29. Bölümden
"Hasta olmaya mı çalışıyorsun?" Yağmurun gürültüsü sesini bastırmıştı ama sesindeki öfkeyi gölgeleyen hiçbir şey yoktu.
Yerimden kalkmadım. Bu gece herkes kendi köşesinde kalsa çok daha iyiydi.
"Geç içeri!" Diye bağırdı. İçeri geçeyim ha?... Gitmemi istiyordu hani?
"Odana git Harvey." Dedim. Bağırmaya halim yoktu. Öfkeli olmak ise tüm yaşananlardan sonra hakkım dahi olamazdı.
"Zoe!"
Bu da kalbimi kırdı ama benim suçumdu! Hepsi benim halt yememdi! Benim yüzümden aramızda koskocaman bir Çin seddi yükselmişti.
Sonunda salondan çıkıp bahçeye geçti. Çoktan pijamalarını giymiş ve dinlenme moduna geçmişti ama benim hala üzerimde savaş kıyafetim vardı. Kolumdan yakalayıp beni ayağa çekerken alabildiğine öfkeliydi. "Seninle uğraşmak istemiyorum!" Dedi hınçla.
Savrulurken kolumu çektim. "Niye kızgınsın?" Diye bağırdım. Hakkım yoktu ama kırgın öfkemi bastıramıyordum...
"Geç içeri!" Diye haykırdı bu sefer.
"Niye kızgınsın?!"
"Geç içeri Zoe!"
"Niy-"
"Eyşan gir içeri!" Dedi son bir kez ve bileğimden yakalayıp önüne kattı sertçe. Göğsüm kocaman kocaman inip kalkıyordu ve tuhaftır ki o da aynı şekilde nefes alıp duruyordu.
"Niye kızgınsın?" Diye sordum bu kez tükenmiş bir halde.
"Öğrenmek mi istiyorsun?" Diye sordu. Sesi her harfte bir ton yükseliyordu ama bunu sormasına sevindim. Her harf bir kırbaç darbesi gibi vursa da sevindim.
"Evet," Dedim kendimden emin bir şekilde.
30. Bölüm
Bu kez elimden tutup peşinden sürükledi beni. Koşuyordu sanki ve beni sürüklüyor olması umurunda değildi. Merdivenlerden indi ve kapısını açıp beni içeriye soktuktan sonra ayağıyla örttü sert bir hamleyle. Ajandası yatağın ortasında açıktı ve yırtılmış bir sayfa defterin ortasında enlemesine duruyordu.
"Lilla Kittan'ın ölümü." Dedi donuk bir sesle. O anki ruh halimi suçlayamazdım. O üçünün ismini yan yana görünce kalbimden hançerlenmişe dönmüştüm. Kanıyordum oluk oluk ve bir şekilde acımı yansıtmalıydım. "Dört gündür korkumdan ölüyorum!" Diye bağırdı sonunda Harvey. "Sana bir şey hissettirmemeye çalışıyorum; kızların etrafına koruma yığıyorum. Her gün evde böcek var mı, eve bomba koymuşlar mı diye sürekli tetikteyim! Uyumuyorum evi basacaklar da birinize bir şey olacak diye! " Diye bağırdı.
Defteri alıp gelişi güzel yere fırlattığında öfkesine kıyasla korkusu sarsmıştı beni. Derin bir nefes alıp gözlerini kaparken dişlerinin arasından fısıldadı ürkütücü bir sesle son bir kez daha.
"Sana bir şey olacak diye korktum!"
Yutkunamadım.
"Ama öğreniyorum ki bunu yazan sensin."
"Üzerimden anlaşma yapacağını sandım." Dedim. Ona yaşattıklarım için üzgündüm ama onun cephesinden düşünmemiştim hiç.
"Niye bana sormadın?!"
"Ya anlaşma yapacak olsaydın?" Diye mırıldandım.
"Bana güvenmeyi dene Eyşan." Dedi. Bu kez sesinde yakaran bir ton vardı.
"Ama gitmemi istedin." Diye soludum. Sözlerimin gözleri dolmuş gibiydi; ne saçma...
"Çünkü güvenmiyorsun!" Diye inledi; çileden çıkmış gibiydi.
Derin nefesler alarak gözyaşlarımı bastırmaya çalıştım. İmkansızdı. Önce yandı gözlerim hemen ardından ise doldu. "Korktum!" Diye bağırdım sonunda kendimi tutamayarak. "Bana ihanet ettiğini sandım! "
Burnundan soluyordu ama gözlerindeki kırgınlık ve kendine hakim olmaya çalışan beden dili ikilemde kalmış gibiydi.
"Beni Serdar'a teslim edeceğini düşündüm!" Dedim itiraf edercesine.
Tüm nefesini hayretle dışarı boşalttı. Baş ve işaret parmaklarıyla gözlerini ovuştururken sakin kalmak için kendiyle savaştığını fark ettim. "Ne zamandır biliyorsun geleceklerini?"
"Bir haftadır."
"Bir haftadır?" Diye soludu hayretle. Bir an duraksadı ve tekrar konuştuğunda tüm her şeyi çözmüş gibiydi. "Chase'in seni bana teslim ettiği geceden beri?"
Başımı salladım usulca. Fazlasıyla zekiydi; o gece söylediklerimin yegane sebebinin de bu olduğunu anlamış olmasını umdum. Niyetimin özellikle kalp kırmak olduğunu ve söylediklerimin tamamen bir yalandan ibaret olduğunu anlamasını diliyordum.
"Bir haftadır bu korkuyla mı yaşıyorsun Eyşan?"
Başımı çevirip gözlerimi kaçırdım. Bir korku imparatorluğunda yaşamayı ilk defa deneyimlemiyordum ama hayal kırıklığı... İşte bir haftadır en çok bu canımı yakmıştı.
"Sen nasıl anladın yazıyı yazanın ben olduğumu?"
"Serdar'la olan iş yemeğinde Bellamy ve Juliet de vardı." Dedi. Bakışlarımın olduğu tarafa geçmişti. "Yemeğe Jules'la gelince, Juliet neden beraber gelmediğimizi sordu."
Dudağımı ısırdım.
"Ve sonra Juliet senin bir şeylerden korktuğunu söyledi. Çok korktuğunu."
Başımı geriye atıp gözlerimi kaparken banyoya geçtim. Gerisini duymama bile gerek yoktu. Birisi çok şüpheciydi; diğerininse ıqsu 140'ın üzerindeydi muhtemelen. "Aslında aşağıda silah çekip bıçak savurana kadar emin de değildim."
"Niyetim seni cezalandırmak değildi." Dedim utanç dolu bir sesle. "Bir hayaletin notunu görüp irkilmeni istedim sadece."
"Ölmene izin vermeyeceğim!" Tüm kelimelerin üzerine tek tek damga basıyor gibiydi. Kelimeleri aklıma kazıyor gibi...
Bakışlarımı kaçırdım. Ama nasıl emin olabilirdim ki?...
Yağmurdan mütevelli ıslanmış saçlarım ve elbisemin ıslak omuzları sinsice soğuk çekiyordu içime. Titredim istemsizce. "Peki," Aramızdaki en önemli soru bu değildi ama merakıma mani olamadım. "niye bu kadar kızdın?"
Ben banyonun içinde o da hemen dışındaydı ve birbirimize bakıyorduk. "Açıkladım." Dedi.
Açıklamamıştı. Evet belki bana çok kızmıştı ama Korkut ve Yağız'ın karşısında silahlarımı zapt ederken beni tutmuyordu; bana sarılıyordu. Geri geri kaçıp kucağına yerleştiğimde bile sadece sarmalamıştı beni. İtip kakmamıştı. Sonradan kızmıştı.
"Sonra kızdın." Dedim miniminnacık bir inatla Telefonunu kapatıp geldiğinde kızmıştı; yüzüme bakmamış, odasına inip birkaç saat boyunca beni yalnız bırakmıştı.
"Ne duymak istiyorsun Eyşan?" Diye sordu benimkine benzer bir sesle. Ellerimi elbisemin eteklerine bastırırken yutkundum.
"Niye kızdın?"
"Çünkü kıskandım." Dedi.
Ne diyeceğimi bilemedim. Daha başka bir cevap verir sanmıştım; aklıma alternatif bir cevap gelmese de açık seçik kıskandığını söylemez sanıyordum. Fakat söylemişti ve sesi her zaman olduğundan da gür, olduğundan da otoriterdi.
Birbirimize baktık. Uzun uzun, kana kana, doyasıya izledik birbirimizi. Ben çok özlemiştim; hain olduğunu düşündüğümden ne zaman ona baksam kınıyordum kendimi, bakamıyordum doyarcasına ama şimdi kilit dönmüş, kapı açılmıştı sanki.
"Sen niye gitmedin?" Diye sordu. "Sürekli kaçmak için fırsat kollayıp duruyordun."
"Sende kaçamayayım diye beni çiftliğe kapatıyordun güya." Dedim arsız bir mırıldanmayla. Laf sokmaya, alay etmeye hakkım yoktu ama çenem bana tabi değildi. O, vücudumdaki özerk bir milletti.
"Ama gitmeyi istiyordun." Dedi ısrarla. Sözlerim onu kızdırdıysa bile mühim değilmiş gibi devam etmişti. "Niye gitmedin?"
Bakışlarımı başka tarafa çevirdim. Bunun cevabını vermek istediğimden emin değildim.
"Eyşan?"
Burnumdan nefes alırken gözlerimi yumdum. "Çünkü kalmak istedim."
"Neden?"
Kollarımı göğsümde birleştirerek yere eğdim başımı. Derin bir kanyonun boşluğunda ip cambazlığı yapıyordum bir haftadır; cesur olduğumu, korkmadığımı telkin edip duruyordum kendime sürekli fakat içimde dehşetle öldürülmeyi bekleyen savunmasız bir kız çocuğu vardı. Konuşmam, günlük aktivitelere sorunsuzca katılmam ve zaman zaman kendimi kandırıp ona dalıp gidecek kadar güvende hissetmem ise sadece bir illüzyondan ibaretti.
Aradaki bir haftayı komple silip kaldığım yerden devam etmek istiyordum. Her şeyi ona anlattığım gecenin sabahına uyanmak istiyordum. O gece bok gibiydi ama kollarında hiçbir şey düşünmeden uyumak iyi hissettirmişti. O duyguyla devam etmek istiyordum...
"Kalmak istiyorum Harvey." Diye soludum. Başka hiçbir şey açıklamaya cesaretim yoktu. Duygularımı onunki kadar cesur dile getiremezdim. "Ama gitmemi istiyorsan giderim."
Yağmurdan ıslanmış saçlarım dekoltemden içeri bir yosun gibi kıvrılmıştı. Harvey'nin sıcak parmakları köprücük kemiklerimden aşağı kayarak saçı saklandığı yerden çekerken "Buz gibisin." Dedi. Onunsa parmakları bir parça kor gibiydi. Yanımdan geçip küvetin kenarına oturarak musluklara uzandı. "Sıcak bir banyo yap."
Esasında banyoya yöneldiğimde niyetim tam olarak buydu ama... "Çok geç oldu." Dedim. Açık açık kal, diyememişti ama bu cevabı çok daha samimiydi. Bende onun gibi açık açık göğsünde uyumak istiyorum, diyemezdim ama sözlerimden niyetimi anlayabilmesini umdum. "Sadece uyumak istiyorum."
"Üşürsün." Dedi. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Cesur olmak lazımdı; kalp kırarken cürete sarınmak çok kolaydı. Kalp tamir ederken de aynı cürete dokunmak zorundaydım. Mecburdum.
"Bana sarılırsan üşümem." Dedim cesur bir hareketle. İç geçirdi. Çatık kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmişti; kızıyordu. Bu sefer niye kızıyordu?
"Üzerini değiştir ve yatağa gir." Diye soludu sinirle. Gelmeyecek miydi yanıma?
Şarkıda söylediği gibi dönülmez akşamın ufkunda mıydım? Dolabına giderken adım adım soyundum. Tuhaf bir gece oluyordu. Parça parça sahneler oynuyor gibiydik. Bir bütün hissedemiyordum ve çok korkuyordum! Ona güvenmediğim için kırgındı. Yağız yüzünden kızgındı. Gitmeme izin verecek kadar yorgun, kalmak istedim diye rahattı.
Ama yanıma gelmeyecek miydi?
Niyetim sevişmek değildi ama sarılmak için bile dokunmayacak mıydı bana? Üzerimdeki her şeyi çıkarıp dolabından pijamalarıma baktım. Neyse ki pijamalarım yıkanıp ütülenip dolaba yerleştirilmişti. Kediliyi giyerek yatağın içine süzülürken pes etmiştim. Bu gece daha fazla zorlayamazdık birbirimizi. Fazla bile gerilmişti aramızdaki ipler; kopsun istemiyordum.
Komodinindeki lambadere uzandım ve kapattıktan sonra yastığa sarılarak gözlerimi kapattım. Yatağın içine kaydı bir yılan gibi. Elleri saniyeler içinde üzerimdeydi; beni kendine döndürüp vücudumu çıplak göğsüne bastırırken sıcacık kolları üşüyen omuzlarımı sardı. "Bir hafta boyunca seni öldürmemden korkup yanımda uyudun." Dedi hayretle. "Bir hafta boyunca!"
Göğsüne tutunan parmaklarım utancımın nişanesi gibi avcuma doğru kıvrıldılar. Kimseye güvenemiyordum... Bunu istesem de yapamıyordum... Herkese güvenmiş gibi davranırdım ama esas hissiyatım herkesin her an ihanet edebileceği ihtimali üzerineydi. "Özür dilerim." Diye fısıldadım.
"Aptalsın!" Diye soludu sinirle. "Hala özür diliyorsun. Anlamıyorsun!" Nemli saçlarımı yatağın ucundan sallandırırken mümkünmüş gibi daha da çekti beni kendine. "Senin için üzülüyorum." Bu sefer sesi kısıktı. "Bir hafta boyunca nasıl ezildin bu korkunun altında?"
Buna mı kızıyordu?
Kocaman bir nefes aldım. Ezilmek fazla iddialı olurdu. Daha çok gergin bir hafta geçirmiştim; güvensiz.
"Nasıl uyudun?" Diye sordu kendini tutamayarak. Tüm hafta boyunca nasıl hissettiğimi sormayacaktı değil mi? Bütün detayları veremezdim çünkü.
"Mışıl mışıl değildi." Dedim. İkimizin de çok sağlıklı psikolojilere sahip olmadığı ortadaydı. Başından beri beni hırpalayıp durması sinirimi bozsa da alınmıyordum. Daha beterlerini görmüştüm. Buna, kötünün iyisine katlanmak denmezdi. Buna daha çok, yaşadığım onca şeyden sonra bu ne ki? Sadece devede kulak gibi, denebilirdi. O yüzden yaşadığımız her neyse, ki bir ilişki olmadığı ama bir şeyler olduğu apaçık ortadaydı, sırayla birbirimizi yıprattığımızı kabul ediyordum. Başta o beni çok fena hırpalamıştı ama son haftayı saymazsak beş haftadır onun ağzından burnundan kan getiren bendim. Son hafta ise hiçbir şey yapmadan yemiştik birbirimizi.
Başımın altındaki göğsünün şiştiğini fark ettiğimde gözlerimi kapattım. "Detayları sorma." Dedim hızlıca. Ciddi ciddi onu ya da kendimi öldürme noktasına geldiğim kısımları anlatmak istemiyordum nitekim.
Sözlerim onu durdurdu. Parmakları alnımdan yanaklarıma düşen kızıllarımdaydı. Saçlarımı nazikçe sevdi, okşadı. Parmakları bir ipekten de hafif hareket ediyordu yanaklarımda; alev gibiydi üstelik. Öfkesi mi, hayal kırıklığı mı bilemiyorum ama içinde dönüp duran bir ateş vücut ısısını körüklüyordu. Göğsüne değen profilim ateşini emiyor gibi yaktı içimi. Göğsünden kuvvet alan parmaklarım usul usul köprücük kemiğine, oradan boynuna ve ensesindeki saçlara uzandı. Belimdeki kollarını beni bedenine yaslasa da hamleme karşılık cevap vermedi. Sadece beni vücuduna bastırmış ama devam etmemişti. Oysa içimde kocaman olmuş korkuyu da boşa zapt ettiğim arzuyu da salıvermenin yeriydi. Tam zamanı!
Başımı kaldırdım. Hiçbir şey demese de, yapmasa da kirpikleri ardındaki siyah gözlerinde arsız bir beklenti vardı. Belime dolanan kolunu altımdan çekip omzumdan başlayarak kıvrımlarımı takip etmeye başladı. Vücudumda dolaşan bir yılan gibiydi parmakları; altında ürperdim ve titrememek için dudaklarının sıcaklığına sığındım.
Ejderha nefesi kadar sıcak solukları dudaklarıma çarptığı anda kapandı dudaklarıma. İçimin ilmekleri söküldü sanki. Bir daha dokunmaz diye ne kadar çok korktuğumu o an fark ettim. Tensel temastan ötesiydi korkum. Çektiği ambargonun duygusal bir boyutu olmasından korkuyordum. Ve bu korku içimi burdu çünkü bambaşka bir gerçekle çarpıştım o dakika.
Aramızdakilerin duygusal bir boyut olmasından çok korkuyordum ama olmamasından korktuğum kadar değil. Bir şekilde ona zarar veririm diye ödüm kopuyordu; onun adına amansız bir hastalık olmaktan ya da mayın olup patlamaktan korkuyordum ama dudakları dudaklarıma değince anladım; asıl ona dair olamamaktan korkuyordum deli gibi...
İki ucu da pis bir değnekti Harvey!...
Ama tutmaktan vazgeçebileceğimi sanmıyordum. Kolları arasından sıyrılıp üzerine tırmandım. Kasıklarına oturup içmeye başlamıştım ki dudaklarını, avurtlarımdan yakalayıp kopardı kendini benden. Kelimenin tam anlamıyla kopardı çünkü dillerimiz dolaşmıştı. Tadı kursağımda, heyecanı damarlarımdaydı.
"Sana dokunmamı istiyorsan Eyşan," Dedi bana kirpiklerinin altından bakarak. Soluklarını zapt etmeye çalışıyordu; belli ki en az benim kadar sabırsızdı tenime ama aklını başında tutmak adına verdiği mücadeleyi kazandığını görebiliyordum. "Bu kez yalvarman gerekecek."
Yutkunarak geri çekildim. Bacaklarım arasındaki sertlik bambaşka şeyler söylese de derdini anlamıştım. Harvey çok gaddar bir adamdı; bir noktada intikamcı bir ruha sahip olduğunu bile söyleyebilirdim. Öyle ki o gece neler olduğunu anlamasına rağmen, ki bu söyledikleri açık seçik anladığının bir işaretiydi; dudaklarımdan samimi bir özür duymadıkça ya da ihtiraslı bir yakarış, bana dokunmayacaktı.
Beni deli gibi isterken kendine ne kadar hakim olabileceğini merak ettim ve ani bir hamleyle üzerine eğilip dudaklarına sürtünerek konuştum. "Çok beklersin," İkimizin de gözleri açıktı ve konuşurken dudaklarını yalayan dudaklarım hoşuna gitmiş olmalı ki gülümsüyordu. "Harvey." Dedim ve üzerinden yuvarlanarak yanına kaydım. Göğüs geçirip tekrar belime dolandı. Dudakları etrafa dağılmış saçlarımın üzerinden başıma dayanmıştı. Beni bedenine çekip sertliğine bastırırken fısıldadı. "Ben çok sabırlı bir adamımdır Eyşan." Dedi baştan çıkarıcı bir sesle. "Beklerim."
***
-
-
-
Tam da yerinde kaldı be :D Bi sevişeylerdi eyiydi de :D :D :D Neyse uzun uzun veda etmeye hiç gerek yok. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere yurtdışına bir yolculuk var. Bu yolculukta neler olacak sizce? Teorilerinizi duyayım. belki benim aklımdakinden çok daha orijinal fikirleriniz vardır; kullanırım :P
Ve yabancı kelimeler:
Cinsel Sadist: Bir kişinin başka bir kişiye fiziksel ya da psikolojik acı yaşatmaktan cinsel zevk aldığı davranışlar içerir. Sadizm, başka bir kişiye acı ve eziyet yaşatmanın verdiği cinsel zevk veya doyumdur.
Katharsis: Eski Yunanca'da arınma anlamına gelir. Kelimenin psikanaliz karşılığı ise bilinç dışına itilmiş duyguların yaşanıp boşalım olanağına kavuşturularak hastanın duygulardan ve belirtilerden kurtarılmasıdır.