Cevap vermek yerine suratıma bakıyordu sadece. Ellerim titremeye başlamıştı. Neden gelmişti ki?
"Hüma," dedi çok kısık çıkan sesiyle. "Ben sensiz yapamam!" İsyan eder gibiydi.
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
"B-bana mesaj atan sensin, değil mi?"
Sustu bir süre. Sonra kafasını ağır ağır salladı. Bana mesaj atan Anıl'dı. Her şeyimi bilen oydu. Beni takip eden de oydu, beni sevende...
Donup kalmış bir vaziyette orada dikilirken, Anıl'ın ne zaman yanıma geldiğini anlamamıştım bile. Bana sarılınca kendime geldim. Onu itip bağırdım.
"Burada ne işin var senin?!"
Teyzem burada olsaydı neler olurdu Allah bilir.
"Seni almaya geldim."
Kaşlarımı çattım. Neyden bahsediyordu bu?
Elini cebine atarken sakince hareketlerini izledim. Küçük bir şişe ve beyaz bir bez çıkardı. Gözlerim kocaman olurken bulunduğum köşeye daha çok sindim.
"Hayır!"
Bana yaklaşıp kollarımdan tuttu. Bezi ağzıma kapatmaya çalışırken, son kez konuşmasını işittim.
"Sadece uyuyacaksın mavişim.."
***
Gözlerimi yavaşça açıp yüzümü buruşturdum. Bulanık görüntü yavaş yavaş düzelirken kulağıma kuş cıvıltılarının sesi geliyordu. Nerede olduğumu idrak edemedim. Gözlerimi tamamen açıp etrafı süzdüm. Küçük bir oda, ahşap zemin ve tavan. Üzerinde uzandığım tekli yataktan hızla kalktım.
Anıl beni nereye getirmişti böyle? Neden getirmişti daha doğrusu?
Korkum gün yüzüne çıkarken yine gözlerim doldu. Ahşap kapıya gidip yumruklamaya başladım. İki elimi de hızla kapıya geçiriyordum. Acısını umursamadan.
"Aç şu kapıyı!" diye bağırdım. "Ne işim var benim burada?!"
Teyzem çoktan polise gitmiştir bile. Allah'ım nasıl bir belaya düştüm ben böyle?
Kapı hızla açıldığında iki adım geriledim. Anıl üzerinde sadece siyah bir eşofmanla karşıma dikildi. Endişeli gözüküyordu. Kafamı başka tarafa çevirdim.
"İyi misin?"
Sinirle ona döndüm. "Ne diyorsun sen ya?! Çıkar beni buradan!"
Gözlerini kapatıp bir kaç saniye bekledi. Ardından gözlerimin içine bakıp kafasını sağa sola salladı.
"Bir süre buradasın."
Göğsüne vurup ittirdim. "Neden ya neden?!"
Kollarımı tutup beni kendine çekti.
"Artık senden uzak kalmak istemiyorum! Kokuna hasret kalmak istemiyorum! Yanımda kal, benim ol istiyorum!" Nefesini yüzüme bıraktı. Ben ise nefesimi çoktan tutmuştum. "Beni sev istiyorum.."
Ellerini ellerime indirdi. Tuttuğum nefesimi serbest bırakıp elimi çektim. Anıl odadan çıkıp gittiğinde odanın ortasında dikilmeyi bırakıp kenardaki tekli koltuğa oturdum. Teyzem kim bilir ne hâldeydi?
"Bir şeyler yemen lazım."
Anıl'ın önüme koyduğu tepsiyle bakıştım bir süre. Daha sonra bakışlarım gözlerini buldu. Önümde diz çökmüş yoğun bakışlarla bana bakıyordu.
"Teyzemle konuşmak isti-" Sözümü kesti.
"O konuyu takma kafana." dedi. "Ben hallettim."
"Nasıl?" diye sordum şaşkınca.
"Sen orasını boş ver." Gözleriyle tepsiyi gösterdi. "İlk önce karnını doyuralım."
"Şuan yasa dışı bir şey yaptığının farkında mısın?"
Gülümsedi. Suratına bir tane çakmamak için kendimi zorladım.
"Farkındayım güzelim."
Ben, bana güzelim demesine takılmışken, o çatalı peynire batırıp ağzıma soktu. Kendime gelip çatalı elinden aldım.
"Çok şükür Allah bana da iki kol ve el verdi." dedim. Yine aynı şeyi yaptı. Gülümsedi.
Benim aklımda ise başka bir şey vardı. Neden hâlâ çıplaktı?
Onun bakışları ile önümdeki tepsiden bir kaç şey atıştırıp bıraktım. Kaşlarını çatıp çatalı eline aldı.
"Bunlar bitecek!"
"Bana emir verme!"
"Aç kalmanı istemiyorum!"
"Ama ben doydum!"
"Doymadın!"
"Doydum!"
"Doymadın!"
"Bırak da buna ben karar vereyim!"
"Aç ağzını!"
"Hayır!"
Çatalı uzatıp tekrar etti. "Aç dedim!"
"Bende hayır dedim!"
***
Anıl kahvaltıyı zorla yedirmiş sonra da gitmişti. Benim de beklemekten canım sıkılmıştı hâliyle. Onunla konuşup bu saçmalığa bir son vermesini isteyecektim. Hem ne demişler; tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Bulunduğum odanın kapısını açıp sessizce bir adım attım. Ahşap zeminden bir koridor çıktı karşıma. Sanırım burası tek katlı bir yerdi. Yavaşça ilerlemeye devam ederken arkamdan;
"Nereye böyle?" diye duyduğum sesle yerimden sıçradım.
"Korkma benim."
Karşıma geçip iki eliyle yanaklarımı kavradı. Boyu benden misliyle uzun olduğu için kafamı kaldırmak zorunda kaldım.
"Bende ne zaman çıkacağını merak ediyordum." dedi. Kaşlarımı çattım. Manyak ya!
Ellerini hızla itip bir adım geriledim. Buradan çıkmam lazımdı. Teyzemi nasıl ikna etti veya ne dedi bilmiyorum ama, benim teyzem normal bir insan değildi zaten. Beni canlı kanlı görmeden kimseye inanmaz o. Bu Anıl psikopatı beni kesin kandırıyordu. Bunun başka bir açıklaması olamaz!
"Artık bu saçma şeye bir son verip beni serbest mi bıraksan diyorum?"
Kollarımı göğsümde birleştirip iki kaşımı da havaya kaldırdım. Ama Anıl tek kaşını kaldırdı. Lanet ya! Ben tek kaşımı kaldıramıyordum ve bu sinirimi bozuyordu.
"Sen neyden bahsediyorsun güzelim? Seni bırakmak mı? Asla!"
Kollarım iki yana düşerken sinirden onu burada pataklayabilirdim. Ama yemiyordu işte. Öküz gibiydi! Birazda onun suyuna gitmeyi deneyelim o zaman.
"Peki o zaman, bir anlaşma yapalım." Yine tek kaşını kaldırdı. Hayır ya artık eminim, bu bana inat yapıyor bunu!
Bu sefer o kollarını göğsünde birleştirdi. Üzerini giyinmeyi akıl edebilmiş bakıyorum da. Neyse. Gözlerimi ortaya çıkan kol kaslarından çekip yüzüne baktım. Keşke yakışıklı olmasan? Belki o zaman çakardım yumruğu.
"Ne anlaşması?" diye sordu. Derin bir nefes aldıktan sonra konuştum.
"Sen beni serbest bırakacaksın, bende senle arkadaş olacağım. Nasıl?" Ellerimi iki yana açıp cevabını bekledim. Düşünürmüş gibi yapıp yere baktı. Ardından bana dönüp;
"Bu dediğine sen inanıyor musun ki?" dedi.
Aslında fikrim saçmaydı evet. Sevdiğin birinin sana arkadaş olalım demesi üzücü bir şeydir eminim ki. Ama o duyguyu bilmediğim için kendimi de onun yerine koyamam değil mi? Ayrıca beni burada tutması çok mantıksızdı. Onun yanında kalınca kendisine aşık olmamı falan mı bekliyordu? Hem benim bir okulum ve bir düzenim vardı.
Okulda onu sadece 2-3 kere gördüm ve tanımıyorum. Bana burada her şeyi yapabilirdi.
Seni öldürse kimsenin haberi bile olmaz.
İç sesim beni korkutmayı başarmıştı. Gerçekten de kimsenin ruhu bile duymazdı. Şimdi hatırladım da, beni kapattığı odadaki pencereden dışarı baktığımda sadece ağaç görmüştüm. Issız bir yer olduğu belliydi. Sanırım, korkum artmaya başlamıştı. Gözlerim doldu ve her zaman olduğu gibi ellerim titriyordu.
Anıl'ın bana sarılmasıyla transtan çıkıp onu itmeye başladım. İşe yaramıyordu. Ağzımdan kaçan bir hıçkırıkla ağlamam şiddetlendi. Saçımda bir el hissettim ve ardından da bir ses.
"Şşt ağlama. Aklından geçenleri tahmin edebiliyorum." Kafama küçük bir öpücük kondurdu. "Ben sana zarar verir miyim hiç? Senin kılına zarar gelse yakarım bu şehri!"
Bu da neyine hava yapıyorsa.
Sesinde güven vardı sanki. Ya da ben iyice saçmalıyordum. Benden ayrıldığında ittim onu. Bir iki adım geriledi ama sesini çıkarmadı. Beni anlıyor gibiydi. Ve bu, hoşuma gitmişti.
Ama yine de burada kalamazdım. Ağlamam kesilmişti. Korkum da geçmişti ama, bilemiyorum. Sarılması huzur vermişti sanki. Yine de gidecektim. Çünkü bu olanlar çok saçmaydı. Bırakmazsa bırakmasın! Kaçarım!
Yüzümü başka tarafa çevirip sordum. "Beni neden burada tutuyorsun?"
Ses gelmedi. Kafamı kaldırıp suratına baktım. Üzgün duruyordu. Ben daha ne olduğunu anlamadan yanıma gelip ellerimi tuttu.
"Ben sana zarar vermem. Korkma artık." dedi.
Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Bu kadar mı üzmüştüm onu.
"Benden korkmana dayanamam!" İsyan eder gibi çıkmıştı sesi.
İsyaaaann
İçimde nasıl bir şey vardı benim?
"Uykum geldi." dedim. Neden dedim bilmiyorum.
Bütün romantik atmosferin içine ettin. Bravo!
Ama bu umurumda değil çünkü ondan ne kadar uzak durursam o kadar iyi. Bir şekilde kaçacaktım buradan!
***
S.D.