Karanlık çoğu insanın zayıf noktası korkusudur çünkü katran karası anları zaafları gün yüzüne çıkartır. Unutulması mümkün olmayan yaşanmışlıklar esaretine son verir bilinç altına mıh gibi çakılı anlar yeniden gerçekmiş gibi yaşanır. Kuytu köşeye hapsedilen çaresizliği avaz avaz haykırmak için belki de karanlık bahanedir. Çünkü zehir gibi hatıralar hep tetiktedir zaman mekân fark etmeksizin dışa vuracağı vakti gözetir...
Sabahın erken saatlerinde öfkesi arşa tırmanan Hakan toplantıya bir hayli gecikmeli katıldı. Öğleden sonraki yemekli toplantıya katılmak için ofisinden çıktı. Sabah şirket koridorunda olanları hâlâ hazmedemediğinden epey dalgındı. Kapanmak üzere olan asansöre son anda yetiştiğinde harekete geçen asansörün sarsılıp kararmasıyla afalladı. Çabucak kendisini toplayıp butonların bulunduğu alana ilerlerken duyduğu hıçkırık sesiyle duraksadı. Zihni haddinden fazla meşguldü içeriye adım attığında birisinin olduğunu bile fark etmemişti.
İçli ağlama sesi kabinde yankılanınca sesin geldiği yönü karanlıkta bulmaya çalıştı. Kendi ekseninde bir tur dönerken ağlama sesi gittikçe arttı. Nihayet yönü saptayınca temkinli adımlarla belirlediği tarafa ilerledi. O adım attıkça nefes alır gibi hıçkırık sesleri sıralandı. Kesik fısıltıyı algılamak için duraksadı. Yeniden adımladığında güçlü yakarışla olduğu yere çakıldı. İçli hıçkırıkların sahibi yaşaması için ilkelerinden vazgeçtiği koruyup kollamaya ant içtiği Nilay’dı.
"Yalvarırım gelme! Dokunma bedenime!"
Hakan’a idrak ettiği gerçekle bulunduğu alan dar gelirken elini kısa kesim dalgalı saçlarından hırsla geçirdi. "Kahretsin!” Ne yapacağını bilmeyen genç adam hapsoldukları karanlık kabine lanet etti. Kızın içli hıçkırıklarına durmaksızın merhamet dilenen sözcükleri karışması. Belli ki içinde bulundukları an saklısına mesken edimmiş yarasına dokunmuştu.
"Yalvarırım gelme! Dokunma bedenime!”
Nilay'ın nefes gibi dudaklarından dökülenler Hakan'ın zehir gibi çalışan aklını durdurdu. İçinden sessizce küfürlerini sıralarken kabine gelişigüzel tekme attı. Yankılanan sesle kendisine gelmeyi başarırken kızı sessizliğe mahkum etti. Hemen ceketinin iç cebinden telefonu çıkarıp bir umut arama yapmayı denedi. Çekmeyeceğini bildiği hâlde defalarca kez denemiş en sonunda beyhude çırpınışına kabullenerek son verdi. Avuç içinde sıktığı telefonun ekran ışığı Hakan’ın pusulası oldu. Hemen fener uygulamasını aktifleştirip zift karası ortamı aydınlattı. Rahatlamışçasına ciğerlerine çektiği soluğu odağına düşen görüntüyle veremedi.
Nilay kabinin köşesine çökmüş bacaklarını kendisine çekip öne eğdiği baş çevresini kollarıyla kuşatmıştı. Genç adam elemle gözlerini yumduğunda ilk kez hastanede yemek yemesi için yaklaştığı an göz kapaklarında sahnelendi. Burnundan sert bir soluk çekip kirpiklerini araladı o gün kendisine şiddet uygulayacağını düşündüğü için kafasını korumuştu. Şimdiyse dertop olmuş vücudunu gizleme çabasındaydı.
"Dokunma bedenime.."
Hakan'ın adlandıramadığı görüntü kulaklarında çınlayan iki kelimeyle anlam kazandı. Zihninde darmadağın duran tüm taşlar yerine oturdu. Genç adam idrak ettiğiyle öfkeden deliye dönerken dişlerini var gücüyle sıktı. "Ulan döl zayiatı şerefsiz seni o buruşuk sikinden etmezsem adam değilim!"
Ahmet'i en kısa sürede hak ettiği şekilde ziyaret edecek son noktayı koyacaktı, şimdi asıl önceliğine adapte olmalıydı eğilip telefonu zemine bıraktı.
Nilay'ın karşı çaprazında diz çöküp ellerini yumruk yapıp sakince seslendi. "Ufaklık korkma benim Hakan.” Kızın tepkilerinde herhangi bir değişim olmasını beklerken Nilay'ın yakarışları yeniden dile geldi.
"Gelme dokunma bedenime!”
Genç adam aynı kelimenin tekrar edilişine kahrolurken pes etmeye niyeti yoktu. "Güzelim başını kaldırıp yüzüme bak. Yanında sadece ben varım sana asla zarar vermem.” Transa geçmiş sürekli aynı şeyi telaffuz eden Nilay'la çaresizliğin umman denizinde boğuldu. Başını geriye yatırıp gözlerini fenerin aydınlattığı asansör tavanına sabitledi. Ne yapacağını düşünürken ansızın aklına gelen fikri hayata geçirmek için başını dikleştirdi. Şuan doğru yahut yanlış olması önemli değildi tek gerçek Nilay'ın tepki vermesiydi. Dizleri üzerinde ilerleyerek aralarında kalan boşluğu kapattı. Derin bir nefes alıp Nilay'ın kulağına fısıldadı. "Küçüğüm, yapacağım şey için şimdiden özür dilerim."
Kaşla göz arası dertop olmuş zayıf bedeni kol altlarından tutup kucağına çekti. Sırtını metal kabine yaslayıp kolları arasındaki bedene can havliyle sarıldı. Etki her daim olduğu gibi tepkiyi var etmiş. Sımsıkı sarmaladığı Nilay kollarından çıkmak için çırpınıp feryat eti.
"Bırak beni ne olursun yalvarırım dokunma!"
Genç adam boğazını sarmalayıp sıkan düğümlenmiş urganı güçlükle yutkunup iteledi. Titreyen parmak uçları Nilay'ın saçlarına karışıp varla yok arası gezindi. “O burada yok ufaklık, gözlerini aç gerçeği kendin gör.” Kızın küçük yumrukları durmaksızın gövdesine inerken mâni olmadı. "İnat etmenin hiç sırası değil küçüğüm. Hadi aç gözlerini boş yere kendini harap etme.” Hakan teskin edici sözcüklerin minik şefkat yüklü dokunuşlarının, Nilay da etki etmediğini gördükçe kahroldu.
Bilincindeydi yaralı güvercin gibi çırpınan genç kız, sübyancı sapkın ruhlu piçin yaşattığı berbat lahzaya saplanmıştı.
Haklıydı.
Nilay karanlık banyoda Ahmet'in bedenine sahip olma girişiminin sonuçsuz kaldığı onlarca katran karası anın esaretindeydi. Ahmet mide bulandıran sureti sapkın bakışları lağım kokan nefesiyle çok yakınındaydı. Kökünden kopasıca elleri fütursuzca bedeninde geziyordu.
Hakan sapkın hemcinslerine içinden küfür ederken pes etmedi. Nilay'ın kendisine gelmesi için teskin edici sözcükleri bıkmadan usanmadan sıraladı. Gömleğine damlayan kızın gözyaşları nem değil harlı ateşti. "Korkma güzelim onun bir daha sana dokunmasına izin vermem! Benim yanımda güvendesin hiç kimse saçının teline dokunamaz! Yaşadıklarını silmem mümkün değil bil ki, sana bunu yaşatanları yer yüzünden sileceğim. Bana sesime odaklan varlığımı hisset ufaklık. İzin ver çekip çıkarayım seni zihninin oynadığı karalılık oyundan. Hadi küçüğüm başarabilirsin sen artık güçlüsün.” Telefondan gelen batarya uyarısıyla dişlerini sıkıp dingin sesine ettiği küfür karıştı. "Siktir tam zamanını buldun soktuğumun aleti.”
Nilay'ın başını göğsüne yaslayıp çenesini saçlarına bastırırken tutuşunu sıklaştırdı. Aciz savunmasız çocuk gibi yalvardı, "Lütfen güzelim bana yardımcı ol.” Ağlamaktan helak olan kızın aynı sözleri durmaksızın sarf etmesiyle bitip tükendi yine de onun için vazgeçmedi.
"Yalvarırım gelme dokunma bedenime!"
Genç adam birkaç dakika sonra yineleyen uyarıyla panikledi. Nilay'ı uyanıkken gördüğü kabustan bir an önce çekip çıkartmalıydı. Göğsüne sabitlediği kızı kendisinden uzaklaştırıp yüz yüze gelmelerini sağladı. Kızın gözyaşlarıyla nemlenen simasını avuç içlerine sığdırdı. Sakin tonlamayla hükmedici sözcükleri sıraladı. “Aç gözlerini Nilay yüzüme bak!" Genç kız kabul etmediğini belli ederek başını olumsuzca hareket ettirirken batarya uyarısı yeniden ortamda yankılandı. Tek ışık kaynakları dakikalar sonra yok olacaktı genç adam saatini kontrol etti. Öğle molasının bitmek üzere oluşuyla bir nebze rahatladı. Kabinden çıktığında Nilay’ı bu hâle getirip ilk iş ecel terleri dökmesine sebep olanlara gerekeni misliyle yapacaktı! Aklından geçenlerden sıyrılıp ortam karanlığa esir olmadan avuç içine sığdırdığı yüzü kendisine getirmeye odaklandı. Anbean simaları arasında kalan boşluğu azalttı. Çehrelerini eşitlenirken sessizce mırıldandı. “Çivi, çiviyi söker." Burun kanatlarını genişleten nefesi asit olup genzini yaktı. Dudaklarını sırasıyla Nilay'ın sımsıkı yumduğu gözlerine bastırıp alınlarını birleştirdi.
Gelecek olağan tepkiyi beklerken irkilen genç kızın şiddetinden ödün vermeyen yakarışları kesildi. Yerini tenine temas eden kuvvetli titreşimlere bıraktı. Yol kat etmeyi nihayet başardığında dakikalar sonra gerçek manada nefes aldığını hissetti. Kömür karası saçlara küçük dokunuşlar bırakırken hafif geriye çekildi. "Sakın korkma küçüğüm yanındayım. Birkaç dakikaya buradan birlikte çıkacağız." Nilay'ın çenesine baskı uygulayıp kahvelerini yüzünde gezdirip teminat verircesine gülümsedi. "Çıkınca seni çok sevdiğin bir yere götüreceğim."
Nilay geçmişin sarmalında cebelleşirken göz kapaklarında hissettiği baskı. Duyduğu ancak kime ait olduğunu anlayamadığı boğuk sesi işittikçe Ahmet'in sureti yavaş yavaş silindi. Karanlık geçmişinin zihnine oynadığı kirli oyun ağırca perdelerini kapattı. Durmaksızın tekrar eden komutla kirpiklerini araladı.
“Hadi korkma aç gözlerini yanındayım."
Gözleri ışığa alışırken derin sık nefesler aldı. Korku ve dehşetin bütünleştiği anlardan sıyrılma mücadelesine tutuştu. Bedenini çevreleyen baskıyla gayriihtiyari kendisini kontrol ederken gözleri irileşti. Heybetli vücutla aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Panikle kime ait olduğunu bilmediği bedenden uzaklaşırken saçlarında küçük temaslar hissetti. Güven aşılayan yabancısı olmadığı sesin sahibini hatırlamaya çalıştı. Yaşadığı olay tam manasıyla benliğinden silinmemiş üzerine utanç eklenmişti.
"Sakin ol ufaklık benim.."
Hakan bilinci açılan kızla tutuşunu gevşetti geniş sırtını metal duvardan ayırdı. Nilay yüzüne bakmadan kucağından kalkınca tek dizini büküp avuçlarını zemine bastırdı. Bakışlarını bir saniye olsun kızın üzerinden ayırmadı olası her türlü durum için tetikte bekliyordu.
Nilay ayakları üzerine basıp başı eğik geriye adımladı. Hâlâ kiminle yakın temasta olduğunu bilmiyordu. Un ufak olup her yana saçılan cesaretini biraz olsun topladı. Göz ucuyla birkaç adım ötesindeki adama bakınca pekte şaşırmadı. Yaşamına dahil olalı neredeyse iki ay olmuş hayatını kökten değiştiren Hakan Demir. En zor anında yine yakınında yanı başındaydı.
Hakan nihayet kendisini bulan bakışlarla başını geriye yasladı. Onu çoğu kişi buz kütlesi olarak nitelendirirdi. Ancak Nilay’ı tanıdıktan sonra ve konu Nilay olunca bambaşka bir adam olup çıkmıştı. İnsani çoğu histen arındığını düşünürken ona şefkati sonsuzdu. "Biraz daha iyi misin?"
Nilay bakışlarını kaçırıp başıyla onay verirken ortam yine zifiri karanlıkla kaplandı. Korku dolu çığlığı kulaklarında çınladı.
Hakan hızla ayağa kalktı Nilay’ı kendisine çekip kollarını vücuduna sardı. “Sakin ol korkma ufaklık birazdan buradan çıkacağız." Genç kız kollarında yaprak gibi titrerken duyduğu sesle kaşları çatıldı.
"İçeri de rahat mısın, masum görünümlü şeytan?”
Asistanının sesini algılayan Hakan sinirle dolup taşarken olağanca gücüyle dişlerini sıktı.
"Beni tehdit etmek senin haddin mi salak şey?"
Nilay'ın kendisini savunmuş olması genç adamı tüm öfkesine rağmen gülümsetti. Asansöre dışarıdan atılan tekmeyle kolları arasına hapsettiği beden yerinde sıçrayınca gülüşü soldu dişlerini kıracak güçte sıktı. Olayım sıcağıyla Merve'nin bu denli ileri gideceği aklının ucundan geçmemişti. Şans eseri Nilay’ın yanındaydı ve asistanının yaptığı akıl almaz şeye bizzat şahit olmuştu.
İntikam alma hırsıyla yanıp tutuşan Merve amacına nihayet ulaştı. Nilay'a ders vermek için ayarttığı teknik servis çalışanına arkadaşına şaka yapmak istediğini söylemiş. Cilvesiyle çalışanı dize getirmiş sinsi planını beklemeden devreye sokmuştu. Nilay yüzünden patronundan azar işitmek ağırına gitmişti. Yanıt alamayınca keyfi yerine geldi "Hadi konuşsana.” duraksayıp nefretle soludu. "Yok sen sessiz kalıp işini sinsice yüzdürürsün,” aklına gelen ihtimalle kahkaha attı. “Kıyamam yoksa içeride korkudan bayıldın mı?"
Merve’den hesap sormak için yanıp tutuşan Hakan öfkesini dizginleyip derin bir nefes aldı. Şuan önceliği Nilay'dı varlığını hatırlatmak için kulağına fısıldadı. "Sakinleş korkma sakın yanındayım."
Nilay duyduklarıyla paramparça oldu yaralı ruhuna insan evladının acımasız hayali tokadı inmişti. Bedeni ruhu aşinaydı şiddete ancak böylesi alçaklıkla ilk kez karşılaştı. Kin öfke nefretle dolup taşarken isyan edercesine haykırdı. "Ben sana ne yaptım?”
Hakan kollarında yaprak misali titreyen kızın beklenmedik çıkışıyla şaşkına döndü. Lâkin tepeden tırnağa her zerresi Nilay ile övünüp gurur duyuyordu.
Merve histerik bir kahkaha attı. "Bak sen dilsiz şeytanımız hesap soruyor.” Patronunun metal kapının ardında olduğundan bir haberdi. "Tabi bu cahil cesaretini Hakan Bey'den alıyorsun. Sana yarından itibaren öyle hatalar yaptıracağım ki, üç güne kalmaz kovulacaksın.” Hakan Demir'le yıllarca çalışmış olmanın verdiği özgüvenle ekledi. "O küçük bir hatayı bile kabul etmez ve sen..."
Oluşan sessizlikle Nilay ve Hakan'ın bakışları kesişirken yaklaşan adım ve konuşma sesiyle Merve'nin susma sebebi anlam kazandı. Yakına gelenlere Nilay'ın içeride olduğunu anlatırken endişelenmiş gibi davranmaya başlamış sözde teselli ediyordu. "Nilay'cığım lütfen sakin ol korkma görevliler geldi, birazdan çıkacaksın...” Merve sahtekârlığı zirveye taşımış, insanların gözünü boyuyordu.
Bir çift koyu kahverengi gözü katran karasına buladığında bir haberdi.
Hakan’ın öfke ve hıncı bedenine sığmazken kabinden çıktığı an Merve'nin ipini çekecek kapı dışarı edecekti. İş hayatında onun için profesyonellik esastı lakin karaktersiz insanlıktan yoksun biriyle çalışmaya devam etmesi mümkün değildi.
Teknik servisin çabaları sonuç verince asansörün aydınlatması devreye girdi. Aydınlıkla buluşan gözleri kamaşırken ikili ellerini gözlerine siper etti. Teknik servis çabalarken Nilay gerek yaşadığı korku gerekse Merve'nin sözleriyle perişan olmuştu. Nefes almakta güçlük çekiyor gözlerinin etrafında siyah benekler uçuşuyordu. Sonbahar rüzgarında savrulan yaprak gibi titrerken ayakta kalmakta zorlandı. Hafiften başı dönmeye başlayınca sendeledi. Tutunma gereksinimi duyarken elini boşluğa uzattı.
Kızın solgun bedbaht haline haddinden fazla üzülen Hakan düşecek gibi olduğunda bileğini nazikçe kavradı. Bel çevresini tek koluyla temas etmeden çember içine alırken asansör kapıları aralandı. Birlikte dışarıya adımlarken öz ötedeki asistanına öfkeyle bezeli kahvelerini dikti.
Planı tıkır tıkır işleyen Merve sırtını duvara yaslayıp kollarını göğüs hizasında katladı. Kurtarma çalışmasını sırıtarak izlerken metal kapının aralanmasıyla gülüşü soldu. Hayatının şokunu yaşayan kadının orman yeşil gözlerini Hakan Demir'in bakışlarından çıkan kıvılcımlar ateşe verdi. Olduğu yerde kalakalırken korku soluğunu kesti. Sonunu kendi elleriyle hazırladığına inanamadı.
Nilay adamım desteğiyle sarsak adımlar atarken odağına denk düşen suretle fersiz vücuduna derman geldi. Hakan'ın oluşturduğu çemberden sıyrılıp öfkesinden aldığı güçle Merve'nin karşısına dikildi. Nefret duygusu kanına sirayet ederken Merve'nin aşinası olduğu alaycı ifadesinin yerinde yeller esiyordu. Korkuyu mesken edinmiş küçümseyerek bakan yeşil gözleri ardında kadar açılmıştı.
Genç adam Nilay'ın yaşadığı dehşet anları sonrası kendinden emin duruşuyla Merve'nin karşısına geçmesiyle afalladı. Dudakları ağır basan gurur duygusuyla kıvrılırken olacağın merakına düştüğünde Nilay'ın histerik kahkahasıyla dudak kıvrımları genişledi. Keyiften yoksun kahkaha direnişin karşı duruşun habercisiydi. Ellerini pantolonunun ceplerine sokup genç kızın hamlesini bekledi. Kendisinin zaten Merve'ye yapacağı belliydi. Öncelik kabinde geçmişin harlanan ateşinde cayır cayır yanan Nilay'ındı. Bu genç kızın en doğal hakkıydı.
Merve kabinden Nilay’ın bir başına çıkmasını hedeflerken Hakan ile çıkmasıyla tüm planları altüst oldu. Üzerine sinen şaşkınlıktan sıyrılıp durumu kurtarmak için -gerçi pek mümkün değildi- yine de şansını denemek istedi. Gözlerini kapayıp açtığında yana kayıp Nilay'ın ekseninden uzaklaştı. Patronuna ulaşmak için attığı adımı bileğini çepeçevre saran elle havada asılı kaldı. Bıkkınca soluyup yeşil gözlerini görmezden geldiği kızın kömür karalarına dikti. Sıktığı dişleri arasından hırsla çıkıştı. “Çek elini Allah’ın cezası.”
Nilay meydan okuyan bakışlarını Merve’ye dikip son iki harfi uzatarak konuştu. “Bak sen" afallayan kadınla dudakları kıvrıldı. "Demek seni bırakmalıyım öyle mi?” Duraksayıp kısa bir an düşünüp başını salladı "Haklısın seni bırakmalıyım." Avuç içine hapsettiği bileğe uyguladığı kuvveti artırıp ardına döndü. Tadilatı devam eden asansöre Merve'yi çekiştirerek ilerledi. Genç kız yaşadığını yaşatmaya kararlıydı kadının kurtulma çabalarını bertaraf etti. Kendinden emin adımlar mesafeyi kapatırken bakışlarını sabitlediği hedefinden ayırdı. Tek kaşı alnına yol almış uzun gür kirpiklerinin gölgelediği kahveleriyle kendisini izleyen Hakan'ın tepkisizliğini yapacağına müdahale etmeyeceğine yordu. Kulak tırmalayan tiz çığlıkları duymazdan gelip hedefine ulaştı. Öfkenin verdiği güçle kaşla göz arası Merve'yi kabine itekleyip yere kapaklanmasını sağladı.
Merve düştüğü durumla iyice çığırından çıktı nefretle hakaretlerini sıralarken ayağa kalktı. Asansörden çıkmaya yeltenince karşısına dikilen Hakan Demir'le sertçe yutkundu. Patronunun trafik polisi gibi havalanan eliyle gözlerini yumdu.
Nilay geriye çekilip teknik servis elemanlarına dönüp işaret parmağını yüzüne bakmadığı Merve'ye doğrulttu. "Kapatın asansörü benim yaşadığımın aynısını yaşayacak!" Ne yapacağını şaşıran teknik ekip önce birbirlerine ardından Demir Mimari'nin sahibine baktı.
Tüm gözler Hakan'ın üzerindeyken onun koyu kahveleri merhamet sözcükleri sıralayan Merve'deydi. İnsanın içini ürperten buz gibi sesiyle. Gözünü asistanından ayırmadan teknik ekibe gerekli talimatını verdi. “Asansörü devre dışı bırakın kabin ışıklarını iptal edin.”
Nilay'ın kömür karaları yanında tüm ihtişamıyla duran adama değdi. İstediğini elde etmesi için gerekli talimatı verilmesiyle gülümsedi. Kollarını göğüs hizasında katlayıp Merve'nin hâlini keyifle izledi. Kabin kapılarının kapanmasıyla eş zamanlı Merve'nin çığlığı koridorda çınlarken ceza sırası kendisine gelen Hakan aslan edasıyla kükredi. "Kes sesini Demir Mimari'yle tüm ilişkin kesildi.” Göz ucuyla yanındaki kıza baktı. “Nilay Hanımın belirlediği kadar orada kalacaksın! Çıkınca kişisel eşyalarını topla sonrasında aklın varsa şirkete girmeyi bırak plazanın yakınından bile geçme.”
Nilay nahif sesin hükmedici tonuyla sarf ettiklerine itiraz etmeyi aklının ucundan geçirmedi. Genç kızın takıldığı tek konu bundan sonra kimi asiste edeceğiydi. Asansörün içinden yükselen amalar umurunda değildi. Tek temennisi gelenin gideni aratmamasıydı.
Hakan'ın vicdanı rahat kararı katiydi Merve uyarmasına rağmen bildiğini okumaktan vazgeçmemişti. Başını yana çevirdiğinde kahvelerini Nilay da gezdirdi. Yaşadığı karanlık anlara rağmen dimdik ayaktaydı üstelik gülümsüyordu. Duruşu sarsılsa da yıkılmadığının göstergesiydi tıpkı ondan ilk andan beri görmeyi istediği gibiydi. Ancak bedeni vaziyetini ortaya seriyordu. Kıvrımlı kirpiklerinin çevrelediği kara gözlerinin ağına kan oturmuş. Çocuksu yüz hatlarına sahip simasına birkaç tutam düşmüş. Hokka burnunun ucu kızarmış beyaz teninde fazlasıyla göze batıyordu. Efkârla iç çeken genç adam hafifçe boğazını temizledi. “Çıkalım Nilay temiz hava ikimize de iyi gelecek."
Nilay başıyla onay verip Hakan’ın yönlendirmesiyle koridorun sonundaki diğer asansör alanına ilerledi. Asansörün metal kapısı aralanınca genç kız tedirgin olup gözlerini kabinde gezdirdi. Ardından gelen nahif dingin tonla burukça tebessüm etti. “Korkma yanında ben varım.”
Otopark katına inen ikili araçta yerlerini alınca genç adam yola çıkmadan telefonunu şarja taktı. Sükunetle yollar akıp giderken genç kız başını cama yasladı. Hakan ilgili kişilere talimatlarını belirten mesajlar attı. Yarım saat sonra hedefe ulaşınca jeep uygun alana park etti. Genç kız aracın durmasıyla etrafa bakınırken minnetle gülümsedi. Eş zamanlı araçtan inince denizin iyot kokusu genizlerini sardı. Senkronize adımlarla ilerlerken Nilay kıyıya en yakın bankta yerini aldı.
Hakan asıl amacını bilmeyen Nilay'a bıyık altından gülümseyip boğazını temizledi. Denize sabit kömür karaları gözlerini bulunca sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattı. “Neden oturdun?”
Duyduklarını idrak edemeyen Nilay'ın bakışlarını sorgu sualle kaplandı. “Niye ki?”
Hakan mimiklerini kontrol etmekte zorlanırken gülmemek için burun kemerini sıktı. “Denizi seyretmeyi sevdiğini zaten biliyorum. Buraya bunun için gelmedik küçük Hanım. Merak ettiğim bir şeyin yanıtını almak için geldik.”
Nilay zaten allak bullaktı adamın ne yapmaya çalıştığına anlam veremezken sitemle soludu “Allah aşkına merak ettiğin şeyin benimle ne ilgisi var?”
Hakan kirpiklerini kısıp koyu kahvelerini kızın bıkkın yüzünde gezdirdi. “Çünkü tam olarak muhatabı sensin ufaklık.” Nilay öylesine öfkeli görünüyordu ki, kaşları arasındaki vadi bile kapanmıştı. Araladığı dudaklarından tek hece dökülmesine fırsat vermeden atıldı. “Merak ettiğim izlemeyi sevdiğin denizin üzerinde yolculuk etmeyi de sevip sevmeyeceğiniz küçük Hanım?”
Nilay açığa kavuşan durumla rahatlarken yöneltilen soruyla şaşırdı. Gözlerini kapatıp iyot kokusunu derince soludu dudakları kıvrılırken kirpiklerini araladı. "Neden merak ettiğini bilmiyorum ama severim her halde hiç düşünmedim.”
Hakan’ın dudakları serseri edayla yanaklarına kayarken tek elini pantolonun cebine soktu. “Madem öyle bir zahmet kalkta cevabı almaya gidelim.”
Nilay şaşkınlık nidası atarak ağır çekimde ayağa kalktı. Tek kelime etmeden ardına dönen adamı başını iki yana çevirerek takip etti.
Limana demir atan onlarca irili ufaklı teknelerin önünden geçildi. Hakan kendi lüks yatına gelince portatif merdivenin basamaklarını çıktı. Olduğu yerde öylece bekleyen kızla tek kaşı sorgularcasına havalandı. Boşluğa uzanan eliyle merdivenleri işaret etti. “Ufaklık tekneye teşrif etmeyi düşünüyor musun?"
Bir hayli şaşkın Nilay ne yaptığının farkında değilken nahif sesin eğlenen tonuyla kendisine geldi. Portatif basamakları sert adımlarla çıkıp tekneye ayak bastı. Eş zamanlı güçlü motor sesiyle boş bulunup yerinde sıçradı.
Hakan birkaç adım ötesindeki kızın irkilmesiyle iç çekti, “Korkma Nilay yanındayım.” Başıyla onay veren Nilay’a hafif tebessüm etti. Birlikte sessizce geride kalan kara parçası seyredildi.
Nilay gözünü kırpmadan limandan uzaklaşmalarını izlerken aklından geçenler fısıltıyla dile geldi. “Keşke yaşanmışlıkları geride bırakmakta mümkün olsa.”
Genç adam duyduğu fısıltıyı gözlerini yumarak elemle tasdikledi. “Keşke ufaklık keşke mümkün olsa.” İyot kokusunu derince içine çekerek kirpiklerini araladı. Kalçasını demir korkuluğa yaslayıp kollarını göğüs hizasında katladı. Yüzüne uçuşan tutamlara aldırış etmeden gözlerini limana dikmiş kızı seyre daldı. Onunla karşılaştığı ilk andan şuana dek olanlar film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Nilay farkında mıydı bilmiyordu ama değişiyordu değişmeye de devam edecekti. Görünüş olarak değişmişti hâlâ zayıftı ancak onu ilk bulduğu kadar değildi. Üstelik Merve'ye karşı kendini savunması yaşadığını yaşatması değişiminin en büyük ispatıydı.
Dakikalar akıp giderken rüzgarın etkisiyle Nilay’ın tenine temas eden saçlarıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Onu bir süre kendisiyle baş başa bırakmak istedi. Yaşadığı şey kolay değildi yalnız kalmak istiyor olabilirdi. Kara gözlerini dalgın ufka diken kızın dikkatini çekmek için hafifçe öksürdü, “ufaklık.” Yanıt alamayınca uçuşan tutamlarının el verdiğince hüzünlü bakışlarını Nilay'ın yüzünde gezdirdi. "Hey inatçı keçi,"
Ardında kalan ihtişamlı şehri izleyen Nilay’a ecel terleri döktüren kabus anlar sonrası, uzaktan izlerken bile huzur veren denizin üzerinde seyahat etmek iyi gelmişti. Ailesiyle senelerce vahşeti Ahmet'in hayatına dahil olması bedenine göz dikmesiyle dehşeti yaşatmıştı. Ahmet'in onlarca sonuçsuz kalan girişim sonrası göz diktiği bedenine şiddet uygulayarak bıraktığı izlere gülümseyerek bakmıştı. Düşünce denizine dalan genç kız duyduğu nahif sesle yüzeye çıktı. Yüzüne uçuşan saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Efendim.”
Hakan gözlemlediği kadarıyla Nilay’ın bulunduğu yerden hoşnut olduğu sonucuna varsa da emin olmak istedi. “Daha iyi misin?"
Nilay başıyla onay verirken kendisi için birçok şey yapan adama. Özelliklede bugün yanında olduğu için duyduğu minneti içtenlikle dile getirdi. “Teşekkür ederim."
Hakan bıkkınca nefesini verdi "Bana sözlü olarak teşekkür etme.” Kömür karaları şimşek hızında gözlerini buldu.
Nilay onca şeye karşın beklentisi olmadığını biliyordu içinden geldiği için teşekkür etmiş bir noktada takılmıştı. Hafifçe kaşları çatılırken merakla sordu, “Sözlü etme derken?"
Hakan duruşunu dikleştirip tekrar kollarını göğüs hizasında katladı. “Mesela bugün Merve’ye karşı kendini savunup karşısında dimdik durman. Çabalayıp bilgisayar kursunu kısa sürede bitirmen.” Anlık gelen dürtüyle Nilay'ın, gözünü perdeleyen saçını işaret parmağıyla iteledi. "Saatlerce durmadan teşekkür etsen bir şeyleri başarman kadar beni mutlu etmez. Sözlü teşekkür etmeden kast ettiğim buydu."
Nilay işittikleriyle kanının ısındığını hissedip bakışlarını kaçırdı. Başını hafif öne eğerken utangaç gülüşünü gizleyerek mırıldandı. “Anladım."
Hakan’ın dudakları kızın utangaç tavrıyla çapkınca kıvrılırken daha iyi olduğuna kanaat getirdi. Kahvelerini Nilay'dan ayırmadan bilgilendirdi. “İki saate yakın açık denizde kalacağız. Çetin Bey’le olan görüşmeni de iptal ettim." Bakışları zeminde dolanan Nilay kendisine bakınca çapkın gülüşü yerini anlayışa devretti. "Olanlar senin için zordu bugün ki terapi seni daha çok yıpratacaktı. Daha fazla üzülüp harap ol istemedim sana iyi gelmesi için bu kısa gezintiyi ayarladım.” Duruşunu dikleştirip tek elini pantolonun cebine soktu. “Her neyse teknenin ön kısmına geçip oturabilirsin. Ben kaptanın yanındayım senden tek isteğim, Sevdiğin huzur bulduğun denizin ortasında olmanın tadını çıkartman. Dünü bugünü yarınları düşünmeden sadece anı yaşa anlaştık mı?"
Nilay’ın her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp uygulayan adamla gözleri doldu. Kendisini bu denli gözeten yaşamını değiştiren Hakan’la ağlamama dürtüsünü zapt etti. Koyu kahvelerine göz diplerine cam gibi batan yaşları kontrol altında tutup minnetle baktı. "Anlaştık"
Hakan sağanak misali akmak için hazırda bekleyen gözlere bakmaya katlanamadı. Tek kelime etmeden kaptan köşküne çıkan merdivenlere yöneldi. Ağlamaklı sesle dişlerini sıkarken Nilay’ın sözleriyle kaşları havalandı. “İyi ki varsın." Henüz kozasından çıkma mücadelesi veren kızı utandırmamak için dönüp bakmadı. Dudaklarında beliren çarpık gülüşü kaptan köşküne çıkana dek silinmedi.
Dalgaların huzur veren sesini dinlerken denizin eşsiz kokusunu solumak Nilay'a gerçekten iyi gelmişti. Hakan’a verdiği sözü tutmuş sadece anı yaşayıp denizde yolculuk yapmanın keyiflini çıkarmıştı. Marinadan ayrılınca Nilay'ı evine bırakan genç adam vakit kaybetmeden şirkete geçti. Kendisine güvenilir asistan bulmak için kolları sıvadı. İlan verip insan kaynaklarına yapılan başvuruların, değerlendirilmesini bekleyecek zamanı yoktu. Edindiği kötü tecrübeyle temkinli olmak zorundaydı. Asistanlığını yapacak kişi profesyonel olduğu gibi güvenilir de olmalıydı. Kriterleri Nilay için değişmişti en önemli esassa insani değer yargılarıydı. Tüm kriterlere uygun birisini en kısa sürede bulmak çok güçtü.