Bir değişiklik yapıp bu kez erken attım bölümü :D Bunun hatırına siz de beni yorumlara boğarsınız umarım :))
49. Bölümden
"Silviana ve Calvin ile tanış." Dedi beni yakınlarımızdaki bir masaya götürürken.
"Onlar kim?" Diye sordum.
"Sözlerine güvenilir iki kişi." Demekle yetindi. Ona baktığımda ise yüzünde gerçekten tatminkar bir ifade vardı. Silvia ve Calvin'in masasına varmadan hemen önceydi. Beni kalbimden vuran o cümleyi söyledi. "Sen bu gece Serdar'ı öldürürken onlar bizim burada olduğumuza dair şahitlik edecek en güvenilir iki kişi.
Savcı Silvia Durina Mortéz ve Savcı Calvin Escoffier."
50. Bölüm
İçimde hızlandırılmış bir şekilde çiçek açtı. Ağaç büyüdü ve hatta içim uçsuz bucaksız bir orman oldu.
"Yerini buldun mu?" Diye soludum heyecanla. O piç kurusunun Fransa'da olduğunu biliyordum ama nerede olduğu bir gizemdi. Saklandığından değil. Elbette onu bir araba kazasına kurban edebilir, halka açık bir restaurantta kör bir kurşunun hedefi haline getirebilirdim ama bu içimi soğutmazdı. Onunla yüzleşerek kurtulabilirdim geçmişimin düğümlerinden ve bunun için o erkek müsveddesiyle karşı karşıya gelmeliydim. Bize özel bir yere ve bize ait bir zamana ihtiyacım vardı. O yüzden Serdar'ın kaldığı yeri bulmalıydım. Zaten sırf bu yüzden Korkut'un intihar görevine evet dememiş miydim?
"Harv..."
"Sevgilim, Silvia Mortéz ve Calvin Escoffier ile tanış."
Merakımdan gebersem de Harvey beni en önemli tanıklarımızın masasına getirmişti. Geniş geniş gülümseyerek önce Madam Mortéz'in elini sıktım ardından ise Bay Escoffier ile selamlaştım. "Hoş geldiniz." Dedim ve kendimi taktim ettim. "Eyşan."
"Türk kızlarının daha esmer olduğunu sanıyordum." Dedi Madam Mortéz sevimli bir taşlamayla. "Fakat sen İskoç kadınlarına benziyorsun." Dudaklarımı ezip gülümsedim. Çillerime dair bir atıfta da bulunacak mıydı?
"Sonuçta bu topraklar mültikültürel bir tarihe sahip." Dedim imayla. Sıradan bir dünya vatandaşı dünya tarihini ezber etmek zorunda değildi ama hangi ülkenin savcısı olursan ol Kostantiniye'nin Yunan kimliğinden sıyrılıp İstanbul'a dönüş macerasındaki mübadeleleri bilmek zorundaydılar. "Belki kanımda birkaç İskoç prensesinin geni vardır."
Bay Escoffier konuşmamdan etkilenerek kadehini bana kaldırdığında dudağımı ısırdım. Söylediklerimden çok aksanım şaşırtmıştı onu. "Vay canına Eyşan. Ne kadar akıcı Fransızca'n var?"
Evet... Son beş yıldır ülkelerinde kaçak takılmamdan mütevelli... İyi bir aksana ve akıcı bir konuşmaya sahiptim. Bunu bir savcıya kanıtlamak zorunda değildim aslında. "Fransız dadıyla büyüdüm." Dedim. "Ayrıca Paris de en sevdiğim Avrupa şehirlerinden biri."
Madam Mortéz Harvey'e güzelliğim hakkında küçük birkaç mimik yaparken gülümsemeye gayret ettim.
"Aşık olunası bir şehir."
Madam Mortéz araya girerek Calvin'in beline sarıldı. "Hayır Eyşan. Paris aşk yaşanılası bir şehir." Diyerek Calvin'in dudaklarına kapandı. Birbirine aşık iki savcı. Güzel. En azından birbirlerine odaklanacak, detayları tetikte bir avcı gibi irdelemeyecek iki güvenilir tanığımız vardı. Harvey'ye dönüp gülümserken masadan uzaklaşmak istediğimi belirttim. Onunla bu geceye dair konuşmak istediğim çok şey vardı ve meslekleri gereği konuşmak istediklerimi Mortéz ve Escoffier'in yanında dile getiremezdim. O ikisi öpücüklerini bitirirken biz de zarafetle başımızı çevirip masadan uzaklaştık.
"Yerini öğrendin mi?" Diye sordum masadan uzaklaşır uzaklaşmaz. Dudaklarını büzdü. Ne? Öğrenmemiş miydi? Körlemesine Fransa da Serdar mı arayacaktık? Bu surat ne anlama geliyordu?
"Şu anda Chase ve Du Pond'la beraber bir akşam yemeğinde." Dedi rahat rahat. Bundan ne anlamam gerekiyordu?
"Takip mi ettireceksin?" Diye sordum. Yerini bilmiyorduysak bile bu bir başlangıç sayılırdı, değil mi?
"Chase, odasına rahatça girip onu zapt edebilmen için kahvesine uyku ilacı atacak."
Onu baygınken öldürmeyecektim. Yapacağım her şeyi teninde hissetmesini istiyordum! Her bir işkenceyi. "Onu baygın ele geçirmek istemiyorum."
"Baygın olmayacak. Sersem olacak." Dedi. Onunla baş edemeyeceğimi mi düşünüyordu? Tamam, Serdar uzun bir herifti. Kalıplıydı ve ben de çiroz gibiydim ama baş edebilirdim! Biraz hırpalanırdım ama ederdim. Bu avantaja ihtiyacım yoktu.
Ya da vardı...
Şimdi bile düşününce kendimi mağlup hissediyordum. O adam benim hayatımı parçalayan bir kurşun gibiydi. Mutluluğumu ve geleceğimi parçalayan bir adam... Beni zaten bir kere mahvetmişti. Kendimi kandırmak istemedim. Bana sunulacak her türlü avantajı lehime çevirebilirdim.
"Yerini öğrendin mi peki?" Diye üsteledim. Asıl önemli olan detay buydu.
"Evet."
Düşünmedim bile. Utanç ya da ahlak gibi erdemlerin canı cehenneme. Nichole ve Juliet'e yapmak zorunda kalacağım açıklamalar bile korkutmadı gözümü. Harvey'ye dönüp yakalarından yakalayarak dudaklarına uzandım. Neredeyse aynı boyda olduğumuzdan bu çok kolaydı. Belime dolandı ve öpücüğüme benzin atarken kulak patlatan ıslıklar ve çakan flaşlar eşliğinde beni yere eğerek dudaklarımda gezmeye başladı. Lanet herif... Hem aklımı hem kalbimi hem de tüm dirayetimi fethetmişti.
Dudaklarımdan ayrılırken gülüyordu. "Kalbinin sesini duyabiliyorum." Dedi. Bariton sesi bir kuyunun dibinden yükseliyor gibiydi. "Seni bu kadar heyecanlandıran şey Serdar mı yoksa cinayet mi?"
Ensesinden bastırıp hıçkırığımı yuttum. "Özgür olmak." Diye fısıldadım dudaklarına sürtünürken. Kulaklarım uğulduyordu ve haklıydı. Benim kalbimi çarptıran yegane şey yıllar önce kalbimi durduran adamın canını alacak olmamdı. Sağlıklı değildi, biliyorum. Korkunç bile sayılabilirdi durumum ama... Ben buydum. İmkanlarım dahilinde olabileceğimin en iyisiydim. Bir katil. Bir ressam. Ve bu kez fırçam bıçaklar, boya tüpüm Serdar olacaktı.
Ve bu geceden sonra resim defteri kapanacaktı. Belki bundan sonra iyi olurdum. Belki hayaletlerimden bile kurtulurdum.
Birisi boğazını temizlediğinde sevinçten ağlıyordum ve bunu fark etmemiştim bile. Harvey'nin avurtlarına tutunup ayrılırken bize seslenene döndük.
"Lobiden haber verdiler." Dedi Nichole heyecanla. "Memur giriş yapmış."
Yerinde duramıyordu. Esmer tenine rağmen yanaklarındaki kızarıklık dikkatimi çekti. Neşeliydi ve belki de mutlu. Onun ağabeysi için mutlu olduğunu biliyordum. Harvey mesafeli bir adamdı. Yıkılmaz duvarlarını ben aşmıştım ama şimdi onun olduğu yerden baktığımda kardeşi dahil herkesi sınırlarının dışında tuttuğunu görebiliyordum. Harvey kapalı bir kutuydu. Bense kutunun içine girmeyi başarmıştım. Ona sarılıyordum, öpüyordum. Onun dudaklarına tebessüm yerleştiriyordum. Belli ki Nichole ömrünce ağabeysini hiç böyle görmemişti. Son üç yılda ise Harvey'nin değil mutlu halini öylesini sırıttığı bir ana bile şahit olduğunu sanmıyordum. O yüzden elime uzanıp sıkınca bana teşekkür ettiğini anladım. Karşılık olarak Harvey'den uzaklaşıp ona gülümsedim. "Benim tuvalete gitmem gerek." Dedim minnetle ona bakarken. Madem bana teşekkür etmek istiyordu, o zaman tuvalete gitmeme yardım edebilirdi. Nitekim Juliet su içmemi haklı olarak engellemek isterken ayan beyan söz dinlemeyip lıkır lıkır su içmiştim ve o gotik prensesi haklıydı. Tuvaletim gelmişti ve nereden bakılırsa bakılsın dört kiloluk bir gelinlikle rahat rahat takılamazdım.
"Yardım edeyim sana." Dedi beni ağabeysinden ayırarak. Gelinliğin eteklerini toparlayıp beni salon dışına sürüklerken arkamızdan koşuşturan bir ses duydum. Hemen ardından ise Juliet'in kokusunu fark ettim.
"Ben dedim ama!" Diye tısladı. "Şimdi becer bakalım becerebiliyor musun?"
Damak çatlatıp gözlerimi devirdim. Altı üstü işeyecektim. Bunu bir mücadele haline getirmemize gerek yoktu.
Yanılmışım. Altı üstü tuvalet değilmiş!... Eteğin aşağı çeken manasız ağırlığı sinir bozucuydu. Üstelik gelinliğin tarlatanı bile yoktu ama buna rağmen elbisenin etekleri kollarımdan taşıyordu. Ayrıca eteğin tuvalette sürünmesi de mide bulandırıcıydı. En sonunda çığlık atıp inledim.
"Dedim sana!" Diye azarladı Juliet etekleri toplarken. "Su yetmedi bir ton da şampanya içtin."
Dudak büktüm. Eğer o Harvey denen adam bu gece yapacağımız şeyden bahsetmiş olsaydı elbette içmezdim ama... "Gergindim!" Dedim isyanla. Hala gergin sayılırdım sadece bir parçacık rahatlatmıştım, o kadar.
Eteklerin hepsini kucaklayıp kabinin kapısını örttüm. Bu esnada Nichole memuru karşılamak için gitmişti ve Juliet de nedimelik görevini büyük bir ciddiyetle sürdürmeye devam ediyordu.
"Eyşan,"
"Tuvaletteyim." Dedim bariz olanın altını çizerken. Tamam, azarlamıştı işte, daha ne? Haklıydı. O kadar su içmemeliydim ama böbreklerimin de bir kapasitesi vardı. Giren her şey bir çıkışa mecburdu en nihayetinde.
Derin bir nefes sesi duydum.
Azarlamayacaktı. Bir şey geliyordu. Hızlıca toparlanıp çıktım. Etekler buruşma ihtimaline rağmen hala kucağımdaydı. "Ne oldu?"
Parmaklarını kütletti tek tek. Konuştuğunda sesindeki pişmanlığı duyabiliyordum. "İçeride davetsiz bir misafir var."
"Kenan." Dedim kendimden habersiz. Tabii ki gelmişti. Eminim içeridekilerden biri beni tanımıştı ve muhakkak ki haber babama uçmuştu. Hiçbir kimse beni tanımasa bile babam kütüğümü takip ettiriyor olmalıydı. Sonuç itibariyle nikahımı öğrenmişti işte. Etekler kucağımdan düşerken karnıma eğildim. "Harvey'yi çıkart." Dedim ilk aklıma gelenle. "Nichole'ü de." Nefeslerim sıklaşmaya başladı. "Natt... Sen! Siz çıkın."
Benim için gelmişti zaten. Ben hedef olarak ortada dolandıkça onlara dokunmazdı herhalde.
"Aşağıyı tutmuştur." Dedim. "Helikopter..."
"Ne-" İki kolumdan da tutup beni sarstı hafif bir şekilde. "Baban falan gelmedi. İçerideki başka birisi."
Kaşlarım havaya kalktı. Nikolai.
"Su var mı?" Diye inledim. Ağzım kurumuştu. Niye bu kadar çok düşmanımız vardı ki bizim?
"Su yok!" Diye çığrından çıktı Juliet. "İçerideki daha..."
"Söyle!" Diye bağırdım. İçeride yaşadığım hezeyandan keyif mi alıyordu bu manyak? Kalp krizi geçirmek üzereydim burada.
"Sana Harvey'nin eski sevgilisinden bahsetmiştim hani." Bağrışım onun da sinirini bozmuş olmalıydı ki Juliet'de yüksek bir perdeden konuşmaya başlamıştı. "Almira."
Yemin ederim elim ayağım boşalmıştı. Deli kız, bunu biliyordum zaten... Kulaklarıma ateş basmıştı resmen. Bu kötüydü, farkındayım ama sonuç itibariyle Almira bana en fazla sinir krizi geçirtirdi, ki artık onu da geçirtemezdi. Harvey buradaydı. Ben de öyle...
"Biliyorum." Dedim. "Keira söyledi."
Gözlerini kaparken bana yaklaştı. "Özür dilerim." Dedi. "Uzun süredir görüşmüyorlardı. Hem ayrılan da Almira'ydı ama... Harvey'nin evleneceğini duyduğunda gelmeye karar vermiş. Saçma ama..."
Hiç de değildi. Bazen hiç giymediğiniz kazağı anneniz birisine verecek olduğunda kıymete binerdi. Bu onun gibi bir şeydi. Belli ki Almira Harvey'nin her zaman için onu bekleyeceğini sanmış, doğal olarak onu kaybedeceği hiç aklına gelmemişti. Adamın nişanlısı olmasına rağmen üstelik. "Bunu biliyorum." Diye mırıldanarak ellerimi yıkadım. Islak ellerimi enseme bastırırken gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım.
"Juliet," Keira o memnuniyetsiz ifadesiyle başını içeri uzattığında kısa bir bakış attım kadına. Bana bakmıyordu haspa. "Gelebilir misin acaba?"
Başımla Juliet'e izin verdim. Ne de olsa büyük operasyon bitmişti. "Sen çık." Dedim. "Sadece bir dakikaya ihtiyacım var."
"Çok gecikme." Gelinliğe düşen bir saç telini çekip göz kırptı. "Nichole memuru neredeyse getirmiştir."
Başımı salladım. Dediğim gibi, sadece bir dakikaya ihtiyacım vardı. Yalnız kalır kalmaz sesli bir nefes verdim. "Bitmek üzere." Diye fısıldadım kendi kendime. Bir kabustu. Bitmeyen, ne zaman başladığını bile hatırlamadığım... Ama bu gece bitecekti. Paris'te... O adamın soluğunu kestiğimde bu kabus bitecekti.
Elbisemin eteğine tutunup kirpiklerimden yuvarlanan bir damlayı sildim. "En son senin içindeyken öldüm." Aynaya bakıp ağlamamı bastırmaya çalıştım. "Şimdiyse beni doğuruyorsun."
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Şapşal gibi yukarı kıvrılıp duruyorlardı ve saçma... Tanrı'm, çok saçma. Gözlerim dudaklarıma ihanet edercesine su damlatıyor ve ben mutluyum. Bu deli saçması...
"Şaşırmadım."
İpek gibi bir ses mutluluğumu dürttü. Bu Almira'ydı. Gözlerimi aralayıp kadının aynadan yansımasına baktım. Ellerini yıkıyordu. "Her zaman için sorunlu tipleri tercih etti. Arkadaşlarında da, sevgililerinde de."
Ela gözlerini lavaboya dikip kendine ayırdığı birkaç saniyenin ardından dudaklarını ıslatarak bana döndü. "Almira."
Etrafını sarmalayan karizması kendisiyle birlikte lavaboyu doldurmuştu. Jules hiçbir şeydi. Hayır, karşımda çok ama çok dişli bir rakip vardı. Uzattığı elini sıkıp gülümsedim. "Eski sevgilisi." Dedim açık açık. Duraksamasından anladığım tüm sürpriz faktörlerinin onda olduğunu sanıyordu. Yanılıyordu.
"Vay canına," Gülümserken dudaklarını ısırmıştı. Bunun bir gerginlik belirteci olduğunu varsaydım. "Benden bahsetmiş."
Sayılmazdı.
"Duvarlarını gerçekten de aşmışsın."
Hiçbir şey demedim. Ayağıma kadar geldiğine göre konuşmak isteyen oydu. Bir kez daha güldü. "Zekisin." Derken konuşmaya karar vermiş gibi görünüyordu. "Yine de Jules'u yenmiş olman kazandığın anlamına gelmiyor."
"Yarışta mıyız?" Diye sordum sakince.
Gülümsemesi genişledi.
"Harvey üç ay öncesine kadar benimle konuşmaya devam ediyordu."
Bu kez gülümseyen ben oldum. "Teşekkür ederim." Dedim samimiyetle. "Geleceğini öğrendiğimden beri biraz gergindim."
Başını yana eğdi. Ne demek istediğimi sorguluyordu.
"Ama senin söylediğine bakılacak olursa Harvey benimle tanıştıktan sonra seninle konuşmamış bile." Ki tanışmamızın üzerinden geçen sürede yaşanılan çalkantılar düşünülecek olursa... Sanırım Dario haklıydı. Harvey'yi çarpmış olabilirdim. Nitekim ilk bir ay aramızdaki çekimin duygusal bir boyutu bile yoktu.
Boğazını temizlemeyerek burnunun ucunu okşadı usulca. Dişlerimi görmüştü ve bundan hoşnut görünmüyordu. "Bakalım senin ne kadar sürecek." Dedi ciddiyetle. Sesindeki ciddiyet dikkatimi çekmişti. Nitekim artık sempatik bir tavırla diş göstermiyordu. "Jules sadece dört ay sonra bana Harvey ile ilgili sorular sormaya gelmişti. Onu elde edebilmek için."
Gülümsemem genişledi. "Bir erkeğin bana ait olmadığını hissedersem gitmeyi tercih ederim." Dedim ona bir adım yaklaşarak. "Mesela, bu ne senin ne de Jules'un sahip olduğu bir erdem. Kim bilir, Harvey'yi terk etmiş olmana rağmen, kaybetmiş hissetmenin sebebi budur belki de."
"Ben onu kaybetmedim!" Diye üsteledi aniden.
"Öyle mi?" Diye soludum. "Dişe diş bir kavga için hiç müsait değilim Almira. Nitekim aşık olduğum adamla evlenmek üzereyim." Kapıya yönelerek tam yanında son bir kez fısıldadım. "Bana aşık olan adamla."
Çıktım.
Gerilmekten omuzlarım ağrımaya başlamıştı. Bir düğün böyle mi olurdu bilmiyorum ama Harvey'yi saymazsam bence düğünler gereksiz gerginlik abideleriydi.
Gözlerini yakaladım. Tanımadığım bir masada, az çok aşina olduğum birkaç kişiyle muhabbet ediyordu. Varlığımı fark eder etmez konuşmasını bitirip bana doğru yürümeye başladı. İşini kolaylaştırmak için ben de ona yürüyordum ki eliyle durmamı işaret etti. Biraz sonra hemen yanımdaydı ve beni gelin odasına sürüklemeye başlamıştı. "Memurla bizi birlikte taktim edecekler." Dedi elimi kavrarken. Başımı salladım. Yemin ederim ki işin sonunda evraklar incelenmeyecek olsaydı bu kalp çarpıntısını çekmezdim. Minik elektrik akımları bana küçük çaplı kalp krizleri yaşatıyordu nitekim.
Ve bu hiçbir şeydi. "Korkut." Dedim gelin odasının ortasında elleri ceplerinde dikilen adamı fark ederek. Harvey'nin elimi tutan parmakları kasıldı. Onun da bu ziyareti beklemediğini düşündüm.
"Tebrikler." Dedi Korkut imayla. O plan günü Harvey ile evli olduğumu sanmıştı. Elbette şimdi düğünümü basmış olması her ikimizi birden şok ediyordu. "Emanetimi almaya geldim."
Burnumdan nefes aldım. Emanetini Serdar'ın yeri karşılığında verecektim. Oysa Harvey Serdar'ın yerini çoktan tespit etmişti. Yine de bu aslında benim işime yarardı. Korkut'un bana bir daha ihanet edip etmediğini öğrenmek, ona güvenip güvenemeyeceğimden emin olmak için bulunmaz bir fırsat yakalamıştım.
"Önce sen." Dedim Harvey'nin elini bırakıp. "Bana adresi ver."
Burnundan nefes aldı. "Önce Tamina." Dedi kesin bir tonda.
Harvey'ye baktım. Tam olarak arkamdaydı ve taş kesmiş ifadesi ikimizi izliyordu. Gözleri kapanınca yaptığımı anladığına emin oldum.
"Bana bir kere ihanet ettin Korkut." Dedim kendimden oldukça emin bir şekilde. "Eğer Tamina'yı istiyorsan önce sözünü yerine getireceksin."
"Düğünün kana bulansın istemiyorum." Dedi Korkut ansızın bir hamleyle. Silahına davranmıştı. Geriye sıçrayıp Harvey'nin önüne gerildim otomatik bir hamleyle. "Tamina'yı ver bana."
"İndir o silahı." Dedi Harvey beni kanadının altından ardına çekerken. "Bir anlaşmamız var."
İzin vermedim. Harvey ile mücadelemde onun önüne gerilmeye devam ederken tüm benliğimle Korkut'a kafa tuttum. "Adresi ver Korkut."
Korkut dişlerinin arasından tıslarken güç bela kendine hakim olarak "Tamina'yı ver." diye hırladı. "Hayatına kaldığın yerden devam et."
Gözlerimi kıstım. Ne bu? Bana iyilik mi yapıyordu? Ve bunu bana tekrar ihanet ederek mi yapıyordu?! Hayatımı mahvetmeyerek hayatımı yaşayacağımı mı sanıyordu?
"Adresi ver!" Diye soludum öfkeyle.
An itibariyle Serdar'ın adresinin elimde olması hiçbir anlam ifade etmiyordu. Demek istediğim, tabii ki o artık avcumdaydı ama Korkut'a güvenmek isterdim... Güvenebilmek....
"Onu gebertirsen baban dahil tüm dünya gözünü sizin üzerinize çevirecek!" Korkut üzerimize gelirken Harvey tüm gücüyle beni arkasına çekti. Korkut'la arama bir dağ gibi gerilmesi beni güvende hissettirmiyordu; aksine, daha çok korkuyordum. Sırtını tırmalayarak barikatını aşmaya çalışsam da kar etmedi. "Bu işi bana bırak."
"Bu iş sana kalacaksa Tamina da özgür kalacak demektir." Dedi Harvey oldukça sakin ve kendinden emin bir şekilde. "Anlaşmaya uy."
"Anlaşmamız bu değildi." Dedi Korkut üstelercesine. "Sana o gece bu cinayete izin vermeyeceğimi söyledim."
Çırpınışlarım yavaşlarken Harvey'nin omzuna tutundum. Ne demek o gece söylemişti? Harvey başından beri bu anlaşmanın sahte olduğunu biliyor muydu? Buna izin mi vermişti?
'Salak salak tribe girme,' Dedi içim bilmiş bilmiş. 'Adam cinayeti düğün gecenize denk getirip güzel bir kamuflaj yaptı. Bu sana izin vermek gibi mi görünüyor?'
"O halde anlaşma iptal."
Her ikimiz birden donakaldık. Benim niyetim daha çok Korkut'tan istediğimi söke söke almaktı. Uğruna mentorumla dövüşebilirdim bile ama şu an çok dar bir zamandaydık ve Korkut'la birbirimize girecek ne yerimiz ne de vaktimiz vardı. Üstelik Rus mafyasına bulaşmıştım. Ne için? İptal olma ihtimali olan bir anlaşma için mi? Madem Harvey'nin Serdar'ı kendi bulma potansiyeli vardı o zaman neden biz kendimizi ipin ucuna sürüklemiştik ki? Üstelik bu tehlikeye girmemi bile istememişti Harvey, peki ama neden izin vermişti?
"Tami-"
"Sana güvenemeyeceğimizi anladık." Dedi Harvey gelin odasının kapısını açarak. Ayan beyan kapıyı gösteriyordu Korkut'a.
Korkut kaşlarını kaldırırken dudaklarını ıslattı. "Bunu ödersin." Ağzı yeri gösteren silahını kavrıyordu tekrar ve tekrar. Elektrik akımı kalbimin ortasından girerken nefes nefese öne atmaya çalıştım kendimi. Oysa Harvey buna hazırlıklıydı. Beni arkasında saklamaya devam ederek
"Muhakkak." dedi umarsızca. "Ama şimdi burada ödetemezsin."
Korkut cevap olarak silahını kaldırınca kendimi öne attım ve bu kez Harvey buna engel olamadı. "Eyşan!" Diye hırladı Harvey. Her şey kontrolündeymiş gibi davranmaktan vazgeçmişti nihayet. Çünkü hiçbir şey yolunda değildi. Silah çekmişti adam; nasıl bu kadar sakin olabilirdi ki zaten?
"Birimizin burnu kanarsa senin buradan cesedin çıkar." Dedi Harvey tekrar beni zapt ederken. Omzumun üzerinden silah çekmişti o da ve boştaki diğer eliyle beni arkasına asılıyordu tekrar. "Bize bir şey yaparsan buradan sağ çıkamazsın Korkut."
"Bana uyar?" Diye soludu Korkut öfkeyle. Gözleri kararmıştı ve hiçbir şey onu yolundan alıkoyamaz gibi görünüyordu.
"Sadece sen de değil." Dedi Harvey tane tane. "Tamina da sağ çıkamaz."
Korkut duraksayınca küçük de olsa nefes aldım. Öfkesinin dalgası üzerimize yağıyordu; gözlerinden, enerjisinden çok net hissediyordum bunu fakat Tamina'ya olan özlemi, ona olan ihtimamı öfkesinden büyüktü. Belki de sırf bu yüzden durdurdu kendini. İstemediği her halinden belli olsa da silahının güvenliğini açıp beline takarken öfkeyle tükürdü ikimize birden. "Pişman olacaksın Eyşan."
Arkasından bakakaldım. Yüreğim ağzımdaydı ve sebebi kesinlikle ön gördüğüm kişiler değildi. Nefes nefese Harvey'nin omzuna kapanırken hayal kırıklıklarıyla gözlerimi yumdum. Geçmişimdeki tüm herkesin hain olması kalbimi kırıyordu. Birisine bile mi güvenemezdim?
"Hazır mısın?"
Omzundan ayrılıp bana bakan adama döndüm. Titreyen cep telefonunu gösteriyordu.
Nichole Arıyor...
Telefonu açtı. "Nichole?"
"Memur hazır ağabey. Sizi bekliyoruz."
Dilime dağılan metalik tattan anladığım dudağımı patlatmıştım. Daha bir dakika önce namlunun ucundaydık. Nasıl olurdu da evlenmekten silahtan korktuğumdan çok korkardım? Derin bir nefes alıp gözlerimi kaparken cesur davranmaya çalıştım. Nitekim, deli gibi korkuyordum ama her zaman yaptığım gibi, yine korktuğum bir şeyi yapmaya cüret edecektim. "Hazırım." Diye fısıldadım Harvey'ye ve son bir kez Gürsoy olarak sahneye çıktım.
***
"Hazır mısın?" Diye sordu Harvey birkaç düğmeye basarken. Helikopterin pervaneleri dönmeye başlamıştı ve aslında gergindim. İçimdeki puma yaşanacak savaş için patilerini yalamaya başlamıştı ve evet sevgilim, "Hazırım." dedim Harvey lövyeyi kendine çekerken. Helikopter çatıdan kalktı ve kocamın elleri arasında özgürlüğüme doğru yol aldı.
-
-
-
Evet anam, Harvey helikopter kullanıyor :D :D :D
Nasıl buldunuz bebekler bölümü? Almira ve Eyşan'ın karşılaşması hoşunuza gitti mi? Peki Korkut? Ondan böyle bir g.tük bekliyorduk zaten. Şahsen ben bekliyordum yani :D Bence en heyecanlı bölümler başlıyor. Sadece cinayetten de bahsetmiyorum bu arada :D :D :D Yorumlarınızı ve teorilerinizi bekliyorum bakalım :*
Gelelim yabancı kelimelere;
Tarlatan: Tarlatan, gelinlik ve bazı abiye elbiselere kabarıklık vermesi ve yürürken ayağa dolanmaması amacıyla kullanılır. Genelde; balenle yapılan, gelinliğin altına giyilen iç etek olarak da tanımlanır. Özellikle prenses kesim gelinlik modellerinde çok sık tercih edilir.
Lövye: Hava taşıtlarını kontrol etmeye yarayan kumanda koludur. Lövye; kanatçık ve irtifa dümeni gibi kumanda yüzeylerinin hareket ettirilmesinde kullanılır.
Her gün bir yeni bilgi. Ben de lövyenin ne demek olduğunu bu kısmı yazarken öğrendim :D