6. Bölüm
Kutudan çıkarttığım kombinimle aynaya bakıyordum. Bence elimdekilerle yapabileceğimin en iyisini ortaya çıkarmıştım. Beyaz, kalp yaka bir büstiyer ve uçları püsküllü, havuç paça bir jean giymiştim. Kıyafetler yine dardı; nefes alırken göğüslerim büstiyerden taşacak gibi şişiyordu ve jeanin düğmesi nefesimi kesiyordu ama elden ne gelirdi ki?..
Kızıl dalgalarımı başımın tepesinde koca bir topuz olarak toplamıştım, kapım tıklanırken dudaklarıma kirazlı nemlendirici sürüyordum.
Kapımı açtığımda Harvey'yi göreceğimi beklemiyordum doğrusu. Ya Liana ya da gümüş tepsili kız gelir sanıyordum. Oysa Harvey elinde bir ayakkabı kutusuyla karşımdaydı. Kapının önünden çekilip girmesine izin verdim. İçindeki düz siyah tişörtü ve çift yırtmaçlı blazer ceketiyle salaş ama tuhaf bir şekilde ciddi görünmeyi becermişti. Dağınık saçları ve kalçalarından dökülen pantolonuyla etkileyiciydi. Dağıttığım kıyafet kutusuna bakarken kaşlarını çattı. Nefes alırken taşan göğüslerimi görerek bakışlarını yüzüme çıkardı.
"Kıyafetlerin küçük." Dedi durum tespiti yaparcasına. Bana mı söylüyordu? Azami oksijenle hayatta kalmaya çalışıyordum burada. "Yarın bunu halledeceğim."
Tamam, kabadayıydı, öfkesi hep kabarıktı falan ama en azından sorun tespitinde iyi, çözüm bulma konusunda cömertti.
Beklentiyle yüzüme baktığını fark edince tek dizimi kırıp gülümseyerek "Teşekkürler." Diye minnet ettim sahte bir tavırla. Gözlerini kıstı; dudakları bir çizgi gibi dümdüzdü.
"André gelene kadar aşağıda bekleyebilirsin."
Gözlerimi devirdim. Bu evde yapılacak bir şey yoktu ki, konuşacak kimse de... Ha burada durmuştum ha aşağıda. "Ne fark eder?" Diye gözlerine baktım; gözlerinden taşan öfkeyi gördüm. Sanki beni dövmek istiyor gibiydi.
Neden?
"Yanlış bir şey mi yaptım?" diye sordum usulca. Ürkütücü bakışları vardı ve sebebi her neyse bir daha yapmayacağıma yemin edebilirdim. Dudaklarını ıslatırken dişlerinin arasından konuştu.
"Gözlerini devirme."
Şokla baktım yüzüne. Dudaklarım itiraz etmek için aralansa da dik bakışları durdurdu beni. "Ciddisin." Diye soludum sorgulamama engel olamayarak.
"Tahmin bile edemezsin."
Burnumdan sertçe bir nefes alırken bozulmuş sinirlerim yüzünden gülüyordum. Delici bakışları arasında getirdiği, gri, ince topuk, tokalı pabuçları ayaklarıma geçirip karşısında doğruldum. Gözlerine dik dik bakıyordum. "Oldu mu efendim?"
Bu kez o yaladı dudaklarını sinirle. "Öğreneceksin." Tok sesi tehditkar bir şekilde kulaklarıma akarken özellikle ona değmemeye çalışarak yanından geçtim. Öğrenecekmişmişim.
Kabadayı, ne olacak!
Sivri ve küt adımlarla indim aşağı; salon akşam üstü gördüğümden daha canlıydı doğrusu. Parfe koltuklardan birinin üzerinde derin nefesler eşliğinde pinekliyor; Liana masa düzenini hazırlıyordu. Gümüş tepsili kız bu kez de sunum tabaklarının olduğu tepsiyi taşıyordu.
İçeri yöneldiğim sıra Harvey beni kolumdan yakaladı ve kapıya yönlendirdi. "Misafirimizi kapıda karşılamalıyız." Dedi. Bunu unuttuğum için kendime kızdım. En bilindik adabı muaşeret kuralıydı. Bu kuralı unutmama şaşırdım; nitekim, ne zaman bu kurala uymasam ağır cezalar alırdım babamın evindeyken.
Geçmişe dalmamak için ısınan gözlerimi kapattım. Geçmiş benim için hala geçmemişti...
Harvey'nin kolu belime sarılınca bu günüme döndüm. Bu günüm geçmişe benzerken nasıl kurtulabilirdim ki zaten geçmişimden?
Bahçe kapısı yavaşça açılırken Harvey'nin kolu altına sokulum iyice. Puro dumanı altında olmadığımızdan Harvey'den yayılan erkeksi kokuyu duyumsadım. Sigaranın kesif kokusu ve traş losyonu birbirine karışmıştı. Yakınlığımız sayesinde nefesindeki kahve-viski kokusunu aldım. Ve biraz da, teninin kokusunu bastırmayacak kadar, erkeksi parfümü dolamıştı etrafımızı.
Yutkundum.
2022 Renault Megane E-Tech bahçe sınırlarından girerken kokusuna sarhoş olmamakla meşguldüm.
Etkilenmemek zordu. Aklım ondan hoşlanmam için bütün nedenleri sıralarken sertçe salladım başımı. Nedenleri sıralayıp hoşlantımı cismani bir hale bürümeyecektim. İsterse dünyanın en karizmatik adamı olsun. Harvey bir katildi ve ondan etkilenmeyecektim. Kolumun içini çimdikleyip park eden araçtan inen adama doğru gülümsedim.
İnen adam tipik bir Fransız'dı. Minyon boyu hariç. Geniş bir alnı, düz inen, karakteristik bir burnu ve dar çenesi vardı. Birbirine eşit uzaklıkta badem biçimli gözler ve çene gamzesiyle ilk bakışta Fransız olduğu anlaşılıyordu. Harvey gelen adama doğru birkaç adım atınca himayesi altındaki bedenim de onu takip etti.
"Harvey," Adam elini Harvey'ye uzatırken Harvey elini üzerimden çekip adamın elini sıktı.
"André."
André'nin açık kahve gözleri bana dönerken elimi parmaklarımdan yakalayıp dudaklarına götürdü.
"Bu güzel hanım da kim Harvey?" André'nin iltifatını gülümseyerek karşıladım.
"Amy," Dedi Harvey elimi hala tutmakta olan André'ye ürkütücü bakışlar atarken. "Sevgilim."
Amy; elbette, o aptal gecede rakiplerine söylediği isim buydu. Elbette adım Amy'di. Artık kimlik bunalımı yaşayabilirdim; yaşasın! Eyşan, Zoe ve en nihayetinde Amy.
Hayatımı kolaylaştırmak için kaçmıştım evden. Özgür olmak için falan. Bunlar fazla komplikeydi ama Harvey elini tekrar belime atıp beni içeri yönlendirince içsel tartışmamı bir kenara atarak elimi André'nin elinden kurtardım. Esasında hiç de nazik olmadığını bildiğim Harve'nin bana öncelik tanımasıyla salona girdim. Masa hazırdı ve ortalıkta kimse görünmüyordu. Harvey André'ye bakarak masayı gösterirken ben çoktan koltuk başına oturup bacak bacak üstüne atmıştım.
"Önce meseleyi halletmek isterim Harvey." Dedi André.
"O halde bahçeye çıkalım." Harvey açıkça ortadaydı ki beni meseleye dahil etmek istemiyordu. Şakaklarımdan dökülen bukleleri parmaklarıma dolayarak iki kötü adama baktım. Benim işime gelirlerdi. Hadi çıksınlardı. Hatta mümkünse yemeğimi yalnız yeseydim ve esaret altındaki bir günümü daha sonlandırıp odama gitseydim.
"Amy'nin de bize eşlik etmesini isterim." André'nin sözleriyle bakışlarımı kaldırdım. Beni bu işlere karıştıramazlardı. Ben koko bile kullanmazdım, ki imalatıyla ilgileneyim. Tebessüm ederken erkekleri en çok tatmin edecek o cümleyi kurdum.
"Siz erkekler daha iyi bilirsiniz, beyler." Dedim ışıl ışıl gözlerle. "Ben sadece kenar süsüyüm."
Eğer bunu bana bir başkası demiş olsaydı muhtemelen o kişinin bacak arasını tekmelerdim ama burası bıçak sırtı bir köprüydü ve nasıl yürüyeceğimi bilmezsem ayaklarımı kesebilirdim. Dediğim gibi; kendimi yekpare seviyordum, pare pare değil.
André erkeklik egosunun okşanmasından olsa gerek, genişçe sırıtırken Harvey'ye döndü. "Ne kadar şanslısın Harvey," dedi neşeyle. "Her erkeğin rüyasını süsleyecek kadar güzel ve haddini bilen bir kadınla birliktesin."
İltifat etmişti cücük beyinli.
İltifatıyla ihya olmuş gibi gülümsedim. André centilmen bir erkek gibi koluna girmem için dirseğini vücudundan kaldırıp bana doğru uzatınca kısa bir an Harvey'e baktım. Tetikteki bedeni ve delici bakışlarıyla André'nin bana uzattığı koluna bakıyordu. İzin vermesini ya da araya girmesini bekledim. Ne de olsa efendi olan oydu. Harvey birkaç küçük adımda André ve benim arama girerken rahatladım. "Sanırım niyetin sadece ortaklık değil," diyerek André'ye dönen Harvey, inceden bir tehdit ediyordu müstakbel ortağını. "Üzgünüm André ama sevgilimi elde etmene izin veremem." Kısık kahkahası tehdidini gölgelese de biliyordum; André'nin, sahte de olsa, sevgilisine iltifat edip kolunu uzatmasından hoşlanmamıştı.
Dudaklarımı ıslatırken sanki gerçekten sevgilimmiş gibi Harvey'e döndüm. Elini belime atıp beni bedenine yasladığında gülümsüyordu. "Amy'nin de söylediği gibi, erkekler işlerini yapsın." Diyerek André'yi çıkışa yönlendirdi. Gidişlerini izlerken mırıldanmaktan alıkoyamadım kendimi.
"Dingiller."
Arkalarında kalmak konusunda sıkıntım yoktu; doğrusu beni mafya işlerine bulaştırmadıkları için memnundum. Masaya geçip Merlotte marka şarabı açtım. Biraz havalandırdıktan sonra kendime bir kadeh doldurup cam duvardan görünen yıldızlı gökyüzünü izlemeye başladım. Gözlerimi biraz kısıp odaklanınca Eyfel'in sivri ucunu bile seçebiliyordum. Baştan aşağı pembeye boyanmış olmalıydı; nitekim ucu pembe bir kutup yıldızı gibi parlıyordu.
Cebimdeki telefon titreşince manzaranın verdiği keyiften uzaklaşıp telefonuma uzandım. Kimin aradığı konusunda meraklı değildim. Biliyordum. Muhtemel ki Natt üç gecedir nerelerde olduğumu merak ediyordu.
Natt Arıyor...
Ciğerlerimi nefesle doldurup açtım telefonu.
"Güzellik, nerelerdesin?"
Senin tekinsiz işlerin sağ olsun; bir uyuşturucu mafyasının mabedindeyim.
"Bir yerlerde."
"Nasıl bir yerlerdesin?"
"Söyleyemeyeceğim bir yerlerdeyim." Dedim bu kez de.
"Kızım, sessizlik yemini mi ettin?" Gerçekten merak etmiş olmalıydı. Değilse bu kadar sorgulamazdı. Ama söyleyemezdim. Onu kendi tekinsiz hayatından karanlık adamların yoluna çekmek istemiyordum çünkü salaktı. Hemen geliverirdi.
"Bir erkekleyim işte." Dedim daha fazla sorgulamasını istemediğimden. "Takılıyoruz falan."
"Oh," Sesi hem ciddileşmiş hem keyiflenmişti. Konu cinsellik olunca tüm erkekler mi amsalak olurdu? "İyi eğlenceler o zaman."
Keşke eğleniyor olsaydım. "Ne kadar eğlenceli olduğu konusunda hiçbir fikrin yok Nathaniel." Dedim sahte bir cilveyle.
Keyifli bir kahkaha attı. "Peki," dedi. Rahatlığı sesine yansımıştı. "Ama perşembe gecesi gettoda ki yarışı unutma bebek."
Oh. Evet, yarışlar devam ediyordu. "Unutmam." Dedim otomatik bir sesle.
"Peki güzellik." Dedi Natt içimdeki çaresizlikten bi' haber. "Perşembe getto da görüşürüz." Ve kapattı.
Dudağımı ısırdığımda içimde tutuşan alevin beni ısıttığını hissettim. Yarışlar... Nefes alma sebeplerim ve hatta bebeklerim. Harvey yarışlara gitmeme izin verir miydi?
İçimde kötü kadın kahkahası atan bir ses, 'Sormaya bile tenezzül etme.' Dedi acımasızca. Telefonu dudağıma bastırıp yutkundum. Bir dediğini iki etmemiştim, ne kadar sabrını zorladığımı söylese de aslında usluydum. İstediği gibi üç maymunu oynuyordum. Görmüyordum, duymuyordum... Tamam konuşuyordum ama... Neden izin vermesindi ki?
'Peşindeki hayranların yüzünden olabilir mi?' dedi aynı acımasız ses. Bir muhatabım olmamasına rağmen kaşlarımı çattım.
"Ve Aphrodith'in hala burada," André'nin yumuşak sesi kulaklarıma dolunca içsel muhabbetimi sonlandırarak kapıya döndüm. Harvey'nin suratı olmasının mümkün olduğunu bilmediğim bir ölçüde ifadesizdi. Gözlerindeki kabaran öfkeden konuşmalarının istediği gibi sonuçlanmadığını anladım. "Biraz da sen anlat Amy'ciğim."
Konuşan adama bakıp gülümsemeye çalıştım. Hem Natt'le konuşmamız hem de Harvey'nin gözlerinden taşan öfke yüzünden nasıl davranmam gerektiğini bilemiyordum. Bir ipucu için Harvey'ye baktım ama taş kesilmiş ifadesinde beni yönlendirebileceği tek mimiği yoktu.
Risk almak istemedim.
Emin adımlarla Harvey'ye gidip yanında poz verirken sevimli bir şekilde burnumu kırıştırarak "Ne bilmek istersin André?" diye sordum.
Kısık bir kahkaha atan adam masaya yaklaşarak kendine ve Harvey'ye birer kadeh Merlotte doldurdu. Masadaki beurre blancten bir çatal alıp ağzına attığında Harvey'nin belime dolanan elinin kasıldığını hissettim. Öyle ki an be an belimi sıkıştırıyordu ve lanet olsun! Tikim vardı! Kısık bir inlemeyle kolları arasında yay gibi gerildim. Hareketime hazırlıksız yakalanmıştı. Çıkardığım sese ve ani gerilen bedenime şaşkınlıkla bakıyordu. "Belimle oynama." Diye mırıldandım yalvararak. Çünkü bazı manyaklar vardı ve tikimi keşfettiğinde sanki kurmalı bebekmişim gibi sürekli oynarlardı. Gerçi Harvey'nin o manyaklardan olduğunu sanmıyordum.
O, başka tür manyaklardandı.
"O ses senden mi çıktı Aphrodith?" dedi André merakla ikimize dönerken. Harvey'nin göğsünün yükseldiğini ve saçlarımı okşayan nefesini sakince dışarı üflediğini fark ettim. Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.
"André, sanırım anlamadın." dedi özellikle sakin kalmaya çalışarak. "İş anlaşmamız ne olursa olsun; Amy, benim."
Hayır ya, mevzu kokaindi. Ben yanlarında bile değildim! Adamın beni ne tür bir tehlikeye soktuğundan haberi var mıydı acaba?
"Senin Jules'la beraber olduğunu sanıyordum." Dedi André umursamayarak.
"Amy benim kadınım." Harvey'nin sesindeki ateş püsküren tonu kontrol edebilmesine şaşırarak Harvey'e baktım. Hep öfkeli gözlerinden bu kez dehşet fışkırıyordu sanki.
"Evet," dedim yangını kontrol edebilmek adına. "Ben onunum André-"
"Adını ağzına alma!" dedi tek solukta.
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı. Yutkunurken minik bir adımla Harvey'nin arkasına geçtim. Harvey André'nin hala tutmakta olduğu kadehini alıp adamın kadehine çarparken "Ortaklığımızı kutlarım André!" dedi sertçe. "Ama bu kadar. İkimizin de iyiliği için, bir daha evime gelme."
André anlayışla gülümseyip kadehi masasına bırakırken başını yana eğerek bakışlarımı yakaladı. "Bir erkeğin metresi olamayacak kadar güzelsin Amy," dedi. Gözlerinde çakan kıvılcımın giderek büyüdüğünü görebiliyordum. Harvey'nin yumruk olmuş elinin boğum boğum parmaklarındaki beyazlıkları da.
Onu sakinleştirmek zorunda olmadığımı biliyordum ama sonrasında Harvey'nin öfkesini bana yöneltmesinden korkuyordum. Uzun bacaklarımla koşarcasına Harvey'nin yanına gidip arkasına saklanırken yumruk olmuş elini kavradım iki elimle.
"Herhangi başka bir erkeğin karısı olmaktansa Harvey'nin metresi olmayı tercih ederim." Dedim. Sesimde tereddütte yer yoktu. André tek kaşını kaldırırken son kez kadehini yudumladı ve sanki az önce iplerin kopmasına sebep olacak bir gerginlik yaşanmamış gibi gülümsedi.
"İşe başlamak için sabırsızlanıyorum."
André kapıya doğru yürüyordu ki Harvey konuştu. "Ben de." Sesindeki buz gibi soğukluk içimi titretmişti ama kuzu gibi tuttuğum elinden takip ediyordum onu.
Adamı bahçe kapısına kadar geçirip arabasının gelmesini bekliyorduk. Arkamızda Harvey'nin onlarca adamı ve sabah gördüğüm sadık kulu, Adam vardı. André önümüzde olduğu için göremiyordu ama Harvey'nin Adam'a bir işaret verdiğini görmüştüm. Adam anında Harvey'nin arkasındaydı ve adamın gürleyen arabası sağ olsun Adam ve Harvey'nin konuştuklarını duyamıyordu.
"Yarın tüm ekibe anlaşmaları imzalat." Dedi Harvey hızla. Buraya kadar sorun yoktu ama sonraki söyledikleriyle kanım donmuştu. "Ve André'yi temizle."
Nefesimin kesildiğini hissettim. İçime mıh gibi saplanan nefesimi dışarı üflemek için mücadele ederken titremeye başladığımı fark eden Harvey bana döndü. "Yukarı çıkart şunu." Dedi bana bakmadan Adam'a.
Şu ben miydim?
Adam'ın beni kolumdan yakalayıp sürüklemesine bakılacak olursa bendim. Adam'ın eli altında yukarı tırmanırken soludum. "Onu öldürecek misin?"
"Evet." Dedi Adam ilk solukta. Cevabına mı yoksa beni muhatabına almasına mı daha çok şaşırmıştım, emin değildim ama can alacak olmasının ihtimali daha ağır basıyordu. Anında kuruyan boğazımı yutkunarak açmaya çalıştım. Kapımın önündeydik; titreyen ellerimle kilidin deliğini bulmaya çalışıyordum ki Adam sabırsızca anahtarları elimden aldı. Konuşurken yüzüme bakmıyordu.
"Harvey sinirli olacaktır." Dedi. Bunu tahmin etmek zor değildi. "Cevap verme, yüzüne bile bakma. Sadece dinle."
Ne diyecektim ki zaten? Tüm showumu aşağıda yapmıştım.
Adam kapıyı açıp geçmem için önümden çekildiğinde bahçede konuşan iki adamı gördüm. Andrée hala gitmemişti. "Duydun mu beni? Kendin için, kedi kadar uslu ol."
Zaten başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Uslu kızlar gibi başımı sallarken Adam'ın odamı terk ettiğini fark ettim. Araba da bahçeden çıkıyordu; bahçe kapısı kapanır kapanmaz Harvey'nin koşar adımlarla eve yürüdüğünü görerek kapıma gittim.
Kapımı kilitlesem bu işe bulaşmamayı becermiş olur muydum? Sonuçta konu ben değildim.
Bok değildim. Her şeyin sahibi olduğunu sanan bir megolamanyağın esiriydim; sahte de olsa metresi yani malıydım ve birisi onun malına göz dikmişti. Gerçi ben suçlu olduğumu sanmıyordum ama Harvey'nin düşünce yapısını bilemiyordum. O hastalıklı eril düşüncelere sahipse, bana kuyruk mu salladın, diye bile sorabilirdi.
Oysa ben ne onun metresi ne de malıydım. Kuyruk falan da sallamamıştım!
Yine de yukarı kadar gelen ayak seslerine bakılırsa bu gerçekler Harvey için o kadar da önemli değildi; o, ana bakıyordu. Minik adımlarla pencere pervazına gerilerken Harvey kapımın ağzına kadar gelmişti. Gözlerinden taşan öfkenin hedefi olmak istemiyordum. O yüzden parmaklarımla oynayarak yere baktım. Adımlarının yere basışı o kadar kuvvetliydi ki gözlerimi kapadım. Bir an, sadece kısa bir an babam gibi davranmasından korktum. Bu kısa korku anında yüzüne bakma gafletinde bulunmuştum. "Bir daha kimse sana söz vermeden konuşmayacaksın." Dedi buz gibi bir sesle. Titreyen parmaklarım birbirine girmiş bir top yumak gibi kıpırdanıp dururken dudak büktüm. Konuşmuş sayılmazdım ki.
"Ağzını bile açma." Deyince konuşmaya hazırlandığımı fark ederek duraksadım. "Benim himayemdesin, etrafımdakiler seni benim kadınımsın sanıyor; ona göre davran!"
Sinir dudaklarımı yukarı doğru gerdiğinde niyetim gülümsemek değildi ama kendimi durduramıyordum. André'ye, Harvey'ye ait olduğumu söylemiştim; kendimi mal yerine koymuştum. Bunun hiçbir hükmü yok muydu yani?
"Dudaklarındaki alaycı gülüşü sil." Düz sesindeki tehdit iliklerime işlerken
"Kanadının altından çıkmadım bile." Diye tısladım. Burada terbiyesizliği yapan André'ydi. Neden fırçayı ben yiyordum?
Birkaç koca adımla burnumun dibine kadar sokulan Harvey çenemi yakaladı. "Hayatta kalmanın reçetesi bana yapışmansa o zaman yapış." Dedi. "Çünkü seni korumamın tek sebebi itibarımı elimde tutmak. Senin hayatta kalman önemli olabilir ama inan benim önceliğim değil."
Dişlerimi sıkarak yutkundum. Beni yanına almasının sebebi ailesiydi; hayatta tutmasının sebebi ise itibarı. Kendimi iyice kurbanlık koyun gibi hissetmeye başlamıştım. "Hani ölümüm Fransa'nın mafya hesaplaşmasını engellerdi?" dedim güçlü bir sesle. Dudaklarını ıslatırken keskin dişlerini özellikle gösterdi. Sanki boğazımı parçalamak istiyor gibiydi.
"Bir hesaplaşmanın ortasında ölürsen umurumda olmaz kadın." Dedi tane tane. "Ama benim evimden, benim kadınımı kaldırmaya çalışan adama izin verirsem; işte bu beni itibarsızlaştırır."
Hah! Ölümün bile çeşitleri vardı demek! Elimin tersiyle çenemi tutan parmaklarını ittirip gitmeye çalıştım ama havadaki elimi yakalayıp beni ters çevirirken "Atacağın adımları hesaplayamıyorsun." Diye tısladı. "Niyetin ölmekse şuracıkta kırabilirim boynunu."
Yutkunarak başımı çevirmeye çalıştım ama kolumu sabitleyen parmakları beni cezalandırırcasına sıkılınca "Bırak beni de kurtulayım senin boğucu cenderenden!" dedim bu kez kıpırdamadan. Bıkmıştım yahu! İki günde tükenmiştim. Hiçbir şey yapmasam bile suçluydum; esirdim, konuşacak kimsem bile yoktu. Bahşettiği kıyafetleri bile beni boğmaya çalışıyordu. Onun himayesinden çıkmak ölüm müydü? Himayesi altında da yaşanmıyordu ki!
"Canının kıymeti yok!" Tuttuğu bileğimden savururken bir adım geri çekildi. Savrulan bedenim dengesini ararken sıktığı bileğimi okşadım. Yüzünde arafta kalmış bir adamın şaşkın ifadesi vardı. Onu ikileme mi sürüklemiştim. İyi.
"Bana esir gibi davranma, sana ait olayım." Dedim tane tane. Kahretsin ki bir ateş hattının ortasındaydım. Ölmek istemiyordum ama bu yaşamak değildi. Ailesini mi korumak istiyordu; itibarını mı kaybetmek istemiyordu? Tamam. Beni koruyacaksa oyununa vardım ama benim de kurallarım vardı. Hızlı adımlarla karşısına geldim. Uzun bacaklarım ve ökçelerimdeki topuklularım sayesinde uzun boyunun karşısında dimdik duruyordum. İnce bir buz üstünde yürüdüğümü bilerek usulca konuştum. "Benden istediğin her ne varsa yapmaya razıyım." Dedim yavaş yavaş. Gözleri pür dikkat gözlerimdeydi. "Ama ben insanım Harvey, köpek yavrusu değil. Bırak yaşayayım." Kelimeleri yavaş yavaş solurken minik minik adımlar atıyordum ona doğru. Öyle ki göğüs göğüseydik.
"André'nin karşısında sana geldim; sana ait olduğumu söyledim ve kanadının altından çıkmadım ama yine bana kızıyorsun."
"Sen bu hayatı bilmiyorsun." Dedi. Bakışları an be an yumuşasa da sesi bir buz sarkıtı gibi soğuk ve sertti. Ayrıca...
Ben mi bilmiyordum bu hayatı?
"Sözünden de çıkmıyorum ama." dedim intim bir tonda yalvarırcasına. "Bana biraz daha imtiyaz veremez misin?" Yavaşça dudaklarını yalarken bakışlarını aşağı indirdi. Gözleri önce yarı aralık dudaklarımdaydı ama iç geçirip büstiyerimden taşan göğüslerimi belirginleştirdiğimde gözleri daha da aşağı kaydı. Tam kıvamındaydı. Azılı bir mafya da olsa Harvey'nin erkek olması her zaman lehime olacaktı. Saçlarımı tokamın esaretinden kurtarırken soludum.
Derinleşen soluklarından onu heyecanlandırdığımı anladım. Eli saçlarımın uçlarına ulaştığında gülümsedim. Beklenti dolu bakışları açlıkla boynuma kaymıştı. Boynumu onun için yana eğip gözlerimi kaparken eli saçlarımın arasında kaybolmuştu adeta.
Diğer eli ise belimi kavrayarak bedenine yasladı beni. Dudakları çenemin altından boynuma kayarken ellerimle güçlü kollarına tutundum. Niyetim onunla sevişmek değildi asla. Sadece bir megalomanı manipüle etmeye çalışıyordum. Dediğim gibi, bu ince buz üstünde yürümeye çalışmak gibiydi ama güçlü kolları arasında olmak benim de içimin titremesine neden oluyordu. Sıcak dudakları boynumda kayarken hiç niyetimin olmadığı bir şekilde inledim. Sivri köpek dişleri dudaklarından sıyrılmış, tenimde gezintiye çıkmıştı; saçlarımın arasındaki elini yumruk yapıp aşağı çekince dişleri boynumu baştan başa çizdi.
Kalbimin olmaması gerektiği kadar hızlı çarptığını hissettim.
Bedenimi kendine daha da yasladığında erekte olduğunu fark etmiştim. Beni keşfetmesine biraz daha izin verirsem oyunumun iplerini elimden kaçıracağımı hissediyordum.
Heyecandan titreyen ellerimle omzuna tutunup elinden kurtuldum; boynumdan soluklar alan adam için tiz bir sesle ve arzuyla fısıldadım. "Harvey," Erkekleri sevişirken en çok ateşlendiren şeylerden biri isimlerinin sayıklanmasıydı. Ya da bilmiyorum; öyle güzel sayıklıyordum ki mest oluyorlardı. Aynı tonda tekrar ettim ve istediğimi elde etmiştim.
Harvey boynumdan ayrılarak yüzüme baktı arzuyla. "Söyle." Diye emretti.
Parmaklarımla çenesine uzanırken gözlerimi kapattım. Aralık dudaklarımla bana ulaşmasını bekliyordum ki geldi. Yumuşak dudaklarının esareti altında ezilirken keyifle inledim. Ne yaptığını bilir gibi dudaklarımı ısırıyordu; dili dudaklarımda ve ağzımın içindeydi.
Doğrusu sımsıcak olmuştum. Öpücüğüne düşüvermek; tabiri caizse ellerinde bir oyuncak gibi yoğrulmak çok cazip geliyordu ama soluk soluğa beni duvara yaslayıp tüm ağırlığıyla üzerime yıkılınca bunu bitirmenin vakti geldiğini anladım.
"Özgürlüğümü geri verecek misin Harvey?" diye fısıldadım ağzının içine doğru.
Bıçak gibi kesilmişti dokunuşları. Hemen tepki verip 'Hayır,' demesini istemiyordum. O yüzden parmak uçlarımla çenesini okşarken son hamlemi yaptım. Kendimi üzerine bastırıp yalvardım. "Özgürlüğümü ver; istediğin kadın olayım."
Burnundan nefes verirken bir süre şehvetten ısınmış yüzümü izledi. Doğrusu, oyunumun içinde kaybolmaya ben de çok hazırdım ama bu bir sevişme değildi. Bu bir manipülasyondu.
Çenesindeki ellerimi hışımla aşağı iterken bakışlarını çekip küfretti. Komodinimde duran anahtarı alınca ne yaptığımı anladığını fark ettim. Koşar adım peşinden gitsem de beni koluyla uzaklaştırarak konuştu.
"Zayıf noktamı bulabilirsin Zoe," dedi. Sesinde sımsıcak bir ton olmasına rağmen mesafeli bir tavır vardı. "Ama beni kandıramazsın."
Kolumdan yakalayıp beni yatağa oturttuktan sonra elindeki anahtarı gösterdi. "Özgürlük mü istiyorsun?" diye sordu hemen sonra. Sesindeki sıcaklık hızla kayboluyordu. "Önce istediğim kadın ol."
Arkasından koşsam da kapıyı kilitlemesine engel olmadım. Sinirle yumrukladım kapıyı. "Senin kölen olmayacağım!"
"O halde esir olmaya devam edeceksin demektir." dedi kapı ardından yükselen boğuk sesi. Hiçbir şey demeden kapıyı tekmeledim. Bu odada bir kuş gibi kafeslenmiştim; hiçbir çıkışı yoktu ve kafesin sahibi ürkütücü bir manyaktı! Öfkeden köpürüyordum adeta; hiçbir şeye de kanmıyordu manyak! Hormonlar işin içine girince ipleri elinden salar sanmıştım ama belli ki Harvey'yi bu konuda hafife almışım.
"Özgürlüğün için istediğim kadın olmaya razıysan; işe, bana ait olmakla başla."
Gittiğini sanmıştım ama söylediklerine bakılacak olursa hala oradaydı ve mucizevi bir şekilde onu manipüle ettiğimin kanıtları, kelimeleriyle kapımın ardındaydı.
-
-
-
Not: Bilmediğiniz kelimeler varsa lütfen sormaktan çekinmeyin.
Not 2: Zoe valla eviriyon çeviriyon Harvey'yi istediğin yere getiriyon :D Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, fikirlerinizi ve yorumlarınızı duymak isterim. :3