A: Tatile gidiyormuşsun?
Hüma: Sayılır, hafta sonu iki günlüğüne yazlığa gidiyoruz sadece.
Hüma: Sen nereden biliyorsun bunu?
A: O da bana kalsın:)
A: Bu arada, seni orada yalnız bırakacağımı düşünmüyorsundur umarım;)
Hüma: Açık konuşur musun?
A: Bende geliyorum diyorum..
***
"Hüma, kızım."
Kafamı kaldırıp Hilmi hocaya baktım.
"12/A'nın sınıf defterini imzalamayı unutmuşum. Gidip getirir misin?"
Ayağa kalkıp "Tabi hocam." diyerek ayrıldım sınıftan. 12/A sınıfına doğru giderken aklımda 'A' vardı. Dün mesajlaşmamızda bizimle beraber kendisinin de yazlığa geleceğini iddia etmişti. Acaba gerçekten öyle bir şey yapar mıydı?
Kafamı iki yana salladım. Sınıfın kapısını çalıp içeri girdiğimde, Vildan hocanın dersi olduğunu gördüm. Sınıfın dikkatinin üzerimde olması beni germişti. Yine de gülümseyerek, öğretmen masasına yanaştım.
"Dersinizi böldüğüm için özür dilerim hocam." Vildan hoca bana gülümsedi ve gözlüğünü düzeltti. "Sınıf defterini alabilir miyim?"
Ön sıralardan bir kızın "Nöbetçi misin?" sorusuyla ona döndüm. Pardon sana ne?
"Hilmi hoca istedi." dedim ve Vildan hocaya dönecekken arka sırada oturup bana bakan Anıl'a ilişti gözlerim. "Defteri imzalamayı unutmuş." Tekrar Vildan hocaya döndüm.
Nedense huzursuzlanmıştım. Anıl'ın o yaptığı aklımdan çıkmamıştı.
"Al bakalım."
Defteri alıp "İyi dersler hocam." diyerek kapıya yöneldim. Bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum ve bu terleyen ellerimi üzerime silme isteği uyandırmıştı bende.
Ona hiç bakmadan dışarı attım kendimi. Duvara sırtımı dayayıp derin bir nefes aldım. Bana neden öyle bakıyordu?
***
"Hüma!"
"Efendim teyze?"
Merdivenlerden inip kanepenin yanında, elleri belinde beni bekleyen teyzeme baktım.
"Hazırsan çıkalım tatlım. Çünkü ağaç oldum burada!"
Kıkırdayarak koluna girdim. Yanağına sulu bir öpücük kondurup geri çekildim.
"İşte şimdi hazırım teyze!"
Gülerek iki yanağımı da öptü ve beraber kapıya doğru yürüdük. Karşı komşularımız bizi akşam yemeğine çağırmışlardı. Gülşen'in ailesini merak ediyordum doğrusu. Gülşen çok tatlı bir kızdı ve iyi bir şekilde yetiştirildiği belliydi.
Kapıyı açan güzel bir kadınla düşüncelerim bulut olup uçarken gülümseyerek bana sarılan kadına karşılık verdim.
"Hoş geldiniz!"
"Hoş bulduk." dedi teyzem ve o da sarıldı. İçeri geçtiğimizde salondan kahkahalar geliyordu.
"Buyurun böyle geçin."
Salona girip baktığımda Gülşen'in 5-6 yaşlarında bir erkek çocukla birbirlerini gıdıkladıklarını gördüm. Yüzümde ister istemez büyük bir gülümseme oluşurken "Merhaba" dedim.
Gülşen beni fark edince çocuğu bırakarak yanıma geldi. "Hüma."
Bu hâline şaşırırken bana bu kadar çabuk ısınması garibime gitmişti. Sarılışına karşılık verip ayrıldım ondan. Gülşen, teyzeme de sarılıp "Hoş geldiniz." dedi. "Geçin şöyle."
Koltuklara oturduk hep beraber. Gülşen benim yanıma oturup az önce gıdıkladığı küçük çocuğu buraya çağırdı. "Gel ablacım."
Utangaç bir şekilde gelip Gülşen'in dizine oturdu. Çok tatlı duruyordu ve beynim yanaklarını sıkmam için beni tetikliyordu. Lâkin korkutmamak adına sadece gülümseyerek ona bakıyordum.
"Bu evimizin küçüğü, benim biricik kardeşim Kaan."
Gülerek Kaan'a elimi uzattım. "Merhaba Kaan. Ben de Hüma."
Elimi tutup salladı. Çekiniyordu hâliyle.
Gülşen'in annesi Kaan'ı kucağına alıp, "Hoş geldiniz de bakayım misafirlerimize."
"Hoş geydiniz."
Tam konuşamıyor oluşuna dayanamayıp yanağını ısırmaktan korktuğum için dudaklarımı birbirine bastırdım ve başımı salladım. Allah'ım! Çok tatlıydı! Keşke benimde böyle bir kardeşim olsa. Isırmaktan kanatırdım yanaklarını.
Kendine gel Hüma! Sen psikopat değilsin!
İç sesime uyup saçma düşünceleri kovdum aklımdan.
"Ee, alışabildiniz mi buraya?"
Teyzemin sorusuyla onlar derin bir muhabbetin içine girerken, Gülşen beni kolumdan tutup kaldırdı. "Hadi gel sana odamı göstereyim."
Hole çıkıp soldaki odaya girdik. Odanın her tarafında sarı detayların olması gözümden kaçmadı. Sarı rengini seviyor olmalıydı. Ben de severdim. Beni yatağına oturtup aynalı dolabın karşısına geçti ve aynadan saçına başına çeki düzen verip yanıma oturdu.
"Kaan yüzünden üstüm başım dağıldı." Gülümsedim.
"Çok tatlı bir kardeşin var."
"Öyledir," dedi. "Ama bazen tam bir canavara dönüşebiliyor." Kahkaha attığında ona eşlik ettim. Gülşen'i yeni tanımama rağmen çok sevmiştim. Cana yakın biriydi bana göre.
"Okul nasıl gidiyor?" diye sordu.
"İyi işte." dedim. "Senin?"
"Benimde iyi. Sen de 11'e gidiyorsun değil mi?"
Başımı salladım. Ortam sessizleşirken içeriden Gülşen'in annesinin sesini işittik.
"Kızlar, hadi sofraya!"
Masada koyu bir sohbet eşliğinde bitirmiştik yemeklerimizi. Gülşen eski oturdukları mahalledeki okula gidiyormuş hâlâ. Arkadaşları orada olduğu için bırakamamış orayı. Babası da işi gereği şu anlık şehir dışındaymış. Kaan'da buradaki kreşe gidiyormuş. Sıcak bir aileydiler. Ben sevmiştim onları. Ve görünen o ki, teyzemde sevmişti.
Salonda kahvelerimizi içerken Gülşen aile albümlerini getirmiş Kaan'ın ve kendisinin bebeklik hâllerini gösteriyordu.
Aklıma annem ve babamın gelmesiyle boğazıma bir yumru oturdu. Teyzem de anlamış gibi bakışlarını hemen bana çevirdi. Sorun yok dercesine tebessüm edip albümdeki ailecek çekildikleri resme geri döndüm. Gülşen çok şanslı bir kızdı. Ailesi hayattaydı. Keşke dedim içimden. Keşke benimde annem ve babam şu an hayatta olsalardı...
***
"Teyzee!"
Bavulumun fermuarını çekip tekrar bağırdım.
"Ben hazırım!"
Sonunda cuma günü gelmişti ve yazlığa gidiyorduk. Havalar oldukça iyiydi. Mini kot eteğimi ve üzerine de beyaz düz bir tişörtü geçirdim. Terlemek istemezdim sonuçta. Sırt çantamı ve bavulumu alıp aşağıya indim. Bavulum hafifti. İki günlük diye pek fazla bir şey koymamıştım.
"Çıkalım tatlım."
Teyzeme gülümseyip kapıya yöneldim. Kahverengi sandaletlerimi giyip bavulumu elime aldım. Teyzemle dışarı çıkıp arabaya yöneldik. Bavulları bagaja atıp şoför koltuğunun yanındaki koltukta yerimi aldım. Teyzem bana gülümseyip arabayı çalıştırdı.
Sırt çantamı arka koltuğa fırlattım ve yerimde daha da yayıldım.
"Bu tatil ikimize de iyi gelecek."
Teyzemin söylediği şeye kafa salladım ve gülümsedim. Okuldan, dert ve tasadan uzak biraz zaman geçirmek çok iyi olacaktı.
Gülümseyerek akıp giden yolu izlerken aklıma gizli şahıs geldi. Gerilmeye başlamıştım. En son yazlığa geleceğini iddia etmişti, ondan sonra da hiç yazmadı. Ben de yazmadım. Kim bilir, belki çoktan bırakmıştır peşimi?
Şimdi bunu düşünme Hüma. Unutma, dert yok! Tasa yok! Sadece tatil!
***
Benzin istasyonunda durduğumuzda tuvaleti kullanıp markete girdim. Reyonları dolaşarak atıştırmalık bir şeyler aldım. Kasaya geldiğimde sevecen bir kız gülümseyerek aldıklarımı geçirdi.
O sırada arkamda bir nefes hissettim. Tam olarak ensemde, topuz yaptığım saç diplerimi yakan bir nefes. Parayı uzatıp yavaşça arkamı döndüm. Şapkasından dolayı yüzünü göremediğim biri hızla kafasını başka yöne çevirdi. Boyu oldukça uzundu ve...ve korkmadım desem yalan olur. Çünkü simsiyah giyinmişti.
Hızlı adımlarla marketten çıkıp arabaya yöneldim. Teyzem tuvalette olmalıydı. Hemen arabaya binip kapıyı kapattım. Elimi hızla inip kalkan göğsümün üzerine bastırdım.
Bu heyecan da neyin nesiydi? Korkudan mıydı?
Arabanın kapısı açılınca çığlık attım. Allah'tan teyzemdi. Kalp ritmim daha da hızlanınca baş parmağımı damağıma bastırıp kafamı geriye doğru ittim.
"Ö-ödümü kopardın teyze!"
Teyzem koltuğa oturup kapıyı kapattı. Elini elimin üzerine atıp "Sakin ol Hüma." dedi. Sonra elini alnıma koydu. "Bembeyaz olmuşsun! Neyin var?"
Söyleyemezdim.
"Sen bir anda açınca kapıyı..."
Bir şeyler gevelemiştim ama, teyzem inandı mı bilmiyordum. Tekrar yola koyulduğumuzda sıkıntıdan patlamamak için radyoyu açtım. Hareketli bir müzikte durup şarkıya eşlik ettim. Bir süre sonra teyzem de bana katıldığında marketteki olayı çoktan unutmuştum. Bol müzik, atıştırmalık ve kahkaha dolu yolculuğumuz son bulduğunda yazlığa gelmiştik.
Beyaz iki katlı ve kocaman bir bahçesi vardı. Ama iki katlı olmasına tezat o kadar da büyük değildi. Bulunduğu konum biraz ıssız olsa da karşısında çok güzel bir deniz kenarı vardı. Ağzım kulaklarıma varacaktı neredeyse. Özlemişim burayı. En son ne zaman geldiğimizi bile hatırlamıyorum. Genelde başka yerlere giderdik. Şimdi düşündüm de ne kadar aptalmışım.
"Neden buraya daha sık gelmiyoruz ki?"
Teyzem bana gülüp kapıyı açtı. Bizi büyük ve beyazlar içinde bir salon karşıladı. Burada çok anım vardı.
Teyzem bavulları kenara koyup "İlk önce bir duş alalım tatlım." dedi.
Başımı sallayıp bana ait olan odaya gitmek için bavulumla merdivenlere yöneldim. Merdivenler, halılar, kısacası her yer beyazdı. Odaya girdiğimde eskisi gibi her şey yerli yerindeydi. Bavuldan şampuanımı ve kıyafetlerimi çıkarıp banyoya girdim. Bedenimi rahatlatan ve yol yorgunluğunu üzerimden alan kısa bir duştan sonra havluyu bedenime sarıp çıktım. İç çamaşırlarımı, ardından da siyah taytımı ve sarı düz tişörtümü giyindim. Saçımı kurutup topuz yaptım. Zaten saçım kısa olduğu için topuz da küçük olmuştu.
Aşağı indiğimde etrafta enfes kokular geziniyordu. Mutfağa girdim ve şahane bir sofra ile başında telefonuyla ilgilenen teyzemle karşılaştım.
"Semra sultan, döktürmüşsün gene!"
Gidip yanağına sulu bir öpücük kondurdum. Bana gülümsedi ve uzanıp yanağımı öptü.
Karşısına oturup "Afiyet olsun" dedim.
"Afiyet olsun tatlım."
Yemeğimizi bitirip film izlemek için salona gittik. Teyzem mısır patlatacağını söyleyip yanımdan ayrılmıştı. Salondaki boydan cama yaklaşıp karanlık havayı izledim. Yarın denize girmeyi aklımın bir köşesine not edip gideceğim sırada, bahçedeki ağacın arkasında bir gölge gördüm.
Kalbim korkudan hızlanırken gözlerimi kısıp daha dikkatli baktım. Yüzünü göremiyordum. Simsiyah bir gölge gibiydi adeta. Kafasını kaldırıp bana baktığında yüzünde sadece gözlerini açıkta bırakan maskesiyle karşılaştım. Bana göz kırpıp iki eliyle kalp şekli yaptı. Gözlerim fal taşı gibi olurken ne düşüneceğimi bile bilemiyordum.
Gizli şahıs gerçekten de gelmişti!
***
S.D.