Her kişi söz verir er kişiyse verdiği sözü yerine getirir...
Hakan şirkete gelince deri koltuğunda geriye yaslanıp gözlerini kapattı. Gün boyu yaşanılanları zihin süzgecinden geçirdi. Ahmet’e küfürlerini sıralarken araya kendisini de kattı. Nilay’ı geçmişin karanlığından çekip çıkartmaya yemin etmişken Merve’nin ona yaşattığı dehşet anlarında kendisini sorumlu tuttu. Çünkü şirket çalışanlarında belirlediği iki temel esas vardı. Birincisi başarı ikincisiyse iş disipliniydi! Kişinin iş hayatında başarılı ve profesyonel olması gibi. İnsana mahsus değerlere sahip olması gerektiğini Merve’nin vesilesiyle tecrübe edince anladı.
Nilay gözünün önünde perişan olurken çaresizlik elini kolunu bağlanmıştı. Olayın üzerinden saatler geçmişti ve kızın feryatları hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Tanıdık vasıtasıyla aradığı kriterde asistan bulmak için birkaç kişiye haber verdi. Telefon beklerken boşa vakit harcamak istemedi son aldığı projeyle oyalandı. Hakan’ın bir şeylerden soyutlanmak kendisini motive etme şekli çizim yapmaktı. Çizim kalemini kağıt üzerinde hareket ettirdikçe rahatlıyordu. İşiyle yaşama tutunan adam için zaman mekan kavramları anlamını yitiriyordu.
Kapıldığı küçük dünyasından telefonunun melodisiyle çıktı. Bu durumdan pek hoşlanmasa da açmaya mecburdu. İstediği nitelikte asistanın bulunmuş olma ihtimali vardı. Kim olduğuna bakmadan aramayı yanıtladı. Telefonu omuzu ve kulağı arasına sıkıştırıp çizimine devam etti. Arayan burs verip eğitimine destek olduğu öğrencilerden yalnızca birisiydi. Onunla babasının vefatı sonrası hasta annesine bakmak için başarılı eğitim hayatını yarıda bırakacağı gün karşılaşılmıştı. Ali Kara Boğaziçi üniversitesi işletme büro yönetiminden yeni mezun olmuştu.
Ali üzerinde maddi manevi büyük emeği olan adama minnetini iletirken Hakan çizim yapmayı bıraktı. Çizim kalemini parmakları arasında çevirirken Ali’yle sohbete koyuldu. Aklı bir yandan da günümüz şartlarında iş bulmanın ne kadar zor olduğundaydı. İş bulmanın her alanda zor olduğu ülkemizde işin en acı tarafı, ailelerin nice zorluklarla okuttuğu evlatları üniversite mezunu olmalarına rağmen iş bulamıyordu.
Yıllarca atanamadığı için ruhsal çöküntü yaşayan bazı gençler intihar edip toprak oluyordu. Aralarında yarınlarımız olan çocukları en iyi şekilde eğitmek için heyecanla atanmayı bekleyen öğretmende vardı. İnsanların acılarını dindirmeye yemin etmiş atanmayı beklerken geçici çalıştığı inşaatın tepesinden düşüp kötürüm kalan doktorda.
Hakan aklına gelen fikirle kaybolduğu girdaptan çıktı. Zaten ülkenin belli başlı gerçekleri değişmezdi. Hattın diğer ucundaki genç aradığı kriterlere sahip Ali Kara asistanı olmak için biçilmiş kaftandı. Sorumluluk sahibi ve başarılıydı en önemlisi insani değerlerin bilincinde pırıl pırıl bir gençti. Tereddütsüz Ali’ye asistanı olmasını teklif etti, genç adam bir an afallayıp ikiletmeden kabul etti.
Üniversiteden yeni mezun genç adam hasta annesinin tedavisini kendi alın teriyle kazandığı parayla yaptırmak istiyordu. Hakan Demir iki yıldır hesabına düzenli hatırı sayılır para yatırıyor. Kanser tedavisi gören annesinin tüm masraflarını karşılıyordu. Ona olan vefa borcunu ödeme fırsatını tepemezdi. Detayları sabah şirkette görüşmek üzere sözleşilince görüşme sonlandı.
Genç adam Ali’nin imdadına Hızır gibi yetişmesiyle omuzlarına çöken yükün hafiflediğini hissetti. Kişisel eşyalarını alıp alelacele ofisinden çıktı. Günün biriken stresini tam manasıyla atmak üzere aracını Ahmet’in tutulduğu depoya sürdü. Uygulayacaklarını düşünürken yol boyu dudaklarından şeytani gülüş silinmedi. Nilay kabinde o haldeyken kendisine verdiği sözü tutacaktı. Siyah jeepin hız göstergesi gittikçe artarken depoda bekleyen korumaları arayıp küçük isteklerde bulundu.
Hakan siyahına yıldızları misafir eden gökyüzünün altında tenha sapa yollarda son sürat ilerledi. Şehrin dışındaki depoya ulaşınca korumalara baş selamı verdi. Vakit kaybetmeden Ahmet’in tutulduğu kata yöneldiğinde pas tutmuş merdivenleri kulaklarında çınlayan Nilay’ın yakarışlarıyla çıktı.
“Yalvarırım gelme dokunma bedenime!”
Nilay’ın acı feryatları adam olanı cinsiyetinden insan olanı can evinden vururdu. Artan tecavüz olayları utanç kaynağıyken boyut atlaması ayrı bir azaptı. İnsanlığı ayaklar altına seren sapkınlığa kirli dünyanın en savunmasız, masum varlıkları çocuklarda yaşı cinsiyeti fark etmeksizin maruz kalıyordu. Hakan’ın bu farkındalıkla öfkesi bedenine sığmadı. Tecavüz esnasında minik bedenleri dayanamayıp can veren bile vardı.
Masum bedeni toprak eden -çoğu zaman olmayan- adalet sayesinde sapkınlığına lağım çukuru zihnine yediği hasta damgasıyla ceza indirimine tabiydi. Bizleriyse leş düşünceli cibilliyetsiz canilerle aynı havayı solumaya mahkum ediyordu. Canından can giden annenin arşı delen canhıraş çığlıkları taş olup üzerimize yağsa anne kadar canımız yanmazdı.
Toprak minik bedenleri sarmaya utanıyordu da kainatın yaratıcısının üstün kıldığı yegane canlı utanmak nedir bilmiyordu.
Hakan anbean sayıları artan yeryüzü şeytanlarıyla aynı havayı soluduğu için bile kirlendiğini hissetti. Zihnini abluka altına alan acımasız gerçekler intikam ve kininin ateşini yanardağa çevirdi. Genç adamın tek başına sapkın ruhlu şeytanların tamamını cezalandırıp kirlettikleri yeryüzünden silmeye gücü yetmezdi. Gerçi imkânı olsa önünü ardını düşünmeden seve seve yapardı. Şimdi Nilay vesilesiyle eline geçen fırsatı değerlendirecekti. Denk geldiği tüm tecavüz haberlerine nasıl yandıysa yakacaktı.
Pas tutan merdivenlerin sonuna yaklaşırken duyumsadığı kan idrar dışkı ve kanalizasyon suyunun kokusu midesini bulandırdı. Lâkin hiçbir kuvvet onu şuan yolundan döndüremezdi, kararlıydı. Ahmet’i buruşuk sikinden edecekti! Tüm hıncıyla köhne büronun kapısına tekme attığında karşılaştığı manzara dudaklarını şeytani gülüşle bezedi. Bakışları her salise keskinleşti Ahmet gördüğü işkence ve şiddet yüzünden zor nefes alıyor. Kesinkes ölmesine müsaade edilmiyordu.
Odağındaki şahsiyetsiz ve onunla aynı zihniyete sahip mahlukları tek seferde öldürmek ödüldü. Hak ettikleri gibi bir kez öldürmektense aldıkları her nefeste acı çektirerek yaşatmak daha adildi.
Ahmet’in kanalizasyon suyuyla ıslatılan bedenine yemek niyetine üç öğün yüksek voltajlı elektrik verildi. Çeşitli kesici aletler belli aralıklarla bedeniyle bütünleşti. Hakan işlerle alakalı sıkıntısı yahut yapacak işi olmayınca soluğu depoda alıp onu kum torbası gibi yumruklamıştı. Ahmet’e gerekli tıbbı işlem uygulanıyordu ancak ağrısını acısını dindirmek için müdahale edilmedi. Hissettiği acının Nilay’ın acılarının yanında esamisi okunmazdı. Genç adam bazı geceler balkonunda sigara içerken kızın hıçkırarak ağladığına şahit olmuş. Gecenin kör vaktinde yorgunluğuna aldırış etmeden yayından fırlayan ok misali depoya fırlamıştı. Bedenini ele geçiren öfkenin şiddetinden nasibini alan Ahmet bayılsa dahi durmamış kendisini durduramamıştı.
İçeriye adım atan Hakan el bileklerinden kum torbası gibi tavana asılmış Ahmet’i indirmesi için korumaya işaret verdi. İki metre boyunda tabiri caizse izbandut gibi koruma aldığı talimatı başıyla onaylayıp harekete geçti. Cebinden çıkardığı sivri uçlu çakıyı halata geçirdiği salise Ahmet halı gibi zemine serildi. Avını parçalayacak avcı gibi ilerleyen genç adam aslan edasıyla kükrerken tekmelerinin tek muhatabı Ahmet’in uçkuruydu. “Ulan bok herif! Ne hâle getirmişsin çeyrek yaşındaki kızı!”
Ahmet depoya hapsedildiği an itibariyle akla zarar işkencelere maruz kalmış. Yaşlı bünyesi acıya bağışıklık kazanmış sapkın psikolojisiyse rayından çıkmıştı. Özel bölgesine yediği tekmelerle kısık sesli iniltilerine kahkahaları eşlik etti.
Hakan duraksayıp ellerini pantolonun cebine yerleştirdi, bakışlarını teninde iğne ucu kadar beyaz nokta kalmayan Ahmet’te gezdirdi. Tüyleri diken diken eden ürpertici kahkahası ortamı inletirken birazdan olacakları ertelememek için burun kemerini sıktı. “Misafirimizi daha fazla bekletmeyelim.”
Bir köşede olanları izleyen koruma yüzünde beliren sinsi aynı zamanda keyifli gülüşle ofisten ayrıldı.
Hakan intikam yemeğini şartlar el verirse sıcak yemeyi tercih ederdi. Gün boyu Ahmet’e aklından geçenleri uygulamak acısını zirveye taşımak için yanıp tutuştu. Kulağından neredeyse hiç eksik olmayan yakarışlara rağmen dirayetini korudu. Büronun kapısı tıklatılınca dudaklarını çarpık gülüşü çevreledi. “Gel.” Göz ucuyla kapıdan eğilerek geçen cinsel yönelimi hemcinsi olan iri yarı siyahi adama baktı. Genç adam bakışlarının kesiştiği sırıtan siyahi adama dudaklarında asılı kalan gülüşü silmeden. Dışkı idrar kan birikintisinde iki büklüm kıvranan Ahmet’i işaret etti. Bakışları işaret ettiği noktayı bulan siyahi adam yerde gördüğü bedene alıcı gözle süzdü.
Cibilliyetsiz Ahmet aldığı darbelerle balon gibi şişen sağ gözünü açamıyordu. Kısıkta olsa açık olan sol gözüyle siyahi adamı puslu odağına aldı. Adamın bedeninde gezinen bakışlarla durumu idrak edip doğrulmaya çalıştı.
Siyahi adam bir süre irdeleyen gözlerle süzdüğü Ahmet’i beğenmeyip memnuniyetsizce yüzünü buluşturdu.
Siyahi adamın tepkisini gözünü kırpmadan izleyen Hakan onun beğenmediğini belli eden ifadesiyle güçlü kahkahasını serbest bıraktı. Adımlayarak Ahmet’in yanı başında tek dizini zemine yaslayıp tuvalet giderini anımsatan simasına tükürdü. İşaret parmağının hedefi siyahi adamken nefreti sesinde gürledi. “Bak senin götünü sikmeye tenezzül etmedi! Sense torunun sayılacak yaştaki kıza tecavüz ettin!” savurduğu güçlü tekmeyle Ahmet yüzü koyun birikintiye yapıştı.
Ahmet düşürüldüğü duruma hiddetlenirken kendince olan haysiyetine yediremedi. Başını kaldırmayı başarınca Hakan’a bakıp hırladı. “O benim karım lan!”
Hakan’ın koyu kahveleri kılıç misali keskinleşirken hışımla ayağa kalktı. Hızlı hızlı başını sallayıp gök gibi gürledi. “Karın” siyahi adama çıkmasını işaret edince adam umursamaza omuz silkip sessizce yanlarından ayrıldı.
Ahmet leş zihnine düşen anılarla inledi “Benim küçük karım” dışkıya bulanmış dudaklarını yaladı. “Karşı koymaya çalışırken, yavru bir kaplana dönüşüyor.”
Hakan duyduklarıyla çileden çıktığında asansör kabininde Nilay’ın ürkek savunmasız vaziyeti gözlerinde belirdi. Olağan gücüyle Ahmet’in uçkuruna savurduğu tekmelerin şiddeti arttı. Göğsü körüklenmiş gibi hareket ederken telefonunu çıkarttı. Ahmet’i buruşuk sikinden etme vaktiydi. Ekran üzerinde parmakları gezinirken göz ucuyla Ahmet’e baktı. Çehresinin ciddiyetine tezat ses tonu alaycıydı. “Bakalım sen karşı koyarken neye benzeyeceksin?”
Ahmet daha ne yapabilir ki diye düşünürken genç adam gerekli kişiyi aradı. Tehlike ışıltıları saçan gözlerini insanlık yoksununa dikti çağrı yanıtlanınca gerekli komutu verdi. “Arkadaşları getirin,” telefonu cebine koyup ilerideki masaya yöneldi. Masadaki sigara paketinden aldığı dalı dudaklarına yerleştirip ucunu ateşledi. Derince içine çektiği gri ince duman yanaklarını çukurlaştırdı. Boşluğa bıraktığı dumandan kısılan koyu kahvelerini Ahmet’ten ayırmadı.
Kapı açılma sesiyle Ahmet yönünü değiştirdi yanına yaklaşan adamın tuttuğu büyük kafes içindeki onlarca lağım faresini neden getirdiğini anlamaya çalıştı.
Hakan adamın tepkilerini izleyip sigarasını içerken diğer koruma özel tulumla içeri girdi. Sigarayı baş ve işaret parmağı arasına sıkıştırıp son bir nefes çektiğinde yere attığı izmariti ayakkabısının ucuyla ezdi. Başını hafif geriye yatırıp fazlalık dumanı serbest bıraktı. Duruşunu dikleştirip sap gibi ortada kalan Ahmet’i işaret etti. “Giydirin.”
Hakan’ın talimatıyla korumalar harekete geçti. Ahmet’in karşı koyma çabalarını çevik hamlelerle ekarte etti. Sadece pörsümüş uçkuru ve başını açıkta bırakan tulum kısa sürede giydirildi.
Hakan masadaki kalın urgan ipleri korumalara fırlattı. “Arkadaşlara buruşuk sikiyle ilgilenirken zorluk çıkartmasın ecdadını evveliyatını siktiğim.” İzleyeceklerinin vereceği keyifle sarmalanırken hisleri sesine ayna tuttu. “El ve ayaklarını bağlayın puştun!”
Korumalar verilen komutları uygularken bir hayli keyifliydi. Ahmet’in haykırırcasına söylediklerine kimse kulak asmadı. “Dokunmayın lan! Bırakın beni orospu çocukları!” Ahmet için tutsak edildiği depoda tarih tekerrür ediyordu.
Nilay da ona binlerce kez yalvarıp yakarmıştı.
İçeride bulunanlardan genç kızın acılarının en yakın şahidi Hakan’dı. Korumalar konuya hakim birkaçı ise bazı anlara tanıklık etmişti. Özellikle Nilay’ı kanlar içinde buldukları geceyi unutmaları imkânsızdı. Mehmet Bey’in korumaları yüzlerce adama işkence etmişti. Ancak işlerini yaparken en çok haz aldıkları Ahmet’ti.
Ahmet işe yaramaz aletinden olma endişesiyle can havliyle bağırıp durdu. “Yapmayın lan yapmayın!” Çırpınışı kimsenin umurunda değildi. Akıllarını meşgul eden kızın da ona kaç kez yalvardığıydı. Hırıltılı kızgın tonla sesinin çıktığı kadar bağırdı, “Şerefsizler!”
Hakan’ın nevri iyice döndü kaşla göz arası korumaların zapt ettiği Ahmet’in dibinde bitti. Çenesini kavrayınca sözcükler tükürür gibi dudaklarından döküldü. “Şerefsiz kelimesini evrende en son kullanacak kişisin.” Balyoz etkisine sahip yumruğunu atıp geriye çekildi.
Yüzüne inen yumrukla sarsılan Ahmet el ve ayaklarının bağlandığını fark etse bile direndi. Olacakların endişesi altında nefretle soludu, “Piç kuruları lan erkek adama bu yapılır mı?”
Ahmet’in sorusuyla korumalar dahil atılan yüksek kahkaha sesleri birbirine karıştı.
Hakan burun kemerini sıkıp dipsiz kuyuya dönen gözlerini korumalara dikti. “Ben yanlış duymadım değil mi?” inanmaz gibi başını iki yana salladı. “Bu dalyarak erkek adama bu yapılır mı diye sordu.” Korumalar aynı anda başlarıyla onay verince Ahmet’in kısa saçlarına asılıp başını geriye düşürdü. Kızgın boğa gibi burnundan soluyan genç adam mesafeyi koruyup dişleri arasından hınçla soluyup geriye çekildi. “Senin erkekliğini kökünden kurutacağım göt herif.”
Korumalardan biri Ahmet’in yine konuşacağını anlayınca bu kez öfkesine hakim olamadı. Çenesine yumruğunu indirdi eş zamanlı kemik kırılma sesi duyuldu. Yaptığını idrak edince gözlerini kapatıp açtığında mahcupça Hakan’a döndü. “Abi kusura bakma.”
Genç adam korumaya önemli değil dercesine elini havada sallayıp göz ucuyla lağım farelerinin olduğu kafese baktı. Dudakları keyifle iki yana kıvrıldı “Beyler bizim minik arkadaşlar bayağı acıkmış elinizi çabuk tutun.” Korumalar kahkahalarını zapt etse de gülüşlerini gizlemedi. Fareler baş bölgesine zarar vermesin diye Ahmet'in kafasına kaskı taktı. Adamım kaskın içinden yakarışları sürerken buruşmuş pörsük aleti farelere yemek olmaya hazırdı.
“Yapmayın lan yapmayın!”
Hakan beyhude çırpınışları izlerken hazla komut verdi. “Kafesi açın!” Talimatla kafesten kurtulan lağım fareleri kısa zamanda Ahmet’in açıkta kalan aletine saldırdı. Depoda bugüne dek görev alan tüm korumalar bürodaydı. Kaskın içinde feryat eden Ahmet’i izlemek onlar için ayrı bir zevkti. Şüphesiz en çok haz duyan Hakan’dı kulaklarını mesken edinmiş Nilay’ın yalvarışları silikleşti. Yerini Ahmet’in acı çeken feryatları doldurdu.
Hakan korumalarla görüşüp depodan ayrıldı sabah olmak üzereyken evinin yolunu tuttu. Buraya gelmeden Hatice’yi arayıp gece Nilay’ın yanında kalmasını rica etti. Kadın ikiletmeden kabul edince Ahmet’le özel olarak ilgilenirken aklı kızda kalmadı. Evine adım attığı gibi alt kattaki banyoya girdi. Çıkardığı kıyafetleri çöp torbasına koyup ağzını bağladı. Üzerine sinen leş gibi kokudan gergin geçen günün stresinden aldığı uzun soluklu duşla arındı.
Zor geçen günün gecesini intikamın hazzıyla taçlandıran genç adam yatağına uzandı. Hatice’nin saat başı attığı bilgi mesajlarını okurken uyuyakaldı.
Nilay ruhen yıpratıp sarsan günün etkisi gece boyu sürdü. Gözyaşları dinmek bilmezken gece yanında kalan Hatice’ye minnettardı. Bitap düşen genç kız öylesine bitkindi ki tek kelime edecek dermanı yoktu.
Olanları üstü kapalı bilen Hatice sonsuz şefkatiyle usanmadan Nilay’ın saçlarını okşadı. Sonbaharın ilk yağmuru gece yarısı şehre düşerken ağlamaktan helak olan kız yanında oluşunun verdiği rahatlıkla uykuya daldı. Huzursuzluğu uyurken bile masum yüzünde can bulmuş çığlık çığlığa belli aralıklarla sıçrayarak uyanmıştı.
Herhangi biri rüyasında tacizi tecavüz girişimini görse kâbus derdi. Nilay ise göz kapaklarında beliren o sahneleri onlarca kez yaşamıştı. Feryatlarıyla sıçradı kan ter içinde uyandı uyumamak için direnirken göz kapaklarının ihanetine uğradı. Yaşanmışlıkla bezeli zihni yorgun düşüp pes edince genç kızı gün doğumuna yakın özgür bıraktı.
Hatice’nin kollarına sığınan genç kız kalkmaya alışkın olduğu saatte yataktan çıktı. Oyalanıp zihnini meşgul etmek için kahvaltı hazırlığına yardım etti. Masada yerlerini alınca Nilay dün sabah yaptığı kahvaltıyla durmasına karşın tıka basa doymuş gibiydi.
Hatice’nin yemesi için ısrarlarını geri çevirdi ancak bu kadını durdurmadı. Nilay’ın ağzına zorla birkaç lokma tıkıştırdı. Genç kız çiğnedikçe ağzında büyüyen lokmaları güçlükle yuttu. Hakan’ın bugün işe gelmemesine dair attığı mesajı dikkate almadı gecikmelide olsa işe gitmekte kararlıydı. Asker yeşili bilek boy spor belden bağcıklı elbisesini giydi..Saçlarını ense hizasında bağlayıp Hatice’yle evden ayrıldı. Koruma önce Nilay'ı şirkete bıraktı vedalaşma sonrası Hatice’yi evine bırakmak için yoluna devam etti.
Genç kız güvenlik kontrolünden geçip asansör alanına yöneldiğinde tedirginliği hat safhadaydı. Kendisini yüreklendirecek sözcükler mırıldanarak adımladı. “Korkularımın beni esir almasına izin vermeyeceğim. Kendime güveneceğim kimsenin beni sindirmesine izin vermeyeceğim.” Birkaç kişinin olduğu kabinde yerini aldı bildiği sureleri okudu. Kısa yolculuk uzayıp giden yollar gibi gelse de nihayete erdi.
Demir mimarinin bulunduğu katta çabucak inip ofisine yürüdü. Gerginliği sona eren Nilay’ı merak hissi kucakladı. Merve’nin kovulduğuna tanık olmuş yerine birinin alınıp alınmadığını merek ediyordu. Ofisine adım attığı an odağına Merve’nin yerini almış bilgisayarla haşır neşir bir adam düşünce duraksadı.
Ali dün aldığı iş teklifiyle sevinçten havalara uçmuştu sabah erkenden kalkıp önce sakal tıraşı oldu. Duş alınca annesinin kahvaltısını hazırlayıp ayak üstü bir şeyler atıştırdı. Siyah spor takım elbisesi içine biçimli gövdesini belli eden beyaz v yaka kısa kollu tişört giydi. Ali ayna karşısına geçip saçlarını şekillendirirken yeşil gözleri yansımasında turladı. Yumuşak yüz hatlarına sahip uzun boyluydu. Vücut hatları orantılıydı açık kahve saçlarını şekle sokunca annesinin hayır duasıyla evden ayrılıp Demir mimariye ulaştı. Aldığı talimatla direkt Hakan’ın odasına girdi genel çalışma sistemi sonrası konu yetiştireceği asistan Nilay’a geldi. İşle ilgili pürüzleri görmezden gelebileceğini ancak kıza yapacağı en ufak yanlışın telafisi olmadığının altı çizildi.
Ali zaten saygılı merhametli ve nerede durması gerektiğini bilen biriydi. Hakan’ın üzerinde durduğu konuda asla endişe etmemesi gerektiğinin teminatını verdi. Patronuyla tokalaşan genç adam ofisine geçtiğinde ilk iş günü heyecanıyla eli ayağına dolaştı. Hakan’ın özellikle değindiği konuyu kendince nitelendirip onun birisine yardımcı olduğunu o sebepten salındığını düşündü. Masasına geçip bilgisayarda günün programını kayıtlı dosyaları inceledi. Saatler sonra izlendiği hissine kapılınca bakışlarını ekrandan çekti. Yeşil gözleri iri kömür karalarıyla buluştuğunda kibarca gülümseyip duruşunu dikleştirdi. “Merhaba Hanımefendi buyurun.”
Nilay ne yapacağını bilemezken huzursuzca yerinde kıpırdanıp parmaklarıyla oynadı. “Merhaba ben Nilay.”
Ali kekeleyerek kendisini tanıtan kıza tebessüm etti koltuğundan kalkıp yanına adımladı. Tanışmak için elini uzattı, “Merhaba ben yeni çalışma arkadaşınız Ali kara.” Havada asılı kalan elini bozuntuya vermeden indirdi. Hakan’ın sözleri zihnine üşüştü.
Nilay haddinden fazla çekingen bir şeyi yapmayacağını anladığında, ne sözsel ne bedensel onu hiçbir şey için sakın zorlama..
Genç adam yeniden masasına geçince.yerinden kıpırdamayan kızdan bakışlarını kaçırdı. Bilgisayarda yarım bıraktığı dosyaya geri döndü.
Hakan bu defa daha temkinli tedbirliydi. Asistan ofisinin bazı noktalarına gizli kamera taktırdı. Açıları net gösteren görüntüler yalnızca kendi bilgisayarına aktarılırken seste duyuluyordu. Ali’yi karakteristik olarak az çok tanıması Nilay konusunda güvenmesi için yeterli değildi.
Hakan yeni anlaşma dosyasını incelerken Nilay’ın şirkete geleceğine dair mesaj aldı. Huysuzca homurdanıp dosyayı incelemeye devam etti. “Hep burnunun dikine git zaten inatçı keçi! Sakın söz dinleme hep itiraz et.” Bir süre sonra Nilay’ın şirkete giriş yaptığı mesajı gelince gizli kameranın dosya şifresini girerken geveledi. “Bakalım Ali’yle karşılaşınca ne yapacaksın ufaklık?” Asistan ofisini izlerken Nilay kamera açısına girdiğinde kirpiklerini kısıp kollarını göğüs hizasında katladı. Ali’nin tanışma girişimi Nilay’ın tepkisizliğiyle sonlandı. Genç adamın kendisini hemen geri çekmesiyle Hakan’ın dudakları memnuniyetle kıvrıldı.
Hakan dakikalar akarken Nilay’ın tepkisizliğine sessiz kalamadı. Dün kötü geçen günün gecesi de kolay sabah olmamıştı. Bu sebeple daha fazla zorlanıp verilsin istemediğinden ofisinden çıktı. Sağında kalan asistan ofisinin kapı eşiğinde hareketsiz bekleyen Nilay’la belirli belirsiz iç çekip kederle gülümsedi. Kendisini fark eden Ali ayağa kalkmaya yeltenince onu el işaretiyle durdurdu. Bir elini pantolonun cebine sokup yumruk yapan genç adam sırtı dönük kızla aralarında kısacık mesafe bıraktı. “İnatçı keçi bildiğini okumaktan hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?” Nilay’ın yerinde sıçramasıyla kaskatı kesildi. Kendisine duyduğu öfke arşa tırmanırken dişleri arasında soludu, “Sike sürümlük aklım yok.” Bir adım yana kayıp burun kemerini sıktı kendisine duyduğu öfke dinmedi yalnızca dizginlenmeyi başarabilmişti. “Korkutmak istememiştim Nilay lütfen yerine geç.” Genç kız başıyla onay verip çekingen adımlarla masasına ilerlerken onu takip etti.
Hakan asistan ofisinin ortasına dikilip gözlerini ikili arasında gezdirdi. Nilay’ın masasına yaklaştığında hafif meyille eğilip avuçlarını masaya yasladı. Başı hafif öne eğik kızın dikkatini çekmek için boğazını temizledi. Uzun kıvrımlı kirpiklerin arasındaki kömür karaları gözleri ürkekçe gözlerine değdi. “Nilay Hanım bugün itibariyle Ali Bey’i asiste edeceksiniz.”
Genç kız boğazına dolanan ilmekle yutkunup gözlerini Ali’nin bulduğu noktaya çevirip süratle kaçırdı. Sakalsız çehresinde samimi gülüşle yeşil küreleri üzerine zimmetliydi. Nilay bakışlarını kucağında gezdirirken belirli belirsiz sesiyle mırıldandı. “Siz nasıl isterseniz Hakan Bey.”
Hakan duruşunu dikleştirdiğinde koyu kahvelerini son kez ikinin simasında gezdirdi. İyi çalışmalar dileğini iletip ofisine geçti.
Ali ve Nilay yarım kalan işlerini tamamlamak için kolları sıvadığında klavyede gezinen parmak uçlarının sesi dışında ofiste çıt çıkmadı. Adamın öğle molası kızın iş çıkış saati gelince son eklemeler yapıldı. Ali yemek yemek için ofisten çıkacakken ardına döndüğünde ayağa kalkan Nilay bakışları kesişti. Eş zamanlı gözlerini kaçırıp başını eğmesi tuhafına gitti. Zamanla alışacağını umut ederek tebessüm etti “Hoşça kal Nilay pazartesi sabahı görüşmek üzere.”
Nilay yeni çalışma arkadaşına alışmak zorunda olduğu gerçeğini kabullenip tepkisizliğini ve çekingenliğini kenara iteledi. Başını usulca kaldırırken çocuksu yüzüne hafif bir tebessüm kondurdu, “Sizede iyi çalışmalar Ali Bey görüşmek üzere.”
Genç adam kızın karşılık vermesinin şaşkınlığını üzerinden atıp teşekkür etti. Çıkmaya hazırlanan Nilay’a öncelik vermek için yana kaydı. Aynı koridor birkaç adım aralıkla peş peşe arşınlandı.
Hakan gözünü kırpmadan ofisinde olanları izlerken ilk etapta şaşırdı ardından keyifle gülümsedi
İnatçı keçisi her geçen gün gözle görülür biçimde değişiyordu.
Nilay korumayla eve dönmeden önce dışarıda biraz hava aldı. İkindi vakti eve giderken Hatice ablası arayıp eşi rahatsız olduğu için gelemeyeceğini haber verdi.
Tabi öncesinde Hakan’ı aramıştı konu hastalık olunca adamın eli kolu bağlanmıştı. Mecburen izin vermişti Nilay’ın dün yaşadıkları nedeniyle içi hiç rahat değildi.
Genç kız yaşlılığın getirisi sağlık problemine üzgünce en kısa zamanda iyileşmesini temennisini iletti. Kendisini bitkin hissettiği için erkenden yatacağını söyledi. Hatice'nin aklı Nilay’da kalsa da mecburdu kahramanının tansiyonu bayağı yüksekti.
Nilay evine ulaşınca direkt duşa girdi üst üste gelişen olaylarla kaskatı vücudunu bayağı suyun altında tuttu. Epey müddetin ardından rahatlayınca üryanlığını bornozla gizledi.
Evde tek olmaktan aldığı cesaretle diz üstü şort ip askılı gecelik takımını giydi. Genç kız aynadaki suratini bir hâyli yadırgarken çokça utandı. Üzerindekileri çıkartmaya yeltendiğinde denk geldiği bazı kadınların giydiklerini anımsayıp duraksadı. Omuz silkip kendi kendisine mırıldandı “Nasılsa Hatice abla yarın öğlenden sonra gelecek beni böyle kimse görmez.” Üzerine çeken ağırlıkla esnerken saçlarını taramaya bile mecali yoktu. Saçlarına sardığı havluyla yatağa uzanınca ablasına iyi ve uyumak üzere olduğuna dair mesaj attı. Tonlarca yükün çöktüğü göz kapakları ağır ağır kapanınca uykuya dalması uzun sürmedi.
Hakan şirkette gece geç saate kadar çizim yaptı evine geldiği gibi duşunu aldı. Rahat yazlık bir şeyler giyip mutfakta kendisine atıştırmalık hazırladı. Tepsiye yerleştirdiği kahvaltılık ağırlıklı gıdalarla salona geçti. Beyaz L koltuğa yayvanca oturduğunda televizyon kanallarında gezindi. İlgisini çeken bilimkurgu filminde durup tepsiyi kucağına aldı. Olmazsa olmazı çayından bir yudum alıp hazırladıklarını tüketirken filmi seyretti. Kupasındaki üçüncü çayını yudumlarken yan daireden gelen canhıraş çığlık duvarı matkap gibi delip genç adamın kulağına ulaştı.
Hakan bilincine vardığı gerçekle ayağa fırladı, “Siktir lan” kupası zemini boylarken çıplak ayak antreye yöneldi. “Kahretsin lan kahretsin,” gömme dolabın çekmecesinden Nilay’ın dairesinin yedek anahtarı aldı. Bugüne dek kızın evine girmemişti lâkin her ihtimale karşı elinde tutuyordu. Nilay'ın çığlıkları sıklaşırken paniğe kapılan genç adam saniyelerle savaşırken eli ayağına dolandı. Kişisel aksesuarlarını alıp çıplak ayak evinden çıktı. Yan dairenin kapısını titreyen elleriyle güçlükle açtı. O çığlıklar şimdi daha net daha yakıcıydı.
Hakan’ın içinde büyüyen yangın ciğerlerini kavururken sertçe yutkundu. Dizlerinin bağı çözülmüş zangır zangır titrerken dairenin içine girdi. Endişeli gözlerle bakan koruma yapacağı bir şey olup olmadığını sorunca ardından kapıyı kapatmasını söyledi. Vakit kaybetmeden spot ışıkların aydınlattığı salondan canhıraş çığlıkların yükseldiği odaya yöneldi. Attığı her adımda aldığı her nefeste içindeki yangın harlanıp mahşer alanına döndü.
Genç adamı en çok bilincinde olduğu gerçek yıktı. Ne yaparsa yapsın Nilay’ın geçmişini hafızasından silmeye gücü yetmeyecekti. Hakan'ı bu hakikat kahrediyordu.