Telefonu sessize alıp yatağa girdim. Dönüp dönüp duruyordum ve içimde bir huzursuzluk vardı. Kötü mü yapıyorum, bilmiyorum. Nedensizce canım sıkkındı.
Kim olduğunu bilmiyordum. Beni sevdiğini söyleyen, gözetleyen, yüzünü görmediğim bir hayalet gibiydi. Evet, ona güvenmiyordum. Ama denemekten bir zarar gelmez diye mesajlarına cevap vermeye başlamıştım. Ve şimdi de kafamda kurduğum birkaç saçma senaryo yüzünde hemen pes ediyordum.
Yataktan fırladığım gibi telefonumu elime aldım.
Hüma: Kusura bakma geç gördüm mesajını. Uzanıyordum. Sen ne yapıyorsun?
Derin bir nefes alarak yolladım mesajı. Ellerim mi titriyor benim? Saçma. Neden heyecan yaptım ki şimdi?
Ah! Her şey allak bullak.
Sessizce odamdan çıkıp aşağı indim. Teyzem ortalıkta yoktu. Uyumuş muydu? Saat de erkendi ama, neyse. Zaten yarın erken kalkacak. Bu saatte uyumasına şaşırmamalı.
Mutfağa gidip bir bardak soğuk su içtim. Ferahlatmıştı.
Tekrar odama doğru yol aldım. Ses yapmadan odama girip pencereme doğru yürüdüm. Perdeyi çekip karanlık sokağa baktım. Telefonum titreyince elime aldım.
A: Ne kusuru güzelim. Uykun varsa uyu. Sonra konuşuruz:)
Hüma: Anlayışın için teşekkür ederim ama, uykum yok. Biraz konuşalım.
Hüma: Bana kendinden bahsetsene?
A: Güzel soru.
A: Ama cevap veremem.
Hüma: Adını falan söyle demiyorum. Ne bileyim, kendinle ilgili bir şeyler söyle işte.
A: Hmm. Diyorsun?
Hüma: Dedim bile
A: Peki. Birinci aşamadan başlayalım.
Hüma: Bekliyorum.
A: Yakışıklıyım:D
Hüma: -Göz deviren emoji-
A: Kaslıyım
Hüma: -Göz deviren emoji-
A: İnsanım:D
Hüma: -Göz devirmekten gözleri çıkan emoji-
Mesajlara öyle yazdığıma bakmayın. Şu anda gülüyordum. Palyaço gibi çocuktu. Bir saniye. Palyaço mu? Tüylerim ürperdi.
A: Senin o yerinden çıkan gözlerini
Hüma: Ee?
A: Yerine geri koyarım:D
Hüma: Zlxşxlzöpalxslxösls
Perdeyi örtüp yatağıma oturdum.
A: Maviş?
Hüma: Efendim?
A: Beni ne diye kaydettin?
Ne diyecektim şimdi? 'A' diye kaydettim desem, İlayda'ya kalacaktı suç.
Hüma: 'Hayalet' diye kaydettim seni.
A: Neden?
Hüma: Çünkü hayalet gibisin. Yüzünü hiç görmedim. Sesini hiç duymadım. Sadece mesajlaşıyoruz. Hayalet gibisin işte. Var ile yok arası.
A: Anlıyorum.
A: Sana bir şey soracağım. Bir türlü soramadım.
Hüma: Sor?
A: Sarı mı? Beyaz mı?
A: İkisini de çok seviyorsun. O yüzden karar veremedim. Hadi seç birini.
Hüma: Neden sordun ki?
A: Sen seç.
Hüma: Beyaz
A: Tamamdır güzelim. Şimdi sen git aşinası olduğum gözlerini kapat ve uyu. Yarın okul var erken yatman gerek:)
Hüma: İltifatınıza teşekkür ediyor ve size iyi geceler diliyorum beyefendi:)
A: İyi geceler hanımefendi:)
Hüma: Hadi git yat zıbar:D
A: Peki, görüşürüz. Pardon, yazırşırız:D
Hüma: Yazışırız:)
***
Kocaman bir of daha çekip sırama çantamı koydum. Yatağımın sıcaklığı aklımdan çıkmıyordu. Sabahın köründe ders mi olur ya? Ağlayacağım o olacak!
Bir of daha çekip kantine indim. Havalar ısınıyordu yavaştan. Çok sevdiğim, açma ve çikolatalı süt ikilisini alıp masalardan birine oturdum. Ve telefonumu çıkarıp bir delilik yaptım.
Hüma: Günaydın.
İlk mesajı ben atayım bugün ne olmuş canım. Elime mi yapışır?
İştahla açmamı yerken Baran'ı gördüm. Kantine geliyordu. Elindeki telefonu ile ilgilendiği için beni görmemişti daha. Ona arkamı dönüp saçlarımla yüzümü kapatmaya çalışıyordum. Kafamı eğip elimde telefonumla oynuyormuş gibi yaptım. Beni görmeden gitse olmaz mı?
Neden bilmiyorum ama ondan utanıyordum. Yüzünü ne kadar az görürsem o kadar iyi. Bence.
A: İlk günaydın mesajını senden almak
A: Çok acayip bir duyguymuş gerçekten.
A: Günaydın güzelim:)
Gülümsedim.
"'A' kim?"
Hızla başımı kaldırıp tepemde dikilen, kaşları çatık Baran'a baktım. Bu nereden görmüştü şimdi ya?
Ayağa kalktım. Mesajları okumuş muydu?
"Ne?" diye sordum. Anlamamazlıktan gelmek en iyisi. Gözlerimi yere indirdim.
"Az önce mesajlaştığın kişiden bahsediyorum. 'A', kim?"
Bir saniye ya. Ona neydi ki hem? Bana karışma hakkı yoktu ki.
Kafamı yerden kaldırıp sinirle gözlerinin içine baktım. Bu kadar saf olma Hüma! İnsanların seni parmağında oynatmalarına izin verme!
"Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum! Bir arkadaşım işte."
Bana doğru bir adım atıp "Hangi arkadaşınmış bu? Benim tanımadığım? Sana güzelim diyebilen?" dedi.
Kaşlarımı çattım.
"Sen beni çok mu tanıyorsun sanki?" diye sordum. "Ayrıca abartıyorsun şu an. Seninle iki konuştuk diye bana hesap soramazsın!"
Hızlı adımlarla kantini terk ettim. Eminim şu an ardımda şaşkın bir Baran bırakmıştım. Umurumda bile değildi.
İçimden gelen özgüven patlamasıyla dilimi tutamamış ve konuşmuştum. Pişman da değildim. Bir kere çay içtik diye bana karışma gibi bir hakkı yoktu. Sinirlerimi zıplatmıştı.
Sınıfa girdiğim gibi sırama oturdum. Aradan geçen birkaç dakikanın ardından zil çalmıştı. Baran içeri girip sırasına oturdu. Yüzüme hiç bakmamıştı. Bir de trip atıyordu. Haklı ben iken hem de!
Gözlerimi devirip telefonumu çıkardım. Yeni bir mesaj vardı.
Teyzem!: Çıkışta restoranda gel tatlım!
Anlaşılan o ki; çıkışta midem bayram edecekti. Gülümseyerek yanıt verdim.
Hüma: Mesaj alındı teyzeciğim:)
Aklıma gizli şahısa bir yanıt vermediğim geldi. Baran sağ olsun!
Hüma: İyi dersler sana:)
A: Beni gerçekten şaşırtıyorsun:D
Hüma: Ayıp ediyorsun. Şaşırtmak benim işim;)
A: Ayıp yatakta olur slzşsşd
Telefonu düşürmekten son anda kurtarıp gözlerimi belerttim. Hiç bir şey yazmadan telefonumu cebime attım. O sırada hoca içeri girince ayağa kalktık.
Yanaklarımın kızardığına kalıbımı basabilirim!
***
Son dersten önceki teneffüs bahçeye çıkıp boş bir banka oturdum. Gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Hava oldukça güzeldi. Ne sıcak, ne de soğuk. En sevdiğim hava tipi.
Ayağıma bir şeyin değmesi ile bakışlarım yeri buldu. Futbol topunu elime alıp ayağa kalktım. Futbol oynayan çocuklar buraya bakıyordu. Ve içlerinden biri bana doğru geliyordu. Diğerleri ise arkadan 'Atsana topu' tarzında şeyler diyorlardı. Salak gibi durmayı bırakıp neredeyse yanıma varmak üzere olan çocuğa attım topu. Havada yakalayıp bana baktı.
Garip bakışlarına bir anlam veremezken, bu sefer bana değil ona sesleniyorlardı.
"Anıl gelsene lan!"
Arkadaşının ona seslenmesiyle bir süre daha bana baktı ve gitti.
Kaşlarımı çattım. Deli falan mıydı? Psikopat salak! Akıllısı beni bulmaz zaten.
"Rica ederim!" diye mırıldanıp zilin çalmasıyla okula doğru adımladım. Onlar hâlâ futbol oynuyordu. Sanırım dersleri bedendi. Başımı sağa sola salladım.
Birinin hızla bana çarpmasıyla son anda düşmekten kurtuldum. Bir kız beni tutarken bana çarpan kişi yere düşmüştü. Şaşkınca ona bakarken bir inleme sesi duydum.
Kafamı çevirmemle neye uğradığımı şaşırdım. Anıl denen çocuk, bana çarpıp yere düşen çocuğu yerden kaldırmaya çalışıyordu. Ama asıl sorun o değildi.
Asıl sorun; Anıl'ın gizlice çocuğun elini büküyor oluşuydu!
***
Okul çıkışı direkt olarak teyzemin restoranına gelmiştim. Buraya gündüzleri pek müşteri gelmiyordu. Lüks bir yer olduğundan dolayı akşam saatleri daha kalabalık oluyordu. Bazen gelir giderdim buraya. Yemeklerinin kokusu iştahımı açıyordu doğrusu.
Şu an ise, teyzem ile beraber yemek yiyorduk. Ama benim aklım hâlâ o olanlardaydı.
Anıl, çocuğa hem yardım ediyor, hem de elini kırıyordu neredeyse. Kimsenin görmediğini zannetse de ben görmüştüm. Neden böyle bir şey yaptığı hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.
Belki iyi anlaşamıyorlardır? Belki de bilerek yapmamıştır?
Kimi kandırıyorum ki?! Bilerek yapmıştı. Peki beni ilgilendiren bir durum muydu? Hayır! O zaman düşünmeye de gerek yoktu.
"Sınav haftan da bitti."
Kafamı tabağımdan kaldırıp teyzeme baktım. Yemeğini yiyor, bir yandan da konuşuyordu.
"Hafta sonu, tatile gitmeliyiz bence. Senin de fikrini almak istedim. Ne der-"
Hemen lafını kestim. Zira gözlerimden fışkıran kalpçikler masaya dökülebilirdi!
"Tatil mi?! Tabii ki de gitmeliyiz! Bu da soru mu?"
Teyzem bu hâlime gülüp yemeğine devam etti. Ben ise çoktan yemeğimi bitirmiş tatilin ayrıntılarını istiyordum.
"Nereye gideceğiz peki?"
Peçeteye uzanıp yavaş ve asil hareketler ile ağzını sildi. Ben onu izlerken, o uzanıp yanağımdan öptü.
"Yazlığa!"
***
S.D.