8. Bölüm

2733 Kelimeler
7. Bölümden Bir öksürük sesiyle çizdiğim resimden ayrıldım. "Portre mi?" diye sordum Harvey ve benim resmimi kaldırırken. "Öyle olsun," dedi kalın bir ses. Benji. 8. Bölüm Bacaklarını üst üste atmış, dik bakışlarını üzerime çevirmişti. Arka masadaki üç erkek gitmiş, etrafımızda bir barikat oluşturmuşlardı. Sertçe yutkundum. Titrek dudaklarımı birbirine bastırırken ne yapacağımı bilemedim. Takım elbisesinin ceketini belinden arkaya savurunca silahının kabzasını görerek iç geçirdim. Ona Harvey'nin metresi olmadığımı söyleyebilirdim. 'Umarım konuşmanı yapabilecek kadar canlı kalırsın karşısında.' Diye yankılandı Harvey'nin tok sesi acımasızca kafamın içinde. Burnumdan nefes verirken kalemi titrek parmaklarımın arasına yerleştirdim. O üç erkek arkamı tutuyorlardı ve karşımda Benji vardı. Kahretsin! Bu onların savaşıydı! Beni niye karıştırıyorlardı ki? Türkiye'de bu işleri kadınları bulaştırmazlardı! 'Öyle mi?' diye sordu içim duygusuzca. Bir kez daha yutkundum. Bitti sanmıştım. Kaçmıştım. Kimin aklına uyuşturucu zengini adamın metresini getto da aramak gelirdi ki? Garson kız elinde ki kremalı kahveyi bana uzatırken yalvaran gözlerle kıza baktım. Gerginliğimden bir şey olduğunu anlamasını bekliyordum. Kız boş gözlerle bakıyordu. "Beyefendinin ikramı." Dedi Benji'yi kast ederek. İfademi bozmadan kahveyi kenara koydum. "İç," Adama baktım. Yüzündeki sert ifadeden ne istediğini anlamıyordum ama içmeyecektim. Beni bayıltıp götürecek bir şey olabilirdi içinde. Ya da kısa yoldan gideyim diye zehirlemişti belki kahveyi. Şuradan bir yerden polis çıkabilir miydi acaba? Bir kimlik kontrolü yapmalarına bile razıydım. Sınır dışı edilmeye de hatta. Ölmekten iyiydi ne de olsa. "Çiziyor musun Amy?" dedi Benji merakla. Gerçekten çizmemi beklemiyordu, değil mi? Onun orada neden oturduğunu biliyordum ve sebebi kesinlikle resim değildi. "Amy'di değil mi? Harvey'nin kabalığı. O gece bizi tanıştırmadı." Derken oturduğu yerden kalktı. İstemsizdi ama taburede geriye kaydım. Bana yaklaşmasını istemiyordum. Adımı reddetsem, göstersem kimliğimi ve ben Zoe, desem. Belki işe yarardı ama onu tanıdığımı çoktan hissettirmiştim. Hiç tanımamış gibi umarsız davranıp geniş gülümsememle resmini çizseydim belki onu tereddütte düşürebilirdim ama şimdi üzerime yürürken geriye sıçramış, gözlerime bakarken korkulu gözlerle yutkunmuşken, ben başka biriyim argümanını sunamazdım. Bir devriye arabası dönemez miydi şu sokak köşesinden. "Sanırım Jules geldi." Dedi Benji keyifle. "Yoksa seni bırakmazdı, değil mi?" Bırakmazdı, ben salak gibi kaçmasaydım. Sanki bilmiyordum bu adamların neler yapabileceğini.... "Bırakmadı," dedim aklıma ilk gelen şeyle. Şu an tek temennim bir polisin burayı basması ya da en çaresizinden Harvey'nin beni bulmasını diliyordum. "Sadece hobimle uğraşıyorum." Keyifle güldü. "Adamları nerede peki?" Yutkundum. "Orada, orada ve orada." Deyip parmaklarımla üç farklı köşeyi gösterdim. İnandığını sanmıyordum ama kalkmış kaşlarından tereddütte sürüklendiğini görebiliyordum. Adım adım oturduğum yere yaklaşıyordu. Çığlık atma dürtümü bastırmak gittikçe zorlaşmaya başlarken parmaklarım arasındaki kalemin kırıldığını hissettim. Bu küçük stres belirtecim Benji'ye istediği cevabı vermiş, yalan söylediğimi anlamıştı. Arkamdaki adamların yaklaşan adım seslerini duyuyordum. Taburemden kalkarak birkaç adım kaçmaya çalıştım ama nereye kaçacaktım? Arkamda adamları vardı. Yok muydu bir askeri darbe falan! İkimizi de içeri atarlardı ama en azından yaşardım! Sokağın köşesinden dönen beş siyah aracı fark ettim. Ve inen, siyah giyen adamları gördüm. Tanrı'm, dualarımı duydun mu? İlk tanıdığım kişi Adam'dı. En arkadaki aracın şoförü inince Thayer'ı da fark ederek boşalan dizlerime tutundum. Harvey kararlı adımlarla olduğum tarafa yürüyor; Benji istifini bozmadan sandalyesine geri dönüyordu. Arkamdan yaklaşan adamların durduğunu fark ettim. Sayısal üstünlük Harvey'de olduğundan geri çekilen tarafın hissettirdiği rahatlamayla nefes almaya başladım. Tuttuğumun bile farkında değildim. Korkudan gözlerim dolmuş, kalbim atmaktan bitap düşmüştü. Yaklaşan Harvey'e baktım. Yüzü düz duvar gibiydi ama kızgın görünmüyordu. Kendimi tehlikeye attığı için kızdığını sanmıyordum zaten ama onun itibarı ve kardeşiyle Jules'u tehlikeye attığım için kızabilirdi belki. Yine de ifadesiz yüzünden bir şey belli olmuyordu. Gelip belime sarıldığında kendimden hiç beklemediğim bir şekilde kucağına bıraktım kendimi. Fark etmişti. Yüksek sesle "Sevgilim." Dedi karşılık beklemeden ama hemen sonra kulağıma eğilip "Bitti mi küçük maceran?" diye sorunca derin bir soluk alıp "Bitti." Diye mırıldandım. Bakışlarını Benji'ye çevirip gülümsedi sahte bir şekilde. "Ne hoş Benjamin." Samimiyetsiz bir sesle konuşurken beni Benji'nin masasına çekti. "Çizdi mi seni Amy?" Benji de tıpkı Harvey gibi samimiyetsiz bir şekilde gülümserken "Henüz başlayamamıştı." Dedi. "Ama iznin olursa özel olarak portremi yaptırmak isterim." Harvey başını olumsuz bir şekilde salladı. "Onu kendime saklıyorum." Dedi memnuniyetle. Ben yokmuşum gibi konuşmalarını umursamadım bile. İçim hayatta kalmanın mutluluğuyla sarsılıyordu. Titrek ellerimi baldırlarımın altına alırken Harvey'e baktım. "Sen arabaya geç sevgilim." Dedi korkudan dolan gözlerimi fark ederek. "Benji'yle konuşmam gereken şeyler var." Umarım beni öldürmemesini falan tembihlerdi. Ya da en kısa yoldan... Harvey patlatırdı onun beynini. "Hadi." Diyerek dirseğimden yukarı doğru itti beni. Kafası kopmuş tavuk gibiydim. Titremekten sarsılan bedenim ve korkudan dolan gözlerimle masadaki o iki kabadayı kadar soğuk kanlı davranamıyor, odaklanmış bir halde hareket edemiyordum. Masanın önünde doğrulup etrafıma bakındım. Önce arabaya gitmeyi düşündüm ama içimdeki özgür kız gırtlağını patlatarak haykırınca kafenin tuvaletine yöneldim. İspanya'ya gidecektim. Sara olacaktım yoksa burada Zoe olarak hayatta kalamayacaktım. Kafenin mutfağına geçerek Gaston'dan yardım istedim. Detaya girmeden ama yalan söylemeden. "Arka çıkıştan kaçmam lazım Gaston," dedim titrek bir sesle. Sordu. "Ne oldu Zoe?" "Erkek meselesi." Dedim. Kafasını çıkışa doğru çevirip Benji ve Harvey arasındaki testosteron savaşına baktı. "İkisi de mi peşinde?" "Evet." Öldürmek için... "Şanslısın." Dedi imalar yüklü sesiyle. Evet, bana ölümlerden ölüm beğendiriyorlardı. Çok seçenekli adamlardı canım! Şanslıydım... "Ne kadar şanslı olduğum konusunda hiçbir fikrin yok Gaston." Diye gülümsedim. Çapkın bir bakış atıp göz kırparken. "Geç hadi," diyerek çöpleri çıkardığı arka kapıya yönlendirdi beni. Direk eve geçip yeni kimliğimi, pasaportumu ve vizemi sakladığım yerden alacaktım. Natt'in de zulasını patlatacaktım, mecbur... İspanya'ya bir bilet ve gerisini spontane yaşayacaktım. Orada da sokak ressamlığı yapabilirdim. İllegal yarışları bulmak kolay olmayacaktı elbet ama şimdilik önceliğim hayatta kalmaktı, yarışlar değil. "Sağ ol Gaston." Diyerek baristanın boynuna sarıldım. Mesafeli duruşuna rağmen ellerini kollarımın altından geçirip omzumu pışpışladı. Ayrılırken gülüyordu. "Detayları anlatmak istersen hep buralardayım." Dedi kız edasıyla. "Elbette," Yanağına hızlı bir öpücük kondurdum. Kapıyı benim için açtı ve arkasına bir saniye bakmadan beni kapının dışına itekledi. Çöplerin arasından hızlı adımlarla geçtim ve sokağı döndüğümde... Thayer arabanın önünde bir asker gibi beni bekliyordu. Şaşkın değildi. Sanki bunu yapacağımı biliyormuş gibi hazırdaydı. Birkaç saniyelik beklemenin ardından arkamı döndüm yavaşça. Arkamdan gelen ayak sesleri çok netti. "Siktir!" diye fısıldadım öfkeyle. Sokağın diğer ucuna tempolu adımlarla yaklaşıyordum. Sokaktan dönmez de devam edersem bir başka kafenin arkasından geçecektim ve bu sayede ne Harvey'nin ne de Benji'nin dikkatini çekecektim? Peki Thayer? Ondan nasıl kurtulacaktım? Ayak seslerinin hızlanmasına bakılırsa kurtulmama izin vermeyecek bir noktadaydı. Ona ayak uydurup yavaşça koşmaya başladım. Sokağın sonundaydım. Kimseye fark ettirmeden karşıya geçersem- Tanımadığım bir adamdı. Harvey'nin bahçesinde bile görmemiştim. Kaldı ki üzerime doğrulttuğu silaha bakılacak olursa Harvey'nin adamlarından da değildi. Şok olmuş bakışlarımı silahına dikmiştim ama bedenim kendini korumak ister gibi ne yaptığının bilincindeydi. Saniyenin onda birinde kendimi kafenin duvarına yapıştırdım ama yeterli değildi. Çok keskin bir acının parçalarcasına omzuma çarptığını hissettim. Boğuk çıkan patlama sesi çığlığımın arasında kaybolup gitmişti. Başka boğuk patlamalar ise Thayer'ın olduğu taraftan yükseliyordu. Kanın parmaklarımın arasından sızdığını hissettim. Sıcak ve kıvamlıydı. Mide bulandırıcı. Keskin acısı içimi sızlatıyordu adeta. Yaslandığım duvarda yere kayarken acı nidalarımı bastırmaya çalışıyordum ama bu fiziksel acıdan fazlasıydı. Parmaklarıma bulanan kanın kıvamı çok tanıdıktı ve içime haykıran bağrışlarım beni tüketiyordu. Hızlı nefesler alıyordum. Nefeslerim inlemelerim arasında can veriyor, sesim boş sokakta kaybolup gidiyordu. Kalbim ne olduğunu takip edemiyormuşçasına çarpıyordu kendini göğüs kafesime. O da acıtıyordu beni. Sonunda gözlerimi buğulandıran neme dayanamayarak gözyaşlarımı yuvarladım yanaklarıma. Göğüs kafesimden yukarı, iman tahtamın tam ortasında şiddetle sarsılan bir acının varlığı gırtlağımı yırtarken sonunda dayanamayarak çığlıkvari bir inleme koptu dudaklarımdan. Beni vuran her kimse sesimle beraber sokaktan çıkmıştı. Thayer hala temkinli bir şekilde tetikteydi; adım adım bana yaklaşırken nihayet silahını beline soktu ve sağlam kolumun altından elini sokarak kaldırdı beni. O kadar acıyordu ki omzum, Thayer'a beni bırakması için yalvaramadım bile. Eli altında bir kurbanlık koyun gibi arabaya doğru götürülüyordum. Beni arka koltuğa yerleştirip kapıları kilitledikten sonra aracı kafenin önüne çekmişti. Benji ve Harvey hala konuşuyordu. İkisi de uysal birer kedi gibi sakin görünüyorlardı ama yine de vücut dilleri birbirlerine karşı savaş açmıştı. Harvey öne eğilirken tehlikeyle diş biledi Benji'ye karşılık. Hemen ardından yumruk yaptığı elini masaya çarparak ayaklandı. Hemen gelmeliydi artık. Çünkü kanamam durmuyordu. Her ne kadar elimle pres yapsam da kanın parmaklarımı yaladığını hissedebiliyordum hala. Tiksintiyle başımı çevirip canımı oyan acıya karşı dişimi sıkıyordum. Hastaneye gitmek istiyordum ama ne Thayer'a ne de Harvey'ye bunu söyleyebilecek cesarette değildim. Benji'yi oturduğu masada bırakan Harvey'nin kararlı adımlarla arabaya gelmesini izledim. Sadece biraz merhametli davranmasına ihtiyacım vardı. Biraz anlayış. 'Elinden kaçtın.' Dedi içimdeki zalim ses. 'Seni kurtardığına şükret.' Dudaklarımı ıslatıp arabaya binmesini izledim. Yüzünden hiçbir şey okunmuyordu. Kolumu gördüğünde bile ifadesizdi. "Laboratuvara mı efendim?" diye sordu Thayer beni önemsemeden. Bir hastane ya da eczane falan... "Önce çiftliğe." Dedi Harvey çok kısa bana bakıp. Dudaklarının kıpırdadığını görsem de ne dediğini anlayamamıştım ama bu kez bakışlarımı kaçırmıyordum. En masum ve muhtaç halimle ona bakıyordum. Oysa dışarıyı seyrediyordu. Bir an kas seğirmesiyle inledim. Çok acıyordu! Nefes nefese omzumu tuttuğumda acıdan dolan gözlerim taştı yine. Bu halimi fark eden Harvey bana dönerken konuştu. "Lucian'ı çiftliğe çağır." Dedi Thayer'a ve ben ne olduğunu anlamadan başımdaki bandanayı çözüp yaramın üzerinden bağladı. Kana bulanmış parmaklarımı çekip yarayı incelemeye başladığında ise kaşları çatıktı. "Kurşun içeride kalmış." Dişlerimin arasından nefes alıp başımı koltuğun başına attım. "O yüzden mi bu kadar acıyor?" diye inledim. "Evet." Dedi sadece. Parmaklarıyla yaramın etrafını inceliyordu. "Ama derin görünmüyor." Derin hissettiriyordu ama! İçimde nerede olduğunu bile bilmediğim bir noktada acı raks ediyordu inatla! Öyle ki dişlerimi kıracak kadar sıkıyor, yumruklarıma kan oturacak kadar kasıyordum kendimi. Ceketini omzuma bastırdı sertçe. Bandanamla kan akışını kesmeye çalışsa da hala inceden kanamaya devam eden yaramı durdurabilmek için omzuma baskı uyguluyordu. "Yavaş," diye inledim. Hiç nazik değildi ama nazik olmazsa kanamanın devam edeceğini de biliyordum. "Sus." Dedi omzumdaki baskısını arttırırken. Boğazımdan boğuk bir inleme çıkınca bakışlarını yüzüme çevirdi. "Eğlendin mi bari?" Burnumdan nefes verdim titrek bir şekilde. Şu haldeyken beni azarlayacak mıydı? 'Seni kurtardığına şükret ve sus artık.' Dedi içimdeki salak ses. Onun yüzünden bu haldeydim; ona teşekkür falan etmeyecektim! Sadece kendi ailesi için beni hedef tahtası yapmasaydı yaralanmayacaktım bile! Dudaklarımı sertçe birbirine bastırırken sessizliğimle tatmin olan adam tekrar telefonunu ele aldı. Saniyeler içinde konuşmaya başlamıştı. "Abella sıcak su ve ağrı kesici hazırla." Kanlı ve titrek parmaklarım gözüme çarptı. Midemin bulandığını söyleyebilirdim. Ellerimi şortuma silip ürkütücü kırmızılıktan kurtulmaya çalışsam da tırnaklarımın içine işlemiş kalıntılar sinirimi bozuyordu. Gözlerimi kapadım ve nefes egzersizi yaparak acımı hafifletmeye çalıştım. Sadece soluklarımı sayıyordum. Bir... İki... Üç... Dört... "İn." Dedi Harvey kapımı açtığında. Gelmiştik. O tanıdık ev karşımda yükseliyordu yine. Kemer pencere açıktı; Parfe güneşin ısıttığı çimlere uzanmıştı. Güvenlik görevlileri Viyana kapısını koruyan bekçiler gibi kapının iki yanındaydı. Arabadan indim. Omzumda deşik bir yara ve gözlerimde kaybetmişlik duygusuyla evin açık kapısına baktım bir süre. Harvey bir şey demeden sağlam kolumu yakalayarak beni seri adımlarla içeri sürükledi. Esir kampına geri dönmüştüm. Üstelik bu kez yaralıydım ve korkuyordum. Acıdan olsa gerek bulanan midemi tutuyordum ama dönen başım işleri hiç kolaylaştırmıyordu. "Odaya kadar yürüyemeyeceğim." Diye fısıldadım. Merdivenlerin başındaydık. Bana bakarken hesap yapıyor gibiydi. En sonunda kararını verip beni salona götürmeye başladı ama dedim ya... Acıdan bacaklarım titriyordu artık. İlk adımımda sendeleyince ellerini altımdan geçirip kucakladı beni. Bağırıyordu. "Abella, suyu ve ağrı kesiciyi salona getir!" Beni koltuğa bırakıp gömleğinin manşetlerini kıvırdı. Tepsili hizmetli, Abella, üstünde bir kâse su, bez ve ağrı kesiciyle yanımıza gelirken bir kez daha bağırdı. "Liana, odamdaki ilk yardım çantasını getir! Ve Abella," dedi bezi ıslatıp. "Lucian'ı ara," Bezi omzuma dokundururken kolum seyirdi. Dudaklarımdan öyle bir inleme çıktı ki halime acıdım. "Acele etmesini söyle." Bağırmamak için dilimi ısırıyordum. Öyle ki sonunda ağzıma metalik bir tat dağıldı. Yeterince kan kaybetmemişim gibi... "İç," dedi Harvey ağrı kesiciyi uzatarak. "İşe yarayacağını sanmıyorum." Dedim zorlanarak. Kurşun yarasının acısını Tarol geçiremezdi en nihayetinde. "Sana her şeyi açıklamak mı gerekiyor!" diye tısladı. "Morfin bu." "Öyle de o zaman!" diye bağırdım. Artık otokontrolüm falan ortadan kaybolmuştu. Muhtemel ki vücuduma salgılanan adrenalin yüzünden o kadar da derinden hissetmediğim acıyı artık tap noktasında hissediyordum. Dilimin ve sesimin ayarı yoktu. Soluklarım hızlanmıştı. "Çıkar şunu!" diye yalvardım. "Sus." Dedi kurşundan parçalanmış gömleğimi yırtarak. Omzumu baştan başa yırttıktan sonra koltuğun önünde diz çöküp yaramı temizlemeye başladı. Ben nasıl çığırımdan çıkmışsam o, o kadar sakindi ve prosedürü bilir gibi profesyonelce hareket ediyordu yaramın etrafında. Liana elinde büyük bir ilk yardım çantasıyla geldiğinde Harvey artık yaramı temizlemişti. Çantadan sargı bezi çıkartıp omzumu sarmaya başladığında ise dişlerimin arasından soludum. "Kurşunu çıkarmayacak mısın?" "Onu Lucian yapacak," Gömleğinin kıvırdığı manşetlerindeki küçük kan lekelerine bakıp. Kendi gömleğinin düğmelerini açarken. "Biraz bekle." Dedi. Sesinde alay eden bir tını yoktu ama ben bu manasız acının içinde kıvranırken bunu demesi sinirimi bozuyordu. "Morfin biraz sonra etkisini gösterir." Gözlerimi yumdum sımsıkı. Artık nefes egzersizi de işe yaramıyordu. Tek yapabildiğim acıyı dibine kadar duyumsamaktı ama Harvey haklı çıkmıştı. Bekle, deyip beni yalnız bıraktıktan sonra ilk beş dakika cehennem ateşinde yanıyor gibi kıvransam da an be an acının atlı süvarilerini geri çektiğini hissediyordum. Hala soluk soluğaydım ama artık sebebi çektiğim acı değil hissettiğim rahatlamaydı. Kıvranmalarımla yorduğum bedenim bitap düşmüş gibi kapadım gözlerimi. Niyetim uyumak değildi ama saliseler içinde çekilmiştim karanlığa. Rahat bir uyku değildi. Uzun bir uyku da değildi. Ne kadar uyuduğumdan bile emin değildim ama karşımda kel ve gözlüklü bir adam görünce kıpırdandım. Hemen yanında kollarını göğsünde birleştirmiş Harvey vardı. "Neler oluyor?" diye sordum. Uyandığımdan ve bilincimin açık olduğundan emin olan adam koluma dokundu. "Hissettin mi?" "Dokunduğunu mu? Evet." Dedim ama tuhaf bir şekilde acı hissetmemiştim. Sadece tensel temasının hissi vardı. "Acıyı hissettin mi?" "Hayır." Adam Harvey'ye işaret verdiğinde omzumdaki bandajı açmak üzereydi. "Kurşunu mu çıkartacaksınız?" diye sordum endişeyle. Yarayı deşsinler istemiyordum. Öylesi bir acıyı tekrar hissetmek istemiyordum. Kanama durmuştu zaten, değil mi? "Pekâlâ, sakin ol." Dedi adam eline cımbız gibi bir şey alırken. Harvey'e korku dolu gözlerle baktım. Bakışları sabitti. Yattığım yerde doğrulmaya çalıştım. Koltuk başından destek alayım dedim ama salonda değildim. Beni tıktıkları odadaydık. Sağlam elimle diğer kolumu tuttum. "Gerek yok." Diye mırıldandım cılız, yorgun bir sesle. "Kanama durdu, yara temizlendi." "Lucian kurşunu çıkaracak Zoe." Dedi Harvey güçlü bir sesle. Başımı olumsuz anlamda salladığımda ise Lucian Harvey'ye döndü. Harvey bıkmış gibi arkama geçti. Kollarıyla kollarımı bir çembere sıkıştırınca anca anladım ne yaptıklarını. Çırpınmama izin vermeyecek ölçüde sıkı tutuyordu beni. "Çırpınma kızım." Dedi karşımdaki adam açtığı yarama bakarak. "Kurşun sinir dolaşımına çok yakın. Çırpınır da pensi hedefinden saptırırsan kolun sakat kalır." Korkuyla inip kalkan göğsümü sakinleştirmeye çalışsam da başarılı olamıyordum. Kollarımı sabitleyen Harvey'nin sırtımı göğsüne bastırdığını hissettim. Tüm hareket alanımı ekarte etmişti. Lucian yaramı dezenfekte ettikten sonra Harvey'ye baktı ve hareketini yaptı. Kolları arasında kasıldım. Daha çok sıktı beni. Çığlıklarım kulaklarımı yırtar gibi fırladı dudaklarımdan. Kirpiklerim ıslanmış, nefeslerim hızlanmıştı ama Lucian çok kısa sürede üzerimden kalkınca titreyerek önüme düştüm. Harvey bırakmıştı beni. Çıkartmış mıydı? Stainless stellde çınlayan kurşun sesine bakılacak olursa çıkarmıştı. Lucian ezberlenmiş hareketlerle omzumu sarmaya başladığında ıslak kirpiklerimi kaldırıp Harvey'e baktım. Yüzünde bana sempati gösterdiğinin hiçbir emaresi yoktu. Sanki hak ettiğimi yaşadığımı düşünüyordu. Dudağımın içini ısırıp Lucian'a baktım. O da sessizdi. Ben de sustum. Midem sızıdan nabız gibi atsa da kapadım çenemi. "Yüzü kağıt gibi," dedi Lucian biraz sonra Harvey'ye. "Biraz kan kaybetmiş görünen o ki." Tırnak diplerimde kuruyan kalıntılara baktım. Birazdan fazla kan kaybettiğimi düşünüyordum açıkçası. "Tatlı bir şeyler yesin." Harvey başını sallayıp odadan çıkarken kaçamak bakışlarla Lucian'a baktım "Kolum iyi, değil mi?" diye sordum usulca. "İyi." Dedi Lucian. Birkaç ilaç ismi yazdığı kağıdı komodinin üzerine bırakırken "Telefon numaramı da yazdım." Dedi. "Ateşin çıkarsa ararsınız." Başımı salladım. "Korkmana gerek yok." Yüzüme baktığını fark ederek kaldırdım başımı. "En zor kısmı bitti. Zaman içinde yaran da kapanır." Gülümsemeye çalıştım. Adam içimdeki yorgunluğu ve kendimi zorladığım ruh halini fark ederek hızla topladı çantasını. Odadan çıkarken Liana'nın kapıyı açmasıyla geriye çekildi. Tepside kuru meyveler ve şekerli su vardı. Lucian gördüklerinden memnun bir şekilde mırıldandıktan sonra "Görüşürüz Liana," diyerek çıktı. Liana kan içindeki çarşaflara ve kolumdaki sargıya bakıyordu. Tepsiyi yatakta önüme koyduktan sonra sessizce geri çıktı. Yalnızlığım ve çaresizliğimle baş başa kalmıştım. Canımın acıması bir yana tekrar burada olmaktan dolayı tir tir titriyordum. Aynı ağa ikinci kez takılan balık gibiydim. Gırtlağımdan tırmanan ağlama dürtüsüne teslim olup haykıra haykıra ağlamaya başladım. Bu kader miydi? Benim kaçınılmaz sonum muydu? Babamın olmasa Benji'nin, Benji'nin olmasa Harvey'nin elinde mi ölecektim? Yaralı kolumu tutup dizlerime kapandım. Açılan kapıyla dikkatim dağılsa da gözyaşlarımı durduramıyordum. Harvey sessizce ağlamamı izliyordu. Kızgın bir hali yoktu. Korktuğunu hiç sanmıyordum zaten. Yorgun görünüyordu sadece. "Kaçmama kızmadın mı?" diye sordum sessizce. "Kızdım." Dedi düz bir sesle. "Çok kızdım." "Özür dilemeyeceğim." Dedim ıslak kirpiklerimin altında cüretkar bir şekilde bakarken. "Kurtardığın için de teşekkür falan etmeyeceğim." Dişlerimin arasından tısladım. "Yanında da kalmayacağım senin! Yine kaçacağım." İç geçirdi. "Bir daha kaçarsan ne olacağını sanıyorsun?" diye sordu düz bir sesle. "Bu sefer de kalbinden mi kurşun çıkaralım?" Sözleriyle titredim. Kısa bir an dudakları yukarı kıvrılsa da hemen toparladı kendini. "Söz dinlemeye başlarsan iyi edersin lilla kittan." Dedi doğrudan gözlerime bakarak. "Yakında hizama girmezsen seni korumak gittikçe zorlaşacak." - - - Not: Bölümü nasıl buldunuz arkadaşlar? Umarım beğenmişsinizdir ? Sonraki bölümlerde Harvey ve Eyşan'ı neler bekliyor sizce? Tahminlerinizi çok merak ediyorum ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE