Dolunay’ın üzerindeki ağrı, dün geceki ölüm kalım savaşının yanında tatlı bir yorgunluk gibi kalıyordu. Yastığındaki boşluğa baktı Aren gitmişti ama kokusu, o baş döndürücü odunsu ve misk kokusu, yatağa, yorgana ve en önemlisi üzerindeki o bol siyah tişörtüne sinmişti. Tişörtün yakasını burnuna götürüp derin bir nefes aldı. Bu koku ona garip bir güven veriyordu. Sonra ne yaptığını fark edip kendi kendine kızdı. “Kendine gel Dolunay,” diye mırıldandı yataktan kalkarken. “Adam yarı zamanlı kurt, tam zamanlı ukala. Hemen yelkenleri suya indirme.” Aşağıdan gelen tabak çanak sesleri ve kızarmış ekmek kokusu, midesinin guruldamasına neden oldu. Dün gece o kadar enerji harcadıktan sonra, şu an bir geyiği, pişmiş olmak kaydıyla tek başına yiyebilirdi. Mutfağa indiğinde, sürüyü tam kadro masada

