Hakan’ı duvarlardan sekerek kulağına tekrar tekrar çarpan sözcükler delirtip hiddetlendirdi. Hışımla ittiği kapı gürültüye duvara çarptı. Burnundan soluyan adamın zemini döven adımları arkası dönük Nilay'ın dibinde bitti. Dirseği etrafına parmaklarını mengene gibi sarıp kendisine çevirdi. Öfkeden yüzündeki her bir kas ayrı ayrı seğirirken kenetli dişleri arasından soludu. “Ne katlanması lan senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?” Nilay’ın dirseğini serbest bırakıp belini kafesleyip kısa havlunun kapatmadığı bedeni kendisine yasladı. “Tenine vücuduna bakmamak ne lan? Senin bedeninde kaybolmamak için kendimle savaşıyorum. Sırf sen kendini hazır hissetmiyorsun diye.” Ürpertici sesine karşın nefesi cayır cayırdı. Yuvarlak kalçalara parmak uçlarını saplayıp erekte olmuş aletine bastırdı. “

