21.Bölüm

4325 Kelimeler
Silinmeyen silinmesi güç acımasız anılar merhamet dilenen çığlıklarla infilak eden bomba gibi gecenin sessizliğinde yankılandı. Hakan her adımda feryat figan çığlıklara yaklaşırken onlarca paslı çivi bedenini hedef aldı. Daha önce Nilay’ın fiziki acılarına şahitlik etmiş, asıl yıkımıysa asansör kabininde bedenini koruma mücadelesi verdiğinde yaşamıştı. Hakan’ın koyu kahveleri katrana bulanıp semanın karasını gölgede bıraktı. Kirpikleri istemsizce buluşunca tazeliğini yitirmeyen görüntüler yine belirdi. Boğazında varlığını çekinmeden sergileyen ademelması yutkunuşuyla süzüldü. O berbat anları hatırlamak dizlerinin bağını çözdü. Yüksek voltajlı elektrik akımına kapılmış gibi titrerken yapışmış kirpiklerini aralamak için çabaladı. Boşluğuna binlerce nefesi sığdırdığı çetin mücadelenin galip gelen tarafıydı. Aralı kapıda duraksadı genzini asit solumuş gibi yakan soluğu içine çekti. Salondan sızan ışık huzmeleri sayesinde net görüntüyle gözleri irileşti. Nilay yatağında dertop olmuş avuçlarını kulaklarına bastırmıştı. Saçına sardığı havludan firar eden tutamlar. Hapishane parmaklıkları gibi yüzünü çevrelemiş özgürlük ve esaret arasında kalan kızın arafını temsil ediyordu Hakan’ın var gücüyle sil baştan kurduğu hayatı özgürlüğü esaretiyse katrandan farksız sancılı geçmişiydi. Hakan loş ışığın aydınlattığı odada kıza dermansız sarsak adımlarıyla ilerledi. Yine ne yapacağını bilmezken karşındaki görüntüye sebep olanlara lanet ediyordu. Çığlıklar tüylerini diken diken ederken eli ayağına dolaştı sanki Nilay avcıların yakalamak için yaraladığı yavru ceylandı. Can çekişirken yine de bir umut çırpındı. Saate aldırış etmeden psikolog Çetin Bey’i ararken birkaç adım ötesindeki dehşet verici görüntüyü çaresizce izledi. Nasıl yaklaşması gerektiğini bilmemek elini kolunu bağladı. Robotik sesle hınçla soluyup telefonu cebine koydu. “Böyle işin gelmişini geçmişini sikeyim.” Gürültüyle nefesini verdi esasen Nilay’a sarılıp güvende olduğunu hissettirmek için teskin edici sözler fısıldaması gerektiğini biliyordu. Bunu daha evvelde yapmıştı şuan ona engel olan kızın kendi yatağında uyuyor olmasıydı. Kâbusun boyunduruğuna hapsolduğu uykusundan uyanınca Nilay’ın daha da kötüleşmesinden korktu. Ona başka yaşanmışlığı anımsatabilirdi ona uzanmak için sızlayan elini saçlarından geçirdi. Can havliyle yine telefona sarıldıl üçüncü çalışta yanıt veren Hatice’ye kısaca durumu özetledi. Kadın anında gelmeyi teklif edince Hakan gerek eşinin hasta oluşu, gerekse dün gece Nilay’ın yanında oluşuyla kabul etmedi. Dün gecede aynısı olduğunu kızın saçlarıyla oynarken sakinleştiğini belirtti. Hakan alnını sıvazlayıp teşekkür ederek görüşmeyi sonlandırdı. Loş ışığın aydınlattığı odada Nilay'a yaklaşıp baş ucuna dermanı kesilen dizleri üzerine çöktü. Saatler öncesi intikam almasına karşın içinde yetinmeyen serzenişte bulanan bir adam vardı. O adam dağı taşı yerinden oynatacak kudrette Nilay’ın çığlıklarının enkazı altında can çekişmekteydi. Boğazında koca ilmekle göz pınarlarından süzülen iri damlalar yatağa aktı. Boşlukta salınan titrek elleriyle saçlarından sıyrılmış havluyu usulca çekti. Yastığa serilen siyah saçlarıyla gerilirken kızın yüzünü kaplayan damlacıkları. Avcunda sıktığı havluyla incitmekten kaçınan dokunuşlarla sildi. Kendi gözlerinde düşen yaşların çehresini nemlendirdiğinden habersizdi. Nilay’ın kaşları anbean çatılırken siması korkusunu tescilleyen ifadeye büründü. Hemen ardından kulaklarına uyguladığı baskıyı artırdığında çığlığı sessiz gecede gök misali gürledi. Kızın düzensiz soluklarıyla göğüs kafesi yükselip alçalırken havluyu zemine savurdu. Genç adam boğazındaki kuruluk hissinden arınmak için peş peşe yutkunurken hareket eden âdemelması Nilay'a eşlik etti. Bir cesaretle parmaklarını kızın kulaklarına basınç uygulayan ince bileklerini sarıp incitmeden zor bela uzaklaştırdı. İyice ayyuka çıkan korku ifadeyle genç adam gözlerini sıkıca yumup kızın kulağına titreyen nahif sesiyle fısıldadı. “Sakin ol ufaklık korkma yanındayım.” kirpiklerini aralayıp hafif geriye çekildi. Nilay’ın yüzündeki küçük değişimle acıyla gülümsedi. “Her zaman. “ Sözcüklerle sakinleştirmek basitti asıl zor olan kıza temasla güvende olduğunu hissettirmekti. Onun bunca yıl tenine temas edenler savunmasız bedenine yabani vahşi hayvan gibi acımadan pençesini geçirmişti. Nilay’ın hissi acısı zaten hat safhadayken Hakan o yaraları kanatmaktan çekindi. Kim bilir kaç kez uyku esnasında Ahmet’in sapkın hareketleri üzerine karabasan gibi çökmüştü. Genç adam bilinmezlikleri düşündükçe ateşlerde yanıp kavrulurken yatağın boş kısmına bastırdığı elini usulca havalandırdı. Nilay’ın saçlarına dokunup dokunmamak arasında gidip gelirken kızın tekrar kaşlarını çatmasıyla ikilemi son buldu. Parmak uçları ürkekçe kömür karası saçlara dokundu. Deva olan dokunuşları dakikalar geçtikçe küçük dairesel hareketlere dönüştü. Çekingenlik yerini alışkanlığa bırakırken tenine temas eden ipeksi saçlarla iç çekti. “Yaşadıklarını silmese bile canını yakanın canını almak istiyorum.“ Başını olumsuzca çevirip dişleri arasından sert bir soluk çekti. “O kadar kolay olmamalı sana yapılana karşın. Öfkeyle gelen ölüm o kanı bozuk dallamaya ödül olur. Kaldıracağına bilsem onun şimdi aldığı her nefeste öldüğünü sana gösterirdim.” Gecenin sessizliğini delip geçen çığlıklar yerini sesli nefeslere bıraktı. Nilay’ın her zerresine sirayet eden korkulu huzursuz ifade silikleşti. Akrep ve yelkovanın ibresi dakikaları saatlere çevirdi. Hakan uyuşan dizleriyle zeminde bağdaş kurup boşta olan koluna çenesini yasladı. Göz kapaklarına binen ağırlık dayanılmaz bir hâl alınca yanağını koluna yasladı. Şafak vakti kirpikleri kenetlenirken son kez mırıldanarak uyuyakaldı. “İçin rahat olsun küçüğüm o puşt layığını bulmaya devam edecek.” Hatice gece gelen telefon sonrası sabahı zor etti. Eşinin dengelenen tansiyonuyla erkenden yola revan oldu. Kapıda bekleyen korumaya selam bile vermeden kapıyı açıp eve girdi. Çıtın çıkmadığı dairede kaygıyla parmak uçlarında Nilay’ın odasına yürüdü. Temkinli adımları kapısı odaya ulaşınca odağına düşen görüntüye şaşkınca gülümsedi. Hakan Demir parke zemine bağdaş kurmuş yatağın kenarına büktüğü koluna başını yaslamıştı. Yüzü Nilay’ın yüzüne yakınken boşta olan bileğini ince zarif parmaklar sarmış. Genç kız Hakan’ın avuç içine yüzünü bastırmış ikisi de simalarını saran huzurla uyuyorlardı. Hatice'ye karşılaştığı manzara kendi geçmişini anımsattı. Eşi Hasan tıpkı şuan yere bağdaş kurarak uyuyan Hakan gibi. Aylarca baş ucunda usanmadan sonsuz sabrı şefkatiyle birçok geceyi sabah etmişti. Yaralarını merhem olmuş dile kolay tam iki yıl, evli olmalarına rağmen tenine dokunmadan onu göğsünde saçlarına öpücükler bırakarak uyutmuştu. Şimdi kendi ayakları üzerinde duruyor yaşadıklarını yaşayan bir başkasına yarenlik ediyordu. Kuşkusuz tüm bunları eşi Hasan’ın desteğiyle başarmıştı. Hatice genç adama baktığında Hasan’ın gençliğini görüyor kendisi için canını dişine takıp azimle verdiği mücadeleyi minnetle anıyordu. Kadın karşısında huzurla uyuyan gençlere bakarken huşuyla mırıldandı. “Allah’ım sen yoktan var eden var ettiğini gözetensin. Yolları kesişmişse şüphesiz bir hikmeti vardır onları huzur ve mutluluktan ayırma ya rabbim. Hatice kapı pervazına yaslanıp sessizce ikiliyi izlerken bakışları Nilay’a değince anımsadığıyla göz bebekleri büyüdü. Hakan’ın yanağına masum bir öpücük kondurduğu için utancından günlerce kendisini yiyip bitirmişti. Şuan bu pozisyondayken uyanmış olsa Allah bilir utançtan ne hâle gelirdi. Panikle başını olumsuzca çevirdi hemen genç adamı uyandırmalıydı. Parmak uçlarında yanına yaklaştığında dizleri üstüne çöküp fısıldadı. “Hakan Bey uyanmanız gerek.” Genç adam işittiğu fısıltıyla düz uzun kirpiklerini araladı, uyku mahmuru gözlerinin puslu odağına düşen Nilay’la şoke oldu. Hızla kaçırdığı bakışları Hatice’yi buldu başını kaldıracakken boynundaki keskin sızıyla dişlerini sıktı. Hatice kısık sesle uyanan genç adama burukça gülümsedi. “Günaydın Hakan Bey.” Genç adam başını güçlükle doğrultup kısık çatallı sesiyle yanıtladı. Avuç içinde hissettiği sıcaklık küçük hareketlilikle kaşları çatıldı. Tutulan boynunu unutup aniden başını çevirdiğinde keskin acıyla gözlerini yumup dudaklarını birbirine bastırdı. Sızı hafifleyince kirpiklerini araladı odağına önce tek yanı üzerine yatan Nilay düştü. Sonrasında onun bileğini saran ellerini yanağını avuç içine yasladığını gördü. Bu görüntüyle kaşları arasındaki vadi kapanırken Nilay tüm masumiyetiyle huzurla uyuyordu. Hakan ise ağzı açık ayran budalası gibi bakakaldı. Hatice gülmemek için yanaklarının içini kemirdi. Genç adamın insanın içini ürperten sert çehresi silinmiş yemeğe hazırlandığı yiyecek elinden alınan çocuk gibi şaşkın ve komik görünüyordu. Kadın duyumsadığı metalik tatla yüzünü buruşturup kendisine toparladı. Hakan’ı şaşırtan kendi yatağında yakın arkadaşıyla sevişen Gizem’den sonra ilk kez bir kadınla aynı odada uyumuş olmasıydı. Onu bozguna uğratan diğer detaysa Nilay’ın tenine bu denli yakın temas etmesiydi. Elbette çekingen ve utangaç kızın bilinçli yapmadığını biliyordu. Duruma farklı anlamlar yüklemesi söz konusu değildi sadece Gizem’in ihanetinden sonra kadınların yakın teması midesini bulandırıyordu. Şimdiyse Nilay’ın tenine dokunmasından tiksinmemişti. En garibiyse uyandığından beri buz kütlesi kalbinin sıcacık hislerle sarmalanmasıydı. Genç adam sırtında hissettiği dokunuşla bambaşka boyuta taşınan düşüncelerinden sıyrıldı. Gözlerini peş peşe kapatıp açtı bir şeyler söyleyen kadına odaklandı. Hatice seslenmelerine yanıt vermeyen adamın koyu kahveleri gözlerini bulunca tebessüm etti. “Beni yanlış anlamayın ama,” uyuyan Nilay'ı işaret etti. “Eğer sizinle bu pozisyondayken uyanırsa utancından kendisini yer bitirir.” Hakan dile gelen gerçekle tokat yemiş gibi irkilirken kadını başıyla onayladı. Bağdaş kurduğu bacaklarını çözdü karıncalanma hissi azalınca Nilay’ın yanağını yasladığı kolunu sabit tuttu. İki büklüm ayağa kalkmayı başarınca onu huzurlu göründüğü uykusundan uyandırmamak için resmen ecel terleri döktü. Verdiği sesli nefesle kız huzursuzca kıpırdanıp hoşnutsuz mırıltısıyla bileğini çekiştirip arkasına döndü. Bileğini çekiştirmesiyle dengesini kaybeden Hakan yataktaki boşluğa uzandı. Diğer kolu refleksle ince beline doladı. Yuvalarından çıkacak gibi açılan koyu kahveler yaptığından bir haber masumca uyuyan Nilay.. Hatice'nin ani gelişen olaya ağzı açık bakakaldı. Karşısındaki ikili öylesine güzel ve masumdu ki dudakları tebessümle bezendi. Genç kızın yastığa yayılmış saçlarından sızıp genzini saran Hindistan cevizi kokusu Hakan’ın buz kütlesi kalbi sert darbeleriyle yaşam belirtisi verdi. Kirpikleri buluşan genç adam âdeta taş kesilirken nefes dahi almıyor yerinden kıpırdamıyordu. Hissettiklerine yabancı değildi sadece uzaktı ve hep uzak kalmalıydı. Eski nişanlısı Gizem ve yakın arkadaşı Engin’in ihanetiyle şuan hissettiklerine tövbeliydi. Başka şehirlerde bedeni arzularını kişinin rızasıyla giderirdi. Tek gecelik ilişkide kadına yatakta hak ettiği ilgiyi gösterir şehre geri dönerdi. Şimdiyse kendisine yıllar evvel koyduğu yasağı istem dışı çiğniyor bundan zerre rahatsızlık duymuyordu. Hakan tepetaklak olmuş arapsaçına dönen düşünceleriyle mücadeleye tutuştu. İşittiği gülmeyi andıran sesle düşünce bataklığından öfkeyle sıyrıldı. Siniri en çok kendisineydi hışımla kirpiklerini araladı. Odağına düşen can yakan görüntüyle dili tutuldu. Nilay’ın omuzları sigara yanağı sırtının göründüğü kadarıysa kemer izleriyle doluydu. Onlarca farklı renk tonlarına sahip izler zaman aşımına uğramıştı. Hakan işkencenin derin izleriyle sarsılırken az evvelki düşüncelerinden utanıp kendisine lanet etti. Kollarının arasında minicik kalan beden enkazdı, fizikken ve ruhen sarılması gereken binlerce yarası vardı. Nilay hayatından söküp attığı hisleri uyandırması gereken en son kadındı. Tek gayesi enkaza çevrilen kızdan şaheser meydana getirmek. Hapsedildiği çemberden çıkarıp onu kötülerden, kötülüklerden korumaktı. Nilay kendine güvenmeli eksik bırakıldığı yaşama dahil olmalıydı. Kendi hayatını idâme ettireceğine emin olunca onu hak ettiği özgürlüğüyle buluşturacaktı. Hakan kızın hakkındaki asıl hedeflerini içinden tekrarlarken genzine sızan kokuyu solumamaya gayret etti. Zira Nilay’ın kokusu ciğerlerine fazla sızarsa şirazesi kayardı. Hatice gülüşünü zapt edince hareketsiz duran adamın gözünü kırpmadan bir noktaya baktığını fark etti. Kaşları merakla çatılırken mesafeyi en aza İndirgendiğinde Nilay’ın giydiği askılı şortlu takıma hayretle baktı. Koyu kahvelerin demir attığı limanı görünce iç çekti. “Yara izleri” keyifli hali yerle yeksan olan kadının çehresini elemle kaplandığında acıyla fısıldadı. “Görünenden çok daha fazlası var.” Hakan görünen görünmeyen her ize bin ah etti uzaklaşmak isteyen genç adam kanı çekilmiş gibi hareket edemedi. İzlerin çoğunluğunun aileye ait olması Ahmet’le biraz olsun dinen fırtınasını şiddetlendirdi. Hatice’nin utanç söylemleri hiddetinin uğultusuna karıştı. Nilay şuan kendisiyle bu hâldeyken uyansa utancından ölürdü. Bir an önce kalkıp evine gitmeliydi ince beli saran kolunu çekti. Bileğini çevreleyen baskının azalmasıyla kızın uyandığı endişesiyle sıktığı dişleri arasından soludu. “Hassiktir.” Nilay’ın yüzünün dönük olduğu tarafta olan Hatice’nin göz bebekleri büyüdü. Uykusunun bölünmediğini görünce elini kalbinin üzerine bastırdı. “Çok şükür,” kendisine endişeyle bakan Hakan’a uyuduğunu işaret edip rahatlamasını sağladı. Hakan derin bir soluk alıp Nilay’ın boynunun altındaki kolunu usulca çekti. Temkinli hareketlerle yataktan kalkınca alnın nemi elinin tersiyle silip odadan ayrıldı. Kendisini gri L koltuğa bırakıp başını geriye yatırdığında kirpikleri kenetlendi. Sancılı geçen gecenin sabahında şehrin gürültüsünü dinledi. Hatice bir müddet kızın yanında kalıp saçlarını okşadı pikeyi üzerine örtüp yanından ayrıldı. Koltuğa yayvanca oturan Hakan'ın çaprazındaki berjerde yerini aldı. Yorgunluğu simasını sarmış adam epey bitkindi iyi geleceğini umarak tereddütle sordu “Kahve yapmamı ister misiniz?” Hakan kirpiklerini aralayıp başını dikleştirdi, “Gerek yok Hatice Hanım bir an önce evine geçip duş almak istiyorum.” Hatice anaç tavrından ödün vermedi, “Kahvaltı hazırlasam?” Hakan’ın zihninde aynı görüntü ve sesler yankılanırken hafta sonu olması gerçeğiyle aydınlanma yaşayıp keyifle mırıldandı. “Tabi ya,” Hatice işittiğini olumlu yanıt zannedip ayaklandı, “Hemen hazırlıyorum.” Genç adam alelacele karşı çıktı “Hayır,” kaşları çatılan kadına başıyla mutfağı işaret edip önden yürümesi için elini ileriye uzattı. Adamın değişken tavırlarına anlam veremeyen Hatice sabır dileyerek mutfağa geçti. Karşısına geçen adamın yaptığına anlam veremezken soru sormaya cesaret edemedi. Hakan kollarını göğüs hizasında katlayıp merakla kendisine bakan kadını tek solukta yanıtladı. “Malum hafta sonu Nilay’ı dışarı çıkaracağım değişiklik ona iyi gelecektir.” Çabucak gün için plan yaptı, “O uyanmadan evden çıkmamız gerek.” Hatice’nin işittikleriyle kaşları şaşkınlıkla havalanırken kızı evde tek bırakma sebeplerini anlamadı. “Nilay uyanmadan niye evden çıkıyoruz? Zor bir gece geçirdi üzgünüm ama onu yalnız bırakmak bana hiç mantıklı gelmiyor.” Kadının düşüncesini belirtmesi normaldi lakin Hakan’ın çenesinin seğirmesi sesinin titremesine neden oldu. Hakan aklından geçenlerden bir haber kadınla dişlerini kenetledi fısıltısı öfkesiyle bezendi. “Çünkü her şeye rağmen o inatçı keçinin hayatına devam etmesini istiyorum. Burada ikimizden birini bulunca nedeni sorgulayacak.” Hatice’nin aklı genç adamın Nilay'ı ısrarla tek bırakmak istemesini almadı. Oysa Hakan'ın gayesi kızın acıyı barındıran bakışlarına maruz kalmamasıydı. Gece boyu hiç uyanmadığından olanları hatırlaması imkânsızdı. Genç adam konuyu uzatma gereği duymadan kestirip attı. “Çıkalım.” Hatice zerre ikna olmadı lâkin adamın net tavrına da karşı gelemedi. Her daim Hakan’ın attığı adımların kızın iyiliği için olduğu gerçeğine tutundu. Son kez aralı kapıdan Nilay’ı kontrol edip adamla birlikte evden çıktı. Hakan çıplak ayaklarıyla kendi dairesine geçtiğinde kişisel aksesuarlarını masaya bırakıp banyoya geçti. Dakikalarca soğuk suyun altında bekleyip duş aldı. Gardıroptan rastgele aldıklarını giyip Nilay’ı aradı, araması bir hayli gecikmeli uykulu sesle yanıtlandı. Cevap gelmesine fırsat vermeden görüşmeyi sonlandırdı. “Hazırlan on beş dakika sonra evinin kapısında olacağım. Bugün seninle birkaç yere gitmemiz gerekiyor.” Bitkin ve yorgun hisseden Nilay kısa sürede uykuya dalmış kendisini kâbusun ortasında bulmuştu. Issız ovayı gökyüzünün simsiyah örtüsü ortamı daha kasvetli kılmıştı. Açık alanda peşinden gelen Ahmet’ten kaçarken korkulu çığlıkları boş araziyi inletiyordu. içinden eksik olmayan korku tohumları boy verirken can havliyle kaçışı saçlarında hissettiği elle duraksadı. Yakalanmanın korkusuyla gözlerini sımsıkı yumdu. Korka korka kirpiklerini araladığı an gökyüzü aydınlanmış kasvetli hava dağılmıştı. Çorak ovanın bir yanının deniz kenarına dönüştüğünü görünce afalladı. Panikle etrafına bakınırken görünürde Ahmet’in olmayışıyla rahatladı. Yerde yeşeren çimlerin üzerine bağdaş kurup oturdu. Korkuya tutsak olan genç kız kurtulmanın etkisiyle tebessümle etrafı inceledi. Biraz uzağında denize yakın kayalıkta oturan adamı fark etti. Metrelerce öteden heybetini belli eden adam bir tutam kalan korkusunu da silip süpürdü. Çekincesiz bulunduğu alanda göz gezdirip yorgun düşen bedenini dinlendirdi. Yabancısı olduğu buna karşın huzurla dolduğu ortamdan evine gitmek istedi. Ancak nerede olduğuna nasıl gideceğine dair hiçbir fikri yoktu. Birilerine sormak için etrafa bakınırken çevrede kayalıklarda oturan adam dışında bir Allah’ın kulu yoktu. El mecbur evine nasıl gideceğini ona sormak için hızla ayağa kalktı. Eş zamanlı masalımsı alan kuş cıvıltılarıyla şenlendi. Adım attıkça bastığı zeminin iki yanında çiçekler açınca iki yana kıvrılan dudaklarıyla adımladı. Kalbi huzurla çarparken sanki masalsı bir şehirde gibiydi. Yüzünü görmediği adamla arasındaki mesafe azalırken huzursuzlanmadı aksine kendisini güvende mutlu hissetti. Kayalıklara adım atınca denizin eşsiz kokusu genzini sardı. Arkası dönük adamla arasında birkaç kaya parçası kalmıştı ki kuş cıvıltılarının sesini mekanik melodi bastırdı. Kâbusun musallat olduğu uykusu masalsı rüyaya dönüşen Nilay yeni güne kirpiklerin telefonunun melodisiyle araladı. Sırtını yatak başlığına yaslayıp gözlerini ovuşturdu. Baş ucu komodininden ısrarla çalan telefonunu aldı. Uyku mahmuru kara gözleri ekranda yazan isimle irice açıldı. Hakan ilk kez kendisini arıyordu neye uğradığını şaşırırken imleci yavaşça kaydırdı. Uyku sersemliğine eklenen afallamayla mırıldandı. “Efendim,” kulağına yapıştırdığı telefondan yanıt beklerken alt dudağını kemirdi. Nefes dahi almadan emirlerini sıralayan adamla kaşları alnına uzandı. Tek kelime etmesine fırsat vermeyen Hakan’la merak hissi tetiklendi. Oflayarak pikeyi itekleyerek yataktan çıkınca saçlarını karıştırdı. Uyumadan önce duş almasına karşın hâlâ saç diplerinin nemli oluşuna anlam veremedi. Boy aynasına akseden dağılmış görüntüsüyle kendisini teselli edip odasından çıktı. ”İyi ki hafta sonu Hatice abla beni bu kılıkta görmedi.” Gece fazlasıyla terlemiş bedeni yapış yapıştı bu histen aldığı kısa duşla arındı. Bornozuyla odasına geçtiğinde komodindeki saate bakınca panikle sızlandı. “Eyvah on beş dakika sonra kapıdayım demişti.” Gardıroptan aldığı bilek boy pileli lacivert eteğini beyaz uzun kol tişörtünü çabucak giydi. Güçlükle taradığı saçlarının nemini alıp kulakları hizasından aldığı birkaç tutamı ince siyah lastikle bağladı. Aynanın karşısına geçip yansımasına baktığında kare yaka İspanyol kollu tişörtün, kilo alınca dolgunlaşan göğüslerini belli etmesinden rahatsız oldu. Değiştirmek için gardırobun kapağını açtığında kapısının çalınmasıyla söylenerek beyaz spor ayakkabılarını giydi. “Bu kadar dakik olmak zorunda mısın? Birkaç dakika geç kalsan olmuyordu sanki.” Kapı alacaklı gibi çalarken telefonunu çantasına atıp odadan çıktı. Kapı aralıksız çalmaya devam ederken çatık kaşlarıyla kapının kulpuna asıldı. Hakan açılmak bilmeyen kapıyla endişelendi öyle ki, neredeyse kapıyı anahtarla kendisi açacaktı. Bu olasılığı uygulamamaya dökmemek için kapıya aralıksız vurdu. Bilmem kaçıncı kez kapıyı yaklaşan yumruğu açılan kapıyla havada asılı kaldı. Gözlerini yumup açınca bıkkınca soludu, “Niçin bu kadar geç açtın?” Nilay sinirle karşısındaki adama bakıp içinden sabır dilerken usançla soludu. ”Sizin aramanızla uyandığım cevap vermeme fırsat vermeden telefonu kapattığınız için olabilir mi?” Hakan kızın serzenişini kulak ardı edip geriye çekildi. “Kapını kitlede bir an önce gidelim.” Nilay ağzının içinde geveleyerek kapısını kilitleyip asansör alanına yürüyen Hakan’ı takip etti. “Allah’ım sen sabır ver.” Hakan surat asan kıza aldırış etmeden ulaştığı jeepin kilidini açtı. Emniyet kemerlerinin takılmasıyla aracı çalıştıran genç adam tüm dikkatini yola verdi. Nilay nereye gittiklerini sormuş yanıt alamayınca başını cama yaslayıp akıp giden yolu izledi. Ara sıra göz ucuyla Hakan’a baktı gergin görünen yan profiliyle tek eliyle direksiyona yön verirken sıkça alnını ovuşturuyordu. İki gündür doğru düzgün bir şey girmeyen midesi resmen sırtına yapışmıştı. Aksi gibi Hakan’ın verdiği süre anca hazırlanmasına yetmiş bir şeyler atıştırma şansı olmamıştı. Genç adam kahvelerini akıcı trafikten bir saniye ayırmazken ara ara Nilay’ın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Önce vapur iskelesi yakınlarında kahvaltı yapacaklardı. Ardından vapurla Üsküdar’a geçeceklerdi. Günün ilerleyişini düşünürken onu kendisine getiren duyduğu ses oldu. Başı refleksle yana döndüğünde şaşkınca Nilay’a baktı. Yüzünü elleriyle gizleyen kız kendisini yok etmek ister gibi büzülmüştü. Korna sesiyle odağına yeniden yolu alırken hınzırca gülümserken eğlendiğini gizleme gereği duymadı. “O ses senin küçücük midenden mi geldi?” Nilay açlıktan guruldayan midesiyle utançtan yerin dibine girmek istedi. Hakan’ın alaycı sesiyle sinirlense de utancından sessiz kaldı. Kızın sessiz kalışı genç adamın canını sıktı aklı dağılsın tepki versin diye biraz daha üsteledi. “Yazık sana kahvaltıda yapmadın değil mi?” haylazlıkla parlayan gözlerini yumup açtı “Sanki on beş dakika içinde hazırlanmış kahvaltı yapmadan dışarı çıkmış gibisin..” kendi sözlerine kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Nilay işittikleriyle elleri kucağına düştüğünde gözlerini kırpıştırarak Hakan’a baktı. Eğlenen haliyle başını başlığa yaslayıp sitemle sızlandı. “Resmen benimle dalga geçiyorsun.” Hakan iskelenin yakınlarında kahvaltı yapabilecekleri mekânın biraz uzağına aracı park edince Nilay’a döndü. Teessüf eder gibi söylendi “Ben hiç seninle dalga geçer miyim ufaklık?” kızın hokka burnunu hafifçe göz açıp kapatma süresi kadar sıktı. “Bozulma hemen ufaklık sadece gerçekleri söyledim.” Dudakları o şeklini almış şaşkınca bakan Nilay'a göz kırptı. Kendi gerçeğini dile getirip araçtan çıktı. ”Bende sizin gibi kahvaltı yapmadım Küçük Hanım üstelik benim midemin isyanı seninki kadar kibar olmaz.” Nilay’ın peşinden geldiğini düşünerek kahvaltı yapacakları mekâna yürüdü. Kapıları kilitlemek için ardına döndüğünde onun hâlâ arabada olduğunu gördü. Kaşları çatılırken midesi açlık ikazı verdi ve Nilay'da aynı durumdaydı. Birkaç adımla jeepe ulaşıp kızın kapısını açtığında sitemle söylendi. “Allah aşkına ufaklık acaba arabadan inmek için neyi bekliyorsun?” Nilay burnundaki kısa süreli dokunuşla neye uğradığını şaşırırken olduğu yere zamk gibi yapıştı. Yüzüne vuran hafif meltemle irkilip kedi gibi mırıldanarak dışarı çıktı. “Ben bir an dalmışım özür dilerim.” Hakan kızı süklüm püklüm haline çarpıkça gülümsedi, “Ufaklık çıkmayı başardığına göre artık kahvaltı yapabiliriz değil mi?” Nilay'ın başıyla onaylamasıyla tek kelime edilmeden mekâna geçildi. Ortak kararla teras kata çıkınca kahvaltı tabağı sipariş edildi. Kızın tabağındakileri bıçağıyla küçük parçalara ayırması adamın dikkatinden kaçmadı. Sessiz geçen kahvaltı sona erince ikili kafe tarzı mekândan ayrıldı. Hakan jeep'e yönelen Nilay’ı uyardı, “Onunla değil Küçük Hanım,” kendisine dönen kıza iskeleyi işaret etti. “Oradan bineceğimiz vapurla gideceğiz.“ Genç kızın duyduğuyla gözleri sevinçle parlarken merakı katlandı. “Nereye gideceğimizi artık söylesen olmaz mı?” Hakan belli belirsiz gülümsedi amacı kızın aklı dağılsın diye çıktıkları yolculukta ona hayata dair farklı şeylerde öğretmekti. Yüz metre ilerideki yaya geçidini işaret etti kaşları sorgular edayla çatılan Nilay'ı sakince yanıtladı. “Yaya geçidinden karşıya geçip vapur iskelesine ulaşmamız gerek.” Kahvelerinin üstüne tıpkı genç kız gibi kaşlarının gölgesini düşürüp bıkkınca ekledi. “Soru sormak yerine yürüsen de yarım saatte bir kalkan vapuru kaçırmasak.” Nilay adamın tavrıyla yumruklarını sıkıp hırsla soludu. “Vapura bineceğimizi anladım aptal değilim! Nereye gideceğimizi söylesen sormam yürürüm zaten.” Hakan kızın tavrına kahkaha atma isteğini bastırırken söylemlerine kulak tıkadı. Ağzının içinde neşeyle söylendi. “Bugün inatçı keçi sayesinde çok eğleneceğim.” Senkronize adımlar iskeleye ulaştırınca Hakan aldığı geçiş kartlarına bir miktar para yükletti. Yanı başındaki Nilay'a toplu taşıma gerçeklerini anlattı. Genç adam yakınlarından geçen seyyar simit satıcısından aldıklarını poşete koydurdu. Etrafa çekingence gözetleyen kıza poşeti uzattı. “Tazecikler yemek ister misin?” Tok olmasına karşın simit kokusu iştahını kabartınca bir parça koparıp ağzına attı. Nilay şaşkınca bir poşet dolusu simitlere baka kaldı. “Bu kadarı çok fazla hepsini nasıl bitireceğiz?” Genç adam kızın afallamış hâline tebessüm ederken sır verecek gibi yaklaşıp kulağına fısıldadı. “Vapurla yolculuk yapmanın en keyifli yanı martılara simit atmaktır.” Geriye çekildiğinde yaprak misali titreyen Nilay kilit taşlarını inceliyordu. Başını inanmaz tavırla çevirip bir adım geriye çekildi. “Beni anladın mı ufaklık?” Genç kız dibine giren Hakan'la eli ayağı boşaldı yerde oyalanan gözlerini adama değdirince kekeleyerek yanıtladı. “Anladım.” Hakan bilge edayla gülümseyip iskeleyi işaret etti. “Güzel o hâlde buyurun Hanımefendi.” Senkronize biçimde turnikelere adımlarken Nilay'a geçiş kartını verip nasıl geçeceğini anlattı. Genç kız dediklerini harfiyen uygulayınca peş peşe bekleme salonuna geçildi. Seferden dönen vapurun azımsanmayacak yolcusu çıkışa yöneldi. Bu durum ilk kez kalabalığa karışan Nilay’ın tedirgin ederken haddinden fazla gerildi. Peş peşe derin nefesler almaya çalışırken salondaki yolcuların henüz açılmayan çıkış kapısına hücum etmesiyle ne nefes alabildi ne adım atabildi. Kalabalıktan doğan huzursuzluğa farklı parfüm kokularına ter kokuları karışınca. Vuran mide bulantısını tek elini ağzına kapayıp zapt etmeye çalıştı. Genç adam Nilay’ı değiştirmek adına bazen fazla zorladığının bilincindeydi. Kalabalık alanın insan zorlayan dezavantajı her türden insanın bulunmasıydı. Gitgide gerilen kızın beyaz teni mum gibi sararınca sakinleşmesi için duyacağı tonda konuştu. “Birazdan kapı açılınca seni çok sevdiğin denizin kokusu karşılayacak lütfen sabret. Biliyorum senin için zor ufaklık ama kalabalığa alışman şart.” Nilay seslerin birbirine karıştığı ortamda nahif sese odaklanıp Hakan'ın haklı sözlerini gözleriyle onayladı. Kalabalık ortamda tiz kadın çığlığı yükselince herkes suspus oldu. Herkes gibi o da ortamı inleten sesin geldiği yöne döndü. Kızıl küt saçlı minyon tipli kadın vapuru bekleyenlerin odak noktasıydı. “Bak şimdi senin bedenime dokunan kirli ellerini kırıp nasıl götüne monte edeceğim.” Türk Milleti çoğunlukla olduğu gibi olayı film izler gibi izleyip müdahale etme zahmetinde bulunmadı. Kadın kendisini taciz eden adamın kolunu kavradığı gibi sırtına yapıştırıp büktü. Acıyla haykıran adamın diz kapağının arkasına tekme atıp yüz üstü yere kapaklanmasını sağladı. Nilay çevik ve seri hareketlerle kendisini savunan kadını hayranlıkla izledi. Tepkilerini izleyen yanı başındaki adamdan habersizdi. Göz bebekleri irileşti ağzı açık kalırken ufak tefek görünen kadının gücüne mest oldu. Güvenlik görevlileri duruma el koyunca ortam birkaç dakika evveline döndü. Hakan şaşkınlık her zerresinden akan kızın haline gülümserken onu yüreklendirmek için sadece onun duyacağı tonda konuştu. “Biz erkeklerin dış görünüşüne aldanıp gözünde büyütmemelisin siz kadınlar bazı noktalarda bizden katbekat daha güçlü ve zekisiniz. Yeter ki alt etmek isteyin bunun için çabalayın ama en önemlisi ne istediğinizi bilin.” Gerçek anlamda yaşamaya yeni başlayan Nilay'a duydukları öylesine uzak ve kabul edilmezdi ki. Yeni doğmuş bebek misali aciz savunmasızdı on sekiz yılı sırf kız olduğu için eziyetle geçmişti. Hakikatiyle burun buruna gelen genç kızın omuzları düşerken usulca nefesini bıraktı. “Ama ben onun gibi olamam ki.” Hakan dirayetinin farkında olmayan kızın itirazına kaşlarını çattı. Onun kendisini aciz görmesinden zerre haz etmiyordu. Kenetli dişleri arasından emrivaki sözleri tıslar gibi soludu. “Etrafındaki kadınlara iyi bak!” Nilay ürkek bakışlarını ortamda bulunan kadınlarda gezdirip kara gözlerini Hakan’a çevirdi. “Hemen hepsi gayet mutlu görünüyor.” Yeniden etrafa göz atarken mırıldandı. “Ve hepsinin benden güçlü olduğuna eminim.” Hakan nefesini bıkkınlıkla verirken başını olumsuzca çevirdi. “Yalnızca bakıyorsun ufaklık görmüyorsun.” Nilay hiddetle kaşlarını çatıp adama dönünce öfkeyle soludu. “Çok şükür görmemde bir problem yok.” Dudakları yanaklarına yol aldı. “Tabi senin için aynı şeyi söyleyemem.” Hakan kızın alayla söylediklerini duymazdan geldi, “Bakmak ve görmek birbirinden farklı şeyler ufaklık. Öğrenmen gereken çok şey var,” Nilay geri cevap verecekken kapılar açıldığında bilge edayla kapıları işaret etti. “Şimdi hiç ağzını açma ufaklık vaktimiz bol nasılsa öğrenirsin.” Genç adam itiş kakışla vapura ilerlerken aksi bir durumla karşılaşmamak için mesafesini koruyup kızın bedenini oluşturduğu çembere hapsetti. İki katlı vapurun zemin katındaki açık alan tercih edilirken oturduktan birkaç dakika sonra deniz yolculuğu başladı. Esen meltemle iyot kokusu genizlerini sararken dalga seslerini uçuşan martı sesleri bastırdı. Kara görüş alanlarından uzaklaşan ikili sessizce manzarayı seyre daldı. Aralarındaki sükûneti bozan poşetin varlığını hisseden genç adamdı. “Martılara simit atacağım benimle gelmek ister misin?” Nilay bakışlarını adama çevirip gülümseyerek onay verip ayağa kalktı. Vapuru orta kısmındaki demir bariyerin ardına geçildi. Aynı anda poşete uzandıklarında göz göze geldiklerinde vücutlarına vuran elektrik akımıyla temas iki taraflı bıçak gibi kesildi. Nilay süratle gözlerini kaçırıp etrafı incelerken Hakan küçük temasla ayazda kalmış gibi ürperdi. Olduğu yere beton dökülmüşçesine çakılınca vücudunun verdiği tepkiler canını sıkmaya başladı. Genç kız yine utanç duygusuyla kıvranırken aklını dağıtmak için bakmak ve görmek arasındaki farkı düşündü. Hakan kıyıya vuran dalgalar misali savrulurken hissiz boş bakışlarını ufka çevirdi. Derin derin soluyup hislerini ekarte edince çıkardığı simitti. Biraz ötesinde duran kızın dikkatini çekmek için gözünün önünde salladı. Kara gözler kendisini bulunca göz kırptı, “Martıları beslemeye ne dersin?” Çekimser bakışlara aldırış etmedi simitten küçük bir paça koparıp martıların yemesi için ileriye savurdu. Attığı parçayı havada kapan martıyla dudakları kıvrıldı. “Gördün mü?” Nilay yüzüne uçuşan tutamları kulağının arkasına sıkıştırıp temas kurmaktan kaçınarak simitten kapattığı küçük parçayı martılara attı. Poşettekiler yavaş yavaş azalırken tek kelime edilmedi, göz teması dahi kurmamaya dikkat edildi. Vapur iskeleye yanaşırken orta bölüm kalabalıklaşınca oluşan sarsıntılarla sabit kalmak güçtü. Genç kızı bu durum epey zorladı zayıf olduğu için tutunma gereksinimi hissetti. Genç adam Nilay'ın dengesini sağlamakta zorlanmasıyla ikilemde kaldı. Bir yanda değişken hisleri diğer yanda kızın gün yüzüne çıkan cinsiyetine lanet etmesine sebep yaşanmışlığı.. Sarsıntının artmasıyla Hakan’ın tereddüttü son buldu Nilay'ın dikkatini çekmek için boğazını temizledi. “İstersen yani yanlış anlamazsan dengeni sağlamak için bana tutunabilirsin.” Kız çekimserce kendisine bakarken vapur şiddetle sarsıldı. Paniğe kapılan genç adam kızın koluna girmesini sağladı. Nilay'ı utandırmamak için kirpiklerini kısıp iskele görevlilerini baktı. Genç kızın gözleri Hakan'ın yaptığıyla yuvalarına dar geldi. Son günlerdeki yakınlıkları rahatsız etmiyordu. Geri çekilmek ilk anlar aklına gelmiyor temasları adını bilmediği duyguları kucaklatıyordu. Utanç hissi ise Hakan’a karşı her daim yerli yerindeydi. Nihayet karaya ayak basınca elini çekip adımlarını kalabalığa uydurdu. Kıyı boyu yan yana susarak kat edildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE