.
Genç kızın gözlerini bulan koyu kahvelerin ağına ince kırmızı çizgiler belirmiş ateş saçıyordu. Hakan’ın ürkütücü sert yüz hatlarıyla yutkunurken yine de bakışlarını çekmedi. “Adalete ilk kez güvenmiştim, sonu hüsranla bitti.” Hislerini dile getirecek olmak nefes almasını zorlaştırdı elini Hakan’ın kolundan usulca çekildi. Bakışlarını ayak ucuna indirdi “Ben sanırım hayatım boyunca ilk kez..”
Hakan bir nebze olsun sakinleşirken kızın sözlerine odaklandı. Konuşmanın nereye bağlanacağını merak ettiğinden sessiz kaldı.
İç çeken Nilay kirpiklerini buluşturup onun yaklaşımlarıyla hissettiğini fısıltıyla dile getirdi. “Sana güvendim.”